@twitter-𝕏
Türk Bitig

Eski Türkçe Sözlük

Eski Türkçe Sözlük - Türk dilinin, öz Türkçe'nin köklerinden, bin yıl önceki halinden, güzel kapsamlı bir eski Türkçe kelimeler dizini, Divânu Lügati't-Türk dizini.


  1. a: şaşalamayı anlatan bir edat· I, 39
  2. aba: ayı· I, 86
  3. aba: baba· I, 86
  4. aba: ana· I, 86 bkz> ana, apa
  5. aba başı: dağlarda yetişip dağlıların yediği hıyar gibi dikenli bir ot; yer mürveri, Cannabis sativa. I, 86
  6. abaçı: umacı, bununla çocuklar korkutulur; a ğır basma, kâbus· I, 136
  7. abakı: bostan korkuluğu, I, 136
  8. abalı: bir şeyi az görme ve azımsama zamanında söylenen kelime· I, 137
  9. abarñ: "eğer" anlamına şart edatı, I, 134, 399, 442; II, 209
  10. abıdmak: gizlemek, saklamak· I, 216 bkz>ab ıtmak
  11. abımak: gizlemek, örtmek. III, 250
  12. abıtgan: daima gizleyen, saklayan· I, 154
  13. abıtmak: gizlemek, saklamak, örtülmek· I, 206, 216 bkz>
  14. abıdmak aç: aç, karnı tok olmayan, I, 75, 79, 387, 452. 453, 517; II, 227
  15. : çağırma, ünde, ünlem edatı· I, 35
  16. açı: yaşlı kadın, hanım nine· I, 87 bkz> eçi
  17. açıg: nimet içinde yaşayış, I, 63
  18. açıg: hanın bahşışı· I, 63
  19. açıg: acı, acı olan her nesne; ekşi· I, 63, 279; II, 75, 299, 311; III, 272
  20. açıglıg: bolluk içerisinde bulunan (kimse)· I, 147
  21. açıglıg: ekşili, içine konanı ekşiten, I, 147 bkz>açıglık § açıglıg küp; içine konanı ekşiten küp, içinde ekşi bulunan küp·.I, 147
  22. açıklıg tutmak: iyi gıdalar ile beslemek· I, 63 ,
  23. açıglık: acılık· I, 150 bkz> açıglıg
  24. açıgsamak: canı ekşi istemek· I, 279, 302
  25. açıgsımak: ekşimek, acılaşmak· I, 282
  26. açık: büyük kardeş, I, 64
  27. açıkmak: acıkmak· I, 21, 190
  28. açılmak: açılmak· I, 193, 194; II, 71, 122 bkz> açl ınmak
  29. açımak: ekşimek, (yara, vücut) acımak· III, 252
  30. açınmak: doyumluk ve yem vermek, açınmak; açılmak; açar gibi görünmek. I, 199, 200
  31. açışmak: açmakta yardım ve yarış etmek· I, 180
  32. açışmak: ekşimek, acılaşmak· I, 180
  33. açıtgan: daima ekşiten, acıtan, ekşitgen· I, 154
  34. açıtmak: ekşitmek; acıtmak, I, 207
  35. açlık: açlık· I, 114
  36. açlınmak: açılmak· I, 256, bkz> açılmak
  37. açlışmak: açılmak .I, 239
  38. açmak: açmak; aramak; fethetmek, I, 163, 354, 358; II, 188; III, 18, 217, 234, 235
  39. açmak: karnı acıkmak· I, 172, 283
  40. açsamak: açmak istemek, I, 276
  41. açturmak: açtırmak, I, 218
  42. açuk: açık, I, 64, 94
  43. açuklug: koçak, huyu güzel· I, 147
  44. açukluk(g): açıklık, I, 150, § yüz açuklugı; yüz gülümseyişi· ı, 150 § kapug açuklugı; kapı açıklıgı. I, 150
  45. açurgan: çok acıktıran, çabuk acıktıran., I, 156; III, 68
  46. açurmak: acıktırmak, aç bırakmak. I, 268
  47. adaklık: üzüm çardaklarına ayak yapılacak ağaç· I, 149
  48. adaş: arkadaş, dost· I, 61, bkz> adaş·
  49. adaşlık: dostluk, arkadaşlık; sadakat· I, 149
  50. adguk: kim olduğu belli olmayan sığıntı adam· I, 99 bkz> aduk, aduk, agduk
  51. adın: başka, diger, ayrı· I, 45, 76, 98; III, 151, 222 bkz> ad ın, adruk, ayruk, edin
  52. aduk: tanınmayan, bilinmeyen· I, 65 bkz> adguk, aduk, agduk
  53. ad: ipekli kumaş ve benzeri glbi dokuma cinsinden sanat eseri olan her şey· I, 79, bkz> ed,
  54. ad: iyilik ve uğur belgisi· I, 79
  55. adak: ayak· I, 32, 53, 59, 65, 84. 165, 181, 182. 241, 268, 342, 353, 361, 380, 382, 522; II.II,16,112,131.137,142, 146, 158, 190. 195, 209, 215. 247, 327, 364; III, 97, 276, 280, 288, 296, 307, 337, 421,430, 435 bkz> ayak, azak
  56. adaklamak: ayağa vurmak· I, 304
  57. adaklanmak: ayaklanmak, ayak sahibl olmak·I, 293, 294
  58. adaklıg: ayaklı· I, 147
  59. adaş: arkadaş, dost· I, 155 bkz> adaş
  60. ad bolmak: iyilik getirmek· , 79
  61. adgır: aygır·I, 18, 95, 152, 188, 234, 236; II. 96, 109,153, bkz> ayg ır § ögütlüg adgır; dişisi bulunan aygır, I, 52
  62. adgırak: kulakları ak, vücudunun öbür tarafları kara olan erkek geyik; da ğ keçisi tekesi·1, 144
  63. adgırlanmak: aygırlaşnnak; aygır bulmak· I, 313
  64. adıg: ayık· I, 63 § esrük adıg; sarhoş ayık· I, 63
  65. adıg: ayı· I, 63, 84, 332 bkz> ayıg·
  66. adıglıg: ayısı çok olan· I, 147
  67. adıg merdegi: ayı yavrusu·I, 480
  68. adıklamak: şaşalamak·III, 339 bkz> aduklamak·
  69. adılmak: ayılmak,I, 194
  70. adın: başka, diğer, ayrı,I, 45, 76, 98; III, 151, 222 bkz> ad ın, adrıık, ayruk, edin
  71. adırmak: ayırmak· III, 228 bkz> edirmek, ödürmek, ödürmek, udurmak, üdürmek·
  72. adışmak: apışmak, ayrılmak. I, 181
  73. adma: bırakılan, salıverilen, başı bo;· I, 129 § adma yılkı; yaşlı olduğundan yük vurulmayan hayvan· I, 129
  74. adnagu: yabancı, başkası· III, 68
  75. adnamak: değişmek; bozulmak· I, 288
  76. adrı: buğday temizlemek için kullanılan araç,yaba, çatal, çatal de ğnek· I, 126;II, 22, 331
  77. adrı butlug: bacakları açık kişi, eğri bacak, I,126
  78. adrık: ayrık otu, Cynodon dactylon. I, 98, 113 bkz> ayr ık
  79. adrılmak: ayrılmak·I, 247
  80. adrım: eğerin altına iki yana konan keçe, teyelti I, 107
  81. adrış: ayrılış, ikiye ayrılan yolun başı· I, 96
  82. adrışmak: ayrışmak, birbirinden ayrılmak· I, 233, 234, 270. bkz> ayr ışmak
  83. adruk: başka, ayrı· I, 98 bkz> adın, adın, ayruk, edin
  84. aduk: tanınmayan, bilinnneyen, I. 65 bkz> agduk, aduk, adguk
  85. aduklamak: tanınmamak, garip görmek, yadırgamak·I, 304 bkz> adıklamak
  86. adut: avuç·I, 50, 83 bkz> avut
  87. adutlamak: avuçlamak·I, 298, 299
  88. afılgu: bir deniz ağacı·III, 146 bkz> awılku
  89. aftabı: kova·I, 432
  90. ag: iki bacak arasındaki boşluk·I, 80
  91. agan er: genizden laf söyleyen insan, genzek·I, 77
  92. agartgu: Şerbet gibi buğdaydan yapılan içki, bir çeşit buğday birası·III, 442
  93. agduk: bozuk, belirsiz, değişik·I, 65 bkz> aduk, aduk, adguk § agduk (ki şi); kim olduğu belli olmayan sığınti (adam)·I, 99
  94. agı: ipek kumaş (altın veya gümüşle işlenmiş sırmalı).I, 89;II, 153
  95. agıcı: ipek kumaşları muhafaza eden kimse,hazinedar.I, 89, 136
  96. agıl: ağıl, koyun yatağı; koyun plsliği. I, 65, 73
  97. agım: çıkım, yükselim· I, 75
  98. agır: ağır· I, 52, 53, 99; III, 68, 247
  99. agırlalmak: ikram olunmak· III, 344 bkz> agırlanmak
  100. agırlamak: ağırlamak, ikram ve ihsan etmek, I, 53, 106, 300, 301; III, 344, 347
  101. agırlanmak: ağırlanmak, ikram edllmek; pahalı bulunmak·I, 291, 292;III, 344 bkz> ag ırlalmak
  102. agırlıg: ağırlanan;·I, 45, 146 § agırlıg kişi; ağırlanan adam· I, 52
  103. agırlık: ikram ağırlayış· I, 114
  104. agış: yükseliş, ;ıkı;·I, 61
  105. agışmak: yükseli;mek, çıkıçmak, çıkmakta yarış etmek, artırışmak; koğmakta yarış etmek·I, 185
  106. agıtgan: daima çıkartan, yükselten· I, 155,156
  107. agıtmak: çıkarmak, yükseltmek·I, 212
  108. agız: agız· I, 43, 55, 129, 193, 195, 383; II. 6, 26, 175, 188;III, 102, 110, 247, 257, 339
  109. agızlamak: ağza vurmak; ağız açmak·I, 302
  110. aglak: ıssız, çorak, oturulmayan yer, boş.,I, 119, 468 § aglak yér; bo ş yer· II. 365
  111. aglamak: yalnız olmak, bo; olmak,III, 258
  112. aglatmak: savmak, uzaklaştırmak, ıraklaştırmak, boşaltmak,I, 265;III, 365
  113. agmak: çıkmak, belirmek; aşmak, yükselınek, ağmak; değişmek, başkala;mak, bozulmak, meyletmek, dönmek·I, 65,167,173, 309, 354; II, 43, 50, 61, 67, 68; III, 183, 219, 327
  114. agnamak: (hayvanlar) yatıp debelenmek; kekemeleşmek, dili tutulmak· I, 289
  115. agnatmak: (hayvanları) yatırıp debelendlrmek; dili buruşturmak, dili ağırla;tırmak·I, 267
  116. agrıg: ağrı·I, 98
  117. agrıkanmak: ağrısından şikâyet etmek·I, 213
  118. agrımak: ağrımak,I, 46, 273, 274;III, 169
  119. agrınmak: ağrımak, acı duymak· I, 252
  120. agrışmak: ağrışmak, sızlaşmak, I, 235
  121. agrıtmak: ağrıtmak· I, 261
  122. agrug süñügi: omurga kemiklerinin önce geleni, birincisi, ilki,I, 98
  123. agruk: pılı pırtı, ağırlık, yük·I, 99;III, 68
  124. agruklanmak: (bir iş veya yükü) ağırsınmak, ağır saymak·I, 313
  125. agrumak: ağırlaşmak· I, 273
  126. agsamak: (çıkmak, yükselmek, ağmak) istemek, I, 277
  127. agtarılmak: yere vurulmak, sarsılmak·I, 246 bkz> agtılmak
  128. agtarmak: aktarınak, devirmek, yenmek·II, 74 bkz> axtarmak
  129. agtılmak: yere vurulmak, sarsılmak,I, 246 bkz> agtarılmak
  130. agu: agı, zehir,I, 89;III, 339
  131. aguj: ağız, memeli hayvanların doğurduğu zaman verdigi ilk süt·I, 55 bkz> aguz
  132. agujlug: agzı, ilk sütü bulunan kişi,I, 146
  133. agukmak: agılanmak. I, 191
  134. agulamak: ağılamak,I, 310
  135. ağurşak: ağırşak,I, 149
  136. aguz: agız, memeli hayvanların doğurduğu zaman verdigi ilk süt· I, 55 bkz> aguj
  137. axlamak: göğüs geçirmek, ahlamak III, 118
  138. axsak: aksak, topal,I, 119
  139. axsak buxsak: topal ve çolaklar için söylenir. I, 465
  140. axsamak: aksamak, topallamak.I, 276
  141. axsatmak: aksatmak,I, 262
  142. axsum: sarhoşlukta kavga eden·I, 116 bkz>axsuñ
  143. axsuñ: sarhoşlukta kavga eden· I, 116 bkz>axsum
  144. axşam: akşam, I, 107
  145. axtarmak: aktarmak,I, 219, 516 bkz> agtarmak
  146. ajmuk: ak ;ap,I, 99 bkz> ıjmaklanmak· § ajmuk taz; başı şapla sıvanmış gibi kel I, 99
  147. ajun: dünya, âlem·I, 41, 77, 160, 179, 407, 420,463;II, 228, 283, 303, 335; III, 41, 52, 288, 303. 378 § bu ajun
  148. ak: ak, beyaz,I, 81, 134, 258; III, 39 bkz> örüñ, ürüñ § ak at; boz renkli at· I, 81
  149. aka turmak: akıp durmak·I, 73
  150. akı: eli açık, koçak, selek, cõmert·I, 90
  151. akılamak: selek (cömert) saymak; selekli ğe (cömertliğe) nispet etmek, seleklemek·I, 310; III, 329
  152. akılık: seleklik, cömertlik. III, 172
  153. akılmak: şaşırtmak, şaşalatmak· I, 39
  154. akım: akım, bir defada akacak kadar olan· I, 75
  155. akın: sel, akıntı. I, 15, 77, 96, 156, 212, 377; III, 39, 61, 398 § munduz ak ın; birden bire gelen sel, deli sel·I, 77 § akın munduzı; deli sel·I, 96
  156. akınçı: akıncı, geceleyin düşmanı basan asker, 1, 77, 134, 212
  157. akındı: akıntı
  158. akışmak: akışmak· I, 186
  159. akıtgan: akıtan· I, 156
  160. akıtmak: akıtmak; göndermek·I, 212
  161. akıyagak: iç ceviz, iyi ceviz, I, 90
  162. aklışmak: akı;mak· I, 88, 241
  163. akmak: akmak,I, 15. 96, 168, 343, 377;II, 19, 45, 128, 228; III, 3, 39, 127, 159, 325. 398
  164. akru: yavaş· I, 114 bkz> akrun·
  165. akru akru: yavaş yavaş· I, 114
  166. akrun: yavaş·III, 361 bkz> akru
  167. ak sakal: saçı sakalı ağarmı;, kocalmış· I, 81
  168. akturmak: aktırmak, akıtmak, I, 222; III, 17
  169. akur: ahır,I, 7
  170. al: hile, al,I, 63, 81; II, 289; III, 412 bkz> yap, yup
  171. al: hanlara bayrak, devlet adamlar ının atlarına eğer örtüsü yapılan turuncu ipek kumaş, I, 81
  172. al: al renk, III, 162
  173. ala: "acele etmeme" anlamına bir kelime·I, 92;III, 26
  174. ala: ala, alaca; ala tenli, alaca tenli ki;l kl bir çe şit derí hastalığından vücudunda alacalar olur, apraşlık.I, 81, 91 § ala at; alaca renkli, ala, k ır at· I, 81
  175. ala: insanın içinde olan gizli ;eyler· I, 425
  176. alaçu: alaçuk, çadır· I, 136
  177. alaçulanmak: alaçuk edinmek· III, 205
  178. alañ: alan, düz vé açık yer,I, 135 bkz> añıl § alañ yazı; düz ova· I, 135
  179. alañır: geleni, tarla faresl·I, 161
  180. alarmak: kamaşmak (göz); kızarmak, al olmak, ala olmak, alacala şmak, I, 179
  181. alartmak: belertmek (göz), yan bakmak· III, 428
  182. alavan: timsah· I, 140
  183. alçak: yumuşak huylu, ince ki;i, uslu· I, 41,100
  184. aldamak: aldatmak·I, 273, 472 alduzmak mal ını elinden aldırmak, soyulmak·II 87
  185. algu: alacak·I, 341
  186. alıg: kötü, fena, alık,I, 64, 384
  187. alıgsamak: almak istemek·I, 281 alık kuş gagası· I, 68
  188. alıkmak: alçalmak; bozulmak, azmak; kötüle şmek· I, 191, 192 bkz> alkmak
  189. alım: alacak; borç, I, 44, 75, 168,188, 209, 294;II, 72, 96,159,176,185, 214, 294; III, 184, 251,
  190. 288:
  191. alımçı: alıcı, alacaklı·I, 75, 409
  192. alımga: hakanın mektuplarını Türk yazısıyle yazan kimse·I, 143 bkz> ılımga
  193. alımlıg: alacaklı, alacağı olan adam,I, 148, 149, 240
  194. alımsınmak: alır gibi görünmek·I, 20 alın alın; cephe, dağın ön cephesl·I, 78;II, 79 al ınlıg er geniş ve yüksek alınlı adam,I, 148
  195. alınmak: alınmak; kendi ba;ına alacağını almak.I, 22, 203;II, 159
  196. alış: borçluyu borcu yüzünden sorguya çekme. I, 62
  197. alış: su ağzı, suyun havuzdan veya suvattan döküldü ğü ağızlar.I, 62
  198. alış beriş: bir hakkı alma ve verme.I, 62
  199. alışgan: alış (veriş) yapan· I, 518, 519
  200. alışmak: alacak almakta yardım etmek· I, 188
  201. alkalmak: alkışlanmak, övülmek·I, 249
  202. alkamak: alkışlamak, övmek I, 284
  203. alkaşmak: alkışlamak, alkışta yarış etmek·I, 237
  204. alkınmak: mahvolmak, yok olmak, bitmek, tükenmek I, 82, 195, 254
  205. alkış: alkış, övme.I, 97, 249, 284
  206. alkışmak: birbirini mahvetmek, yok etmek; , yok etmekte yar ış etmek I, 237
  207. alkmak: bozmak, mahvetmek, yiyip bitirmek, bat ırmak.III, 188, 419, 447 bkz> al ıkmak
  208. alma: elma· I, 130 bkz> almıla
  209. almak: almak· I, 40, 41, 46, 51, 53, 99,114,149, 168. 175, 236, 329, 367, 373, 412, 421, 440;II, 13, 24. 87, 110, 219, 294; III, 6, 155, 161, 224, 371, 372
  210. almıla: elma· I, 130, 138; II, 311; III, 19, 272 bkz> alma § k ımız almıla; ekşi elma· I, 366
  211. alp: alp, yiğit, kahraman, bahadır· I, 41, 123, 125, 139, 182, 183, 237, 239, 359, 370, 388, 413, 517;II, 223, 349; III, 65, 332, 393, 406 § alp tégin; yi ğit köle· I, 413
  212. alpagut: tek başına düşmana saldıran, hiçbir yandan yakalanmayan yi ğit· I, 144; III, 422
  213. alsamak: almak istemek· I, 278
  214. alsıkmak: alınmak, soyulmak, I, 243
  215. altın: aşağı, alt· I, 108, 109
  216. altun: altın, I, 52, 120, 147. 165, 185, 360, 371, 399, 504;II, 24, 153, 181, 192, 205, III, 138, 251 § altun bakan; altın halka,
  217. altunlaşmak: altın öndül koyarak bahse girmek, II, 114
  218. altun tarım: büyük kadınlara verilen ungun·I, 396
  219. alturmak: aldırmak· I, 223
  220. aluç: şeftali I, 122
  221. aluçın: yenilen boğumlu bir bitki· I, 138
  222. aluk: kel, dazlak, I, 67
  223. aluk: kaba, haşin, I, 67
  224. alwırmak: atılmak, sıçramak, I, 226 bkz> el·wirmek
  225. amaç: öküz; sapan ve benzerleri gibi çiftçi ayg ıtları·I, 52
  226. amaç: hedef, nişan yeri, annaç·I, 52, 333;II, 329;III, 107, 276
  227. amaçlamak: nişanlamak, nişan almak,I, 299 bkz> emeçlemek
  228. amaçlık: nişan yeri·I, 150
  229. amır: sis, kırağı·I, 54 bkı
  230. amrulmak: (kaynayan tencere, insan solu ğu) senmek, çekilmek· I, 53, 248, 249 bkz> em-rülmek
  231. amrulmak: yatıştırmak, dindirmek. III, 428 429 bkz> amurtmak, emrülmek
  232. amşuy: bir çeşit sarı erik·I, 115
  233. amuç: doyumluktan verilen armağan· I, 140 bkz> armagan, yarmakan amul sakin, rahat, yava ş yavaş, seğnik, kımıl· damayan; yumuşak huylu adam·I, 74;III, 131
  234. amurtmak: yatiştirmak, dindlrmek, seğnitmek·III, 428, 429 bkz> amrulmak, emrülmek
  235. amuşmak: çıkışma veya kınamadan dolayı apışıp kalmak. I, 190
  236. ana: ana· I, 32, 93, 169, 236, 278, 508;II, 96. 175;III, 18, 33, 210, 212. 272 bkz> aba, apa
  237. anaç: küçükken büyük bir anlay ış gösteren kız; anacık·I, 52
  238. analamak: ana edinnnek, ana demek·I, 311
  239. ança: o kadar, öyle, öylece·I, 63, 88, 332;III, 133, 233
  240. and: ant, yemin· I, 42, 459
  241. anda: orada, onda, ondan sonra· I, 109, 125, 130. 341; II, 96; III, 144, 224, 226, 240, 251
  242. andag: böyle, öyle, o kadar· 1. 37,118,164, 200. 321; II, 274; III, 153, 155,186, 247, 271 andan ondan, ondan sonra, I, 108, 109, 126, 130, 223; III, 422
  243. andgarmak: yemin ettirmek, ant içtirmek I, 226, 312; III, 423 bkz> añarmak
  244. andıg: elek, kalbur gibi şeylerln kasnağı·I, 118
  245. andıkmak: ant içmek, yemln etmek·I, 42, 243
  246. andın: beylerin hizmetçisi; bunlar ın adı yazılı defter,III, 77 bkz> ay
  247. andın: ondan. 1. 60, 281, 317, 323;II, 12, 245,259, 345;III, 436
  248. aña: değersiz, kıymetsiz I, 128
  249. añarmak: yemin ettirmek, ant içirmek·I, 226 bkz> andgarmak
  250. anı: onu, ona,I, 27, 37, 40, 54, 170, 171, 172, 176, 177, 178, 192, 207, 212. 213, 216, 217, 224.225, 226. 260, 261. 262, 264, 266, 267. 268, 271, 275, 276, 282, 284, 287, 299, 301,304. 305, 307, 308, 310. 311, 312, 333, 340, 352, 354, 372, 376, 395, 407, 419,
  251. anın: onun, onunla, ondan·I, 155, 285, 301; II, 13, 133, 153, 172, 204;III, 183, 240
  252. anıñ: onun·I, 27, 47, 65, 84, 87, 97,118,126, 143, 164. 173, 176, 178, 179, 182, 184, 186, 192, 196, 197, 200, 207, 209, 211, 213, 217, 220, 223, 226, 227, 229, 231, 233, 235, 237, 242, 243, 247, 255, 264, 267, 268, 273, 283, 284, 290, 291, 296, 310, 315, 320,
  253. anuk: hazır·I, 18, 68, 93
  254. anuklamak: hazır bulunmak· I, 305
  255. anukluk: hazırlık, hazırlanma· I, 150
  256. anumak: hazırlanmak· III, 256
  257. anumı: cüzam hastalığı, Elephantiasis· I, 137
  258. anunmak: hazırlanmak·I, 114, 206;III, 161
  259. anutgan: daima hazırlıklı, hazırlayan·I, 156
  260. anutmak: hazırlamak· I, 215
  261. : bir kuş adı·I, 40
  262. : yanak·I, 40
  263. : yok, değil·I, 40
  264. aña: ona,I, 352;III, 94
  265. añar: ona·I, 35, 48, 68, 69, 79, 89, 93, 94,114, 129, 131, 174, 177, 184, 201, 204, 206, 208, 214, 216, 223, 225. 232, 236, 238, .261, 265, 267, 268, 271, 274, 275, 287, 290. 296, 317, 335, 362. 407, 440, 462, 486, 494;II, 26, 61, 73, 86,117, 123,125,127,130.13
  266. añdımak: yakalamak için hile yapmak, tuzak kurmak, etraf ını sarmak I, 311, 401
  267. añduz: andız, bu otun kökü çıkarılarak atın karnı ağrıdığı zaman tedavi edilir· I, 115
  268. añıl: büsbütün, tamamiyle·I, 94, 135 bkz>alañ
  269. añılamak: anırmak (eşek)I, 311
  270. añıt: ördeğe benzer kızıl renkli bir kuş, angut, I, 93
  271. añıtmak: şaşırtmak, II, 274 bkz> eñitmek
  272. añız: anız, hububatın biçildikten sonra tarlada kalan köke yak ın sapları· I, 94
  273. añlamak: anlamak· I, 290
  274. añut: içecek şeylerde kullanılan hunl· I, 93
  275. ap: nefi ekl gibidir· I, 34 § ap bu ap ol; ne bu ne 0. I, 34
  276. apa: ana· I, 86 bkz> aba, ana
  277. aplan: sıçan cinsinden bir hayvanc ık· I, 120
  278. ar: kestane rengi, kumral, konural, I, 80 bkz> arsal, ars ıl· arsik
  279. ara: ara, arasında. I, 87, 317, 511, 528; II, 17; III, 60
  280. aralamak: aralamak, arasını bulmak, barıçtırmak·I, 309 bkz> arılamak
  281. aran: ahır, at tavlası,I, 76
  282. aranlıg: ahırlı, ahırı olan·I, 148
  283. ar böri: sırtlan· I, 79
  284. arçı: heybe· I, 124, 231, 250
  285. ardutal: hamamotu· I, 145 bkz> ordutal, urdutal
  286. argag: balık avlamak için kullanılan ucu eğri demir, olta·I, 141
  287. argarmak: yormak.I, 225 bkz> argurmak argu iki dag aras ı, uçurum·I, 127
  288. arguç: 1nsanın aldandığı nesneler·I, 95 § arguç ajun; yalanc ı (aldaticı) dünya·I, 95
  289. argulamak: arasını yarmak, geçmek·I, 317
  290. argun: sıçan cinsinden, yarım arşın uzunluğunda bir hayvan· I, 120
  291. argurmak: yormak, I, 486 bkz> argarmak
  292. argurtmak: yordurmak· I, 229 bkz> argurturmak
  293. argurturmak: yordurmak. I, 229 bkz> argurtmak
  294. arı: arı. I, 87; II, 329; III, 156, 276
  295. arıg: temiz·I, 12, 18, 63, 66, 103, 230, 237.342, 376 bkz> arr ıg
  296. arıg: epeyce, çokça,I, 241; II, 328; III, 41
  297. arıg: ;adır örtüsü· I, 63
  298. arıglamak: iğdiş etmek; bir şey içinden iyisini seçmek ve toplamak· I, 303
  299. arıglık: temizlik· I, 149
  300. arık: ırmak, ark, germeç, kaş, kanal, I, 7, 65, 302, 375. 382; II, 10, 59, 135. 333, 347;III, 182,299.
