78/69 - Hâkka (hakikât) Suresi (52 ayet)

اَلْحَٓاقَّةُۙ(١) (1) O gerçekleşecek olay (kıyamet)!
مَا الْحَٓاقَّةُۚ(٢) (2) Nedir o büyük olay?
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ(٣) (3) O büyük olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin!
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ(٤) (4) Semûd ve Âd, kapılarını çalacak felâketi yalan saymışlardı.
فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ(٥) (5) Semûd kavmi çok şiddetli bir depremle helâk edildi.
وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ(٦) (6) Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi.
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ(٧) (7) Allah o kasırgayı ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine gönderdi. Öyle ki (orada bulunsaydın), o kavmi devrilmiş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ(٨) (8) Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?
وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ(٩) (9) Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler (halkı) hep o günahı işlediler.
فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً(١٠) (10) Rablerinin elçisine karşı geldiler, O da onları amansız bir şekilde yakalayıp cezalandırdı.
اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ(١١) (11) Bir zamanlar sular coştuğu vakit sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık;
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ(١٢) (12) Bunu sizin için ibretli bir ders olsun ve kulaklardan hiç çıkmasın diye yaptık.
فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ(١٣) (13) Sûra bir defa üflendiğinde;
وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً(١٤) (14) Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde;
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ(١٥) (15) İşte o gün olacak olur.
وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ(١٦) (16) Gök yarılır, o gün (bütün) bunların düzeni çökmüştür.
وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ(١٧) (17) Melekler göklerin etrafındadır. O gün rabbinin arşını bunların da üstünde olan sekiz (melek) yüklenir.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ(١٨) (18) O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ(١٩) (19) Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki "Alın kitabımı okuyun;
اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ(٢٠) (20) Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ(٢١) (21) Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir;
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ(٢٢) (22-23) Meyveleri kolayca devşirilebilir yüce bir cennettedir.
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ(٢٣)
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ(٢٤) (24) Onlara "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak âfiyetle yiyin için" denir.
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ(٢٥) (25-26) Kitabı sol tarafından verilene gelince o, "Keşke" der, "Bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!
وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ(٢٦)
يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ(٢٧) (27) Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi!
مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ(٢٨) (28) Malım bana hiç fayda sağlamadı;
هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ(٢٩) (29) Güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti."
خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ(٣٠) (30) (Ve şöyle emredilir:) Onu yakalayıp bağlayın;
ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ(٣١) (31) Sonra onu alevli ateşe atın!
ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُۜ(٣٢) (32) Sonra da (diğerleriyle birlikte) onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire dizin!
اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ(٣٣) (33) Çünkü o, ulu Allah’a iman etmezdi;
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ(٣٤) (34) Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.
فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ(٣٥) (35) Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ(٣٦) (36) Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur!
لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟(٣٧) (37) Onu da günahkârlardan başkası yemez.
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ(٣٨) (38-39) Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,
وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ(٣٩)
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ(٤٠) (40) Kur’an elbette değerli bir elçinin sözüdür.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلاً مَا تُـؤْمِنُونَۙ(٤١) (41) O bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَۜ(٤٢) (42) O bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ(٤٣) (43) O, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ(٤٤) (44) Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ(٤٥) (45) Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ(٤٦) (46) Sonra onun can damarını koparırdık.
فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ(٤٧) (47) Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.
وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ(٤٨) (48) Doğrusu Kur’an, takvâ sahipleri için bir öğüttür.
وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ(٤٩) (49) İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِر۪ينَ(٥٠) (50) Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır.
وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ(٥١) (51) O, gerçekten kesin bilginin kendisidir.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ(٥٢) (52) Şu halde ulu rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et!