  301. arık: zayıf, cılız· I, 66
  302. arıklanmak: (su) akarak ark yapmak, su yerde kendine ırmaklar glbi yol ve hendek açmak· I, 294
  303. árıklıg: nehirli, ırmaklı.I, 147
  304. arılamak: aralamak, I, 308 bkz> aralamak
  305. arılmak: yerinmek, kaygılanmak; kendine kızılmak. 11. 123 bkz> irilmek § sar ılmak
  306. arılmak: kızmak, darılmak·II, 123
  307. arımak: temizlemek, temiz olmak, I, 19; III, 252 bkz> ar ıtmak
  308. arınçu: günah· I, 134 bkz> érinçü
  309. arınmak: temizlenmek istemek ve yunmak; iyile şmek; ot tutunmak I, 12, 201
  310. arış: eriş, dokumanın tezgâha sarılmış olan ve uzunluğuna dikine bulunan telleri, I, 61
  311. arış arkag: eriş argaç, dokumanın yanlamasına atılan ipleri.I, 61
  312. arışmak: aldatmak, birbirinì aldatmak· I, 182
  313. arışmak: eriş argaç· I, 61
  314. arıtası: arıtacak· II, 322 § tarıg arıtası yér; buğday arıtacak yer· II, 322 § tarıg arıtası neñ; buğday arıtacak nesne· II, 322 § tarıg arıtası ogur; buğday arıtacak zaman· II, 322
  315. arıtgan: her zaman temizleyen, ayıklayan· I, 154
  316. arıtgu: arıtacak II, 321, 322§tarıg arutgu yér; buğday arıtacak yer·II, 321 § tarıg arutgu neñ; buğday arıtacak nesne, II, 322 § tarıg arutgu ogur; buğday arıtacak zaman· II, 321
  317. arıtışmak: temizlemekte yardım ve yarış etmek· II, 322
  318. arıtmak: temizlemek, I, 19, 208 bkz> arımak
  319. arıtmak: taşağı çıkarmak, Iğdi; etmek; çocuğu sünnet etmek; erkekleşmek·I, 208 bkz> eredmek, eretmek
  320. arı yagı: bal,I, 87;III, 156 bkz> bal
  321. arju: çakal· I, 127 bkz> arzu
  322. arjulayu: çakal gibi·I, 127;III, 401
  323. ark: pislik·I, 42 § temilr arkı; demir boku·I, 42
  324. arka: arka, sırt; sıkıntılı anlarda yardım eden kişi, yardımcı.I, 123, 128, 139
  325. arkaçak: ağıza ilâç akıtmak içln kullanılan içi delik bir aygıt, akıtınaç.I, 144
  326. arkag: argaç; bez, halı, kilim gibi şeyler dokunurken enlemesine at ılan ip veya iplik,I, 118
  327. arkalanmak: arka (yani yardımcı) sahibi olmak; bir şeye sırtını vermek, dayanmak· I, 297
  328. arkamak: yoklamak, arayıp taramak, I, 283, 284
  329. arkar: boynuzundan bı;ak yapılan dişi dağ keçisi· I, 117, 214, 421
  330. arkaşmak: yük yüklemekte yardım etmek;arka arkaya gelmek (çıkmak)· I, 237, 395
  331. arkın: gelecek yıl, öbür yıl, I, 89 bkz> arkun
  332. arkın: izi gelecek yıl, öbür yıl I, 89
  333. arkış: kervan; yurdundan uzak dü;mü; olan birine gönderilen kimse, elçi, haberci, mektup·I,97
  334. arkış: büyü, afsun·I, 249 bkz> arwa ş, arwış
  335. arkuçı: iki kişi arasında araç olan; evlenme zamanında dünürler arasında gelip giden kişi·I, 141
  336. arkuk: iki duvar veya iki direk aras ına çapraz olarak konulan ağaç· I, 109
  337. arkuk: aykırı· I, 109
  338. arkuk kişi: söz dinlemez, kalp, inatçı klmse· I, 109
  339. arkuklanmak: haylazlık etmek, dikbaşlılık etmek· I, 315
  340. arkun: yaban aygırıyle evcil kısraktan olan at·l, 107
  341. arkun: gelecek yıl, öbür yıl,I, 108 bkz> arkın
  342. arkun izi: gelecek yıl, öbür yıl· I, 108 bkz> arkın izi
  343. armagan: hısımlara doyumluktan verilen belek·I, 140 bkz> amuç, yarmakan
  344. armak: yorulmak, dermansız kalnıak·I, 148, 149, 172
  345. armak: aldatmak,I, 172;III, 62 bkz> armak tewmek, armak yuwmak
  346. armak tewmek: hile yapmak, aldatmak·I, 172;III, 62 bkz> armak, armak yuwmak
  347. armak yuwmak: hile yapmak, aldatmak·III, 62 bkz> armak, armak tewmek
  348. armut: armut·I, 95;II, 284
  349. armutlanmak: armutlanmak.I, 312
  350. arpa: arpa,I, 123, 343;II, 121, 316
  351. arpagan: arpaya benzer başağı bulunan, evini bulunmayan bir bitki, I, 140
  352. arpalamak: arpa vermek· I, 316
  353. arpalanmak: arpalanmak, arpa sahibl olmak· I, 296
  354. arrıg: pek temiz.I, 143 bkz> arıg
  355. arsal: kumral, konural, I, 105 bkz> ar, ars ıl, arsik § arsal saç; kızıla çalar saç, kumral saç· I, 105
  356. arsalık: hem erkekliği hem dişiliği olan bir hayvan, aslık· I, 159
  357. arsıkmak: aldanmak· I, 21, 242
  358. arsıl: kestane rengi, kumral, konural· I, 80 bkz> ar, arsal, arsik
  359. arsik: kestane rengi, kumral, konural· I, 80 bkz> ar, arsal, ars ıl
  360. arslan: arslan· I, 75, 81, 125,153, 231, 308, 409; II, 146, 289, 312; III, 5, 92, 263, 282, 412, 418
  361. arslanlayu: arslan gibi, arslanımsı· I, 142; II, 13, 138
  362. arsu: değersiz şey· I, 127
  363. art: sırt, dag beli ve sırtı; sarp yer, yokuş; boyun, tepe· I, 42, 247, II, 27, 179; III, 4, 143, 197, 261 § art saç; arka saç· I, 42
  364. artak: bozulmuş, bozuk, I, 119; II, 40
  365. artamak: bozulmak, kötüleşmek. I, 272; II, 17; III, 358
  366. artaşmak: birbirini bozmak, I, 230, II, 219
  367. artatmak: bozmak, harap etmek·I, 203, 260;II, 360
  368. artıg: yükletilen yükün bir dengi,I, 98
  369. artıg: kadın mİntanı, gögüslük.I, 98
  370. artılmak: yüklemek, binmek; ardılmak, bir binit üzerine başı bir tarafa ayakları bir tarafa gelmek üzere heybe gibi ardılmak; erişilmek.I, 244;II, 335
  371. artınmak: yükletmek·I, 250
  372. artışmak: bir şeyi hayvana ardmak ve yükletmekte yard ım ve yarış etmek,I, 231
  373. artlamak: enseyi tokatlamak, sille vurmak, III, 443
  374. artmak: artmak· III, 425
  375. artuç: ardıç, Juniperus· I, 95, 377, 412, 424
  376. artuçlanmak: ardıçlanmak, ardıçı çok olmak·I, 312
  377. artuk: fazla, ziyade,I, 99;II, 137
  378. artuklanmak: aşırı gitmek,I, 313 arturmak artirmak; aşırı gitmek. I, 219
  379. artut: armağan, beylere vb· büyüklere at ve benzer şeylerden verilen armağan ve belek· l, 109, 114, 182
  380. arubat: temirhindi, tamarinde· I, 138
  381. aruk: yorgun· I, 66. 148, 259, 298;II, 28
  382. aruklamak: dinlenmek·I, 304, 305
  383. arukluk: yorgunluk,I, 150;II, 316
  384. arumdun: boya· I, 138
  385. aruşmak: erimek,I, 182 bkz> erilşmek
  386. arut: kuru, soluk,I, 50, 133 bkz>urut § arut ot; bir y ıl önceden artan kuru ot· I, 50;II, 133
  387. arwalmak: büyü yapılmak, afsunlanmak· I, 249
  388. arwamak: büyü yapmak, afsunlamak· I, 283
  389. arwaş: büyü, afsun· I, 283 bkz> ark ış, arwış
  390. arwaşmak: birlikte büyü veya afsun tekerlemesi, duas ı söylemek· I, 236, 237
  391. arwış: büyü, afsun, I, 249 bkz> ark ış, arwa;
  392. arzu: çakal III, 401 bkz> arju
  393. arzulayu: çakal gibi· III, 410
  394. as: kakım, hermelin·I, 80 bkz> az
  395. as: cariyelere verilen bir ad·I, 80
  396. asıg: fayda, kazanç, kârI, 64, 494; 111. 13
  397. asıglıg: faydalı, kazançlı· I, 147
  398. asılmak: asılmak· I, 196
  399. asılmak: uzamak, uzatılmak,I, 196 bkz> esilmek
  400. asınmak: blr ;eyi çekmek, germek·I, 201 bkz>esinmek
  401. asışmak: asışmak, asmakta yardım etmek· I, 184
  402. aslınmak: bir şey bir şeye takılmak,I, 258, 259 bkz> eslinmek
  403. asmak: asmak,I, 173
  404. asñarmak: haylazlaşmak, işten uzakla;mak· I, 289
  405. asra: alt, aşağı· I, 126
  406. asrı: kaplan; kaplan gibl iki renkli, I, 126 bkz> esri § asr ı yışıg; iki renkli ip·I, 126
  407. asruşmak: aksırışmak. I, 234
  408. ast: sokak,I, 42
  409. astın: aşağı, alt· I, 108
  410. asturmak: astırmak· I, 220, 221
  411. asurgan: çok aksıran· I, 156
  412. asurmak: aksırmak· I, 178
  413. asurtgu: aksırtan· III, 442
  414. asurtguk: anlayı;lı, akıllı· III, 442
  415. asurtmak: aksırtmak· III, 442
  416. : kenet· I, 80
  417. : yemek, aş· I, 20. 45, 75, 80. 93, 102, 156. 210, 227, 310, 318, 372. 443, 515, 516;II, 18, 73, 74, 130, 147, 158, 191, 241, 278, 299,308, 309;III, 31, 37, 61, 64, 67,116,133,185, 186, 249, 257, 261, 264, 270, 368, 382, 391, 397. 439
  418. aşaç: tencere,III, 382 bkz> aşıç, eşiç
  419. aşak: aşağı; dağ dibi·I, 66
  420. aşaklamak: aşağılamak, küçük saymak·I, 305
  421. aşamak: yemek, aş 701116^III, 253, 261
  422. aşatmak: yemek yedirmek· I, 210
  423. aşbar: saman, kepek ve ot gibi şeyler karıştırı-lıp ıslatıtarak hazırlanan hayvan yemi· I, 117;II, 351
  424. aşgınmak: aşınmak· I, 254
  425. aşıç: tencere·I, 52,116, 223, 248, 258, 313, 323, 327, 357, 409, 411, 514, 518;II, 12, 72, 78, 178, 201, 253, 302, 333, 356, 357; III, 142,191 206, 249, 280, 409, 430 bkz> e şiç, aşaç
  426. aşlaka: aşlara, yemeklere. II, 54
  427. aşlalmak: kap kenetlenmek· I, 295
  428. aşlamak: kap kenetlemek·I, 80 ,268
  429. aşlatmak: kap kenetletmek·I, 265
  430. aşlık: aş evi, mutfak, yenıeklik·I, 114, 373; II. 204 bkz> tar ıg
  431. aşmak: aşınak, bir tepeyi õbür yana geçmek·I, 173; III, 261
  432. aşnu: önce, evveL I, 130
  433. aşrulmak: aşırılmak, tepeden aşırılmak· I, 247
  434. aşsamak: tepeyi aşmak istemek; yemek yemek istemek· I, 277
  435. aşsatmak: yemek arzulatmak· I, 262
  436. aştal ogul: birinin en son çocuğu· I, 105
  437. aşu: kırmızı toprak, a;ı toprağı·I, 89
  438. aşuk: insanın aşığı, topuğu; topuk kemiği,I, 66
  439. aşuk: demir başlık, tulga·I, 67 bkz> yaşuk, yışıklıg
  440. aşukmak: özlemek . I, 191; II, 165
  441. aşukmak: özlemek·I, 191; II, 165
  442. aşuklamak: aşık kemiğine vurmak· I, 305
  443. aşulmak: örtülmek, örtünmek· I, 197 bkz>eşülmek
  444. aşumak: koşmak, aşmak·I, 123
  445. aşunmak: geçmek, aşmak·I, 202
  446. aşutmak: örttürmek-I, 210 bkz> eşütmek
  447. at: ad, isim, unvart, lakap, I, 78; III, 77, 250, 367, 384
  448. at: at·I, 16, 34, 53, 80,104, 115, 123, 147,178, 184, 201, 203, 206, 225, 244, 255, 273, 275, 276, 278, 285, 289, 292, 296, 297, 300, 322, 324, 326, 329, 338, 343, 361, 363, 390, 395, 406, 417, 426, 427, 430. 436, 446, 458, 461, 470,472,481,483,491, 507, 513,
  449. ata: baba, ata, I, 32, 86, 206. 288, 508; II, 80; III, 87, 210, 383
  450. ataç: büyüklük gösteren çocuk· I, 52; II, 80 § ataç ogul; büyliklük gösteren çocuk· I, 52
  451. atakı: babacığım anlamına sevgi bildiren bir sõz, I, 136, 262, 445; II, 120, 178, 196, 311; III, 87, 210, 212, 272, 291
  452. atamak: takma ad (lakap) vermek·III, 250, 374
  453. atan: iğdi; edilmiş deve·I, 75
  454. atanlanmak: iğdiş deve sahibi olmak·I, 295
  455. atanlıg: iğdiş edilmiş devesi olan kimse·I, 148
  456. atasagun: hekim, doktor· I, 86, 403
  457. atatmak: atlaşmak, (tay) at olmak· I, 206, 207; III, 158
  458. at bırkıgı: atın ve eşeğln genizden ses çıkar-ması. I, 33, 35, 53, 74, 94,128,155,164,167, 173, 175, 176, 199, 225. 227. 229. 267. 291, 302. 304, 307, 309, 316, 328, 333, 363, 367, 381, 441, 461, 472, 486, 515;II, 3, 13, 20. 21, 74, 78,92,118.137,140. 149, 150, 177,
  459. atgak: karında blriken sarı su hastalığı, kay· gıdan yüz sararması.I, 118
  460. atgak: sarı renkte blr bitki,I, 118
  461. atgarmak: ata bindirmek·I, 225
  462. atılmak: atılmak; (çiçek) açılmak; herhangi bir şey büsbütün aynlmayarak aç ılmak.I, 21, 193
  463. atım: atıcı, nişancı,I, 75;III, 379 § atım er; nişancı, lyi atan adam,I, 75
  464. atım: atış, atım·III, 59
  465. atınçu: atılan·I, 133
  466. atınmak: bir tarafa atılmak, yuvarlanmak; atar gibi görünmek I, 199
  467. atış: atışma.I, 60
  468. atışgan: daima atışan,I, 157
  469. atışmak: atışmak·I, 180
  470. atız: iki dere arasındaki su geçecek set·I, 54 bkz> etiz
  471. atızlamak: ark açmak; set yapmak; toprağı parçalara ayırmak, evlek yapmak,I, 301 bkz>etizlemek
  472. atızlanmak: (tarla hakkında) maşalaya ayırmak, sulanmak ve ekilmek için parçalara ay ırmak·I, 292
  473. at kamçısı: at siki I, 417
  474. atlanmak: ata binmek, atlanmak; bir şeyin üzerine çıkmak, atlaşmak, at haline gelmek, I, 255, 256, 285, 353;II, 254
  475. atlaşmak: at ortaya koyarak bahse girmek, at ı õndül koyarak yarış etmek,II, 114, 226
  476. atlıg: adlı, unvanlı; ulusun büyüğü,I, 79
  477. atlıg: atlı, süvari.I, 97, 166;II, 175; III, 37, 64, 435
  478. atmak: atmak,I, 21,116,129,160, 170, 236, 237, 280, 403, 528;II, 20 26, 221, 226, 303, 306, 326;III, 106, 356, 370, 374
  479. atsamak: atmak istemek, I, 275, 280
  480. attırmak: attırmak·I, 217
  481. av: av·I, 32
  482. av: emir verenin emrini tanımamayı bildirir bir edat,I, 40
  483. av(ş)n: agaç·I, 84
  484. avlaşmak: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> awlaşmak, ewleşmek
  485. avut: avuç·I, 83 bkz> adut
  486. aw: av·I, 81
  487. awa: acımak bildiren bir kelime· I, 89
  488. awalamak: (karışıklık çıktığında) toplaşmak, üşüşmek· I, 310 bkz> awmak, awlamak
  489. awçı: avcı· I, 63, 311, 425
  490. awıçga: kocamış klşi, ihtiyar adam· I, 143
  491. awılku: kırmızı meyveleri olan ve meyvesinin suyu tutmaca kat ılan, göz ağnsına ilâç yapılan ve elbise boyanan bir ağaç·I, 489 bkz>afılgu
  492. awınç: alışma, avunma·I, 132; III, 449
  493. awınçu: avunulan, alışılan· I, 134
  494. awınmak: alışmak, avunmak·I, 132, 202, 263
  495. awlalmak: avlanmak,I, 295, 296 bkz> awlanmak
  496. awlamak: avlamak·I, 287, 421;II, 45
  497. awlamak: toplanmak, üşüşmek·I, 287 bkz>awmak, awalamak
  498. awlanmak: avlanmak,I, 298 bkz> awlalmak
  499. awlaşmak: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> avlaşmak, ewleşmek
  500. awlaşmak: evini ortaya koyup kumaroynamak,evini öndül koymak,I, 240, 241 bkz> ewle şmek
  501. awlatmak: avlatmak·I, 263, 265
  502. awmak: toplaşmak, üşüşmek; etrafını çevirmek, avlanmak,I, 174, 310;II, 137; III, 401 bkz> awalamak, awlamak
  503. awran: demirci ocağı biçiminde yapılan ekmek fırını.I, 109
  504. awrındı: kırıntı, döküntü·I, 145
  505. awujgun: deri sepilenen palamut ağacı meyvesi I, 157
  506. awurta: daya, süt nine· II, 144
  507. awus: mum, balmumu· I, 59 bkz> law
  508. awya: ayva· I, 114, 311
  509. awzurı: buğday ve arpa unu glbi şeyler karıştırılarak yapılan ekmek, karışık ekmek, I,145
  510. ay: yılın on ikide biri olan zaman; gökteki ay, kamer· I, 82, 258. 259, 270. 288, 348, 507; II, 5,143; III, 33 § ay evi
  511. ay: buyruğu tanımamayı bildiren bir söz,I, 40
  512. ay: hitap edatı·I, 74
  513. ay: turuncu renkte ipek kumaş·I, 40
  514. ay: beylerin hizmetçisi, kölesi; bunlar ın adı yazılı defter·II,193; III, 77 bkz> and ın
  515. aya: avuç içi, aya· I, 85, 348
  516. ayag: lakap, takma ad, I, 271
  517. ayak: çanak, kâse, kadeh,I, 80, 84, 178, 265, 286. 295, 324, 375, 497; II, 17S, 346, 446; III. 15, 143, 296. 306, 371, 397 bkz> çanak
  518. ayak: ayak·I, 84 bkz> adak, azak
  519. ayakçı: kâseci, çanakçı,III, 296
  520. ayaklıg: kaseli·III, 50
  521. ayalamak: el ayalarını birbirine vurmak·III, 328
  522. ayamak: lakap vermek; korumak·I, 271
  523. ayas: ayaz; kõlelere verilen adlardan,I, 123
  524. aya kök: açık hava,I, 123
  525. aya yersgü: yarasa·III, 433 bkz> yarısa
  526. aybañ (er): kel (adam)·I, 116
  527. ay bitigi: askerin adıyle azığının yazıldığı defter·I, 40
  528. aydıñ: aydın, ay aydınlığl.I, 117
  529. aygır: aygır· III, 122 bkz> adgır
  530. ayıg: ayı,I, 84 bkz> adıg
  531. ayıg: "ne iyi, ne fena" yerine kullan ılan bir edat, iyi ve kõtüye delâlet eden kelimelerde pekitme edatı·I, 84
  532. ayık: vaat, söz verme·I, 84;II, 45
  533. ayılmak: söylenmek·I, 268
  534. ayıtgan: soran·III, 52
  535. ayıtmak: söylemek, sormak,I, 215, 216
  536. ayluk ayluk: õyle öyle· I, 113
  537. aymak: söylemek I, 36, 37, 52, 88, 89, 93, 94, 109, 110, 118. 174, 207. 321, 339, 352, 367, 377. 419, 492. 494;II, 45. 105; III, 80, 158, 208, 212, 218, 245, 357, 363, 368, 375
  538. ayran: ayran· I, 120
  539. ayrık: ayrık otu·I, 113 bkz> adrık
  540. ayrışmak: ayrışmak, birbirinden ayrılmak·I, 233. 234, 270 bkz> adr ışmak
  541. ayru: başka,I, 126
  542. ayruk: başka, ayrı. I, 113, 417 bkz> adın, adın, adruk, edin
  543. aytıg: hltap; hatır sorma· I, 113 bkz> aytış
  544. aytılmak: sorulmak; söylenmek·I, 270
  545. aytınmak: sormayı kendi üstüne almak·I, 270
  546. aytış: hatır sorma· I, 113 bkz> aytıg
  547. ayturmak: söyletmek I, 269
  548. az: uzunlamasına çizlk, tırnak yarası,I, 71 bkz>ezik, iz
  549. az: kakım, I, 80 bkz> as
  550. az: az·I, 75, 80
  551. azak: ayak·I, 32 bkz> adak, ayak
  552. azak: nereden ve kimden geldiği belli olmayan ok·II, 20 bkz> azuk
  553. azgan: kuş burnu, yaban gülü; ağaçların en kötüsü olup gül glbl sar ı, beyaz çiçek1eri olan bir ağaçcık, küpe gibi kırmızı meyveleri olur· I, 439
  554. azıg: azı dişi·I, 64
  555. azıglamak: azı dişlyle ısırmak; azı dişine vurmak·I, 304
  556. azıglıg: azı dişi belirmiş olan·I, 147
  557. azılmak: azılmak. I, 196
  558. azımak: sızmak; gürültüden ağır duyar olmak,III, 253
  559. azıtgan: daima yoldan çıkaran, azdıran,I, 155
  560. azıtmak: yoldan çıkarmak, azıtmak· I, 208, 209; II, 234
  561. azlanmak: azımsamak, az görmek· I, 297
  562. azma: taşağının derisi yarıldığı için aşamayan koç· I, 130
  563. azmak: azmak, yoldan çıkmak·I, 93, 173
  564. azrak: daha az,III, 361
  565. azu: iki şeyden birini dilemeyi anlat ır, yahut,veya· I, 88, 429
  566. azuk: azık,I, 7, 16, 66, 342. 381
  567. azuk: yolunu kaybeden, nereye gltti ği ve nereden geldiği belli olmayan·I, 66 bkz> azak § azuk ok; nereden geldigi ve kimin att ığı belli olmayan ok· § azuk munk; kaçan, yoldan ç ıkan, azan·I, 66
  568. azuklanmak: azık sahibi olmak,I, 294
  569. azuklug: azığı olan, azıklı·I, 148
  570. azukluk: azıklık, azık için hazırlanmış şey·I, 150, 274
  571. baçak: Isa'lıların (Hıristiyanların) orucu, pehrizi· 1, 411
  572. baçıg: and, sözleşme.I, 371 bkz> bıçıg, bıçgas
  573. baçıg kılmak: andlaşmak, ahidleşmek. I, 371
  574. badar: gürültülü ses anlatan bir kelime, tekrarlanarak kullan ılır, "patır patır" gibidir· l, 360
  575. badar kılmak: sesle çarpmak, itmek· I, 349
  576. badgamak: güreşte ayak yakalamak, çelme vurmak, III, 288, 289 bkz> bagdamak
  577. badıç: asma çardağı· I, 502 bkz> badıç
  578. badıçlık yıgaç: üzüm asmalarına çardak yapılmak üzere ayrılan agaç, I, 502
  579. badıç: asma çardağı, I, 295 bkz> badıç
  580. badrarn: bayram, sevinç ve eğlence günü· III, 176 bkz> bedrem, beyrem
  581. bag: bağ, düğüm, bağlanacak ip vb.; odun vb, ba ğlamları· I, 409; II, 21; III, 152, 153
  582. bag: bağ, üzüm asması· III, 152, 212
  583. bagdamak: güreşte sarmaya almak, sarmalamak, ayak yakalamak, çelme vurmak,II, 364;III, 276, 277, 289 bkz> badgamak
  584. bagdatmak: güreşte sarmaya aldırmak·II, 327, 364, 365
  585. bagır: bagır; karaciğer·I, 272, 360;III, 85, 255 § ya bagr ı; yayın orta yeri,I, 360
  586. bagırçak: eşek semeri·I, 502
  587. bagırdak: kadın göğüslüğü .I, 502
  588. bagırlak: "bağırtlak" denen kuş, Pterocles, 1, 503, 505
  589. bagırlamak: bağrına vurmak; yayın tutamagını düzeltmek·III, 331
  590. bagırlanmak: pıhtılaşmak, akar şey koyulaşmak, II, 264
  591. bagırlıg: kimseyi dinlemeyen· I, 494 § bedük
  592. bagırlıg:
  593. bagırsak: merhametli; gönül alıcı· I, 502
  594. bagırsamak: canı ciğer istemek· III, 332
  595. bagırsuk: bağırsak· I, 502
  596. bagış: parmakların ve başka uzuvların ek yerleri; kamış ve benzerlerinin boğumları, I, 367
  597. bagışlalmak: bağışlanmak· III, 344 bkz> bagışlanmak
  598. bagışlamak: bağışlamak· III, 334, 355
  599. bagışlanmak: bağışlanmak· III, 344 bkz> bagışlalmak
  600. baglamak: bağlamak· III, 292, 309 bkz> boglamak
  601. baglanmak: bağlanmak· II, 238 bkz> boglanmak
  602. baglatmak: baglatmak, bohçalatmak, II, 341
  603. bagna: merdiven basamağı· I, 434
  604. bagram kum: geniş büyük kumluk yer, I, 484
  605. bagrıkmak: bağrı (ciğeri) göğüs kemiklerlne yapışmak· II, 227
  606. baka: kurbağa, I, 73; III, 226 § müriğüz baka; kaplumbağa· III, 226
  607. bakaçuk: bakanın küçültmesi, küçük baka;e ğe kemiği lle kol arasındaki et parçası· III, 226
  608. bakan: halka, toka· I, 399, 432 bkz> kılide §altun bakan; altın halka· I, 339
  609. bakanak: çatal tırnaklıların iki tırnakları arası ve iki tırnaktan her biri· III, 177 bkz> bakayak
  610. bakanlıg: halkalı, tokalı,I, 499 § bakanlıg kadış; halkalı, tokalı kayış·I, 499
  611. bakanuk: at tırnaklarının ortasındaki tümsecik et parçası·III, 177 bkz> bakayuk
  612. bakaturmak: baka durmak· I, 73
  613. bakayak: çatal tırnaklıların iki tırnakları arası ve iki tırnaktan her blri· III, 177 bkz> bakanak
  614. bakayuk: at tırnaklarının ortasındaki tümsecik,et parçası·III, 177 bkz> bakanuk
  615. bakıg: bakma, bakış· I, 373
  616. bakılmak: bakılmak· II, 131
  617. bakınmak: bir şeyin sonuna bakmak ve dü şünmek; beklemek, II, 142, 160
  618. bakır: Çin parası·I, 361
  619. bakır: bakır- I, 360
  620. bakırlıg: bakırlı, I, 495 § bakırlıg tag; bakırlı dag· I, 495
  621. bakırmak: bağırmak· III, 186
  622. bakır sokum: Merih yıldızı·I, 361, 398;III, 40
  623. bakış: bakış, bakışma, gözle birbirine bakış·I,367
  624. bakışgan: herkese göz ucu ile bakan·I, 519
  625. bakışmak: bakışmak (göz ucu ile)I, 170, 183; II, 103
  626. bakıtmak: baktırmak, bakıtmak· II, 308
  627. bakku: tepe, yüksekçe yer· III, 226 bkz> baku
  628. baklan kuzı: taze ve semiz kuzu·I, 444
  629. bakmak: bakmak·I, 102, 192, 340, 425;II, 16, 26, 33, 144, 250. 292; III, 23, 194. 272,295, 440
  630. baku: tepe, yüksekçe yer, yoku ş· III, 219, 226 bkz> bakku
  631. bakurmak: baktırmak·II, 83
  632. bal: bal,II, 267, 354; 111.103,156. 338 bkz> ar ı yagı
  633. bala: kuş ve hayvan yavrusu· II, 274;III,91, 232
  634. bala: bir adamın içlerinde (çok kere çiftlik i şlerlnde) yardımcısı, çırağı·III, 232
  635. balalamak: kuş yavrulamak·III, 92
  636. balçık: balçık, sıvık çamur· 1. 248, 267
  637. baldır: çağı başında yapı1an iş ya da ilk olarak meydana gelen şey·I, 456
  638. baldır: üvey·I, 456 § baldır ogul; üvey oğul·1, 456 § baldır kız; üvey kız·I, 456
  639. baldır: dağın burun gibi çıkan yeri·I, 456
  640. baldır kuzu: llk doğan kuzu·I, 456
  641. baldır tarıg: ilkbahar başında ekilen ekin·I,456
  642. baldız: karının kendinden kilçük kız kardeşi·1, 457;III, 7
  643. baldu: balta,I, 14, 418;III, 421
  644. balıg: yaralı,I, 192, 242, 252, 407
  645. balık: çamur·I, 248 bkz>
  646. balk balık: kale, şehir·I, 379
  647. balık: balık· 1. 73, 379;II, 216, 231, 233, 349
  648. balıkçın: balıkçıl kuşu,I, 512
  649. balıklanmak: balıklanmak; çamurlanmak; bir yerde kale yap ılrnak·II, 265
  650. balıklıg: çamurlu yer,I, 498
  651. balıklıg: balığı olan, balıklı·I, 498, 501
  652. balıkmak: yaralanmak·II, 119
  653. balıksamak: balık yemek istemek· III, 334
  654. balk: çamur·I, 379 bkz> balık
  655. balmak: bağlanmak,II, 27 bkz> banmak
  656. balu balu: · ninni·III, 232
  657. bamak: bağlamak; örgü yapmak,III, 224, 247, 250
  658. bandal: ağaçtan omuz başı şeklinde çıkarılan parça, bunu çocuklar al ıp yakarlar, geceleyin közünü blrbirlerine atarlar, Buna "ot bandal" denir· Çevgen oyununda oynan ır.I, 482
  659. banmak: bağlanmak,II, 27 bkz> balmak
  660. banzı: bağ bozulduktan sonra asmaların üzerindeki üzüm kınntıları, neferneme·I, 422
  661. bañ: bağırma·III, 355
  662. bar: var, mevcut.I, 44, 47, 84. 320, 341, 360,373, 375, 427; II, 28, 40; III, 15, 147
  663. bar: büyük·III, 147
  664. baragan: çok varan, çok giden·I, 24, 33
  665. barak: çok tüylü kôpek· 1. 377
  666. baraklıg: köpeği olan kişi·I, 497, 501
  667. barası: varılacak, gidilecek·I, 33 § baras ı yér; gidilecek yer·I, 33
  668. barça: bütün, hep·I, 210, 236, 399, 417; II, 213, 216, 312;III, 322
  669. barçın: ·ipekli kumaş·I,153,175, 216, 358, 509; III, 17, 28. 143, 156, 335, 338, 394 § yolak barç ın; ; yol yol çizgili ipek kuma ş· III, 17
  670. bardaçı: gidici, varan· I, 24; II, 32, 48. 49
  671. bardukı: vardığı, varışı· II, 42; III, 309
  672. bargalı kaldı: gideyazdı· I, 22
  673. bargan: mersin ağacı yemişi· I, 438 bkz> bazgan
  674. bargan: varan, giden, gidicl· II, 53
  675. bargu: varılacak, gidilecek, I, 33;III, 211 §bargu yér; gidilecek yer·I, 33
  676. barguçı: varıcı, gidici·II, 49, 54
  677. barguluk: gitmeyi hakeden (kimse)·I, 24;II, 56
  678. barıg: kokmuş şey (yalnız kullanılmaz)·I, 372bkz> bırıg
  679. barıg: gidiş ·I, 24, 26, 27, 371;II, 55, 57, 58
  680. barıglı: varmayı, gitmeyi, dileyen; varmak, gitmek üzere olan (kimse)·I, 25;II, 57
  681. barıgsamak: varmak, gitmek istemek·I, 281;III, 333 bkz> barsamak
  682. barılmak: varılmak, gidilmek·II, 130, 139
  683. barımsınmak: gider gibi görünmek·II, 258,259, 260
  684. barınmak: gider varır görünmek·II, 141, 158
  685. barınmak: aybaşı kanı boşanmak·II, 141
  686. barışlıg: varılan, gidilen (yer); konuk odas ı, I, 370
  687. barışmak: birbìrine gitmek, gitmekte yard ım ve yarış etmek·II, 94
  688. bark: bark, mülk-III, 333
  689. barkın kişi: kendini yolundan hiç bir şeyin alıkoymadığı yolcu·I, 440
  690. barlıg: mallı, zengln·III, 438
  691. barmak: peyda olmak; vermek·III, 155 bkz> bérmek
  692. barmak: varmak, gitmek. I, 20, 22, 24, 26, 27, 37, 38, 40, 43, 46, 66, 74, 85, 87 ,88, 96,134,167, 281, 294, 319, 327, 340, 354, 371, 384, 392. 398, 399, 403, 423, 430, 435, 445, 484; II, 6, 31, 32, 34, 35, 36, 38, 40, 42, 43, 45, 46. 47, 49, 53, 55, 58, 59, 60,
  693. bar mu: var mış I, 430, 462
  694. bars: pars,I, 344 bkz> pars
  695. bars: pire, bit gibi ha/vanların ısırmasından hasıl olan kabarti·I, 348
  696. barsamak: varmak, gitmek istemek,I, 281 bkz> bar ıgsamak
  697. bars bolmak: kabarmak, I, 348
  698. bars yılı: Türkler'in on ikili hayvan takvimindeki y ıllardan biri, pars yılı.I, 344, 346
  699. bart: su içilen bardak; şarap ve benzeri akıcı nesnelerin ölçüsü· I, 341 bkz> yart
  700. bart burt tutmak: ansızın her yandan yakalamak,I, 341 bkz> yart yurt tutmak
  701. barturmak: vardırmak, göndermek I, 20; II, 171, 179; III, 424
  702. baruçı: varıcı, gidici· II, 52
  703. bar yigde: iri iğde, Zizypha rubra· III, 147
  704. basa: sonra· III, 224
  705. basan: ölü gömüldükten sonra yenilen yemek·I, 398, 399
  706. basar: dağ sarımsağı· I, 360
  707. basarlıg: tag sarımsaklı dağ· I, 494
  708. basıg: gece baskını yapılacak olan ve ansızın düşmanın yakalanacağı yer· I, 372
  709. basıkmak: düşman tarafından basılmak II, 116 bkz> bassıkmak basınçak er zayıf görülen, önem verilmeyen adam· I, 501
  710. basınmak: zayıf görmek; basmak; kahretmek, II, 116, 142, 165
  711. basışmak: basmakta yardım etmek· II, 100,101
  712. basmak: basmak, üzerine çökmek, yıkrnak· I, 434,516; II, 10,74,119,165
  713. basruk: baskı, basrık· I, 466
  714. bassıkmak: basılmak, baskına uğramak, II, 116, 119, 228 bkz> bas ıkmak
  715. basturmak: bastırmak; bağlamayı ve bastırmayı emretmek; bastırılmak· II, 171
  716. basu: demir tokmak, III, 224
  717. basurmak: bastırmak, II, 77
  718. basut: yardım; arka; acıyan; yardımcı· I, 354,459
  719. baş: baş· I, 59, 70, 100. 102, 107, 125, 160, 171,179, 193, 259, 273, 274, 290, 305, 307, 313, 336, 349, 384. 397, 399, 439, 492;II, 24, 105, 112, 135, 152, 153, 178, 179, 191, 233, 234, 281, 283, 293. 312, 326, 356; III, 9, 58, 64,126, 133, 151. 169, 217, 230
  720. baş: yara·I, 191, 192, 272. 386;II, 72, 240, 291, 294, 317; III, 53, 62, 85, 96, 151, 283, 301,406
  721. başak: okun veya mızragın ucuna geçirilen demir, temren; ok temreni, ok ba;a ğı· I, 378; II, 14, 129, 328; III, 220
  722. başak: pabuç, I, 378; III, 417 bkz> ba şmak
  723. başaklamak: başak, demir uç takmak,III, 337
  724. başaklanmak: ok temrenlemek, oka temren takılmak·II, 264. 265
  725. başaklıg: başlı, temrenli·I, 497
  726. başamak: kertik yapmak, kertiklemek; agaçlar birbirine dayal ı olarak konmak .III, 265,266
  727. başgak: oyluk kemiklerinin üstü·I, 470
  728. başgan: 50-100 rıtl ağırlığında büyük bir balık· I, 438
  729. başgıl: başı ak· I, 481 bkz> başıl § başgıl yılkı; başı ak, dört ayaklı hayvan· I, 481
  730. başıl: tepesinde beyazı bulunan. I, 392 bkz>başgıl § başıl koy;tepesinde beyazı bulunan koyun· I, 392
  731. başlag: başıboş, bırakılmış· I, 461 § başlag yılkı; başıboş bırakılmış hayvan· I, 461 bkz>boş yılkı
  732. başlamak: başlamak, kılavuzluk etmek, komutanlık etmek, III, 291, 292
  733. başlanmak: başlanmak; yönelmek; hayvan da ğa doğru sürülmek; başaklanmak·II, 238;III; 235
  734. başlatmak: başlatmak,II, 341
  735. başlıg: başlı,III, 227
  736. başlıg: yaralı·II, 172
  737. başmak: pabuç·I, 378, 466;III, 417 bkz> ba şak
  738. başmaklanmak: başmak sahibi olmak, II, 274
  739. başnak er: başında tulgası, eğninde zırhı olmayan kimse· I, 466
  740. baştar: orak·I, 455
  741. batga: üzerinde külâh yapmak için yünve keçe kesilen tahta·I, 424
  742. batıg: batak; ırmak ve ırmağa benzer ;eylerin derin olan yerleri·I, 371
  743. batlamak: kolalamak· III, 291 bkz> patlamak
  744. batmak: batmak, gözden kaybolmak,I, 528; II, 128, 293, 294
  745. batman: batman· I, 444
  746. batmul: kara bibere benzer bir bitki, darü fülfül·I, 481 bkz> bibIi, butmul
  747. batrak: ucuna bir ipek parçası takılan mızrak· I, 465 bkz> bayrak
  748. batruş: bulanık, koyulaşmış (çorba vb· hakkında),I, 459 § batruş suw; bulanık su·I, 459
  749. batruşmak: birbirini batırmak, batırışmak.II, 203
  750. batsıg: batı, garp·I, 463 § kün batsıg; gün batısı·I, 463
  751. baturgan: saklayan (kimse)·I, 515
  752. baturmak: saklamak; batırmak; bağlatnnak· II, 73;III, 192
  753. bay: zengin, I, 349; III, 158, 239
  754. baya: az önce,I, 37
  755. baybayuk: kelebek kuşu·III, 179
  756. bayık: doğru söz· III, 166
  757. bayın: koyu kırmızı, gelincik çiçeği rengi· III, 20 bkz> yipin, yipkil, yipkin
  758. baynak: pislik, gübre. III, 175
  759. bayrak: bayrak· II, 205; III, 183 bkz> batrak
  760. bayumak: zenginlemek, zenginleşmek. III, 274, 406
  761. bayutmak: zenginletnıek· II, 325
  762. baz: yat, yabancı, garip. III, 148, 159 bkz> yat
  763. bazgan: mersin ağacının yemişi· I,''18bkz>bargan
  764. be: koyun melemesi bildirir· III, 206
  765. beçel: sünnet edilmiş kadın; hadım edilmiş erkek; iğdiş edilmiş at ve başka hayvanlar· 1. 392
  766. beçkem: alâmet, belge; ipekten veya yaban sığırı kuyruğundan yapılan alâmet olup savaş günlerinde yiğitler takınırlar·I, 483 bkz> perçem
  767. beçkemlenmek: savaş gününde ve başka günlerde belge takınmak·II, 277
  768. beçküm: evin sofası·I, 484
  769. bedük: büyük,I, 93, 360, 385, 499. 500 bkz>bedük
  770. bedüklemek: büyük saymak·III, 340
  771. bedümek: büyümek·I, 319; III, 359
  772. beder burhan: heykel· I, 436 bkz> bedez burhan, burhan, furxan
  773. bedhez burhan: heykel· I, 436 bkz> beder burhan, burhan, furxan
  774. bedizlig ew: süslü ev· I, 507
  775. bedmek: göz zayıf görmek· III, 439
  776. bedrem: bayram, sevinç ve eğlence günü. I, 263, 484; III, 176 bkz> badram, beyrem § bedrem yér gönül açan yer· I, 484
  777. bedük: büyük· I, 94 bkz> bedük
  778. bedütmek: büyütmek, II, 300, 301
  779. beg: bey, koca, evli erkek, I, 22, 35, 48, 49, 54, 64, 70, 78, 81, 82, 89,97,103, 168, 178, 182, 185, 199, 206, 212, 240, 249, 260, 274, 285, 287, 296, 300, 301, 302, 304, 320, 358, 362, 376, 378,421.424, 428,462,466, 486, 521;II, 8, 9, 10, 19, 21, 38, 75, 84,
  780. begeç: beyceğiz (küçültme ile birlikte ac ıma ve sevme bildirir I, 357
  781. beglemek: bey saymak, bey diye ad vermek·III, 292, 293
  782. beglenmek: kadın evlenmek, koca sahibl olmak, koca edinmek·II, 239, 254
  783. beglig: beylik·I, 362
  784. begsik: bey gibı, beye benzer,III, 128
  785. bek: muhkem, kavi, pek, sailam, sıkı·I, 333, 349, 455;III, 11 bkz> berk
  786. bek bekeç: tekinlerin sanı· I, 357
  787. bekişmek: pekìşmek, sağlamlaşmak. II, 105 bkz> beküşmek
  788. bekitmek: pekitmek, sağlamlaştırmak II, 309 bkz> bekütmek
  789. beklemek: beklemek, gözetmek; saklamak, hapsetmek; pekitmek; kapatmak·I, 504; III, 292, 445 bkz> berklemek
  790. beklenmek: bekişmek, sağlamlaşmak; kapanmak, kapatılmak; saklannnak·II, 239
  791. bekleşmek: muahede yapmak, ahitleşmek; kapatmakta y»rdım etmek; beklemekte, gözetlemekte yardım etmek,II, 203, 204
  792. bekletmek: bağlatmak; hapsettirmek; bekletmek, gözettirmek·II, 341
  793. bekmes: pekmez· I, 440, 459 bkz> pekmes
  794. bekni: buğday, darı, arpa gibl şeylerden yapılan içki; boza·I, 434;III, 60, 81
  795. bekreşmek: pekişmek. III, 278 bkz> bekrişmek
  796. bekrişmek: peklimek·III, 278 bkz> bekre şmek
  797. bek turmak: yerinde, sağlam durmak,I, 455
  798. bekümek: berkişmek·III, 270
  799. beküşmek: pekişmek, sağlamlaşmak.II, 105 bkz> bekişmek
  800. beküt: gizli, saklı·III, 8 bkz> yaşut (yalnız kullanılmaz "yaşut" ile birlikte gelir)
  801. bekütmek: pekitmek, sağlamlaştırmak.II, 309 bkz> bekitmek
  802. belek: armağan, konuğun hısımlarına getirdiği armağan, bir yerden başka yere gönderilen armağan.I, 385, 408
  803. beléklemek: armağan kılmak, vermek, hediye etmek,I, 307;III, 340 bkz> beliklemek
  804. belelmek: batmak, bir şeye bulanmak,III, 196
  805. belemek: koyun melemek· III, 206, 270
  806. belgü: alâmet, nişan, im, belge, I, 427, 428
  807. belgülüg: belli- I, 354, 384, 528; II, 40; III, 160
  808. belgürmek: meydana çıkmak, belirnnek, açığa çıkmak· 1. 387;II, 172
  809. belik: yara yoklamak için kullan ılan mil· I, 385
  810. belik: fitìl, kandil fitill· I, 267, 385; II, 323
  811. beliklemek: armağan kılmak· I, 304 bkz> beleklemek
  812. beliklik kebez: fitillik, fitll yapmak için hazırlanmış olan pamuk·I, 510
  813. beliñ: düşman gelmesi yüzünden halka dü şen ürküntü ve korku· III, 370
  814. beliñçi: çok korkak, çok ürkek· III, 371
  815. beliñlemek: belinlemek, korku ile uykusundan s ıçramak, hayvan habersizce bir şeyden korkup sıçrayarak ürkmek, III, 409
  816. bel kılmak: bir kimseye dileğinden çok yemek vermek· III, 133
  817. ben: ben· I, 31, 339 bkz> men
  818. benek: bakır para,I, 386
  819. benek: tane, habbe·I, 386
  820. berge: kamçı,III, 323 bkz> berke
  821. berk: muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam·I, 349;III, 445 bkz> bek
  822. berke: döğme, sürmek için kullanılan deynek, kamçı· I, 427 bkz> berge
  823. berkitmek: berkitmek, sağlamlaştırmak· II, 340
  824. berklemek: saklamak, hapsetmek· III, 445, 446 bkz> beklemek
  825. berkelenmek: kanla dolmak; kamçı sahibi olmak, III, 201, 202
  826. berkletmek: korutmak, muhafaza ettirmek, korumakla emretmek·III, 424
  827. bertinmek: berelenmek; el yorgunluğu peyda etmek,II, 237
  828. bertişmek: sertleşmek, birbirini kesmek ve yaralamak,II, 203
  829. bertlenmek: hırkalanmak, hırka giymek·III, 200 bkz> bertülenmek
  830. bertmek: berelemek·III, 425
  831. bertü: hırka, pardesü·I, 416 bkz> partu bertülenmek h ırkalanmak, hırka giymek· III, 200 bkz> bertlenmek
  832. berü: beri, tarafına. I, 35, 219; II, 55, 259; III, 65, 212, 245
  833. besbel: bir tel iplik, bir söğüm iplik I, 481
  834. beş: sayıda beş· I, 121. 132; III. 125, 449
  835. beşinç: sayıda beşinci· I, 132;III, 449
  836. beyrem: bayram, sevinç ve eğlence günü.I, 484;III, 176 bkz> badram, bedrem
  837. bezek: nakış, I, 385, 412; II, 99
  838. bezelmek: bezenmek, nakışlanmak. II, 131 bkz> bezenmek
  839. bezemek: bezemek, nakışlamak.III, 263
  840. bezenmek: süslenmek, bezenmek·II, 142, 155 bkz> bezelmek
  841. bezeşmek: nakşetmekte yardım ve yarış etmek, II, 99
  842. bezetgen: daima bezeten· II, 319
  843. bezetmek: bezetmek, süsletmek, II, 305, 318
  844. bezgek: titreme, tltreticl sitma·II, 289, 305 bkz> bezig
  845. bezig: titreme., 385 bkz> bezgek
  846. bezinç: ipek ve yün yumağı·III, 373
  847. b(e)z(i)nç: dalları ve yaprakları kızıl olup, bağlarda biten ve ilâç olarak yenen bir bitki·III, 373
  848. bezitmek: Titretmek II, 305
  849. bezmek: titremek·I, 385;II, 8
  850. bég: koca·III, 133 bkz> beg bél bel, III, 133
  851. bélemek: belemek, beşige bağlamak; bu!aştırmak, III, 270
  852. bérgil: borç, verecek· I, 427
  853. bérigli: vermek isteyen, II, 58
  854. bérigsemek: vermek istemek; vere yazmak· III, 334
  855. bérilmek: verilmek· II, 131
  856. bérim: verim, borç, verecek, I, 409; II, 185, 214; III, 288
  857. bérimçi: borçlu, I, 75, 409
  858. bérimlig: verimli; borçlu· I, 240
  859. bérişmek: verişmek II, 94, 95
  860. bérmek: vermek, gelmek bkz> barmak·I, 35, 63, 79, 97, 102. 120, 128, 130, 131, 210, 219. 243. 274, 320, 321, 354, 357, 459, 498; II, 61, 83. 249, 343; III, 14, 46, 129, 133, 145, 166, 180, 212, 217, 220, 222, 226, 333, 355, 359, 362, 364, 371, 372, 448, 449
  861. bért: efendisinin köleden her yıl aldığı vergi· I, 341
  862. béşik (beşik): beşik,I, 236, 248, 261, 275,408; III, 58, 78, 185
  863. béşikliğ uragut: beşikli, emzikli kadın· I, 509
  864. béz: bez; etle deri arasında bulunan bez· III, 123
  865. bıçası: biçecek, kesecek· I, 14; II, 70 § y ıgaç bıçası neñ
  866. bıçgas: üluslar vb· arasında yapılan and ve bağlantı· I, 459 bkz> baçıg, bıçıg
  867. bıçgıl: eldeki, ayaktaki çatlaklar, bıçılgın; yerdeki yarıklar ve çatlaklıklar· I, 480 bkz> bıçılgan § bıçgıl yér
  868. bıçgu: bıçkı, bıçak, I, 13;II, 69
  869. bıçguç: makas, sındı·I, 452
  870. bıçıg: and, sözleşme·I, 371 bkz
  871. bıçılgan: elde, ayakta ve yeryüzünde olan yar ıklıklar I, 519 bkz> bıçgıl
  872. bıçılmak: kesilmek, blçilmek· I, 15; II, 122, 356
  873. bıçım: kesim, dilim, I, 15, 395
  874. bıçınmak: kendi için doğramak; kendini dograr gibi göstermek; kendi ba şına doğramak·II, 141
  875. bıçış: büyüklerin konukluğuna, düğününe, davetine gidenlere verilen ipekll kuma ş·I, 366
  876. bıçışmak: biçmekte ve kesmekte yardım ve yarış etmek, II. 91, 92
  877. bıçma: biçme, kesme, I, 431 § bıçma yorınçga; biçilmiş yonca· I, 431
  878. bıçmak: kesmek, kestirmek I, 13, 15, 282, 338, 427, 434;II, 4, 268
  879. bıçturmak: biçtirmek, kestirmek· II, 171
  880. bıçuk: keslk, parçalanmış her çeyin yarısı, buçuk· I, 377
  881. bıdık: bıyık, I, 377
  882. bıgrıg: çuval, dağarcık, tulum gibi ;eylerin tıka basa dolu olmasından sonra bu gibi şeylerde olan girinti ve çıkıntı· I, 461 bkz> bıgrıl,
  883. bugrıl bıgrıl: tulum ve benzeri kapların dolunca hasıl ettiği büküntü, girinti ve çıkıntı · I, 481 bkz> bugrıl,
  884. bıgrıg bıkın: böğür, boş böğür,I, 399
  885. bıldır: bıldır, geçen yıl,I, 456
  886. bırıg: kokmuş·I, 372 bkz> barıg
  887. bırkıg: atin veya eşeğìn genizden ses çıkarması·I, 461 § at bırkıgı; atın ve eşeğin genizden ses çıkarması·I, 33
  888. bırkırmak: homurdanmak, genizden ses çıkarmak·II, 171
  889. bıruk: teşrifatçı, hakanın yanına, aşamasına göre büyükleri alan ve yer gösteren adarn ın adı· (aslı buyruktur), I, 378
  890. bi: kısrak, III, 88, 206. 310
  891. bi: "böy" denen böcek· III, 206 bkz> bög, böy
  892. bibli: darü fülfül 430 bkz> batmul, butmul
  893. biçek: bıçak· I, 384, 473; II, 176, 196, 231, 260, 262, 271, 293, 310, 317, 325; III, 18. 82, 91, 126, 169. 254, 270, 273, 299, 350, 420, 442
  894. biçeklemek: bıçaklamak, bıçakla vurmak. III, 340
  895. biçeklenmek: bıçak sahibi olmak· II, 265
  896. biçin: maymun· I, 346, 409
  897. biçin yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346, 409
  898. bildüzmek: bildirmek, öğretmek·II, 202
  899. bile: ile, beraber.I, 44, 82, 100, 170, 237, 242, 248, 354, 389, 417, 430, 434, 469, 528;II, 5, 22, 28, 79, 97,128,176, 212, 214, 215, 219, 226, 343; III,11, 15, 22, 66, 71, 101, 166, 392, 393, 443
  900. bilegü: bileği·I, 447
  901. bilek: bilek,I, 325, 385, 518;II, 148, 214
  902. bileklig: bilekli, güçlü kuvvetli· I, 509, 511
  903. bilemek: bilemek, II. 260, 325;III, 270, 272
  904. bilemsinmek: biler görünmek·II, 260, 262
  905. biletmek: biletmek·II, 310, 325
  906. bilezük: Wez)k,I, 518;II, 82
  907. bilezüklenmek: bllezik takınmak· III, 205
  908. bilge: bilge, hakim; akıllı, bilgin, alim· I,II, 51. 88, 207, 385, 388, 419. 428; III, 45, 46, 59, 137,155,158, 212, 303, 370, 380, 440 § bilge beg; bilgin, ak ıllı ve hakim bey· I, 428 § bügü
  909. bilge: akıllı kişi, I, 428 § külüg bilge; ünlü ki şi· 1. 428
  910. bilgedmek: akıllanmak·II, 340, 341 bkz> bilgetmek
  911. bilgelenmek: akıllanmak, akıllılaşmak·III, 202
  912. bilgetmek: akıllanmak·II, 340 bkz> bilgedmek
  913. bilgimsinmek: kendini akıllı gösternnek·III,202
  914. bilig: akıl, us; hikmet; bilgi·I, 61, 89, 92, 119, 140, 232, 252, 261, 385, 386, 467. 511;II, 22,148. 243; III, 81, 228, 358, 385, 393
  915. biligin: bilgi ile,II, 91
  916. biliglig: bilgili·I, 510
  917. biligsemek: akıllanmak; akıllı olmak istemek·III, 334
  918. biligslzlik: bilgisizlik·I, 440
  919. bilimsinmek: bilir görünmek·I, 262
  920. bilinçek: bir zaman sonra hırsızın veya başkasının elinde bulunan her çal ınmış malın adı·I, 510 § bilinçek neñ
  921. bilinmek: kendi işini bilmek; itíraf etmek;bilinmek, anla şılmak· II, 23, 143, 228
  922. biliş: biliş, tanış; bilen, bilici·I, 12, 367
  923. bilişmek: bilişmek, tanışmak, II, 107;III, 71, 188
  924. bilmedük: bilinmemiş, tanınmamış, bilinmeyen, tanınmayan·III, 160
  925. bilmek: bilmek I,.11, 12, 22, 38, 44, 63, 127, 212, 300, 332, 394, 425, 456, 510;II, 22;III, 20, 222, 233, 259, 359, 372
  926. bilmiş: bilinmiş, tanınmış, bilinen tanınan·III, 160
  927. bilsikmek: bilinmek I, 21
  928. biltürmek: ögretmek, bildirmek·II, 176
  929. bir: bir· I, 15, 48, 50, 75, 107, 185, 186, 187, 189, 196, 219, 231, 232, 237, 239, 241, 258, 274, 283, 288, 296, 318, 321, 322, 329, 341, 349, 358, 369, 373. 382, 385, 387, 389. 391, 395, 396, 397, 398, 427, 429. 444, 523;II, 26, 42, 89, 92, 93, 94, 103, 107,
  930. birin birin: birer birer·III, 360
  931. birinç: sayıda birinciIII, 373
  932. birle: ile, beraber·I, 49, 61, 157, 167, 177,180. 181, 182, 184, 185, 186, 190, 221, 231, 233, 234, 235, 236, 237, 240, 242, 333, 367, 371, 414, 424, 430, 474, 518, 519, 520;II, 3, 26, 77, 87, 88, 89, 91, 92, 93, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 102, 106, 107, 108,III,
  933. birtem: uzun müddet·I, 484
  934. biste: tecimeni evinde konuklatıp onun mallarını satıveren ve koyunlarını toplayan ve tecimen giderken yirmi koyunda bir alan şahıs·III, 71
  935. bistik: eğrilmek üzere hazırlanmış, atılmış pamuk sümeği I, 476 bkz> pistik
  936. bistik: fitil-I, 476 bkz> pistik
  937. bit: bit·I, 320,III, 291 § tarıg biti tahıl biti· I, 320
  938. biti: gökten inen kitaplardan her biri.III, 217
  939. bitig: yazma, yazı, bkz> bitik
  940. bitigü: Türk diviti ve başka divitler. III, 174
  941. bitik: kitap; mektup, yazma, yazı, yazış;yazılı şey, kâğıt, |, 71, 156, 186, 197, 202, 212, 226, 232, 302, 384, 459;II, 7, 21, 39, 75, 88, 95, 113, 119. 127, 131, 133, 139, 140, 145. 149, 160, 298, 318, 320, 321, 325, 333; III, 59. 64, 94, 105, 254, 305, 353, 43
  942. bitik(g): muska, afsun, üfrük· I, 384; III, 164
  943. bitiklig: yazı yazılacak nesne sahibi· I, 508, 511
  944. bitiklik: yazı yazılmak için hazırlänan şey· I, 508
  945. bitilgen: daima yazılan· I, 521
  946. bitilmek: yazılmak. II, 119, 139, 160; III, 119
  947. bitímek: yazmak· II, 325
  948. bitinmek: yazılmak, yazınmak, kendisi için başkasının yardımı olmaksızın yazmak, II, 139, 140, 141, 160
  949. bitişmek: yazmakta yardım ve yarış etmek·II, 88, 113
  950. bitişmek: ikrar etmek,II, 88
  951. bititdeci: yazdırıcı.II, 318
  952. bititeçi: yazdırıcı· II, 318
  953. bititgü: yazdıracak· II, 321 § bitíg bititgü oruñ; yaz ı' yazdıracak yer· II, 321
  954. bititküçi: yazdırıcı.II, 318
  955. bititmek: yazdırmak· II, 298, 299, 312, 325
  956. bititmiş: yazılmış·II, 320 § bititmiş bitik;yazılmış yazı, eser·II, 320
  957. bitlemek: bit aramak·III, 291
  958. bitrik: fıstık· 1. 476 bkz> buturgak
  959. bitrik: kadınların avret yerinde bulunan dilcik, dılak·I, 476
  960. biz: biz,I, 24, 25, 46, 94, 325, 341, 452, 509; II, 61, 66. 68, 274;III, 370 bkz> miz
  961. bizi: ekmeğin üzerinde yanmaktan dolay ı peyda olan siyahlık·III, 223
  962. bod: boy·I, 412 bkz> bod
  963. bodug: renk; boya·I, 175 bkz> bodug
  964. bod: boy, kamet· III, 121, 216 bkz> bod
  965. bod: toy kuşu·III, 121
  966. bod: misk ile râmek'ten yapılan şey· III, 121 §bod moncuk; cariyelerin misk ile râmekten yaparak takındıkları boncuk·III, 121
  967. bodlug: boylu, III, 121, 138, 156
  968. bodug: boya; kına· II,II, 304 bkz> bodug
  969. bodumak: boyamak; yapıştırmak· III, 260
  970. bog: bohça, boğ, eşya konan heybe· II, 133, 141;III, 127
  971. bogarmak: ağaca kertik kertmek,II, 80 bkz>bogramak
  972. bogaz: boğaz,I, 364;II, 244 bkz> boguz
  973. bogım: boğum·I, 395 bkz> bogum, bogun
  974. boglamak: boğlamak, bohçalamak·III, 292 bkz>baglamak
  975. boglanmak: bohçalanmak,II, 239 bkz> baglanmak
  976. boglunmak: boğulmak,II, 239
  977. bogmak: boğmak,I, 86;II, 14, 24, 173; III, 406
  978. bogmak: gömlek düğmesi. I, 466
  979. bogmak: gerdanlık, gelin gerdanlığı·I, 466
  980. bogmaklalmak: düğmelenmek·III, 350 bkz>bogmaklamak, bogmaklanmak
  981. bogmaklamak: düğmelenmek·III, 350, 351bkz> bogmaklalmak, bogmaklanmak bogmaklanmak
  982. bognaklanmak: bulut parça parça olmak·II, 274
  983. bogra: her hayvanın aygırı, boğa, deve aygırı, pohur·I, 187, 188, 420, 443, 521, 11. 223, 287, 334; III, 254, 282, 293
  984. bogralanmak: pohurlanmak, pohurlaşmak·III, 200, 201
  985. bogramak: ağaçta kertik kertmek· II, 80; III, 277 bkz> bogarmak
  986. bogruşmak: ağaç yontmakta yardım ve yarış etmek· II, 203
  987. bogsuk: kölelerin boyunlanna geçirilen lâle·I, 465 bkz> bohsuk
  988. bogturmak: boğdurmak, II, 171
  989. bogulmak: boğulmak,II, 131
  990. bogum: boğum·I, 399 bkz> bogım, bogun
  991. bogun: boğum·I, 399 bkz> bogım, bogum
  992. bogundı: hayvanların sidikliği, mesane (yalnız hayvanların, insanların değil) .1, 449 bogunmak
  993. bogurda saç: kıvırcık saç· I, 488
  994. boguşmak: birbirini boğmak· II, 101
  995. bog(u)z: boğaz· II, 24, 130, 290, 306; III, 264 bkz> bogaz
  996. boxsuk: kölelerin boyunlarına geçirilen lâle· I, 465 bkz> bogsuk
  997. boxsuklanmak: eli boynuna bağlanmak·II, 272
  998. boxtay: elbise bohçası, heybesi·III,239 bkz; boxtuy
  999. boxtuy: elbise bohçası, heybesi·III, 239 bkz> boxtay
  1000. bok: bok·III, 129
  1001. boka: boğa· II, 79; III, 226
  1002. bokadmak: boğalanmak, boğa olmak, II, 308 bkz> bokatmak
  1003. bokatmak: boğalanmak, boğa 0111^.II, 308 bkz> bokadmak
  1004. boklamak: boklamak, pislemek·III, 292
  1005. bolgu: olma, oluş·I, 139
  1006. bolmagu: olmayacak (iş vb.)· § boldiñ erinç
  1007. bolmagu: ; olmayacak bir şey oldun· III, 245
  1008. bolmak: olmak· I, 26, 36, 37, 42, 47, 49, 51, 53, 54, 55, 59, 62, 64, 66, 69, 75, 79, 82, 89, 92, 93, 95,104,115, 138, 139, 186, 192, 200, 205, , 219, 243, 250, 251, 252, 288. 307, 309, 318, 322, 325, 326, 330, 333, 342, 348, 349, 358, 369, 390, 400, 402, 410, 42
  1009. bolmış: olmuş· I, 93 § bolmuş aş; olmuş (pişmiş) yemek· I, 93
  1010. boluş: sõzle yardım· I, 367
  1011. boluş kılmak: sözle yardım etmek· I, 367
  1012. boluşmak: birinden yana çıkmak, birinin dileğine uymak· II, 108
  1013. bor: şarap, süci·III, 119, 121
  1014. borguy: üflenerek öttürülen boru· III, 241
  1015. borı: ok ucuna geçirilen temren oyu ğu halkası; hokka ve taş gibi şeylerin yarılmaması için ağızlarına geçirilen halka· III, 220
  1016. borık: huy, gidiş· I, 378 bkz> yorık, yoruk
  1017. boş boş: hür, ergin; boşanmış; sölpük, pörsük gevşek; salıverilmiş,boşaltılmış.I, 330;III, 124,125 § boş yılkı; başıboş salınmış hayvan sürüsü, I, 330 bkz> ba şlag yılkı· I, 461 § ol işler boş; o kadın boştur; ·o kadını boşadı, bıraktı, unuttu, I, 330
  1018. boşanmak: (kadın) boşamak, bağı çözülmek, II, 142
  1019. boşatmak: boşaltmak; çözmek, çözülmek, bırakılmak, (kadın) boşatmak· II, 306, 307
  1020. boşgunmak: boş kalmak, boş olmak, işten yorulmak· II, 238 bkz> boşunmak
  1021. boş kılmak: bırakmak, azat etmek, I, 330
  1022. boşlaglanmak: kızmak, öğüt tutmanıak·II, 272
  1023. boşug: hanın, elçiye dönmesi için izin vermesi,izin·I, 372 §
  1024. boşug aşı: izin yemeği, I, 372
  1025. boşugu: salıverme zamanı,I, 446
  1026. boşumak: boşalmak; boşanmak, çôzulmek, gevşemek; izln verip bırakmak; boşamak·III, 266
  1027. boşunmak: boşalmak·II,238 bkz> boşgunmak
  1028. boşutgan: çok yumuşaklık (ishal) veren, çok yumuşatan·I, 514
  1029. boşutmak: bırakmak, boş bırakmak, serbest bırakmak; yumuşaklık, (ishal) vermek,I,210
  1030. botu: potuk, deve yavrusu·I, 120;II, 341 bkz> botuk
  1031. botuk: potuk, deve yavrusu· III, 218 bkz> botu
  1032. boy: boy, ulus, kavim, kabile, aşiret; hısım·I, 44, 51, 237, 238, 338;II, 209, 274, 316;III, 141
  1033. boy: yenilen bir ot, poy otu· III, 141
  1034. boyın: boyun, tutamak,III, 169 bkz>boyun
  1035. boymaşmak: dolaşmak, açılmamak (ip gibi şeyler ve işler), karışmak· III, 194
  1036. boymul: boynunda beyazlık olan hayvan, moymul·III, 176
  1037. boynak: dağ boynu, belen· III, 175
  1038. boynak: yılana ağı veren keler,III, 175
  1039. boynamak: kurulmak, gururlanmak, böbürlen-mek, ma ğrur olmak, dik başlı o1mak·I, 226; III. 377
  1040. boynatmak: dik başlılık ettirmek·II, 357
  1041. boyun: boyun·I,127, 213, 370, 518;II, 3,74, 76, 164,180, 218,219, 233, 235, 236;III,194, 230, 248, 288, 325. 427, 431 bkz> boy ın
  1042. boyunduruk: boyunduruk· III, 179
  1043. boyunlamak: boyuna vurmak·III, 145
  1044. boz: boz reflk·II, 12; III, 122, 224
  1045. bozlamak: ses vermek, bağırmak; bozlamak· I, 120; III, 291
  1046. bozlatmak: böğürtmek,II, 341
  1047. bozmak: bozmak, yıkmak· II, 8
  1048. bozuk: bozuk, kırık yıkık, I, 378
  1049. bozulmak: bozulmak, yıkılmak· II, 131
  1050. bozuşmak: bozmakta yardım ve yarış etmek, II, 99
  1051. bög: bir çeşit örümcek, böğ· III, 131, 141 bkz> bi, böy
  1052. bögrül: bögrü ak olan hayvan· I, 481 § bögrül at; bö ğürleri ak olan at·I, 481
  1053. bögür: böğrek, böbrek·I, 316
  1054. bögürlemek: böğüre vurmak; harp safını karşılaşmadan sağ veya soldan vurup yenmek· III, 332, 345
  1055. bök: aşığın sırtının, tümseğinin yukarı gelmesi, III, 130 bkz> çik bök
  1056. böke turmak: bükülmek, eğilmek III, 231
  1057. bökmek: eğilerek yere kapanmak, yemekten bıkıp, doyup usanmak, bıkmak, gözü doymak, kanmak. II, 18, 19 bkz> bükmek
  1058. bökütmek: doyurmak, bıktırmak II, 309
  1059. bölük: bölük-I, 385
  1060. bölükmek: hayvanlar bölüklere aynlmak·II, 118
  1061. böñ: iri yarı, yoğun, obur·III, 354
  1062. böñ: ağır bir şeyin düşmesiyle çıkan ses·III, 354
  1063. böri: kurt·I, 36
  1064. börk: başlık, külâh, börk, I, 349;II, 93, 281, 303; III, 175, 200, 336, 351, 361 § kuturma
  1065. börk: önde, arkada iki kanadı bulunan külâh· I, 490 § sukarlaç börk uzun külâh· I, 493 § kad ıglıg börk kenarlı, kıyılı külãh· I, 496
  1066. börkçi: takkeci, serpuşçu, külâh yapan ve satan· I, 26; II, 41, 52
  1067. börleyü: kurt gibi I, 189
  1068. börüñ: suların yerde yaptığı yarıklar· III, 370
  1069. böy: bir çeşit örümcek· III, 141, 206 bkz> bi, bög
  1070. böz bu: bez· I, 21, 49, 117, 152, 382, 477;II, 129, 308, 337, 345, 365; III, 51, 69, 101, 122, 198, 208, 291, 296, 352 bu·I, 34, 36, 46, 49, 64, 72, 74, 77, 94,126, 128, 132, 136, 141, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 186, 190, 193, 197, 204, 230, 235, 238, 244, 246, 253, 255, 259, 266, 270, 288, 291,
  1071. : 292, 294, 297, 313, 315, 318, 323, 326, 329, 340, 362, 373, 374, 376, 391,
  1072. bu: buğ, buhar, bugu·III, 206
  1073. buç buç: kuşun ötmesi için "güzel güzel" yerinde söylenen bir söz,II, 290
  1074. buçgak: bucak; açı, zaviye ve benzeri·I, 465
  1075. buçgak: kesilmiş hayvan derisinden çar ık yapılan uçlar·I, 465
  1076. buçgak: kutur·I, 465
  1077. buçgaklanmak: köşelenmek·II, 273
  1078. buçı: bir çeşit kubuz; iyi ses veren, çok inleyen ut·III, 173, 219
  1079. buç kubuz: inleyen utlardan bir ut·III, 173
  1080. budgay: buğday· III, 240 bkz> bugday
  1081. budun: halk, ulus kavim, I, 155, 238, 239. 241, 352, 438, 439;II, 216, 223, 250;III, 398, 420 bkz> budun, buyun § budun başkanı
  1082. budunlug bukunlug: ulusu, oymağı olan·I, 499
  1083. budursın: bıldırcın·I, 513
  1084. budmak: buymak, donmak ve ölmek·III, 439
  1085. budun: halk, kavim, ulus·I, 45, 231. 398, 466, 512;II, 110, 127, 211, 216;III, 4, 47, 69. 75,80, 90, 147, 185 bkz> budun, buyun
  1086. buduşmak: bir şey açılmak, ayrılmak (eğri bacaklar gibi), ap;ak olmak· II, 93
  1087. budutmak: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> yudutmak
  1088. buga: Hindistan'dan getirilen bir ilâç, III, 224
  1089. bugday: buğday· II, 235, 319, 363;III, 4, 73, 240, 254, 325 bkz> budgay
  1090. bugrıl: tulum ve tuluma benzer dolu kaplar ın hasıl ettiği büküntü, girinti ve çıkıntı. I, 481 bkz> bıgrıg, bıgrıl
  1091. buxsamak: kabul etmemek; zorla yapmak·III, 284
  1092. buxsatmak: dik başlılık ettirmek,II, 335
  1093. buxsı: pişmiş buğday ile badem içl üzerine bal ve süt ile yap ılmı; bulamaç dökülerek meydana getirilen bir yemek·I, 423
  1094. buxsum: boza, darıdan yapılan bir içki·I, 485
  1095. bujın: "çöpleme" denilen ağılı bir ot·I, 398
  1096. buk: içi boş şeylerin yere düşerken çıkardıkları ses·III, 129
  1097. bukaç: su kabı, topraktan yapılan çömlek ve benzeri şeyler, I, 357, 411
  1098. bukagu: hırsızların ellerlne vurulan kelepçe· I, 446
  1099. bukak: kuş kursagı.II, 285
  1100. bukmak: bükmek, kıvırmak,II,16
  1101. bukramak: hayvan sıçramak, çamışlık etmek· III, 279 bkz> bukrımak
  1102. bukrımak: hayvan sıçramak, çamışlık etmek· III, 279 bkz> bukramak
  1103. bukuk: çiçek topluluğu; çiçek tomurcuğu.II, 285
  1104. bukuk: boğazın iki yanında deri ile et arasında peyda olan et bezleri·II, 285
  1105. bukuklanmak: tomurcuklanmak, kabarmak· I, 437;II, 285
  1106. bukuklug er: boğazı urlu adam,I, 497
  1107. bukulmak: bükülmek, burkulmak, toplannnak· II, 131, 132
  1108. bukunmak: bükmek, kıvırmak· II, 142, 143
  1109. bukurmak: indirmek· II, 82, 83
  1110. bukursı: sapan demiri.III, 242
  1111. buladmak: tencere buğusunda pişirtmek·II, 310 bkz> bulatmak
  1112. bulak at: boyu kısa, sırtı geniş at·I, 379
  1113. bulamak: pişirmek·III, 270
  1114. bulan: Kıpçak illerinde avlanan büyük bir yaban hayvan ı·I, 413
  1115. bulatmak: tencere buğusunda pişirtmek·II, 310 bkz> buladmak
  1116. buldukmak: bulunmak· II, 227
  1117. buldunı: içerisine yaş ya da kuru üzüm konan hoşmerim· I, 492
  1118. buldur buldur: güldür güldür, I, 456
  1119. buldur buldur étmek: güldür güldür etmek· l, 456
  1120. bulduzmak: buldurmak· II, 202
  1121. bulgak: düşman gelmesi yüzünden halk aras ına düşen karışıklık· I, 467 bkz> bulga;
  1122. bulgak: bulanık· III, 320 bkz> bulgayuk
  1123. bulgama: yağsız ve tatsız bulamaç· I, 491
  1124. bulgamak: bulandırmak, karıştırmak, bulanıp kusayaznnak; öfkelendirmek· III, 289, 320
  1125. bulgamak: can sıkmak (yalnız kullanılmaz).III, 291 § bulgamak telgemek can sıkmak·III, 291
  1126. bulganmak: bulanmak; kızmak, öfkelenmek; karışmak,II, 238, 242;III, 21
  1127. bulgaş: düşman gelmesi üzerine halk aras ına düşen karışıklık.I, 460 bkz> bulgak
  1128. bulgayuk: bulanık·III, 179 bkz> bulgak
  1129. bulguna: ılgın ağacına benzer gevrek, kırmızı bir agaçtır, develer yer, I, 492 bkz> malguna
  1130. bulıt: bulut· I, 138,139,173,186, 212, 251. 257, 258, 354, 376;II, 222, 223; III, 50, 147, 282, 298, 319, 398 bkz> bulut
  1131. bulıtlanmak: bulutlanmak·II, 264
  1132. bulmaduk: bulunmamı;·I, 419
  1133. bulmak: bulmak· I, 123, 215, 304, 360, 384, 398, 407, 445, 463, 508;II, 21, 22. 29, 316; III, 12, 90, 440
  1134. bulmış: bulunmuş· III, 361
  1135. bulnamak: esir etmek, tutsak etmek·I, 60, III, 29, 301
  1136. bulnatmak: esir ettirnnek·II, 350
  1137. bulun: esir, tutsak,I, 215, 307, 399; II, 150, 307; III, 63, 85, 97
  1138. buluñ: köşe, bucak, zavlye· II, 371
  1139. bulunmak: bulunmak·II, 143
  1140. buluş: kişinin yaptığı bir işten elde ettiği kazancı, kâr·I, 367
  1141. buluşmak: buluşmak,II, 107, 110
  1142. bulut: bulut·III, 39, 190, 217 bkz> bul ıt
  1143. burbag: işi uzatma, işi yarına bırakma, sürüncemede bırakma·I, 461 bkz> yurbag
  1144. burbalmak: karışmak, II, 228, 229
  1145. burbamak: işi sallamak, savsaklamak, üzerine du şmemek· III, 275 bkz> buybamak, yubalmak, yubamak, yubanmak
  1146. burbaşmak: karışmak· II, 203, 227
  1147. burbatmak: karıştırmak ve geciktirmek· II, 327 bkz> yap yup k ılmak, yubatmak, yubılamak, yuplamak
  1148. burçak: burçak· I, 466
  1149. burçak: ter taneleri· I, 466
  1150. burçaklanmak: burçaklanmak; (akar hakkında) tane tane akmak, burçak burçak olmak, l, 466; II, 273, 279
  1151. burduz: bahçe, bostan· I, 457 (öz Türkçe de ğil)
  1152. burxan: put, buda· I, 343, 436, III, 84 bkz> beder burhan, bedez burhan, furhan
  1153. burış: deride ve elblsedeki buru şukluk, I, 367 bkz> burkug
  1154. burkı: ekşi yüz, kırışık I, 18, 427
  1155. burkıtmak: (yüz) buruşturmak, ekşitnnek·II, 339
  1156. burkug: deri ve deri gibi şeylerin büzülmesi· I, 461 bkz> bur ış
  1157. burkurmak: buruşmak, büzülmek. II, 171, 188
  1158. burmak: kokmak (iyi), buğusu yükselmek, buğulanmak· II, 6; III, 180
  1159. burslan: aslında "bebür" denen hayvan; erkek ad ı·III, 418
  1160. burt: kâbus, karabasan·I, 341; II, 10 § köti burt; kâbus,I, 341
  1161. burta: altın kırıntıları.I, 416
  1162. burtalamak: altın varaklar veya kınntılar yapıştırmak· III, 351, 352
  1163. burtalanmak: altın kırıklan lle süslenmek·III, 200
  1164. burun: burun, öne doğru çıkınti yapan yer; önce·I, 375, 398, 412, 515. 518, 524,II, 85, 313;III, 107, 273 § kıwal burun
  1165. burunduk: /ular, buruna geçirilen yular, burunduruk,I, 501; II, 16 buru ıîg ok atımı yer· llt, 370
  1166. burunlamak: buruna vurmak,III, 341, 342 buru şmak (yüz) buru;mak·II, 94 burutmak bu ğulandırmak, kokutarak yellenmek·II, 302
  1167. buşak: içi sıkıntılı, mükedder I, 154, 378 bkz> buşgan, puşak
  1168. buşgan: içi sıkıntılı, mükedder·I, 154 bkz> buşak, puşak
  1169. buşgut: çırak·I, 451
  1170. buşgutlanmak: çırak, çömez sahibi olmak· II, 270 bkz> tuşgutlanmak
  1171. buşmak: sıkılmak, can sıkılmak, usanmak· I, 373; II, 12, 145; III, 262 bkz> pu şmak
  1172. buşug: can sıkıntısı.I, 373 bkz> puşug
  1173. buşulgan (ş): eli işe yatkın·III, 53
  1174. buşurmak: can sıkmak·II, 78
  1175. but: but,I, 254;III, 120
  1176. but: değerli ve büyük peruze· III, 120
  1177. but: büyük bir adamın armağanını getirene verilen bahşiş,III, 120
  1178. butak: budak, dal· I, 44, 159, 168, 277, 377; II, 264 bkz> but ık
  1179. butaklamak: budamak· III, 336, 337 bkz> but ıklamak, butımak
  1180. butaklanmak: budaklanmak, tomurcuklanmak, kollar ı ayrılmak. II, 264, 269
  1181. butanmak: budanmak· II, 141
  1182. butar: hasır dokumasında kullanılan ip,I, 360
  1183. butık: budak, dal, ağaç·I, 377;III, 19, 55, 58, 78, 83, 95 bkz> butak
  1184. butık: küçük testi, kırba, boduç· I, 377
  1185. butık: atın ayak derisi çıkarılarak yapılan tulum, I, 377
  1186. butıklamak: budamak· III, 336, 337 bkz> butaklamak, but ımak
  1187. butımak: budamak· III, 337
  1188. butlamak: buduna varmak; budunu ısırmak, III, 291
  1189. butlu: devenin burnuna geçirilen burunsal ık;(deve) burnundaki yumuşak yer,I, 430;II, 16
  1190. butmul: karabibere benzer bir bitki, darü fülfül I, 481 bkz> batmul, bibli
  1191. buturgak: pıtrak, fıstık biçlminde çengelli bir diken-I, 502 bkz> bitrik
  1192. buybamak: savsaklamak, yüz üstü bırakmak· III, 310 bkz> burbamak, yubamak
  1193. buyun: kavim, ulus· III, 169 bkz> budun, budun
  1194. buyurmak: buyurmak, emretmek III, 186 buz buz,I, 186, 353, 425; II, 214, 346; III, 123, 297
  1195. buzagu: buzağı I, 59, 446, 528; III, 91
  1196. buzagulamak: buzağılamak, buzağı doğurmak· III, 91
  1197. buzluk: buzluk, içerisine buz konularak yaz için saklanan yer,I, 466
  1198. buztılı: sıçan gibi küçük bir hayvan·I, 446
  1199. büdik: oynayış, zıplayış, raks·I, 412 bkz> büdik
  1200. büdik: oyun, raks, III, 259 bkz> büdik
  1201. büdimek: oynamak, raksetmek, III, 259
  1202. büdüşmek: oyunda ve raksta yarışmak. II, 93
  1203. büdütmek: oynatmak. II, 302
  1204. bügde: hançer·I, 31, 418;III, 272 bkz> bükte
  1205. bügdelemek: hançerlemek,III, 352 bkz> bükdelemek
  1206. büglünmek: toplanmak, birikmek.II, 239
  1207. bügmek: durdurmak, hareketine mani olmak; kapanmak, sed çekilmek, toplanmak; bükülmek, I, 100;II, 19 bkz> bükmek
  1208. bügri (bukri): eğri büğrü· I, 219. 420
  1209. bügü: bilgin, akıllı, hakim.I, 428;III, 228, 303 bkz> bükü
  1210. bügü bilge: akıllı·III, 228
  1211. bügülmek: büğenmek, önü büğenerek toplanmak ve çoğalmak·II, 132
  1212. bügüşmek: su büğemekte yardım ve yarış etmek,II, 105
  1213. bük bük: , sık ağaçlık·I, 245, 260, 333
  1214. bük: köşe, bucak,I, 333
  1215. bük: tomurcuk.I, 233
  1216. bükdelemek: hançerlemek.III, 352 bkz> bügdelemek
  1217. büke: ejderha, büyük yılan·III, 227
  1218. büken: karpuz, hint kavunu·I, 399
  1219. bükin: erliksiz, puluç,I, 399
  1220. büklünmek: kıvrılmak·II, 239
  1221. bükmek: durdurmak, toplanmak, bükmek I, 100 bkz> bügmek
  1222. bükmek: yere kapanmak, yemekten doyup, usanmak, doymak, kanmak, II, 18, 19 bkz> bökmek
  1223. bilksek: kadının göğsü ile boynu arasında gerdanlık takılan yeri.I, 476
  1224. büksüklenmek: kızda meme tomurmak·II, 277
  1225. büksülmek: çatlamak, yanlmak·II, 229
  1226. bükte: hançer-I, 31 bkz> bügde
  1227. büktel: orta boylu (insan hakkında); yassı arkalı, oturamaklı (at hakkında). I, 481
  1228. büktir: dağlardaki çukur ve sert yerler; da ğların inişli çıkışlı yerleri,I, 455, 456
  1229. bükü: bilgin, akıllı, hakim.III, 228 bkz> bügü
  1230. bükü bilge: bilgin, akıllì, hâkim.III, 228
  1231. bükülmek: bükülmek; kesilmek·I, 437;II, 132, 285
  1232. büküm etük: kadın pabucu, I, 395 bkz> mükim, mükin
  1233. bükün: kör bağırsak· I, 399
  1234. büküşmek: bükmekte yardım etmek, II, 105
  1235. bül: zaman geçerek eskiyen herhangi bir şey,1, 335 § bül at; ayaklar ı sekili olan, ayaklarında aklık bulunan at·I, 335 § bül tarıg; üzerinden yıllar geçerek tadı bozulan tahıl·I, 335
  1236. bün: çorba,I, 31 bkz> mün
  1237. bürge: pire· I, 427
  1238. bürge kişi: bir yerde durmayan, zevzek, taşkın kimse I, 427
  1239. bürgelenmek: öfkeden pire gibi sıçramak, pirelenmek. III, 202
  1240. bürme: don, torba gibi şeylerin ağı· II, 94
  1241. bürmek: büzmek· II, 6
  1242. bürük: sofra başı, şalvar uçkuru gibı şeylerde bulunan yuvar-lak ip ve iplikler· I, 385
  1243. bürülmek: buruşturulmak, bükülmek. II, 131
  1244. bürünçük: bürüncük, kadın baş örtüsü· I, 510; II, 151
  1245. bürünmek: bürünmek. II, 141
  1246. bürüşmek: yuvarlak ;ey dikmekte yard ım etmek, II, 94
  1247. büskeç: çörek· I, 452 bkz> püşkel
  1248. büsteli: "kara pazı" denen sebze, I, 493 bkz> püstüli
  1249. büşinçek: üzüm salkımı, I, 506
  1250. büte: "çok" anlamına bir kelime; kısa zaman, III, 217 bkz> kibe
  1251. bütkü: kaka, büyük abdest (çocuklara söylenir)· I, 430
  1252. bütmek: ses kısılmak, alçalmak; borcu veya alaca ğı gerçekleşmek; yara kapanmak; sona ermek, yok olmak; bir şeye inanmak, ikrar etmek·I, 219; II, 294; III, 137, 166. 240
  1253. bütmek: bitmek (nüşvü nema), yaratılmak, doğmak· II, 294
  1254. bütmiş: kapanmış, iyileşmiş (yara)· I, 245 bkz> yetmiş
  1255. bütrüşmek: muhâkeme olmak ve şahit getirmek.II, 203
  1256. bütsemek: iyileşmeğe yaklaşmak·III, 284
  1257. bütüge: patlıcan,I, 447
  1258. bütün: doğru, dürüst, sahih; bütün·I, 224, 398
  1259. bütünlemek: gerçekliğini aramak,III, 341
  1260. bütürmek: sağaltmak, sağlam hale koymak; alacağını tanıklamak, ispat etmek·II, 72, 73 bkz> pötürmek;
  1261. cılday: atların gögsünde çıkan bir hastalık.III, 240 bkz> çildek
  1262. cigi: sağlam (dikişte)·III, 229 bkz> yi, yigi
  1263. cincü: inci.I, 31, 417;III, 30, 229 bkz> yincü yinçü, yünçü
  1264. cugdu: devenin uzamış olan 10/11.I, 31 bkz>
  1265. yogdu, yogru, yogruy, yugdu,:
  1266. cüvüt: boya,III, 16Î
  1267. ça: benzetme edatı·III, 207 bkz> çe çabak Türk gölünde bulunan ufak bir bal ık· I, 381
  1268. çabak er: soysuz, mayası bozuk, sütsüz adam, I, 381
  1269. çaçır: çadır· I, 406 bkz> çaşır, çatır
  1270. çadan: çiyan, kuyruğu örü, akrep· I, 409; III, 367
  1271. çaflı: şahin· I, 431
  1272. çag çug: gürültü, çar çur· III, 128
  1273. çagı: gürültü· III, 225 bkz> çogı, çugı
  1274. çagıg: kamçı, sırım II, 210 bkz> çawıg
  1275. çagılamak: bağırmak, çağırmak. III, 324 bkz>çogılamak
  1276. çagılamak: çağlamak. III, 324 bkz> jagılamak, şagılamak
  1277. çagır: şarap, şıra· I, 363; II, 336;III, 286, 385
  1278. çagır: dar yol, küçük yol, çığır·I, 363 bkz> çıgır
  1279. çagırlamak: şıra yapmak; şıra içmek·III, 331
  1280. çagırlanmak: şıra veya şarap sahibi olmak· II, 267
  1281. çagırlıg: şaraplı, şarabı olan· I, 494
  1282. çaglanmak: börtmek; yarı pişmek (et)· II, 245
  1283. çagmur: şalgam· I, 16, 457 bkz> çamgur
  1284. çagrı: doğan kuşu; çakır ku;u· I, 421;II, 343; III, 332
  1285. çagruk: sertleşen, katila;an·I, 469
  1286. çaxa: çakmak,I, 9
  1287. çaxşak: dağ tepelerindeki taşlık yer·I, 469
  1288. çaxşak: kurutulmuş kaysı, üzüm gibi meyveler, I, 469
  1289. çaxşamak: çağıl çuğul etmek, takılan süs eşyası ses vermek·III, 286
  1290. çaxşu: "filiz herç
  1291. çak: ses anlatan bir söz·I, 333
  1292. çak: bir şeyin özunü, aynını bildiren kelime,"tam, işte, aynı" sözleri gibi·I, 333
  1293. çak çuk: odun, ceviz, kemik gibi çeylerin k ırılmasından çıkan ses,I, 333
  1294. çak çuk etmek: odun, ceviz, kemik gibi şeyler kırılırken ses çıkarmak·I, 333
  1295. çak etmek: ses çıkarmak·I, 333
  1296. çakılmak: çakılmak; ateş çakmak; eri;tirilmek·II, 133
  1297. çakınmak: çakınmak, kendisi için çakmak· II, 149
  1298. çakır: gök gözlü, çakır gözlü, çakır· I, 363
  1299. çakışmak: çakmakta yardım ve yarış etmek·II, 104
  1300. çaklanmak: çalkamak·I, 513
  1301. çakmak: çakmak; erişmek, II, 17, 23;III, 26
  1302. çakmak: (kuş) aşağı inmek·III, 46 bkz> çokmak, çukmak
  1303. çakmak: çakmak (yakma aracı)·I, 469;II, 17, 104, 133, 149, 181;III, 26
  1304. çakrak: kel, daz, 1. 469
  1305. çakratmak: gözü çakırlaştırmak·II, 334
  1306. çakrışmak: çağrışmak·II, 209
  1307. çakturmak: çaktırmak; iki kişiyi kızı;tırmak· II, 181
  1308. çal: alaca, kır· III, 156
  1309. çalañ: geveze, bağıran, çalçene·III, 371 § çalañ ba şı; çalçene, bağıran kişi· III, 371
  1310. çalañ: yanmış gibi siyah, ot bitmeyen, çorak yer· III, 371
  1311. çaldır çaldır: ses ifade eden bir söz·I, 457
  1312. çaldır çaldır etmek: çaldır çaldır etmek I,457
  1313. çaldramak: ;ağıl çuğul etmek, ses vermek, III, 447, 448
  1314. çalgay: ku; kanadının uçları·III, 241
  1315. çalıg: yitik arama; bey|erln önemli bir işi çıktığında gelmeleri için köylere, obalara gönderdi ğl haber, I, 374
  1316. çalınmak: kendini yere atmak; kulağına söz erişmek; anklannnak, zayıflamak·II, 149, 150
  1317. çalış: çelme, güreş· I, 368
  1318. çalışmak: bir şeyin çatlakları, ekleri, araları açılmak; güreşmek. II, 108, 114
  1319. çalkan: yaranın bir yerden başka blr yere yürümesi veya 20^651.I, 441
  1320. çalk çulk: itmenin çıkardıgı ses,I, 349
  1321. çalk çulk kılmak: itmek, çarpmak·I, 349
  1322. çalma: kerme, kemre, koyun ağıllarında veya deve ahırlarında toplanıp, kurutularak kışın yakmak Içln kesilen kesek, kuru tezek,I, 433
  1323. çalmak: yere çalmak, vurmak, yenmek
  1324. çalpak: kir, pislik· 1. 470 § çalpak i ş; karışık iş·I, 470
  1325. çalpañ: sıvık çamur·III, 385
  1326. çalpaşmak: çarpışmak, mücadele etmek; sertleşmek; bir şey kötüleşip pisleşmek·II, 207
  1327. çalpuşlanmak: yapışkan olmak, çelpeklenmek. II, 271
  1328. çalturmak: yere çeldirmek, yere çaldırmak;aratmak, aramasını emretmek; işittirmek için çağrılmak. II, 182
  1329. çamguk: koğucu, kovcu·I, 470
  1330. çamgur: şalgam,I, 457 bkz>
  1331. çagmur çamı: gürültü, bağırtı (yalnız kullanılmaz, "çogı" ile gelir).III, 234
  1332. çamrak: çoluk çocuk,I, 469 bkz> çar çarmak
  1333. çanak: kekez kimse, korkak, gev şek,I, 358
  1334. çanak: kap kacak, çanak, tuzluk ve tuzlu ğa benzer ağaçtan oyulmuş kap·I, 84, 381; III, 32, 109 bkz ayak
  1335. çanaklamak: birini arık (zayıf) saymak veya bulmak; arıklığa, gevşekliğe, kekezliğe nispet etmek· III, 330 ça(n)aklık kekezlik, gevşeklik, perişanlık· I, 503
  1336. çançu: erişte hamuru açılan oklava· I, 417
  1337. çandışmak: birbirine sertleşmek, birbirinden kaçınmak, çekinmek·II, 207, 208
  1338. çañılamak: döğülerek çenilemek; kötü söyleyip ba ğırmak·III, 404
  1339. çanka: bir çeşit tuzak·I, 427
  1340. çanturmak: caydırmak·II, 182 bkz> çındu·turmak
  1341. çap çap: ses bildiren bir kelime, vurulan kamç ının ve dudağın şıpırdamasında çıkar· I,318
  1342. çap çap yémek: şapır şupur yemek·I, 318
  1343. çapgut: çaput, ;ilte· I, 451
  1344. çapılmak: Ince, iyi yumuşak çamurla sıvamak;boynu vurulmak·II, 119
  1345. çapınmak: kamçılamak; yüzmek, II, 149
  1346. çapıtgan: çok saldıran· I, 513 çapıtgan er cellât, boyun vurnn,I, 513 çap ıtmak saldırmak, vurdurmak,II, 298 çapmak yüzmek; arı çamurla sıvamak; vurmak·II, 3, 149
  1347. çapsamak: yüzmek istemek III, 284
  1348. çapturmak: suda yüzdürmek; çamurla sıvatmak; boyun vurdurmak,II, 180
  1349. çar çar: herhangi bir akarın çıkardıgı ses,I, 324 bkz> şar şar
  1350. çar çarmak: çoluk çocuk·I, 469;II, 148, bkz> çamrak
  1351. çarçur: abur cubur·I, 323
  1352. çarçur yemek: eline geçeni yemek, bir şey bırakmamak,I, 323
  1353. çarlamak: cırlamak, ağlamak, bağırmak·III, 295 bkz> çoglamak
  1354. çarlaşmak: ağlaşmak, bağrı;mak, kükremek·II, 210
  1355. çarlatmak: cırlatmak, ağlatmak·II, 344
  1356. çars çars: ses ifade eden bir kellme·I, 348
  1357. çars çars urmak: çat çat dõvmek·I, 348
  1358. çart: parça,I, 341
  1359. çart çurt: her şeyln ufağı, döküntusü· I, 341
  1360. çaruk: çarık·I, 318
  1361. çaruklamak: çarıklamak, Türk çarığı giymek;çaruk boyuna nispet etmek, III, 337, 338
  1362. çaruklanmak: çarıklanmak·II, 266
  1363. çaruklug: çarıklı.I, 497
  1364. çarukluk: çarık yapılmak üzere yapılmış deri·I, 503
  1365. çarun: çınar agacı·I, 414 bkz> çünük, şünük
  1366. çaşır: çadır·I, 406 bkz> çaçır, çatır
  1367. çat: kuyu·III, 146
  1368. çat çat: bir şeyin düştüğü zaman çıkardığı sesi anlatır·I, 320
  1369. çatllamak: şaklamak.III, 323
  1370. çatır: çadır,I, 406 bkz> çaçır, çaşır çatır nı;adır·I, 406
  1371. çatmak: kuzuyu koyuna katmak,II, 294
  1372. çatpa: köy muhtarının ırmak, çeşme sularının yollarını kazmaya gitmeyen kimseterden aldığı tutu,I, 416
  1373. çatuk: Çin'den getirilen bir balık boynuzu· III, 218
  1374. çaw: şöhret, ;an; ses,I, 45;II, 250
  1375. çawa: delikanlılara verilen adlardan·III, 225
  1376. çawar: ateş yakmaya yarıyacak nesne, tuturak, I, 17, 411
  1377. çawar çuwar: ateş yakmaya yarıyacak nesne,tuturak·I, 411
  1378. çawarlıg yer: yavşan gibi tuturak yapmaya yarar odun bulunan yer· I, 495
  1379. çawıg: kamçı, kamçı ucu, I, 374; II, 231 bkz>çag ıg
  1380. çawju: dalı, budağı, meyvesi kırmızı bir ağaç olup meyvesi acıdır· Kadınların parmağı kırmızılıkta buna benzetilir, I, 422
  1381. çawlanmak: sanlanmak, şöhretlenmek, ün sahibi olmakII, 245; III, 200
  1382. çawlı: ateş yakılan meyve kabukları, III, 442
  1383. çawuş: çavuş, savaşta safları düzelten ve askeri zulüm etmeğe bırakmayan kimse. I, 368 çaydam yatağa doldurulan veya yağmurluk yapılan Ince keçe· III, 176 bkz> çiydem
  1384. çe: benzetme edatı,III, 207 bkz> ça
  1385. çeçek: çiçek I, 119, 179, 193, 233. 388. 437; II, 122, 285
  1386. çeçeklenmek: çiçeklenmek II, 266
  1387. çeçeklik: çiçeklik,I, 508
  1388. çeçge: çulha tarağı,I, 429
  1389. çefşeñ: koyun kırpılan makas, kırkı·III, 385
  1390. çek: çizgili, kumaş gibi bir pamuk dokuma·III, 155
  1391. çek çük: malın en değersizi, kıvır zıvır,I, 334
  1392. çekek: çiçek hastalığı,I, 388
  1393. çekik: nokta·II, 149, 181, 287 bkz> çikik
  1394. çekik: küçük çocuk çükü· II, 287 bkz> çübek
  1395. çekik: serçeye benzer alacalı bir kuş ki siyah kayalıklarda bulunur· II, 287
  1396. çekilmek: kitap (10^^111^.II, 133, 134
  1397. çeklnmek: kendisi için kitaba nokta koymak·II, 149
  1398. çekinmek: bohça bağlamayı üzerine almak,kendi kendine ba ğlamak,II, 149
  1399. çekişmek: nokta koymakta yardım ve yarışetmek·II, 107
  1400. çekleşmek: kur’a çekmek· II, 210
  1401. çekmek: kitap noktalamak; attan kan almak;s ıkılan oku çekmek· II, 21
  1402. çekmek: çekerek bağlamak· II, 21 bkz> çıkmak
  1403. çekrek kapa: yünden yapılan kölelerin giydigi cepsiz blr kaftan·I, 477
  1404. çektürmek: noktalatmak; kan aldırmak·II, 181
  1405. çekük: çekiç·II, 287
  1406. çekün: ada tavşanı yavrusu, göcen·I, 402
  1407. çekürge: çekirge·I, 490
  1408. çeliñ: çini; Çin'den gelme·III, 371 § çeliñ ayak; Çin kâsesi, III, 371
  1409. çelpek: göz çapağı· I, 477
  1410. çelpeklenmek: çapaklanmak, II, 277, 279 çeu ğ zil, çalpara·III, 357 çeñel er şer adam, şerli adam·II, 290 çeıîğlik sarmaşık otu,III, 383
  1411. çeñli merigli: birçocukoyunu; salıncak·III, 379
  1412. çeñşü: küçük hırka·III, 378
  1413. çepiş: altı aylık keçi yavrusu, çepiç·I, 368
  1414. çepişlenmek: çepiç olmak, çepiç haline gelmek, II, 266
  1415. çer: vücudun ağırlığını bildiren bir kelime,I, 322
  1416. çer: savaşta karşılıklı duran saflar·I, 323
  1417. çer: vakit,I, 323
  1418. çerig: asker, asker dizisi, ordu,I,123,128, 323, 388, 442, 519;II, 97, 103, 209;III, 332
  1419. çerik: her şeyin karşısı; her şeyin vakti, sırası, I, 388
  1420. çerkeşmek: saf haline gelmek, sıralanmak, dizilmek, düzelmek.I, 179, 442; II, 209, 210, 283, 303
  1421. çerlenmek: vücut ağırlaşmak, agrımak, hastalanmak·I, 322; 11. 244, 245
  1422. çerletmek: bozmak; ajrıtmak; ağırlık vermek·II, 345
  1423. çerlik: karşı,I, 323
  1424. çerlik: vakit·I, 323
  1425. çermelmek: bir ;eyln ucu kıvrılmak, bükülmek·II, 231
  1426. çermeşmek: bükmekte yardım ve yarış etmek· II, 210
  1427. çermetmek: bir şey fltil gibi bükülmek; ördürülmek. II, 349
  1428. çertilmek: yok edilmek; ortadan yok olmak, ölmek, kaybolmak, uzakla şmak, elden çıkmak· I, 103; II, 148, 229;III, 41
  1429. çeş: perüze, firuze·I, 330;II, 79, 192
  1430. çeşkel: çanak çömlek·I, 482
  1431. çetgen: gem dizgini·I, 443
  1432. çetük: kedi·I, 388;III, 127 bkz> muş § küvük
  1433. çetük: ; erkek kedi· I, 388
  1434. çewrülmek: çevrilmek, döndürülmek. II, 230
  1435. çewrüşmek: çevrlîmek. II, 208
  1436. çewşeñ: gözü sulu, gôzü her zaman akan ki şi·III, 385
  1437. çewürgen: her zaman çevlren, I, 522
  1438. çewtirmek: çevirmek, bir şeyi sol elin baş parmagı üzerinde çevirmek· II, 82
  1439. çétmek: eri;mek· II, 314 bkz> yetmek, yétmek
  1440. çıbık: çubuk, yaş olan dal, I, 318
  1441. çıbıklamak: taze çubukla vurmak. III, 337
  1442. çıbırtmak: çırpıçtırmak, taze ;ubukla döğmek· III, 430
  1443. çıçalak: serçe parmak, sırça parmak,I, 487
  1444. çıçamuk: yüzük parmağı·I, 487
  1445. çıf: hurma ve üzüm gibi şeylerin şırasının çömlek veya benzerlerinde kaynamas ından çıkan ses·I, 332
  1446. çıfılamak: çığıl çığıl ses verı·nek, şıra kaynarken ses vermek.III, 325
  1447. çıg: göçebelerin sele sazı (çığ otu) lle yaptıkları çadır örtüsü·III, 128
  1448. çıg: bir Türk arşını, Arap arşının üçte ikisi kadardır, göçebeler bununla bez ölçerler·III,128
  1449. çıgan: fakir, yoksul· I, 31 bkz> çıgay
  1450. çıgay: fakir, yoksul·I, 31, 214, 248, 349;III, 238, 239 bkz> ç ıgan
  1451. çıgıl tıgıl: ses bildiren bir söz·I, 393
  1452. çıgıl tıgıl kılmak: çığıl çığıl etmek,I, 393
  1453. çıgılwar okı: bir çeşlt küçük ok·I, 493, 494
  1454. çıgır: daryol, küçükyol, çığır,I, 363 bkz> çagır
  1455. çıgırlamak: çığır açmak; çığır açmağa yönelmek; karda ayağıyla yol açmak·III, 331
  1456. çıgırlanmak: çığırlar peyda olmak·II, 267
  1457. çıglamak: Türk arşını ile ölçmek·III, 296
  1458. çıglanmak: õlçülmek·III, 198 çıglatmak uzunluk õlçtürmek· II, 345
  1459. çıgmak: dürmek, çıkınlamak, bağlamak, II, 14, 15
  1460. çıgrı: çıkrık, değirmen, çark, dolap gibi şeylerin çıkrığı, ip çıkrığı ve her türlü makara;değre, felek· I, 421, II, 82, 230, 241, 255. 303 § kök ç ıgrısı; felek, gõk değresi- I, 421
  1461. çıgrıtmak: çiğnetmek; çiğneterek sertleştirmek; işte pişirmek (insan için)· II, 333
  1462. çıgrumak: gevşek şey sertleşmek, III, 280
  1463. çıxansı: nakışlı bir Çin ipeklisi· I, 489 bkz>ç ıxansı, çınaxsı
  1464. çıxşansı: nakışlı bir Çin ipeklisi·I, 489 bkz> çıxansı, çınaxsı
  1465. çıjmak: binilmek veya yüklenmek istenen yag ırlı hayvan eğinmek.II, 9 bkz> çijtürmek
  1466. çık: inciten ve korkutan ki şiye karşı koyamayacak adama söylenen bir korkutma deyimi·III, 130
  1467. çıkan: yiğen, hala ve teyze oğlu· I, 402
  1468. çıkarmak: çıkarmak· II, 83
  1469. çıkılmak: çıkılmak, II, 133
  1470. çıkı: ; menfaat, çıkar· I, 368
  1471. çıkışmak: çıkmakta yardım ve yarış etmek· II,104
  1472. çıkmak: çıkmak· I, 81, 305, 343, 362, 420, 424; II, 17, 18, 116, 246; III, 16, 120, 144, 161 bkz> taşıkmak, tışıkmak
  1473. çıkmak: çekerek bağlamak,II, 21 bkz> çekmek
  1474. çıkmak: nemlenmek· III, 183, 184
  1475. çıkramak: gıcırdamak. III, 280
  1476. çıkraşmak: çokça gıcırdamak, çıkırdamak· II, 209
  1477. çıkratmak: gıcırdatmak (diş, kapı, kalem gibi şeyler), II, 334
  1478. çıkrışmak: çıkarmakta yardım ve yarış etmek (bir şeyi çıkarmak, meydana çıkarmak gibi). II, 208, 209
  1479. çıkturmak: çıkartmak·II, 181
  1480. çıkturmak: ıslatmak, ıslak yere koymak· II,181
  1481. çılanmak: yaşlıktan ıslanmak; at terlemek· II,150
  1482. çılaşmak: ıslatmakta yardım etmek,II, 108
  1483. çılatmak: ıslattırmak, atı terletmek·II, 310 bkz> çıylatmak
  1484. çıldamak: çıldır çıldır etmek· III, 281 bkz>çılramak
  1485. çılramak: çıldır çıldır etmek, III, 281 bkz>çıldamak
  1486. çılratmak: seslendirmek, çığıl çığıl ettirmek· II, 333
  1487. çımguklanmak: koğcu (dedikoducu) olmak· II, 275
  1488. çın: doğru, gerçek, sahih,I, 86. 339;III, 138 § ç ın bütün kişi; kendine güvenilebilen,do ğru dürüst kişi,I, 398
  1489. çınaxsı: nakışlı bir Çln ipeklisi,I, 489 bkz> çıxansı, çıxşansı
  1490. çından: sandal ağacı·I, 436; 11 ,122
  1491. çından: at kula renkli at· I, 436 çınduturmak caydırmak· II, 182 bkz> çanturmak
  1492. çıñarmak: araştırmak, tahkik etmek·II, 182
  1493. çınıkmak: gerçekleşmek· II, 117
  1494. çınlamak: tahkik etmek, gerçekliğini araştırmak·III, 296
  1495. çınlatmak: gerçekleştirmek, tasdik ettirmek·II, 345
  1496. çıñ: çınlama, çan ve leğen gibi ;eylerln verdiği ses,III, 357 bkz> çirig
  1497. çıñ étmek: çınlamak·III, 357
  1498. çıñıl çıñıl: bir şeyin çingil çingil ses çıkarması, III, 366
  1499. çıñıl çıñıl étmek: çingil çlngil etmek·III, 366
  1500. çiñrak: gür ve pürüzsüz ses,III, 383
  1501. çıñramak: çınlamak III, 402
  1502. çıñratmak: çınlatmak·II, 358
  1503. çıp: her ince ve yumuşak dal·I, 318
  1504. çıpıkan: innap, vücutta çıkan kırmızılık· I, 448 bkz> çıpkan
  1505. çıpkan: innap, Zizyphus vulgarls; vücutta ç ıkan kırmızılık· I, 448 bkz> çıpıkan
  1506. çır: elbise yırtmakta, yırtılmakta çıkan ses·I, 323
  1507. çırguy: ok temreninin şişkince olan yeri· III, 241
  1508. çırguy: elbise kuşağının geçeceğl iki taraflı kõprücük· III, 241
  1509. çıwı: cinlerden blr bölük· III, 225
  1510. çıylatmak: ıslattırmak, at terletmek, II, 310 bkz> çılatmak
  1511. çi: toprakta yaşlık, yaş·III, 207
  1512. çibek karguy: delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1513. çibek karkuy: delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1514. çibek kırguy: delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1515. çibek kırkuy: delice doğan, moymul, at-macaya benzeı- bir ku;·I, 388; 111. 241
  1516. çifşeñ: ekşi, ekşimiş III, 385
  1517. Çigillemek: Çiğil*lerden saymak, Çigil'lere nisbet etmek·III, 345
  1518. Çigillenmek: Çiğil kılıgına girmek,II, 269
  1519. çigilmek: düğüm sıkıştırılmak, ip düğümlenmek·II, 134 bkz> çiklişmek, çiktürmek
  1520. çigir çigir: ekmek içerisinde taş kırıntıları olduğu zaman di;in ezemeyerek çıkardığı ses, I, 363
  1521. çigit: pamuk çekirdeği·I, 356
  1522. çigne: mala, çiftçilerin "sürgü" dedikleri aygit·I, 435 bkz> çikne
  1523. çij: demir çivi, zırh çivileri ucu·III, 123, 214
  1524. çijtürmek: hayyan yükten belini çökertmek·II, 180 bkz> ; ıjmak
  1525. çik bök: aşığın sırtının tüseğinin yukarı gelmesi·III, 130 bkz> bök
  1526. çik çik: oğlağı çağırmak ve gütmek için kullamlan bir söz· I, 334 bkz> çilik çilik
  1527. çikik: nokta· II, 107 bkz> çekik
  1528. çikin: ibrişim.I, 414
  1529. çikin: üzüm bağlarında biten hayvanların yediği başaklı bir ot·I, 414
  1530. çiklişmek: sıkışmak, düğüm sıkışmak· II, 210 bkz> çigilmek, çiktürmek
  1531. çikne: çiftçilerin "sürgü" dedikleri ayg ıt· III, 301 bkz> çigne
  1532. çiknemek: sıkı dikmek, altın tellerle (yani kılaptan denen altın sarılı tellerle) ipek kumaş üzerine nakış işlemek; yere sürgü çekmek, I, 414; III, 301
  1533. çikremek: bir şeydekl yabancı şey gıcırdamak·III, 280, 281
  1534. çikten: eğer örtüsü· I, 435
  1535. çik turmak: aşık oyununda aşık yan yatınca çukur tarafı yukarı gelmek· I, 334
  1536. çiktürmek: sıkıştırmak, düğüm sıkıştırmak, II, 180 bkz> çigilmek çikli şmek ·
  1537. çil: çokluk bildiren sıfat edatı· III, 56, 57
  1538. çil: bere, döğmek yüzünden deri üzerinde olan iz· I, 336; III, 134
  1539. çil: çirkinlik, çil· III, 134
  1540. çildek: atın göğsünde çıkan bir çıban·I,477 bkz>cılday
  1541. çile: õğrekteki atın yaş gübresl,III, 233
  1542. çilemek: yaşartmak, ıslatmak·III, 271
  1543. çilgü at: al at·I, 430
  1544. çilik çilik: oğlağı çağırmak için kullanılan bir söz-I, 388 bkz> çik çik
  1545. çim: bir şeyin çiğ veya ya; olmasında obartma istenildiği zaman kullanılan bir edat·I, 338 §çim yig et; çim çig et·I, 338 § çim öl ton; çip ıslak elbise·I, 338
  1546. çim ayrık otu·I, 338:
  1547. çiniştürük: bir ağaç meyvesi (fındığa benzer,kırmızımsı beyazı olur, ilk yazda yetişir, yenir),I, 530
  1548. çinüştürüksemek: canı "cinüştürük" istemek· I, 280
  1549. çiñ: iyice, büsbütün.III, 357 § çiñ tolu; iyice dolu, büsbütün dolu·III, 357
  1550. çiñ: leğen ve benzeri şeylerin çıkardığı ses· III, 370 bkz> çıñ
  1551. çir: yag·I, 323
  1552. çirt: ses ifade eden bir söz·I, 341 §çirt sudmak; di şler arasından "çirt" diye tükürük çıkamak· I, 341
  1553. çiş çiş: kadın çocuğu işetmek istediği zaman söyler; at hakkında da böyledlr, I, 331
  1554. çişemek: çişemek, çiş etmek, pislemek (çocuklarda)· III, 267
  1555. çişetmek: çiş ettirmek, abdest bozdurmak· II, 307
  1556. çit: kamıştan veya dikenden yapılmış duvar veya hüğ, çardak,I, 320
  1557. çit: üzeri alaca nakışlı Çin ipeklisl, III. 120
  1558. çiwgin: yağlı, doyurucu, besleyici· I, 443 bkz>kewgin § çiwgin a ş; besleylci yemek· I, 443 § çiwgin ot; hayvanları semirten ot·I, 443
  1559. çiwgünlenmek: vücuda yararlı besleyici bulmak· II, 278
  1560. çiydem: yatağa doldurulan veya yağmurluk yapılan ince keçe· III, 176 bkz> çaydam
  1561. çobulmak: elmanın yarısı, blr ;akı, elma kakı,1, 503
  1562. çocuk: domuz yavrusu; herşeyin küçüğu·I, 381 çodın tunç ve çözülmüş bakır, bakır· I, 409 § çoğın esiç; bakır tencere· I, 409
  1563. çog: eşya konan heybe, bohça· III, 128
  1564. çog: ateş alevi, ateş yalını, güneşin yalını, saçaklarL III, 128
  1565. çogı: savaş· I, 41
  1566. çogı: gürültü, bağırtı. III, 225, 234 bkz> çagı,çugı
  1567. çogılamak: bağırmak, çağırmak· III, 324, 325 bkz> çagılamak
  1568. çoglamak: fil bağırmak· III, 295 bkz> çarlamak
  1569. çoglamak: bağlamak, bohçalamak, III, 295, 296
  1570. çoglanmak: ateş yalınlanmak, güne; yalını yere düşmek· II, 245
  1571. çoglanmak: toplanmak, akışarak toplanmak· II, 245
  1572. çoglanmak: bağlanmak, heybelenmek· III, 198
  1573. çoglatmak: bohçalatmak, sardırmak,II, 345
  1574. çogmak: sarmak, sıkı bağlamak·I, 210
  1575. çogulmak: bağlanmak, bohçalanmak·II, 133 çok kötü, alçak· III, 130
  1576. çokmak: süzülüp inmek, konmak· Il, 17; III, 46 bkz> çakmak, çukmak
  1577. çokmaklanmak: yılan çöreklenmek II, 275, 279
  1578. çokramak: (pınarda su ve tencerede bir şey) kaynamak·III, 280
  1579. çokrama yul: suyu çok olan, fışkıran kaynak;fışkırma I, 492;III, 4
  1580. çokraşmak: çoğalmak ve dalgaIanmak.II, 208
  1581. çokratmak: kaynatmak.II, 333, 334
  1582. çokturmak: saldırtmak, üzerine indirtmek II, 181
  1583. çolak: çolak· I, 381
  1584. çomak: asâ, çomak, I, 381
  1585. çomak: üygurlar'ca ve bütün Müslüman olmayan halk taraf ından Müslümanlar'a verilen ad, Müslüman .I, 381;II, 3 § çomak eri; Müslüman.I, 381
  1586. çor: avret yeri bitişik olan kadın, sarılgan bitki·III, 121, 122
  1587. çowlı: tutmaç süzgeci, III, 442
  1588. çögen: topu çekmek için kullanılan ucu eğri bir değnek, çevgen· I, 187, 223, 242, 402
  1589. çöjülmek: gevşek ip gerilmek; uzayıp silnmek· II, 132 bkz> çüjülmek
  1590. çök çök: deveyi ıhtırmak için kullanılır bir söz· I, 334
  1591. çökdi: kulağın altında "kafa baltası" denen yer·I, 418
  1592. çökmek: diz çökmek, dibe çökmek· II, 21, 33
  1593. çöktürmek: çöktürmek, maden ayırıp çök-türmek· II, 181, 182
  1594. çökürmek: çökermek, ıhtırmak· II, 84
  1595. çöküt: kısa· I, 356 çökütlük kısalık, cücelik. I, 506
  1596. çömçe: kepçe, çömçe·I, 417
  1597. çömgen: her zaman dalan, I, 401
  1598. çömmek: dalmak, çimmek I, 401
  1599. çöñek: çömçe, kutu· II, 290
  1600. çöp: tutmaç parçası· I, 318
  1601. çöp: şarabın tortusu, her şeyin çöküntüsü, çöp, çör çöp; herhangi bir şeyin çökeli I, 318; III, 119
  1602. çöp çep kişiler: değersiz kimseler.I, 318
  1603. çöpik: meyve yenildikten sonra at ılan şey, çör çöp· I, 390 bkz> şöpik
  1604. çörek: çörek· I, 388
  1605. çöreklemek: çörek yapmak· III, 340
  1606. çubartmak: çalıp, soyup çıplak bırakmak, cıbırlatmak· III, 429, 430 bkz> çubartus ımak
  1607. çubartusımak: çalıp soymak ve çıplak bırakmak, III, 430 bkz> çubartmak
  1608. çufga: çabuk gitmek isteyen bir postac ının,yoldan alıp başkasını buluncuya değin binip gittigi at· 1. 424
  1609. çufga: kılavuz, başbuğ·I, 424
  1610. çugı: gürültü·III, 128 bkz> çagı, çogı
  1611. Çuglan: Karluk büyüklerinnin adlar ından· I, 444
  1612. çugurdan: uçurum, yar· I, 512
  1613. çuh çuh: atı yürütnnek ve azarlamak için çıkarılan ses· III, 117, 118
  1614. çukmak: süzülüp inmek, konmak· bkz> çakmak, çokmak
  1615. çukmın: kurabiye blçlminde yapılan bir ekmek, çömlekte su bu ğusunda pişirillr·I, 444
  1616. çukubarı: pota yapılan çamur, lüleci çamuru· III, 243 bkz> hukubar ı
  1617. çulbuş: elbiseye ve ele yapi{an meyve yap ı;kanlığı· I, 460
  1618. çulık: çulluk, öveyik büyüklugünde alacal ı bir su kuşu·I, 381
  1619. çulıman: su birikintisi· I, 448
  1620. çuluman ış: içinden çıkılamayan iş, çepreşik iş· I, 448
  1621. çulk: cılk, büsbütün, dibelik. I, 349 § çulk esgürük (esrük);c ılk sarhoş, bütün bütün sarhoş· I, 349
  1622. çulkuy: bir tarafa çarpılmı;· III, 242 § çulkuy elig; eli çolak, III, 242 § çulkuy etük; topu ğu çarpık papuç· III, 242
  1623. çumalı: karınca· I, 448
  1624. çumguk: ayağı ve başı kızıl, kanadında ak tüy olan karga, ala karga· I, 33, 470 bkz> çumuk
  1625. çumılı bolmak: sıcaktan göz kararmak, I, 448
  1626. çummak: insan suya dalmak· II, 26
  1627. çumruşmak: dalmakta yardım ve yarış etmek·II, 208
  1628. çumturmak: çimdirmek II, 182 çumuk ala karga· I, 33, 470 bkz> çumguk
  1629. çumurmak: suya daldırıp batırmak· II, 85
  1630. çumuşluk: aptesane, ayakyolu· I, 503
  1631. çumuşmak: suya dalmakta yarış etmek, I,441; II, 111
  1632. çunmak: yıkanmak,II, 314 bz
  1633. çupan: köy büyüğünün (muhtarının) yamağı,gizir.I, 402
  1634. çupra: eski elbise·I, 421
  1635. çuram: diğerlerinden daha uzağa glden yegnl bir ok atılı;ı· I, 412 § çuram okı; dlğerlerinden daha uzağa gidecek ;ekilde atılan ok,l, 413
  1636. çur çur: hayvan sagılırken sütün kapta çıkardığı ses, I, 485 bkz> çür çür § tewl emgi çur çur; hayvan sağılırken sütün kapta çıkardığı ses (deve için), I, 485
  1637. çurnı: Türk hekimlerinin yaptiklar ı sürgünlük ilâcı· 1. 435
  1638. çutur: huyu kötü,I, 363
  1639. çuvaş: çadır·I, 195;II, 7. 190; III, 60
  1640. çuwı: Hotan tõresince hakandan iki derece aşağı kimselere verilen ungun· III, 225
  1641. çuwlamak: bõrtmek, iyi pişmemek· III, 296
  1642. çuwşamak: kaynamak ve köpüklenmek; karn ı yanmak ve ekşimek· III, 286
  1643. çuwşatmak: ekşitmek, II, 336, 337
  1644. çuz: yaldızlı kırmızı renkli bir Çin kumaşı·I, 325
  1645. çü(çu): emirde (olumlu ve olumsuz) pekitme bildiren bir edat-III, 207 bkz> şu, şü
  1646. çübek: çocuk çükü·I, 388 bkz> çekik
  1647. çübür: keçi kılı-I, 363
  1648. çübür çebür: abur cubur, malın kötüsü ve değersizi·I, 363
  1649. çübürlenmek: keçi kıllanmak, keçinin kılı bitmek·II, 266 bkz> çüpürlenmek
  1650. çüjmek: çekerek uzatmak, uzunluğunaçekmek.II, 9
  1651. çüjtürmek: gerdirmek, çektirmek,II, 180
  1652. çüjülmek: gerilmek, gevşek ip gerilmek, sakız veya macun gibi şeyler uzayıp sünmek· II, 132 bkz> çöjülmek ;
  1653. çükreklenmek: yün elbise sahibi olmak ve giymek. II, 277
  1654. çülükmek: bozulmak, perişanlaşmak. II, 118, 119, 166
  1655. çümerük kişi: her zaman gözü sulanan, gözü az gören adam· I, 488
  1656. çümgen: çimenlik, ayrıkotu, Panlcum dactylon·
  1657. çümmek: õrdek suya iylce dalmak·II, 26
  1658. çümtürmek: suya daha derin daldırmak,II,182
  1659. çümürmek: suya derin daldırmak·II, 85
  1660. çümüşmek: suya daha derin daldırmakta yarış etmek·II, 111
  1661. çilnük: çınar ağacı, I, 388 bkz> çarun, şünilk
  1662. çüpürlenmek: keçi kıllanmak II, 266 bkz> çübürlenmek
  1663. çür: menfaat· I, 323
  1664. çür çür: süt sağılırken kapta çıkardığı ses, herhangi bir akarın çıkardığı ses· I, 323 bkz> çur çur
  1665. çürkü: çiş (çocuklar için).I, 430
  1666. çürlemek: menfaat elde etmek,I, 323
  1667. çürlenmek: faydalanmak·II, 245 çürletmek aşırtmak.II, 345
  1668. çüşek: ot, çayır·I, 389
  1669. çüvüt: boya.III,162 bkz> çüwüt § kızıl çüvüt;kızıl boya, zindfre, sülüğen· III, 162 § alçüvüt; al boya· 111.162 § kök çüvüt; lacivert boya· III, 162 § ya şıl çüvüt; yeşil boya· III, 162 § sarıg çüvüt; sarı boya, zırnık. III, 162
  1670. çüwüt boya: · III, 162 bkz> ·çüvüt
  1671. dag: atlara ve başkalarına vurulan dağ, dağlamak· III. 153
  1672. dag: yok, değil III,153 bkz> dag ol, dag, tegül
  1673. dag ol: değil· I, 393, III, 153 bkz> dag, dag,tegül
  1674. dakı: dahi, II, 195 bkz> takı
  1675. dañ: "dan" diye ses verme.II, 357
  1676. dangal: saman kesmiği·III, 384
  1677. dañ duñ etmek: "dan dun" diye ses vermek· III, 357 bkz> tañ tuñ étmek
  1678. -daş (-deş): iştirak, yakınlık gösteren bir ek· I, 407
  1679. dava: ılgın ağacı meyvesi.III, 237
  1680. dava: yün sümeği·III, 237
  1681. dede: baba,III, 220
  1682. deve: deve·II, 195; III, 225 bkz> devey, teve, tevey, tewe, tewey, téwi, tiwi
  1683. devey: deve· I, 31 bkz> deve, teve, tevey,tewe, tewey, téw!, tiwi
  1684. didek: gelin giderken yat kimselere görünmemek için örtülen örtü·I, 408
  1685. didim: geline gerdek gecesi giydirilen taç·I, 397
  1686. dik: dik·I, 334
  1687. dik turmak: dik durmak·I, 334
  1688. dük: şu kadar, birkaçI, 334;III, 367 § dük miñ
  1689. dük urmak: yumruğu ile yavaşçavurmak·I, 334
  1690. dülek: ağzı kırık saksı ve testi,I, 389
  1691. dünüşge: "sülüklü pancar" denen sebze·I, 490
  1692. dag: yok, değil,III,153 bkz> dag, dag ol, tegül
  1693. ebek: (çocuk dilinde) ekmek·I, 68
  1694. eç eç: atları gayrete getirmek ve sıkıştırmak için çıkarılan ş65.II, 282 bkz> heç heç
  1695. eçe: büyük kız kardeş·I, 86 bkz> eke, eze
  1696. eçi: yaşlı kadın, hanım nine·I, 87 bkz> açı
  1697. eçkü: keçi·I, 95, 128; II, 14, 117, 266 bkz> keçi
  1698. edermek: aramak· III, 11 bkz> edermek
  1699. edin: başka, dışında. III, 11 bkz> adın, adın, adruk, ayruk
  1700. ed: ipekli kumaş ve benzeri gibi dokuma cinsinden sanat eseri olan her şey· I, 79 bkz> ad
  1701. eder: eğer, hayvan eğeri· II, 224, 253, 283, 327; III, 300
  1702. edergen: çok arıyan; hakkını arayan· I, 157
  1703. ederlemek: eğerlemek·I, 300 ederlig eğerli, eğeri olan,I, 151
  1704. ederlik: üzerine eğer konulan ağaç·I, 151
  1705. edermek: aramak, takip etmek, kovalamak· I, 447 bkz> edermek
  1706. edgermek: iyi görmek, iyi bulmak, kulak asmak, dinlemek; düzeltmek, onatlamak· I, 227, 237; II, 29
  1707. edgü: iyi.I, 34, 64, 79 ,114. 128. 177, 221, 319, 386, 428, 432, 458, 523. 524;II, 153; III, 43. 155, 161, 214, 367, 374, 384, 435 § edgü yawlak; iyi kötü· I, 432
  1708. edgülüg(·k): iyiIik.I, 44, 129, 158, 420; II, 26, 91, 112
  1709. edirmek: ayırıp seçmek, ayırmak, I, 177, 178 bkz> adırmak, ödürmek, ödürmek,udurmak, üdürmek
  1710. ediz: yüksek, yüksek yer, her şeyin yükseği·I, 55, 94, 122 § ediz tag; geçit vermeyen da ğ· I, 55
  1711. edizlenmek: engel ve sarp saymak· I, 292, 293
  1712. edizlik: yükseklik. I, 152
  1713. edlelmek: ıslah olunmak; araştırılmak. I, 295
  1714. edlemek: ülkü yapmak, değer vermek, ehemmiyet vermek, aklına getirmek; tesir etmek, I, 86. 286;III, 155
  1715. edlenmek: bir şey bir dllek için kullan ılmak, bìr şey dilek edinilmek. I, 257
  1716. edleşmek: saygı dolayısıyle birbirini aramak, I, .239
  1717. edletmek: iyileştirmek, ıslah ettirnıek·I, 264
  1718. edlig: faydalanılan, faydalı.I, 103
  1719. eğmek (·admak): yaradılış gösteren isimlerden fiil yapma edat ı· II, 340
  1720. ednetmek: değişmek, bulunduğu halden başka bir hale girmek. I, 266,
  1721. ef: ev, III, 207, 212, 266, 313, 314 bkz> ev, ew,öw, üv, üw
  1722. eget: gerdek gecesi gelin içln gönderilen hizmetçi kad ın·I, 51
  1723. egetlemek: cariye göndermek, birisi ile birlikte güveyin evine hizmetçi göndermek· I, 299 egetlenmek gelin kendisi ile birllkte gönderllen cariye sahibi olmak, I, 291
  1724. egetlig: cariye sahibi gelin· l· 151
  1725. egetlik kara baş: gerdek gecesi gelinle birlikte gönderilen hizmetçi kad ın, sağdıç kadın· I,150
  1726. egilgen: daima eğilen, eğilebllen·I, 159
  1727. egilmek: eğilmek I, 198; III, 215
  1728. egin: eğin, sırt·I, 77, 110
  1729. egin: eni bir buçuk karış, uzunluğu dört arşın gelen bir bez· I, 78
  1730. egir: karın ağrısını sağaltmak için kullanılan bir kök (ilâç), Acorus calamus·I, 53
  1731. egirgen: çok eğiren·I, 158
  1732. egirmek: sevketmek; dõndürmek, eğirmek,çevirmek; bir yeri kuşatmak, sarmak. I, 178, 179; II, 13, 137
  1733. egirsemek: egir (ilâç) kullanmak ıstemek·I, 302
  1734. egirsemek: eğirmek istemek, (çevirmek, bir yeri ku şatmak) istemek·I, 302
  1735. egirtmek: eğirtmek; kalenin etrafını kuşatmayı emretmek·III, 428
  1736. egiş: maden eritildiği zaman çıkan pislik,I, 122
  1737. egişmek: çevgen eğmekte yardım ve yarış etmek· I, 187
  1738. egit: nazar değmennesi için çocukların yüzüne sürülen bir ilâç, bu ilâç safrana blrtak ım şeyler katılarak yapılır. I, 51
  1739. egleşmek: birbirine uyup durmak; bir şeyi ayakla çlğnemekte birblrine yardım etmek.,I, 241 bkz> iklemek, ikleşmek, yiklemek
  1740. egme: evin kemeri.I, 130
  1741. egmek: eğmek I, 100, 168
  1742. egri: eğri, I, 127, 458
  1743. egrik: egirtilen ip, egrilmiş ip· I, 105
  1744. egrilmek: kale ku;atılmak,sarılmak; ip eğrilmek,I, 248
  1745. egrim: düden, suyun toplanıp kaynıyarak dönerek aktığı yer·I, 107
  1746. egrimlenmek: (su göllerde) eğreklenmek, kaynayarak ve akarak dönmek, düdenlenmek I, 314
  1747. egrinmek: kendi için eğirmek, kendini eğirir gibi göstermek·I, 253
  1748. egrişmek: bir yeri sarmakta, kuşatmakta yar-, dım etmek, ip eğirmekte yardım ve yarış etmek·I, 186, 236
  1749. egsemek: eğmek istemek·I, 277
  1750. egtürmek: eğdirmek,I, 223
  1751. egürgen: taneleri olan bir bitki, Karluklar bunu yerler·I, 158
  1752. ekdi: sığır, koyun gibi hayvanlar ın kesildiği yer, mezbaha· I, 125
  1753. ekdü: kılıç kını ve benzeri şeyleri oymakta kullanılan ucu eğri bıçak,I, 125
  1754. eke: büyük kız kardeş, koca vey» karının kendinden büyük kız kardeşi, I, 68, 90; III, 7 bkz> eçe, eze
  1755. ekeç: akıllı küçük kız, büyüklük eseri gösteren küçük k ız, I, 52
  1756. ekek: ortaya düşmüş. I, 78 § ekek işler; ortaya düşmüş kadın· I, 78
  1757. ekek işlerlik: kadının arsızlığı, yüzsüzlüğü· I,153
  1758. ekeklemek: söğmek, "ortaya düşmüş karı"demek, kõtülüğe nispet etmek·I, 306, 307
  1759. ekelemek: "abla" diye aytamak, "büyük kızkardeş, abla" demek,I, 310
  1760. ekeme: bir çeşit çalgı, III, 174 bkz> ikeme
  1761. ekilmek: ekilmek I, 198
  1762. ekim: bir kez ekilecek kadar olan yer· I, 75
  1763. ekin: çiftlik, ekin ekilen yer, I, 78
  1764. ekindi: öbürü, öteki· III, 75, 103 bkz> ikindi
  1765. ekindi tarıg: ekilen tohum, I, 140
  1766. ekinmek: ekinmek, kendisi için ekmek· I, 203
  1767. ekişmek: ekmekte yardım ve yarış etmek·I, 187
  1768. ekitmek: ektirmek· I, 212, 213
  1769. eklemek: çiğnemek, basmak·III, 443 bkz>erklemek
  1770. ekmek: bir şey ekmek·I, 64, 168
  1771. eksük: eksik,I, 105 § eksük yarmak; eksik para· I, 105
  1772. eksümek: eksilmek.I, 278, 326
  1773. ekşig: ekşi, I, 105
  1774. ektürmek: ektirmek,I, 223
  1775. eldiri: oğlak derisi,I, 127 bkz> elri
  1776. eldrük: üzerlik otu ve tohumu; Peganum harmala· III, 12, 412, bkz> ilrük, y ıdıg ot, yüzerllk
  1777. elgelmek: elenmek·I, 250
  1778. elgemek: elemek·I, 284
  1779. elgenmek: kendisi içln elemek·I, 255
  1780. elgeşmek: elemekte yardım ve yarı; etmek,I. 238
  1781. elgetmek: eletmek·I, 264
  1782. elig: el·I, 72, 82, 134, 164, 197, 202, 242, 253,288, 410, 448;II, 44, 78, 82, 105, 123, 134,135,147,158, 231, 237, 238, 271, 292,328,346; III, 53, 62, 63, 79,124, 134, 142,154,193, 242. 297, 307, 425 § oñ elig; sag el·I, 72 § sag elig; sa ğ el·I, 72 § sol elig;
  1783. eliglig: elli, eli olan·I, 336
  1784. eliglik: eldiven, elcik·I, 153
  1785. eliklemek: alay etmek, I, 307 bkz> elük·
  1786. elkin: yelici, koşan; konuk, misafir, yolcu, seyyah· I, 31, 44, 102; II, 242; III, 37, 85 bkz> yelkin, yélkin
  1787. elri: oğlak derisi. I, 127 bkz> eldiri
  1788. elşemek: acıkmaktan dolayı göz kararmak·I, 283 bkz> ölşemek
  1789. elşetmek: açlıktan gözünü karartmak,I, 263 bkz> öl şetmek
  1790. elük: alay etme, maskaraya alma·I, 122 bkz>eliklemek
  1791. elwirmek: sıçramak, atılmak· I, 226 bkz> alwırmak
  1792. em: kadının dişilik aygıtı, am· I, 38, 335
  1793. em: ilaç.I, 38, 95, 407;II, 363;III, 157
  1794. emçi: ilâç yapan adam, eczacı,I, 38;III, 252
  1795. emdi: şimdi.I, 36, 37, 41, 46, 74, 125, 192, 200,367, 380, 442, 498;II, 110, 209, 264;III, 356, 372 bkz> imdi emeçlemek
  1796. emek: olmak I, 494;II, 29
  1797. emet: evet·I, 51;III, 8 bkz> evet, ewet, yemet
  1798. emgek: emek, zahmet,I, 110, 205, 420; II, 121,130, 228, 233, 288;III, 372
  1799. emgeklenmek: zahmetli saymak,I, 315
  1800. emgemek: emek çekmek, zahmet çekmek· I, 284, 362
  1801. emgenmek: emenmek, zahmet çekmek· I, 255
  1802. emgeşmek: birbiri yüzünden zahmet çekmek·I, 238
  1803. emgetmek: yordurmak, emek çektirmek· I, 264
  1804. emik (emig): meme· I, 72, 407; II, 70 § tewi emiki; deve memesi,I, 485 emik ılık, soğuduktan sonra ısınıp sıcaklığı artmayan·I, 72 § emik kün; ılık gün.I, 72
  1805. emikdeş: bir memeden emen iki çocuk, süt karde ş,I, 407
  1806. emiklemek: memesine vurmak,I, 308
  1807. emiglig işler: emzikli kadın·I, 153
  1808. emir: kırağı, sis· I, 54 bkz> amır, imir, iñir
  1809. emirçge: kıkırdak, III, 442
  1810. emitmek: eğilmek, meyletmek· I, 69, 214; II, 312. 325
  1811. emlelmek: ilaçlanmak I, 296
  1812. emlemek: ilâçlamak, sağaltmak (yalnız kullanılmaz, "samlamak" ile beraber gelir),I, 287, 380;III, 85, 295, 298
  1813. emlenmek: kendine ilâç etmek·I, 259
  1814. emleşmek: ilâçlanmak·I, 242
  1815. emletmek: ilâçlatmak, ilâç ettirmek·I, 266; II, 363
  1816. emmek: emmek I, 169
  1817. emrimek: kaşımak· I, 275
  1818. emrişmek: uyuz vb· şeylerden dolayı kaşınmak, deri karıncalanmak·I, 236, 463
  1819. emritmek: kaçıma ve gidiştirme yüzünden gıdıklaniTiak·I, 261, 262
  1820. emrülmek: (kaynayan tencere, insan solu ğu) senmek, çekilmek·I, 53, 248, 249 bkz> amrulmak
  1821. emrülmek: yatıştırmak, dindirmek·III, 428, 429 bkz> amrulmak, amrutmak
  1822. em sem: ilãç·I, 407 bkz> samlamak, sem
  1823. emsemek: emmek istemek·I, 278
  1824. emşen (amşan): kuzu derisi, kürk yapılan deri,I, 109
  1825. emürmek: emzirmek· III, 264 bkz> emilzmek
  1826. emüzmek: emzirmek I,180; II, 264 bkz> emürmek
  1827. endek: satıh, bir nesnenin üst yanı; dam· I, 105
  1828. endik: şaşkın·I, 106 § endik er; budala adam·I, 105
  1829. enüç: göze inen perde· I, 52
  1830. enüçlemek: göze inen perdeye ilâç koyn ıak,I, 299, 300
  1831. enüçlenmek: göze perde inmek,I, 291
  1832. enük: hayvan yavrusu, enik, arslan, s ırtlan, kurt, köpek yavrular ı.I, 72
  1833. enüklemek: eniklemek, yavrulamak·I, 308; III. 92
  1834. enüklenmek: eniklemek, enik sahibi olmak, I, 294
  1835. enüklüg: yavrulu·I, 153
  1836. eñek: ağzın iki yanında, azıların bittiği yer, avurt·I, 135
  1837. eñek: kadınların baş örtülerini bağladıklan ip·I, 135
  1838. eñitmek: şa;ırtmak· II, 274 bkz> angıtmak
  1839. eñlik: kadınlann yanaklarına sürdükleri allık· I, 115
  1840. eñgmegü: imtihan, sınav· I, 252
  1841. eñmek: şaşmak· I, 174, 252
  1842. eñreşmek: canı sıkılmak, inlemek, mızmızlanmak (çocuk hakkında)· I, 258, 289; III, 39
  1843. eñtürmek: işinde şaşırtmak, dandırnnak·I, 290
  1844. ep: pekitme ve obartma edatı·I, 34
  1845. epmek: ekmek·I, 101
  1846. er: er,erkek, adam· I,16, 21, 24, 33, 34, 35, 36. 37, 38, 49, 54, 63, 71, 99, 104, 124, 128, 139, 146, 147, 148, 152, 154,155,156, 157, 158, 160, 162, 164. 166, 167, 168, 169, 170, 172, 174, 178, 181, 190, 191. 192, 194, 195, 196. 198, 199, 200, 201, 205, 216
  1847. erdem: fazilet, edep, terbiye; hüner· I, 51, 89, 103, 107, 252; 336,II, 97, 229, 243, 343; III, 41, 133, 143, 211, 303, 440 bkz> erdem
  1848. erdini: iri 100.I, 71, 141
  1849. erdem: fazilet, edep, terbiye; hüner. I,482 II, 8 bkz> erdem
  1850. ereğmek: erkekleşmek, I, 208 bkz> arıtmak, eretmek
  1851. eren: erin kural dışı çoğul şekli, I, 45, 74, 76,85, 149, 183, 187, 210, 229, 230, 247, 359, 362. 370. 384, 518;II, 17, 83, 101, 104, 220; III, 119. 155. 230, 378, 393, 406 § kurç eren;dayanıklı, yiğit adam· I, 343
  1852. Erentüz: Terazi yıldızı; Müşteri yıldızı· I, 76; III, 40 bkz> Karakuş, Karakuş yulduz
  1853. eretmek: taşağı çıkarmak, iğdiş etmek; çocuğu sünnet etmek; erkekleşmek. I, 208 bkz> arıtmak, eredmek
  1854. ergürmek: eritmek.I, 227;II, 198
  1855. ergürmek: erişmek, vaktinde yetişmek·I, 227, 228
  1856. erik: yağ ve yağa benzer eriyen şey, erimiş.I, 70
  1857. erik: yüğrük.I, 139 § erik yılkı; yorga hayvan· 1, 70 § erik at; yürüyen at·I, 70 § erik er;becerikli, yürekli adam·I, 70
  1858. eriklik: hayvanın istekliliği,I, 152
  1859. erimek: erimek III, 367 bkz> erilmek
  1860. erinç: olur ki, belki· I, 132; III, 65, 245, 309, 449
  1861. erinçil: günah, bkz> I, 134 arınçu
  1862. eriñen: ergen, bekâr·I, 117
  1863. erinmek: erinmek, üşenmek·I, 201
  1864. eritmek: eritmek.I, 208 bkz> erütmek
  1865. erk: saltanat, sözü ve buyruğu geçerlik, kudret, iktidar, gücü yeterllk,I, 43
  1866. erkeç: erkeç, genç teke·I, 95
  1867. erkek: her hayvanın erkeğl·I, 111; II, 102; III, 6, 178 § erkek takagu
  1868. erken: "iken" anlamına hal bildiren edat·I, 108, 121, 376, 526;II, 68, 249, 301, 333; III, 168, 317
  1869. erken: erken·I, 389
  1870. erki: şüphe ve sorgu bildlren edat·I, 129
  1871. erklemek: çiğnemek, basttìak. III, 443 bkz> eklemek
  1872. erküz suw: ilkbahara doğru karların ve buzların erimesinden hasıl olan su· I, 96
  1873. erlenmek: kadın evlenmek, er sahibi olmak· I, 257
  1874. erleşmek: erkeklikte yarış etmek, I, 239
  1875. erlik: erkeklik.I, 104
  1876. ermegil: tembel, eringen· I, 42, 70, 138
  1877. ermegürmek: tembelleşmek· III, 349
  1878. ermek: olmak, imek·I, 24, 25, 74, 89,109,164, 215, 384, 399, 418, 430, 458, 516;II, 56, 57, 74, 169, 256. 257, 297, 320, 361; III, 38. 44, 168, 218, 219, 315. 333, 385 bkz> érmek
  1879. ernek: parmak· I, 104 bkz> errigek
  1880. erñek: parmak.I, 104, 121, 248; III, 130, 443 bkz> ernek
  1881. erñeyü: altı parmaklı adam· I, 136
  1882. erñeyü: çok kısa boylu, cüce·I, 136
  1883. erre: sidik; eşek kaşandırılmak istendiği zaman iki üç kere bu söz söylenir·I, 38
  1884. ersek: ortaya düşmüş azgın kadın, orospu·I, 104; II, 56
  1885. erseklenmek: kadın azgınlığından erkek isternek·I, 314
  1886. ersig: ere benzeyen, erkek gfbı,III, 128
  1887. ersinmek: erkekleşmek I, 253
  1888. ertik: işlek yol, I, 103
  1889. ertişmek: geçmekte yarış etmek· I, 231
  1890. ertmek: geçmek-III, 233, 425, 427
  1891. erttini özük: bedeni inci gibi kadın,I, 141
  1892. ertürmek: vazgeçmek, bağışlamak, kabullenmek; geçirmek·I, 220
  1893. erük: kendisiyle deri sepilenen nesne·I, 70
  1894. erük: ;eftali, kaysı, erik gibi meyvelere verilen genel ad·I, 69, 318;II, 282 § tülüg erük
  1895. erüklemek: sepilemek.I, 70, 306
  1896. ernklenmek: eriklenmek, erik meyvesi vermek,I, 294;III, 348
  1897. erüklük: eriklik, erik bahçesi I, 152
  1898. erüksemek: eriksemek, canı erik istemek·I, 303
  1899. erümek: erimek.II, 198; III, 252 bkz> erimek
  1900. erüşmek: erimek; erişmek· I, 182, 186 bkz> aruşmak
  1901. erütmek: eritmek· I, 208 bkz> eritmek
  1902. es: fenalık, kõtülük, ayıp şey; avret yeri. I, 210
  1903. es: yırtıcı, vahşî hayvanların avı, payı·I, 17, 36; III, 46
  1904. esberi: külde pişirilen bir çeşit ekmek· I, 141
  1905. esen: sağ, salim· I, 62, 77
  1906. esenlemek: selamlamak I, 308
  1907. esgürük: sarhoş,I, 349 bkz> esrük
  1908. esilmek: uzamak, uzatılmak.I, 196 bkz> asılmak
  1909. esin: esinti, rüzgâr, I, 77, 165, 266, 288; II, 223; III, 147
  1910. esinmek: bir şeyi çekmek, germek, uzatmak, I, 201 bkz> as ınmak
  1911. esirgemek: acımak, eseflenmek· I, 306
  1912. esirgenmek: acınmak· i, 291
  1913. esişmek: ip ve benzeri şeyleri (çekmek, germek ve uzatmakta) yard ım ve yarış etmek· I, 185
  1914. esitmek: uzatmak· I, 209
  1915. esiz: yazık, esef, III, 51 bkz> essiz, ısız, ıssız, isiz
  1916. esizlig: fenalık, kötülük, haşarılık· III, 161 bkz> ısızlık, ıssızlık, isizlik
  1917. eski: eski, I, 129
  1918. eskirmek: eskimek,I, 228
  1919. eskü: kalbur, elek,I, 129
  1920. eslinmek: bir şey bir şeye takılmak· I, 258, 259 bkz> aslınmak
  1921. esmek: esmek; kalburlayarak savurrnak; uzatmak· I, 165
  1922. esnemek: esmek; esnemek, I, 288; II, 223; III, 147
  1923. esnetmek: estirmek; esnetmek· I, 266, 267
  1924. esri: kaplan; tekir renk, kaplan rengi·I, 126 bkz> asr ı § esri yışık; alaca, iki renkli ip· I, 126
  1925. esrilemek: nakışlamak, süslemek· I, 316
  1926. esrük: sarhoş· I, 105, 194; II, 213, 289; III, 281 bkz> esgürük
  1927. essiz: acınmaa·nlatır, yazık, vah·I, 143; II, 188 bkz> esiz, ısız, ıssız, isiz
  1928. estürmek: uzattırmak, çektirmek, gerdirmek; elettirmek, I, 221
  1929. esürtmek: sarhoş etmek· III, 427
  1930. : eş, arkadaş· I, 47, 458
  1931. eşek: eşek· II, 246 bkz> eşgek, eşyek
  1932. eşgek: eşek· I,III, 114 bkz> eşek, eşyek
  1933. eşgeklenmek: eşek sahibi olmak· I, 315
  1934. esiç: tencere, çömlek·I, 52, 166, 223, 248, 258, 313, 323, 327, 357, 409, 411, 514, 518; II, 12, 72, 78, 178. 201, 253, 302, 333, 356, 357; III, 142. 191, 206, 249, 280, 409, 430 bkz> a şaç, aşıç § eşiç bukaç; tencere, bardak, tas· I, 357, 411
  1935. eşiçlenmek: tencere sahibi olmak· I, 291
  1936. eşik: eşik- I, 42
  1937. eşiklik: eşiklik I, 152 § eşiklik yıgaç; eşik yapmak için hazırlanan ağaç·I, 152
  1938. eşilgen: daima eşilen·I, 158
  1939. eşilgen: her zaman uzayan, çekılen· I, 158
  1940. eşilmek: eşilmek I, 197
  1941. eşilmek: uzamak· I, 158
  1942. eşişmek: toprak eşmekte yardım ve yarış et-mek, I, 185
  1943. eşitmek: eştirmek, araştırmak·I, 211 bkz> üşetmek
  1944. eşittürmek: işittirmek· I, 222 bkz> eştlirmek
  1945. eşkin: uzun yol· I, 109
  1946. eşkinci: koşa koşa glden at postası· I, 109
  1947. eşkin toprak: akıp inen, üğünen toprak· I, 109
  1948. eşkürti: ipekli, nakı;lı Çin kuma;ı· I, 145
  1949. eşlig: genç kadından eşi bulunan kimse, eşli, eş sahibi I, 47
  1950. eşmek: eşmek; taşmak; (at hakkında) yorga yürümek· I, 166
  1951. eştilmek: işitilmek;I, 246
  1952. eştürmek: eştirmek·I, 222
  1953. eştürmek: işittirmek·I, 221 bkz> eşittürmek
  1954. eşük: büyüklerin ölümünde mezarları üstüne serilmek üzere gönderilen ıpek kumaş; bu kumaş sonra parçalanarak fakirlere da ğıtılır, I, 72
  1955. eşük: bürgü, örtü, üste giyinilen, bürünülen her nesne· I, 14, 72
  1956. eşüklig: bürgülük kumaş sahibi. I, 153
  1957. eşüklik barçın: bürgu yapılmak için hazırlan-mış olan ipekli kuma;· I, 153
  1958. eşülmek: örtülmek, örtünmek· I, 197 bkz> aşulmak
  1959. eşümek: örtmek, bürümek, I, 14; III, 253, 254
  1960. eşütmek: örttürmek·I, 210 bkz> aşutmak
  1961. eşyék: eşek, I,III, 114, 244, 311, 492; III, 62, 326, 330 bkz> e şek, eşgek
  1962. et: et, I,35.36,95,169,173,177,184,196, 209, 220, 223, 236, 323, 338, 348, 379, 397, 401, 429, 444, 479, 485, 495;II, 4,15, 78,102,120, 126, 129, 141, 156, 157, 174, 211, 217, 222, 230,240, 243,245, 248, 252, 254, 281, 282,292, 293, 342, 348; III, 7, 16. 23,
  1963. etçi: kasap, II, 48, 49
  1964. eteç: çocukların ceviz oynadığı çukur, I, 52 bkz> etiç
  1965. eteçlik: ceviz oynamak için çukur aç ılmış yer· I, 151
  1966. etek: etek· I, 68
  1967. eteklenmek: eteklenmek· I, 294
  1968. eteklig: etekli, eteği olan, I, 122
  1969. eteklik: eteklik I, 152
  1970. etetmek: sıkıntıya koymak· I, 207
  1971. etiç: çocukların ceviz oynadıkları çukur· I, 52 bkz> eteç
  1972. etik: pabuç, mest· III, 283 bkz> etük
  1973. etikmek: (çocük) yetişmek, tombullaşmak, büyümek. I, 192
  1974. etilgen: her zaman düzelen· I, 158
  1975. etilgen: atlarda bulunan bir hastal ık·I, 158
  1976. etilgen sayılgan: birçok işlere giren, çıkan, I, 158
  1977. etiz: iki dere arasındaki su geçecek sed·I, 54 bkz> at ız
  1978. etizlemek: ark açmak, set yapmak, topragı parçalara ayırmak, evlek yapmak·I, 301 bkz> at ızlamak
  1979. etizlenmek: parçalara ayrılmak, (tarla hakkında) maşalaya ayırnnak· I, 292 bkz> atızlanmak
  1980. etlelmek: et yapılmak· I, 295
  1981. etlemek: etlik yapmak, et yapmak, I, 284, 285
  1982. etlenmek: etlenmek, şişmanlamak· I, 256, 285
  1983. etletmek: kestirip et haline getirtmek, I, 264
  1984. etlig kişi: etli, şişman.I, 101
  1985. etlig ki: ;i et sahibi olan kimse·I, 101
  1986. etlik: et asılacak çengel, I, 101
  1987. etlik: kesilmek için hazırlanan koyun·I, 101 § etlik koy; etlik koyun, I, 101
  1988. etmek (étmek): yenecek ekmek I, 102, 166,197, 202, 211, 247, 262, 329, 391;II, 28, 30,98, 112, 138, 197, 235;III, 93, 223, 280, 287, 304, 352, 426, 428
  1989. etmekçi: ekmekçi·II, 48, 49
  1990. etmeklenmek: ekmek sahibi olmak·I, 314
  1991. etrek: rengi kızıla çalan sarı adam·I, 101
  1992. etsemek: canı et istemek· I, 275, 279
  1993. etsetmek: ete istek getirtmek, I, 262
  1994. etük: pabuç, edik, I, 68, 218, 395; II, 49, 315; III, 97, 242, 426, 430 bkz> etik § büküm
  1995. etük: ; kadın ayakkabısı· I, 395
  1996. etükçi: pabuççu, kavaf· II, 49
  1997. etüklenmek: ayakkabı, edlk sahibi olmak,I, 294;III, 348
  1998. etüklük sagrı: ayakkabı yapmak için ayrılan sahtiyan I, 152
  1999. et yer: yumuşak yer· I, 35
  2000. etyin: vücut· I, 463
  2001. ev: ev,I, 32, 211, 516 bkz> ef, ew, öw, üv, üw § ev k ızı; aile kızı· I, 326
  2002. evet: evet, peki· I, 51 bkz> emet, ewet, yemet
  2003. evin: tane,I, 84 bkz> ewin
  2004. evleşmek: evini ortaya koyup kumar oynamak,I, 240, 241
  2005. evlig: ev sahibi. II, 106, 176
  2006. evlük: kadın,I, 251
  2007. ew: ev· I, 24, 25, 32, 33, 37, 38, 85, 104, 124, 147, 148, 169, 191, 197, 214, 225, 226, 227, 231, 251, 253, 257, 281, 283, 293, 298, 323, 343, 370, 375, 377, 378, 384, 422, 435, 446, 447, 464, 495, 496, 498, 499, 501, 504, 507, 514, 515;II, 3, 4, 6, 8. 17, 1
  2008. ewdilmek: ele geçirilmek, toplanmak· I, 246
  2009. ewdimek: toplamak· I, 273
  2010. ewdinmek: toplamak, toplamayı üzerlne al· mak, kendi kendisine toplamak· I, 251;II, 254
  2011. ewet: evet, peki,I, 51 bkz> emet, evet, yemet
  2012. ewin: tane·I, 77, 84 bkz> evin
  2013. ewlenmek: hâlelenmek; kendine ev edinmek· 1. 258, 259
  2014. ewlenmek: evlenmek·III, 87
  2015. ewleşmek: toplanmak, yığılmak·I, 240 bkz> awlaşmak
  2016. ewmek: bir şeyin etrafına koşuşmak I, 167
  2017. ewrişmek: uğraşmak, çabalaşmak, bir işin üstüne düşmek; çevirmekte ve bir şeyin altını üstne getirmekte yardım etmek, I, 235, 248
  2018. ewrülmek: yönelinen yerden çevrilmek. I, 248
  2019. ewsemek: evini özlemek. I, 277, 279
  2020. ewsetmek: evini özletmek, Istetmek, I, 262
  2021. ewsinmek: evi benimsemek, kendi evi saymak. I, 253, 258
  2022. ewşük: bir adama sonradan gelen hal, hastal ık ve benzeri, arıza; evin merteği, direği·I, 105
  2023. ewşükgen tewürgen: her zaman evirip çeviren, güç işleri başaran·I, 157, 521
  2024. ewürgen tewürgen: her zaman evirip çevìren·I, 521
  2025. ewürmek: çevirmek, evirmek, döndürmek, alt ını üstüne getirmek, I, 178; II, 82
  2026. ewüsgü: savurma aygıtı· I, 13
  2027. ewüşmek: savurmak· I, 13
  2028. ewzemek: koğlamak, müzevirlik etmek I, 275
  2029. eyegü: her hayvanın eyeğisi, eye kemiği, kaburga; yan; çadırın yanı, I, 137;III, 174, 425
  2030. eyegü yér: dağın ortası·I, 137
  2031. eyle: õyle· I, 113, 166; III, 186
  2032. eymenmek: utanmak; çekinmek·I, 270;III, 377
  2033. eze: buyük kız kardeş,I, 90 bkz> ece, eke
  2034. ezik: uzunlamasına çizik, tırnak yarası·I, 71 bkz> az, iz
  2035. ezitmek: uzunluğuna yirmek,I, 209
  2036. ezmek: kazımak, sıyırmak·I, 165
  2037. eztürmek: yirdirmek-I, 220
  2038. él: i1, vilâyet·I, 48, 106, 168, 219, 354;II, 9, 10, 18, 25. 29, 238
  2039. él: atı anlatır bir isim·I, 48 él açıklık, boşluk·I, 48
  2040. él: kötü, değersiz. |, 49 él iki bey arasında barışıklık·I, 49
  2041. él başı: ata bakan, seyis·I, 49
  2042. él bolmak: sulh olmak, banşmak·I, 49
  2043. él kuş: kartala benzeyen alacalı bir kuş·I, 49
  2044. én: çukur; iniş.I,49;III,4 bkz> in § én yér
  2045. én: en, yan tarafa olan genişlik, yan·I, 49
  2046. énemek: enemek; kulaktan bir parças ını keserek imlemek III, 256
  2047. énetmek: enetmek; kulağın bir parçasını keserek imletmek·I, 215
  2048. ér: delik açmak için kullan ılan aygıt, delgiç,I, 45
  2049. ér: yer·I, 45 bkz> yér
  2050. ér: yerin güneye bakan güne şli tarafı·I, 464 bkz> ir
  2051. érilmek: gedilmek, gedik açılmak; eksikleşmek·I, 270
  2052. érin: dudak,I, 70, 77 bkz> ir(i)n
  2053. érinç: iyi ya;ayı;, nimet içinde geçiniş, nimet, bolluk,I, 46, 132; III, 449 bkz> érinj
  2054. érinçü: günah· I, 134 bkz> arınçu
  2055. érinj: nimet, bolluk, I, 132; III, 449 bkz> érinç
  2056. érle: yurtluk, yurt tutulan yeı\ III, 251 bkz> irle
  2057. érmek: i.rkilmek, yalnızlık duymak; (duvar) yarmak· I, 172, 173
  2058. érmek: olmak, imek, I, 24 bkz> ermek
  2059. érte: erte· I, 124
  2060. értelemek: erken başlamak· I, 316 bkz> ırtalamak
  2061. ésilmek: eksilmek. I, 270
  2062. éşitmek: işitmek. I, 212,508, bkz> işitmek
  2063. étilmek: düzelmek; edilmek, yapılmak· I, 53, 442; II, 209
  2064. étinmek: edlnmek, hazırlanmak· I, 82
  2065. étişmek: bariştırmak, beraber yapmak· I, 76
  2066. étmek: (yardımcı fiil) yapmak, etmek, eylemek, kılmak· I, 171, 324, 332, 333. 342. 361.456, 457, 486; 11. 25; 111. 128. 129, 130, 357,366, 370
  2067. éttürmek: büktürmek· I, 267, 268 bkz> iytürmek
  2068. éttürmek: onartmak, düzeltmeyi emretmek. I, 217, 218
  2069. éwek: acele, ivme; aceleci, iven·I, 77, 104, 387;II, 13, 19 § éwek er; aceleci adam,I,122
  2070. éweklik: işlerde ivme, acelecillk·I, 153
  2071. éwet: acele, ivnne· III, 26
  2072. éwilmek: ivilmek, acele edilmek.I, 271
  2073. éwişmek: koşu;mak, acele edl;mek· I, 186
  2074. éwmek: acele etmek, I, 167 .168;II, 12; III, 26,183
  2075. éwsemek: ivmek, acele etmek (lstemek)· I, 277
  2076. furxan: put·I, 343 bkz> burxan, beder burxan bedez burxan ·
  2077. furhan ewi: put evi, puthane·I, 343,
  2078. ge: zarf (mefulüileyh) edatı·III, 212,.
  2079. gerü: . doğru III,251
  2080. geşür: havuç, I, 431 bkz> gezer, gizri, sar ıg, turma
  2081. gezer: havuç, I, 431 bkz> geşür, gizri, sarıg turma
  2082. gizri: havuç. I, 431 bkz> geşür, gezer, sarıg turma
  2083. gine: küçültme eki· III, 359 bkz> ·kıya, -kiye
  2084. gu: fiillerin emir kipi üzerine gelerek zaman, yer ve ayg ıt ismi yapan edat· III, 211
  2085. hana: ana,I, 32 bkz> ana
  2086. hata: ata,I, 32 bkz> ata
  2087. heç heç: atları gayrete getirmek ve sıkıştırmak çıkarılan ses I, 321; II, 282 bkz> eç eç
  2088. hoç hoç: keçilergüdülüp sürülürken söylenen, ·II, 282
  2089. hukubarı: pota yapılan çamur, lülecl çamuru· için çıkarılan ses, III, 243 bkz> çukuban
  2090. xafsı: hokka·I, 423
  2091. xakan: Afrasyab'a verilen ungun,III, 157
  2092. xamir: emir, bey·I, 112
  2093. xan: han, Türkler'in en büyük başbuğu, Afrasyab oğullarına verilen ungun·I, 63, 82, 199, 255, 271, 410, 427, 459;II, 3, 7,190, 273, 288; III, 60, 127, 141, 157, 266. 327, 368
  2094. xanda: nerede·I,46, 418; III, 69, 173, 218 bkz> kanda, kayda, kayuda
  2095. xasnı: çocukları semirtmek için bir kese içine konularak a ğızlarına verilen bir deva, Hin-distan'dan gelir· I, 435
  2096. xayu: hangi, hani, I, 31; III, 218, 237, 367 bkz> kanu, kayu
  2097. xıyar maraz: ücretle çalışan adam, ırgat·I,411 bkz> maraz
  2098. xız: kız· III, 218 bkz> kırkın, kırnak, kız
  2099. xulıñ: Çin'den getirilen birçok renkleri olan ipek kuma ş,III, 371
  2100. xumaru: andaç olarak verilen mal, ölen büyük bir adam ın malından hakana ayrılan güzel parça, uzağa giden adamın hısımlarına bıraktığı mal I, 445
  2101. xumaru: miras I, 445;III, 440
  2102. xumarulanmak: mirasa konmak; dostunun veya ba şkasının malından kendine azık edin-mek,III, 205
  2103. xun: kaba, faydasız.III, 138
  2104. xun xara ışlamak: kaba, faydasız iş i;lemek· III, 138
  2105. xüçünek: "kırlangıç" dahi denilen benekli, güzel kokulu küçük kavun, y ılkıç·I, 488
  2106. ıçgın: kaçırmak; kaybedilmek, yok edilmek,elden gitmek; yellen^ìek.I, 253, 254;III, 307
  2107. ıdılmak: salıverìlmek, boşanmak·I, 194
  2108. ıdınçu saç: erkeğin sonradan bırakılan saçı·I, 133
  2109. ıdınçu yılkı: yük vurulmayarak bırakılan hayvan· I, 134
  2110. ıdışmak: birbirine armağan vermek, armaganlaşmak ve bunda yarış etmek· I, 182
  2111. ıdmak: salmak, gôndermek, serbest bırakmak, I, 210, 421; III, 172, 230, 343, 438 bkz> tonatmak, tonıdmak
  2112. ıdsamak: göndermek istemek·I, 276
  2113. ıdu: zaruret, zahmet·I, 110
  2114. ıduk: kutlu ve mübarek olan; asl ında sahibininyaptığı bir adak için saklanarak yünü k ırkılmayan, sütü sagılmayan, yük vurulmayarakbaşıboş bırakılan, salıverilen her hayvana bu ad verilir.I, 65
  2115. ıduk: tag geçitsiz sıra dağlar·I, 65
  2116. ıglamak: ağlamak·I, 286, 287 bkz> yıglamak
  2117. ıglaşmak: ağla;mak·I, 240 bkz> yıglaşmak
  2118. ıjmaklanmak: bir yerde veya bir şeyde çok şap bulunmak; kelliği artmak, azmak·I, 313bkz> ajmuk
  2119. ık: soğuk su içilerek üzerine ekmek yenildikte gögsü kabartarakç ıkan bir hıçkırık, hık· I, 37
  2120. ıkılaç: asil, yüğrük at· I, 139
  2121. ık tutmak: hıçkırık tutmak, hık tutmak· I, 37
  2122. ıldurmak: indirmek I, 224
  2123. ılıg: ılık,I, 31, 64 bkz> yılıg
  2124. ılımga: hakanın mektuplarını Türk yazısıyle yazan kimse· I, 143 bkz> al ımga
  2125. ılınmak: ilişmek, tutulmak, uğramak, takılmak·I, 204; II, 288; III, 358 bkz> ilinmek
  2126. ılışmak: inmekte yarış etmek, ini;mek·I, 190
  2127. ılışmak: blrbirine ilişmek; çatışmak; asmakta yardım etmek I, 188, 190 bkz> ilişmek
  2128. ılmak: inmek· 1.169,175;III,69,220 bkz> inmek
  2129. ılsamak: inmek istemek·I, 278 bkz> insemek
  2130. ımga: malmüdürü, tahsildar, hazinedar.I, 128
  2131. ınal: anası hatun (kökten), babası ortalık adamı olan bütün gençlere verilen ungun, I, 122
  2132. ınanç: güvenilen, inanılan, I, 133;III, 450 § ınanç beg; inanılan, güvenilen bey·I, 133, 206
  2133. ınanmak: inanmak, güvenmek· I, 206; III, 161
  2134. ınışmak: inişmek I, 190
  2135. ıñan: dişi deve· I, 120, 289 bkz> iñen
  2136. ıñramak: deve inlemek·I, 120
  2137. ıñranmak: inlemek· I, 289
  2138. ıñraşmak: inleşmek III, 398
  2139. ıñratmak: inletmek,II, 357, 358
  2140. ır: ır, ırlama·III, 4 bkz> yır
  2141. ır: utanma bildiren bir söz·I, 36 bkz> ıra, ırra, ir
  2142. ıra: utanma·I, 39 bkz> ır, ırra, ir
  2143. ır bulmak: utanmak.I, 36
  2144. ırgag: donmu; olan buzu, buzluga çeklp getirmek için kullan ılan kanca,I, 141
  2145. ırgalmak: sallanmak, ırgalanmak. I, 249
  2146. ırgamak: sallamak, ırgalamak, I, 283; III, 316, 321
  2147. ırganmak: ırgalanmak· I, 254
  2148. ırgaşmak: ırgalamakta yardım ve yarış etmek· II, 322
  2149. ırgatmak: ırgalatmak, sallatmak· I, 263
  2150. ırk: kâhinlik, fal, yürektekini dı;arı çıkarma, I, 42
  2151. ırklamak: kâhinlik etmek, ırk (fal)a bakmak· III, 443
  2152. ırra: utanma· I, 39 bkz> ır, ıra, ir
  2153. ırtalamak: erken başlamak· I, 316 bkz> értelemek
  2154. ısınmak: ısınmak; sevmek· I, 201, 202 bkz>isinmek
  2155. ısırgan: ısırgan, çok tsıran·I, 156
  2156. ısırmak: ısırmak, sokmak·I, 178; II, 329
  2157. ısırtmak: ısırtmak· III, 428
  2158. ısışmak: ısınmak, bir nesnenln bütün parçalar ı arasına sıcaklık yayılmak, I, 185 bkz> isişmek
  2159. ısız: ele, avuca sığmayan, haşarı çocuk, utanmaz, arsız, ırsız, fena, kõtü· I, 122, 386; II, 117 bkz; esiz, essiz, ıssız, isiz
  2160. ısızlık: fenalık, kötülük, haşarılık.III, 161 bkz> esizlig, ıssızlık, isizlik ıslanmak ; islenmek· I, 298 bkz> işlenmek
  2161. ısrık: çocukları perilere ve göz dokunmasına karşı afsunlamak için ilâç yap ıldığı zaman tekrarlanarak söylenir. I, 99
  2162. ısrılmak: ısırılmak, I, 247
  2163. ısrım kişi: suratsız, sıkıntilı adam·I, 107
  2164. ısrınmak: öfkelenip derlenmek, toplanmak, çekilmek, büzülmek· (Bu kellme sebzelere iyice pi şmeden soğuk su konmasıyle pişme yerek çiğ kalması, sinirsek olması halinde 50/10^. Yumuşak huylu bir kimsenin ser-telmesi de bôyledir)·I, 251, 252
  2165. ısrışmak: ısırışmak· I, 234, 285
  2166. ısrumak: ısırmak· I, 163
  2167. ıssız kişi: yüzsüz, lyilik bilmez adam· I, 142 bkz> esiz, essiz, ısız, isiz
  2168. ıssızlık: , fenalık, kötülük, haşarılık. III, 161 bkz> esizlig, ısızlık, isizlik
  2169. ış: iş·I, 47, 53, 64, 141, 146, 147, 155, 156, 157, 158, 168, 171, 179, 186, 187, 190, 193, 197, 201, 204, 209, 217, 220, 221. 230, 235, 238. 244, 255, 270, 271, 272, 295, 300, 307, 313, 315, 316, 320, 348, 368, 376, 391, 410, 428, 448, 459, 462, 470, 494, 52
  2170. ışçı: işçi·I, 468 § tarfak ışçı; kıvrak, çalışkan işçi·I, 468
  2171. ışgunmak: Fársça'sı "aşhun" Arapçası el-rîbâs olan bitki·I, 18, 109
  2172. ış küdük: iş güç·I, 391
  2173. ışlamak: işlemek· III, 138 bkz> işlemek
  2174. ışlar: kadın·II, 150, .171 bkz> işiler, işler
  2175. ışlıg: i; sahibi olan (kimse).I, 495, 509 § ışlıg küdüglüg; işli, güçlü· 1. 509
  2176. ıt: it, kõpek·I, 35. 116, 156, 157, 164, 178, 228, 294, 308, 336, 346, 363, 365. 375, 483;II, 7, 8. 10, 16, 24, 73, 84, 177, 221. 292, 298, 305; III, 23. 70, 73, 214. 232, 255, 262, 291, 294, 300, 324, 353, 404, 405, 410, 429
  2177. ıtlamak: köpekletmek, söğmek- I, 285, 286
  2178. ıtlıg: itli, köpekli I, 98
  2179. ıtlıg yılı: Türkler'ln on Ikill yıllarından biri·I, 346
  2180. ıwık: kırlarda, taşlı yerlerde yaşıyan geyik·I, 67, 239, 265
  2181. ıwrık: ibrik I. 99, 100; III, 131
  2182. ıyınmak: ıkınmak, I, 269
  2183. îç: iç·I, 35, 91, 225, 245;II, 208
  2184. içegü: kaburga kemiklerinin iç tarafında bu·lunan şeylerin adı,II,içirik I, 137
  2185. iç et: ciğere bitişik olan ince et· I, 35
  2186. içgermek: içeriye koymak; suçlarını sôylemek, koğlamak· I, 227
  2187. içi: yaşça büyük olan erkek karde ş; kocanınyaşça büyük erkek kardeşL I, 87; III, 7
  2188. içikmek: savaşta kendi dileğiyle teslìm olmak· I, 192;II, 118
  2189. içilmek: içilmek .I, 194
  2190. için: "ara, iç" anlamını bildiren birek, I, 76, 230
  2191. içişmek: içişmek, içmekte yardım ve yarış etmek, I, 181 içkin er düşmanlardan iken bu yana geçen, kendisine dokunulmayan, baysall ık verilen kişi, mülteci· I, 108
  2192. içkur: iç kuşağı, uçkur, I, 35, 324
  2193. içkü: içki, içilen şey,I, 128 içlemek iç geçirmek, astarlamak, I, 286
  2194. içlenmek: içlenmek, tanelenmek, içi olmak· I, 256, 257
  2195. içlik: eger keçesi, içlik, I, 102, 104
  2196. içmek: içmek, bir şeyi içmek veya sorup içine çekmek.I, 35, 47, 142, 164, 192;II, 6
  2197. içmek: kuzu derisinden yapılmış olan kürk·I, 102
  2198. içmeklenmek: kuzu kürkü giymek 've buna sahip olmak, I, 314
  2199. içre: de, içinde, içerisinde. I, 223, 367, 393; II, 83, 250;III, 235, 247, 339, 448
  2200. içrüşmek: içirişmek, içı'rmekte yardım ve yarış etmek,I, 233
  2201. içsemek: içmek 1516010^I, 20, 276
  2202. iç söz: yürekteki gizli şey, sır·I, 35
  2203. içtonlamak: iç donu giymek·I, 314 bkz> iştonlanmak
  2204. içtürmek: içirmek, su içirmek,I, 218; II, 173
  2205. içük: samur, tegin gibi hayvanlar ın derisinden yapılan kürk, I, 69
  2206. içüklemek: samur, teğin gibi hayvanların kürkünden urbasına iç geçirmek, iç kaplatmak, I, 305
  2207. içürgen: çok içiren· I, 157
  2208. içürmek: içirmek I, 47, 177. 218; II, 173
  2209. idiş: kadeh, tas, bardak, tencere gibi her nevi kap· I, 61 bkz> idi ş
  2210. idi: sahip, efendi; Tan^ı. I, 87. 320, 330, 410; II, 243
  2211. idiş: kadeh, kap; mal mülk, III, 61,131, 232 bkz> idi ş
  2212. idrik: katı nesne· I, 102 bkz> irik
  2213. ig: iğ,I, 48, 85 bkz> ik, yig, yik
  2214. ig: hastalık.I, 48, 296;III, 30, 224, 278, 281
  2215. igçil: hasta, III, 57
  2216. igemek: eğelemek, gıcırdatmak, III, 254, 255
  2217. igemek: inat etmek, III, 255
  2218. igenmek: benimsemek; (kısrak) gebe kalmak;çamışlaşmak, harınlaşmak; çekinmek· I, 104, , 200, 203
  2219. igeşmek: arka olmak, güvenmek·I, 187
  2220. igeşmek: eğelemekte yardım ve yarı; etmek; çarpışmak, ısırı;mak, boğufmak· I, 187, 188; II, 287
  2221. igiş: harınlaşan, inatlaşan hayvan, at·I, 122
  2222. iglelmek: hastalanmak,I, 296
  2223. iglemek: hasta olmak·I, 287, 380
  2224. iglenmek: bir parça hastalanmak
  2225. igleşmek: hastalaşmak·I, 241
  2226. igletmek: hastalandırmak· I, 266
  2227. iglig: hasta·I, 79, 196, 273; II, 351
  2228. ik: iğ· III, 144 bkz> ig, yig, yik
  2229. ikdilmek: terbiye edilmek, eğitllmek; beslenlenmek·I, 246
  2230. ikdi: ; anaları bir olan·III, 382
  2231. ikdük: peynlr gibi süt ve yoğurttan yapılıp yenen bir azık,I, 105
  2232. ikeme: bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan bir çalgı·I, 137; III, 174 bkz> ekeme
  2233. iki: sayıda iki; ikisi I, 49, 131, 233, 256; II, 45, 251;III, 45, 101, 244, 363, 382 bkz> ikki
  2234. ikidmek: terbiye etmek, eğitmek, yetlştirmek, I, 213 bkz> ikitmek
  2235. ikinç: sayıda 1^1110.I, 131, 132; III, 449
  2236. ikindi: bazısı, öteki, ikinci· I, 140, 185, 186, 231, 238. 239;II, 89, 103, 203, 214, 217 bkz> ekindi
  2237. ikindi: ikindi,I, 140
  2238. ikirçkün: tereddüt, ikircim; tereddütlü, ikircimli.III, 419
  2239. ikit: yalan·I, 51
  2240. ikitmek: terbiye etmek, yetiştirmek .I, 213 bkz> ikidmek
  2241. ikki: iki, birblri, ikisi, iklden her biri·I, 182, 187, 188. 189, 234, 237, 239. 268, 270, 308, 317, 410, 519;II, 17, 88, 89, 93, 98, 99, 101, 102, 104, 105, 107, 108, 109, 112, 196, 203, 206, 207, 209. 211, 215, 217, 218, 220, 221, 222, 224, 258, 287; III, 71,
  2242. ikkiz: ikiz, I, 143 § ikkiz oglan; ikiz çocuk·I, 143
  2243. iklemek: çiğnemek, basmak·I, 287, 380;III, 310 bkz> egle şmek, ikleşmek, yiklemek
  2244. ikleşmek: birbirine uyup durmak, bir şeyi ayakla çiğnemekte birbirine yardırn etmek, I, 241 bkz> egleşmek, iklemek, yiklemek
  2245. ikletmek: çiğnetmek, bastırmak·I, 265
  2246. iktü: ekti, elde beslenen hayvan, I, 114
  2247. iktülemek: ot vermek; beslemek· I, 317
  2248. ilel: (beylere ve hanlara cevap verilirken) evet· I, 78
  2249. ilenç: düşüncesinin yanlışlığı belli olan bir ki-şinin bir iş üzerine sözsöy]emesini kınama; ayıplama, tekdir, çıkışma·I, 133, 204;III, 450
  2250. ilenmek: kötü dua etmek, ilenmek; ayıplamak, tekdir etmek,I, 204, 205
  2251. ilermek: göze ilişmek, belirmek, gôrünmek· I, 179; II, 283
  2252. ilersük: şalvar uçkuru·I, 152
  2253. ilertmek: iliştirmek, iliştirtmek. III, 427, 428
  2254. iletmek: iletmek, götürmek· I, 214, 369; II, 263
  2255. ilik: ilik I, 72. bkz> yilik
  2256. ili kapug: iliştirilivermiş, anahtarsız açılabilen kapı·I, 92
  2257. ilinmek: tutulmak, yakalanmak·I, 204, 205, 206;II, 288;III, 358 bkz> ılınmak
  2258. ilişmek: birbirine ilişmek; çatışmak; asmakta yardım ve yarış etmek·I, 188, 190 bkz> ılışmak
  2259. ilk: ilk, her şeyin evveli· I, 43
  2260. ilmek: ilişmek I, 169
  2261. ilrük: üzerlik tohumu, Peganum harmala· I, 105 bkz> eldrük, y ıdıg ot, yüzerlik
  2262. iltürmek: iliştirtmek, astirtmak· I, 224
  2263. im: parola, orduda başbuğun askerler arasına silâh veya kuş adlarından birini belge olarak koyduğu kelimeler· I, 38
  2264. imdi: şimdi. I, 36, 37, 41 bkz> emdi
  2265. imir: aydınlıkla karanlığın birbirine karışması·I, 94 bkz> emir, imir, iriğir
  2266. imlelmek: gôz kırpmakla ve buna benzer şeyle işmar olunmak·I, 296
  2267. imlemek: işmar etmek, işaret etmek, göstertmek· 1. 82, 287, 288;III, 84, 295, 310 bkz> yimlemek
  2268. imleşmek: işaretleşmek· I, 242
  2269. imletmek: işaret ettirmek· I, 266
  2270. imren: yurttaşlardan toplanan her yığnak· I, 88, 107
  2271. imtili: düşünüp taçınılmadan birdenbire yapılma. I, 141
  2272. in: çukur· I, 49 bkz> én
  2273. in: yırtıcı hayvan ini.I, 49, 55 bkz> yın, yin
  2274. in: koyun pisliği·I, 49 bkz> yin
  2275. inç: rahat, içi sakin, yüreği dölek·I, 74;III, 437
  2276. inçikmek: duygusu gitmek, bayılmak, büzülmek, titremek·I, 243, 244
  2277. inegil: vücut içerisinde, göbek kar şısında kulunca benzer bir hastal ık·I, 137
  2278. ini: yaşça küçük kardeş, kocanın küçük erkek kardeşi· I, 93; III, 7
  2279. inilmek: inilmek.II, 130
  2280. inmek: inmek I, 169; II, 204; III, 61 bkz> ılmak
  2281. insemek: inmek istemek· I, 278 bkz> ılsamak
  2282. iñek: 1116^I, 111; III, 91 iñek kaplumba ğanın dişisi· I, 111
  2283. iñek küçi: küçü otu tohunnu· III, 121
  2284. iñen: dişi deve, I, 120, 289 bkz> ıñan
  2285. iñes kişi: yabancı gibi sağına, soluna bakan adam· I, 94
  2286. iñir: aydınlıkla karanlığın birblrine karışması, alaca karanlık.l, 94 bkz> amır, emir, imir
  2287. iñliç: kebapla yenir, sarımsağa benzer blr dağ otu· I, 115
  2288. iprük: içerisine pekllk gelene (içlni sürdürmek için) yo ğurt ile süt karıştırılarak verllen ilâç· I,101
  2289. ir: yerin güney, güneşli yanı· I, 464 bkz> ér
  2290. ir: utanma bildiren bir söz, I, 36 bkz> ır, ıra, ırra
  2291. ir bolmak: utanmak,I, 36
  2292. irdemek: aramak·III, 228
  2293. irik: katı olan nesne·I, 71, 102 bkz> idrik
  2294. irik: kel ve uyuzun kafası·I, 71
  2295. irik: erpik ve eski olan her nesne, I, 70
  2296. irik otuñ: odun kırıkları, kıymık I, 70
  2297. irilmek: kaygıdan titremek, kendi kendini yermek·I, 196 bkz> ar ılmak
  2298. ir(i)n: dudaklar, ağız· III, 74 bkz> érin iririg 11-10.I, 135;III, 59
  2299. irk: dört yaşına girmek üzere bulunan koyun·I. 43
  2300. irkeklenmek: dalgalanmak; erkek olmaki ür-permek·I, 315 bkz> erkeklenmek
  2301. irkeşmek: topla;mak.I,144 bkz> irkişmek
  2302. irkilmek: toplanmak, çoğalmak I, 249
  2303. irkin: irkilen, iriken şey· I, 108 § irkin yagmur; günlerce süren ya ğmur, I, 108 § irkin suw; irkinti su· \, 108
  2304. irkinmek: irkmek, mal irkmek, kendisi için toplamak· I, 254, 255
  2305. irkişmek: irkmekte yardım ve yarış etmek, toplaşmak· I, 238, 325 bkz> irkeşmek
  2306. irkmek: toplamak· III, 420
  2307. irle: yurtluk, yurt tutulan yeı\ III, 251 bkz>érle
  2308. irpelmek: bıçkı ile biçilmek, bo2ulmak· I, 244
  2309. irpemek: bıçkılamak, biçmek, bozmak· I, 271
  2310. irpetmek: bıçkı ile biçtirmek, bozdurmak. I, 260
  2311. irtelmek: aranmak, araştırılmak; istenmek. I, 245
  2312. irtemek: arkasına düşmek; istemek· I, 245, 272; III, 356 bkz> istemek
  2313. irteş: araştırma, irdeme; isteme; iş hususunda vaki olan bahis, dögü ş, kavga,I, 97, 402;II, 214;III, 416
  2314. irteş kopmak: bahis kızı;mak· I, 97
  2315. irteşmek: araştırmak. I, 230
  2316. irtetmek: istetmek, aratmak, I, 260
  2317. irük: duvar ve duvara benzer şeylerdeki gedik· I, 70
  2318. irwi: Hindistan'dan gelir bir ilâç·I, 128
  2319. irwi: ince uzun·I, 128 § irwi kulak; ince uzun kulak· I, 128
  2320. isig: sıcak· 1. 72;III, 400
  2321. isiglemek: çok sıcakta gitmek·I, 306
  2322. isiglenmek: bir şeyi sıcak bulmak·I, 294
  2323. isiglik: sıcaklık.I, 152
  2324. isiglik: sevda· I, 152
  2325. isig yer: uzayıp giden bozkır·I, 72
  2326. isimek: ısınmak·III, 253
  2327. isinmek: ısınmak; sevmek·I, 201, 202 bkz> ısınmak
  2328. isirgenmek: sıcak yüzünden isiriklenmek·I, 290
  2329. isişmek: ısınmak, bir nesnenin bütün parçalar ı arasına sıcaklık yayılmak·I, 185 bkz> ısışmak
  2330. isitmek: ısıtrnak; ısıtmaya tutulmak· I, 209, 210
  2331. isiz: kötü, fena· II, 91 bkz> esiz, essiz, ısız, ıssız,
  2332. isizlenmek: sevimsizleşmek, yaramazlaşmak·I, 293
  2333. isizlik: şer, kötülük I, 152 bkz> esizllg, ısızlık, ıssızlık, isizlik
  2334. iskemek: ditmek·I, 284
  2335. iskenmek: (kıl, ot vb· hakkında) koparmak, yolmak, ditmek·I, 255
  2336. isre: aşağı; sonra,I, 126
  2337. istek: istek; ara;tırma· I, 120
  2338. istek kopmak: istek gelmek,I, 120
  2339. istelmek: istenmek, aranmak, I, 246 i
  2340. stemek: istemek, arkasına düşmek, aramak· I, 272 bkz> irtemek
  2341. istetmek: istetmek, aranması için arkasından adam göndermek.I, 260
  2342. : is, kandil dumanı·I, 37
  2343. : iş·I, 132, 253, 265; II, 166, 315; III, 68 bkz> ış
  2344. iş bolmak: islenmek, klrlenmek·I, 37
  2345. işenmek: güvenmek, inanmak I, 202
  2346. işiler: kadın·I, 117 bkz> ışlar, işler
  2347. işilmek: işe yatmak, işe yordam hasıl etmek· I, 197 bkz> yişilmek, yuşılmak, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  2348. işitmek:
  2349. işküm: saraylarda hanlar 1çin kurulan, büyük çanak gibi ayaks ız sofra·I, 107
  2350. işlelmek: işlenmek·I, 295
  2351. işlemek: işlemek,I, 286 bkz> ışlamak
  2352. işlenmek: Islenmek, dumanla örtülmek, tütsülenmek; kendini i ş yapar göstermek·I, 297. 298;II, 72 bkz> ıslanmak
  2353. işler: kadın·I, 117, 153, 158, 314, 330, 477; III, 18, 57, 205, 432 bkz> ışlar, işiler
  2354. işleşmek: iş yapmakta yarış ve yardım etmek, I, 240
  2355. işletmek: işletmek I, 265
  2356. iştonlanmak: iç donu giymek,I, 314, 315 bkz> içtonlanmak
  2357. itegü: değirmende dönen taşın üzerlne bindirilen ağaç parçası, ünun biraz kalın olması istenirse taş, bununla biraz yukarı kaldırılır, ince olması istenirse aşağı indirilir, I, 137
  2358. itilmek: itilmek, defedilmek; serpilmek, büyümek; imeklemek; sürünmek I, 193; II, 139
  2359. itinçü: nerig itilen nesne, I, 133
  2360. itindi: neñ itilmiş nesne, itik·I, 140
  2361. itinmek: itilmek, sürünmek II, 139
  2362. ítìş: itişme, iki kişi arasında elle müdafaa· I, 61
  2363. itişmek: itişmek, bir şeyi müdafaada yardım ve yarış etmek I, 180
  2364. itlinmek: itilmek· I, 256
  2365. itlişmek: itilmek, itilişmek, I, 239
  2366. itmck: itmek.,I, 171; III, 137, 251
  2367. itsemek: itmek istemek, itsemek· I, 276
  2368. iytürmek: büktürmek·I, 267, 268 bkz> éttürmek ·
  2369. iz: yerde ve deride uzunlamasına olan çizik, 80 bkz> az, ezik
  2370. izderig: balık avlanan bir çeşit ağ,I, 116
  2371. izi: õbür yıl, gelecek yıldan sonrakl yılı, 89
  2372. izlik: kesilen hayvanların derisinden yapılan Türk çarığı.I, 104
  2373. jagılamak: çağlamak,III, 324, 325 bkz> çag ılamak, şagılamak
  2374. ka: kap, akar konan kap, zarf·I, 407;III, 211 bkz> kaça, kakaça
  2375. ka: kalın kelimelerde "de" anlamına zarfedatı· III, 211, 212
  2376. ka: Arapça'daki "ilâ ve izafet l' ı" anlamlarına edat, III, 212
  2377. kabak(g): kabak, yaş iken yemeği yapılan bir sebze, I, 382
  2378. kabaklık: kabak tarlası, kabak biten yer· I, 503, 505
  2379. kabargan: vücutta kaşınmak ve sıcak yüzünden çıkan kabartı, sivilce· I, 516
  2380. kabarmak: kabarmak· II, 71
  2381. kabartgan: kabartan, şişiren, obartan (kimse)· I, 516
  2382. kabartmak: kabartmak, şişirmek, obartmak·III, 430
  2383. kabırçak: tabut, (çok kere) ölü tabutu· I, 501
  2384. kaç: kaç, sayı soran bir edat· I, 321, 476, 498
  2385. kaça: kap· III, 238 bkz> ka, kakaça
  2386. kaçaç: ipekli Çin kumaşı; cariye adı· II, 285
  2387. kaçaç: kir, II, 285 bkz> kakaç
  2388. kaçalamak: kaba koymak· III, 323
  2389. kaçan: ne vakit, vaktaki, ne zaman·I, 352, 403, 467;II, 69;III, 207, 272
  2390. kaçar: kaç kere·III, 247 bkz> kaçur
  2391. kaçgın: kaçan·I, 21, 79
  2392. kaçıgay: kaçan·III, 106 § kaçıgay er; kaçan adam, I, 106
  2393. kaçı1mak: kaçılmak·II, 134
  2394. kaçınmak: kaçar görünmek. II, 154, 155
  2395. kaçış: halk arasındaki uyuşmazlık, döğüş, I, 369
  2396. kaçışmak: kaçışmak·II, 92
  2397. kaçıtmak: kaçırtnnak·II, 300
  2398. kaç kaç: cin çarpmasına karşı üzerlik ile yapılan tütsüde söylenen söz·III, 163
  2399. kaçmak: kaçmak; gitmek, I, 12, 60, 142, 195, 235, 272, 386, 529;II, 5, 33, 87,164, 225, 234, 335; III, 40, 178, 208
  2400. kaçrumsınmak: kaçırır gõrünmek, II, 261, 262
  2401. kaçruşmak: birbirini kaçırmak, II, 218, 225
  2402. kaçturmak: kaçırtmak· II, 89 kaçur kaç kere· III, 247 bkz> kaçar
  2403. kaçurgan: her zaman kaçıran· I, 516, 517
  2404. kaçurmak: kaçırmak. I, 47; II, 75, 87,164,166, 225, 261, 262
  2405. kaçurtmak: kaçırtmak· III, 431
  2406. kaçut: savaş ve kavgada yiğitlerin blrblrleriyle çarp ışmaları.I, 356
  2407. kaçut: kısa mızrak·I, 12
  2408. kadaş: kardeş, hısım, akraba, I, 86, 403. 407; II, 102;III, 62, 96, 143, 245, 382 bkz> kada ş
  2409. kadaşlık: kardeşlik, hısımlık· I, 503
  2410. kadgu: kaygı, III, 295, 309 bkz> kağgu kadılmak seyrekçe dikilmek· II, 134 bkz> kadumak kad ır güç, sarp, zor· I, 364; II, 54 § kad ır han; hakanlann sert ve çetin olan ı; "Hakanlı" ulusunun büyükleri· I, 364 § kadır
  2411. kadırmak: döndürmek, reddetmek·I, 144, 508
  2412. kadışmak: seyrekçe (ikileme) dikiş dikmekte yardım ve yarış etmek·II, 93
  2413. kadıtmak: inat etmek, dik ba;lı olmak, boyun egmemek,I, 513 bkz> kad ıtmak
  2414. kadıtmak: geri dönmek, çekinmek; soğuktan ölmek.II, 301
  2415. kadıtmak: seyrekçe diktirmek. II, 301
  2416. kadrak: dağ katları ve kıvnmları, yamaç, yan· I, 320, 471 § kat
  2417. kadrak: ; yan, yamaç I, 472
  2418. kadrınmak: huyunu çetinle;ir göstermek· II, 267 bkz> kad ırlanmak
  2419. kadruklanmak: dağın girintisi, çıkıntısı, sert yeri çok olmak· II, 275
  2420. kad: kar fırtınası, insan öldüren bora, tipl·II, 223;III, 147
  2421. kadag: kanal, ırmak· II, 190
  2422. kadaş: kardeş glbi yakın olan hısım, akraba, I, 369; III, 23, 327 bkz> kada ş
  2423. kadgu: kaygı, tasa, I, 106, 425, 486; III, 374 bkz> kadgu
  2424. kadgulanmak: kaygılanmak. III, 201
  2425. kadgurmak: kayırmak; kaygıya düşmek, kaygılanmak. II, 192, 193; III, 193. 194 bkz> kay-gurmak
  2426. kadllg: ikileme dikiş, çifte dikiş, I, 375
  2427. kadık: ağaçtan oyulmuş nesne·I, 382
  2428. kadın: kayın, dünür, hısım.I, 32, 403, 528;II, 110; III, 245 bkz> kay ın, kazın
  2429. kadın kadnagun: kayın ve kayınbabalar; "kayın mayın" gibi bir deyim· I, 523
  2430. kadıñ: kayın ağacı, I, 32, 356; III, 134, 151. 369bkz> kay ıñ
  2431. kadırgak: çok çalışmak yüzünden elde peyda olan nas ır·I, 502
  2432. kadırgan: daima egdiren, daima büktüren,I, 518;II, 74
  2433. kadırlanmak: huyunu çetinleşir göstermek·II, 267 bkz> kadr ınmak
  2434. kadırmak: büktürmek, eğdirmek, burdurmak; reddetmek·I, 370;II, 76, 164
  2435. kadırtmak: bıiktnrmek.III, 431
  2436. kadış: kayış.I, 369, 499;III, 10, 325
  2437. kadışlamak: kayış yapınak. III, 335
  2438. kadıtgan: kimseye boyun egmeyen, inatç ı, dik başlı,I, 513
  2439. kadıtmak: inat etmek, dik başlı olmak, kimseye boyun egmemek.I, 513 bkz> kad ıtmak
  2440. kadız: ağaç kabuğu, I, 365
  2441. kadızlanmak: kabuklanmak· II, 267
  2442. kadmak: tipiden ölmek· III, 440
  2443. kadnagun: "kadın" ile birlikte kullan ılır, "kayın mayın" gibi bir deyim. I, 528
  2444. kadranmak: kızmak, köpnrmek. II, 249
  2445. kadrılmak: bükülmek, egilmek· II, 235
  2446. kadrışmak: bükmekte yarış etmek; karşılıklı olarak birbirinin sözlerini reddetmek, II, 218, 219
  2447. kadumak: seyrekçe dikmek, III, 260 bkz> kad ılmak
  2448. kafçıtmak: kızdırmak. II, 329 bkz> kawçımak
  2449. kafgar: safran renginde ipek kumaş· III, 438
  2450. kaftan: kaftan, elbise; kapama. I, 435; III, 109, 287, 298
  2451. kagıl: üzüm asmaları bağlanan yaş söğüt dalı, I, 409
  2452. kag kug: kazın çıkardığı ses· III, 128 bkz> kak kuk
  2453. kag kug etmek: kaz ses vermek, III, 128
  2454. kagrulmak: kavrulmak.II, 144, 235 bkz> kagurmak, kawrulmak, kowurmak, kugurmak, kuwurmak
  2455. kagruşmak: kavruşmak· II, 219 220 bkz> kawruşmak
  2456. kagun: kavun·I, 15, 88, 174, 214, 268, 269, 395, 410;II, 290; III, 107, 129, 146, 190, 435
  2457. kagunlanmak: kavun sahibi olmak, III, 206
  2458. kagunlug: kavunlu· I, 499
  2459. kagunluk: kavunluk, kavun tarlası· I, 504, 505
  2460. kagunsamak: canı kavun ıstemek· I, 280
  2461. kagurmak: kavurmak· II, 81 bkz>kagrulmak, kawrulmak, kugurmak, kuwurmak
  2462. kagut: kavut, darıdan yapılan bir yemek,I, 406;III, 163 bkz> kavut
  2463. kah kah: köpeği çağırmak için kullanılan söz, III, 118
  2464. kak: erik, kaysı gibl meyvelerin kurusu, II, 282; III, 155
  2465. kak: kurutulmuş nesnè· II, 282
  2466. kak: göl, kurumuş göl, su birikintisi.I, 179; II, 282. 283; III, 155
  2467. kakaç: kir, pas, bulaşık.I, 358;II, 285 bkz> kaçaç kakaça içine akarlar konan kap; kap kacak, III, 211, 238 bkz> ka, kaça
  2468. kaka turmak: kaka durmak, dürte durmak, döge durmak·I, 73
  2469. kakıg: kakıma, kızma, istemezlik, rağmen,I, 376
  2470. kakılgan: her zaman itilip kakılan·I, 520, 525
  2471. kakılgan sokulgan: itilip kakılan·I, 520. 525
  2472. kakılmak: kakılmak.II, 135
  2473. kakılmak sokulmak: itilip kakılmak· II, 135
  2474. kakımak: birine kızmak, danlmak. III, 269 bkz> kakumak
  2475. kakışmak: birbirine kızışmak, birbirinln başına vuruşmak. II, 104, 105
  2476. kakıtgan: daima kızdıran, can sıkan· I, 514
  2477. kakıtmak: kızdırmak, canını sıktırmak· II,308
  2478. kak kuk: kazın çıkardığı ses· III, 130 bkz> kag kug
  2479. kakkuk: yarma, kurutulmuş et veya meyve. III, 130 bkz> kakuk
  2480. kaklanmak: kurutulmak, kakaç yapılmak, su toplanmak·II, 252
  2481. kaklatmak: kurutturmak II, 348
  2482. kakmak: kakmak, hafifçe vurmak,I, .102; II, 293, 356
  2483. kakraşmak: su çekilmek, şiş ve ur ínmek., II, 220
  2484. kakratgu: kaçırmak için çalınan şey, II, 334
  2485. kakratmak: davul çalarak zararlı hayvanları,kuşları kaçırtmak· II, 334 bkz> kokratmak
  2486. kaksımak: kakaç olmak, kakaç olayazmak· III, 286
  2487. kakturmak: başına kaktırmak· II, 191
  2488. kakuk: yarma, kurutulmuş et veya meyve·III,130 bkz> kakkuk
  2489. kakumak: birine kızmak, darılmak· III, 269 bkz> kakımak
  2490. kakurgan: yağla yogrulan bir ekmek hamurudur, f ırında veya tandırda pişirilir. I, 518
  2491. kal: yaşlı adam, I, 409
  2492. kal aç: kalın ve bekleyin anlamınadır· Halaç oymağının adı buradan gelmi; denir. III, 415
  2493. kalamak: yığmak, sandığa koymak,III, 249 bkz> kamak
  2494. kalatmak: kaplatmak, kılıf geçirtmek, bir şeyi sargıya veya sandığa koydurmak.II, 310; 311; III, 311
  2495. kalbuz: lokma, yudum· I, 458
  2496. kalbuzlamak: yutmak; tıkım veya lokma yapmak, I, 458'; III, 350
  2497. kaldramak: hışırdamak III, 447
  2498. kaldruga: hışırtı yapan her nesne için verilen s ıfat,III, 442
  2499. kalı: "eğer, hasıl, nice, artık, ne kadar, ise, olduğunda" anlamlarında bir edat·I, 82, 93, 207, 274, 425;II, 234;III, 26, 137, 158, 233, 234, 239, 272, 288
  2500. kalık: hava, gök, sema, I, 354, 383; III, 46
  2501. kalıma: güne;lik, yüksek çardak, III, 174
  2502. kalımak: sıçramak, çamiflanmak· III, 272
  2503. kalın: kalabalık, çok, sürü, kalın, kesif, yıgarlı olan her nesne· I, 149, 371, 404, 424, 487; III, 216
  2504. kalıñ: öncül mihir olarak kadına verilen çeyiz· III, 371, 372
  2505. kalıñuk: ba;taki kepekler, kürk ve deriye yap ışkan bir şey bulaşmasıyle olan kıvrıntı· III, 383 bkz> kalñuk
  2506. kalıñulamak: suyun yüzüne çıkmak, şudan başını yüksek tutmak. III, 410 bkz> kalugulamak
  2507. kalışmak: sıçraşmak; halkı terketmekte iki kişi yarış etmek,II, 109
  2508. kalıtgan: her zaman kalkıtan, sıçratan· I, 515
  2509. kalıtmak: kalkıtmak, sıçratmak· I, 515
  2510. kalkan: kalkan, I, 441; II, 356; III, 82, 221, 386 bkz> kalkañ
  2511. kalkañ: kalkan, III, 386 bkz> kalkan
  2512. kalmak: kalmak, bırakmak· I, 41, 45, 68, 85, 110, 219, 294, 362, 370, 376, 384, 409, 410;II, 25, 250; III, 30, 49, 156, 221, 222, 258, 309,367, 378, 384, 398
  2513. kalnadmak: kalınlaşmak· II, 350 bkz> kalnatmak, kalnumak
  2514. kalnatmak: kalınlaşmak· II, 350 bkz> kalnadmak, kalnumak
  2515. kalñu: suyun yüzünde durma, suyun yüzüne ç ıkma· III, 379
  2516. kalñuk: başta hasıl olan kepekler; kürk ve deri gibi şeylere yapışkan bir şey bulaşmaşsıyle olan
  2517. : kıvrıntı· III, 383 bkz> kalıñuk
  2518. kalñulamak: suyun yüzüne çıkmak, sudan başını yüksek tutmak· III, 379 bkz> kal ıñulamak kalnumak kalınlaşmak, III, 302 bkz> kalnadmak, kalnatmak
  2519. kaltuk: yaban sığırı boynuzu· I, 475
  2520. kalturmak: geçmek, arkada bı^akmak. II, 191
  2521. kalwa: öğrence oku, üzerinde temreni bulunmayan, yuvarlak bir tahta parças ı bulunan ok·I, 426, 528
  2522. kam: kam, şaman, kâhin. I, 236, 283; III, 157, 443
  2523. kamak: kılmak, III, 231 bkz> kılmak
  2524. kamak: yığmak; sandıga koynnak· III, 249 bkz> kalamak
  2525. kamamak: kamaşmak· I, 340; II, 311; III, 272
  2526. kamaşmak: ekşi yemeden diş kamaşmak· II, 110, 111
  2527. kamatgan: çok kamaştıran·I, 515
  2528. kamatmak: kamaştı^mak. II, 311 kamçı kamçı· I, 417 § kılıç kamçı; içinde kılıç olan kamçı· I, 417
  2529. kamçı: at, deve ve sığırın erkekllk aygıtı· I, 417
  2530. kamçıgu: ağızda ve parmaklarda ;iddetli ağrı ve sıcaklık yüzünden çıkan bir sivilce.I, 491 kamç ılamak kamçılamak, kamçı ile vurmak· III, 352
  2531. kamdu: dört arşın boyunda, bir karış eninde bir bez parçasıdır, üzerlne üygur Hanı'nın mührü basılıp alış verişte para yerine kullanılır I, 418
  2532. kamgak: eylerin açık yerlerine értülür, kamış gibi yüksekçe bir ot, semer otu· I, 475
  2533. kamgı: eğri büğrü, çarpık·I, 426 § kamgı yüzlüg; çarpık yüzlü·I, 426
  2534. kamgırmak: çarpılayazmak, eğrlleyazmak·II, 194
  2535. kamıç: kepçe, kaşık, I, 52, 359; II. 75
  2536. kamıçak: "kurbağa yavrusu" da denen su böce ği.I, 487
  2537. kamıçlamak: kepçelemek, kepçeyi dald ırmak, III, 331
  2538. kamiş: kamış, kamışlık.I, 369, 439;III, 193, 391
  2539. kamışlanmak: kamışlık olmak, II, 268
  2540. kamışlıg: kamışlı· I, 495
  2541. kammak: çok (dövüleni öldüresiye, kuvveti kesilesiye) dövmek· II, 27
  2542. kamturmak: bayıltmak, sesl kısılayazmak· II,191
  2543. kamug: bütün, hep, kamu, hepsi· I, 44, 103, 179, 183, 186, 190, 191, 235, 236, 239, 241, 274, 359, 376;II, 17, 45, 92. 98, 101, 104, 110, 128, 204, 205, 206, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217, 220 ,221, 222, 245, 274, 283, 350;III, 6, 65, 74, 88, 102,105, 131, 1
  2544. kamulmak: söykenmek, yana yatmak·II, 135,136
  2545. kan: kan· I, 192, 272, 498; II, 115, 128, 141,171, 184, 188, 264;III, 53, 66, 70, 77, 79, 157, 196, 270, 325, 356
  2546. kanak: kaymak· I, 383 bkz> kayak, kıyak, konak
  2547. kanamak: kanamak, kan gelmek, kan almak· II, 323; III, 263, 273 bkz> kan ımak
  2548. kanat: kanat· I, 34, 357; II, 4, 183
  2549. kanatgan: daima kanatan·I, 515
  2550. kanatlanmak: binek sahibi olmak; uçmak, kanatlanmak, kanad ı çıkmak, bitmek, II, 267
  2551. kanatmak: kanatmak. II, 313, 323
  2552. kança: nereye, I, 74, 354; III, 40
  2553. kançık: dişi köpek; bir kadına sögülürken de böyle denir.I, 188, 475
  2554. kançuk: nereye?, nasılş·I, 195
  2555. kanda: nerede? I, 46,418;III, 69,173, 218bkz> handa, kayda, kayuda
  2556. kandır: sepilenmeye yarayan deri yüzüldükten sonra etin üzerinde kalan ince zar,I, 457
  2557. kandurmak: su ve başka şeylere kandırmak·II, 192 bkz> kanturmak
  2558. kangu: nişter, kan alacak aygıt· I, 477
  2559. kanı: nere? III, 237, 238
  2560. kanıg: sevinç· I, 376, 377 bkz> kan ık
  2561. kanık: kanmış, kanık; sevinç· I, 46 bkz> kah ıg
  2562. kanımak: kanamak· III, 274 bkz> kanamak
  2563. kanıtgan: her zaman şevke getiren, I, 515
  2564. kanıtmak: şevke getirmek, I, 515
  2565. kanmak: su ve başka şeylere kanmak, I, 377; III, 184, 261
  2566. kanturmak: su ve ba;ka şeylere kandırmak. II, 192 bkz> kandurmak
  2567. kanu: hangi, hangi şey,I, 31; III, 237 bkz> hayu, kayu
  2568. kañ: kazın çıkardığı ses· III, 358
  2569. kañdaş: babaları bir olan· III, 382 bkz> kañs ık
  2570. kañ etmek: kaz ses vermek, III, 358
  2571. kañlı: kagnı arabası (yük 1^).III, 379
  2572. kañrak: damak-III, 383
  2573. kañrak: çan,III, 383
  2574. kañsık: üvey·III, 383 bkz>
  2575. karigdaş kap: kap, tulum, çuval, dağarcık; zarf; anası karnında, çocuğun bulunduğu torba·I, 195, 268; II, 122,127, 128, 164,170, 189, 218, 229; III, 15, 16, 77, 81, 146, 174
  2576. kap: egreti hısım· III, 146
  2577. kapa: kaba ve yüksek olan her nesne, III, 217
  2578. kapak: göz kapağı, I, 382
  2579. kapak: kızın kızlığı, bekâret. I, 382
  2580. kapaklamak: kız bozmak, III, 338
  2581. kapaklıg: kız kız oğlan kız,I, 496 bkz> kapıglıg
  2582. kapçak: su kollarının birbirine kavuştuğu yer, I, 471
  2583. kapga: büyük kapı, kale kapısı·I, 425
  2584. kapgak: kapak, sadağın kapağı·I, 471
  2585. kapgaklanmak: kapaklanmak· II, 275
  2586. kapguçı: kapıcı, kapan, çalan vb· II, 50
  2587. kapıglıg: kız oğlan kız,I, 496 bkz> kapaklıg kız
  2588. kapılmak: kapanmak, hapsedilmek; kap ılmak·II, 120
  2589. kapınmak: yağma eder görünmek; hastalığa kapılmak, yakalanmak· II, 154
  2590. kapış: kapış, kapıp alma, yağma etme, çalma· I, 369
  2591. kapışmak: kapışmak·II, 88 bkz> kapuşmak
  2592. kaplanmak: kap sahibi olmak,III, 199
  2593. kaplıg ogul: anne karnından torbası ile doğan çocuktur ki uğurlu olur· III, 146
  2594. kapmak: kapmak, çalmak; dokunnnak, çarpmak, uçurmak; hücum ve defi etmek· II, 4, 90, 113; III, 33, 80, 422
  2595. kapsamak: kaplamak, kaplamak istemek; etraf ını kaplamak, sarmak; kapmak istemek·I, 155, 463; III, 285
  2596. kapturmak: kaptırmak, çaldırmak. II, 189
  2597. kapug: kapı·I, 48, 64, 94, 150, 163, 180, 218, 239, 256, 276, 337, 375, 478, 506. 511, 520; II,11, 27, 108. 135, 203, 308;III, 49, 57, 76, 83, 94, 167, 234, 262, 268. 280, 292, 330, 345. 348, 376 § kapug sedrekmek; parmakl ıklı kapı
  2598. kapuglug: kapılı·I, 495
  2599. kapulgan: daima sıkı;an·I, 520
  2600. kapulmak: sıkş;mak·I, 520
  2601. kapuşmak: kapışmak·II, 113 bkz> kapışmak
  2602. kar: kar· 1. 7,186, 326, 386;II, 99,134.193, 204, 211. 305, 347; III, 39, 148, 263, 319, 324
  2603. kara: kara; karanlık,I, 7, 60, 338, 354, 382; II, 163, 223
  2604. karabaş: gerdek gecesi gelinle birlikte gönderilen hizmetçi kad ın, sağdıç kadın; köle ve cariyelere verilen adlardandır· "kara baş" anlamınadır.I, 150; III, 222
  2605. karaçı: kapıları dolaşan dilenci· I, 445
  2606. kara ermek: kararmak, II, 163 bkz> kararmak
  2607. kara erük: erik I, 69
  2608. kara étmek: bir çeşit ekmek·III, 222
  2609. karagu: zaç denilen kara boya,I, 446
  2610. karagu: kör·I, 446
  2611. karagunı: akşamleyin çocukların oynadıkları bir oyun.III, 243
  2612. karak: göz bebeği, gözün renkli yeri; göz·I, 382;II,116; III, 29 § kara karak; göz karas ı, I, 382 § ürüng karak
  2613. karakan: dağ ağaçlarından bir çeşit ağaç· I, 448
  2614. kara karak: göz karası· I, 382
  2615. karaklamak: yol kesip mal almak· III, 338
  2616. karaklıg: gözlü, gözü olan her hayvan, I, 497
  2617. karaksız: gözsüz. I, 497
  2618. kara kura: yan yana söylenen iki kelime· III, 222
  2619. Karakuş: Müşteri, (jüpiter), Mizan yıldızı, (Libra), I, 331, 332 III, 40, 221 bkz> Erentüz, Karaku ş, yulduz
  2620. karakuş: kara kuş, tavşancıl· I, 331; III, 221
  2621. karakuş: deve tabanının uçları.I, 332;III, 221
  2622. Kara Kuş Yulduz: Müşteri gezegeni, Jüpiter. III, 221 bkz> Erentüz, Karaku ş
  2623. karalamak: karalamak; pislemek. III, 324, 329
  2624. karamuk: karamuk·I, 487
  2625. karamuñ: karakun, kara belâ·III, 33
  2626. karañgu: karanı, karanlık·III, 388 bkz> karañku
  2627. karañku: karanlık·III, 217, 290 bkz> karañgu
  2628. kara orun: sin, mezar· III, 221, 222
  2629. kara ot: Hindistan'dan gelen ağılı bir bitki; baldıran otu, Aconitum· III, 222
  2630. kararmak: kararmak· II, 77, 163 bkz> kara ermek
  2631. karartmak: kaı'artmak,III, 431
  2632. kara yag: neft· III, 222
  2633. karçamak: katılaşmak· III, 276
  2634. karç kurç: "hatır hutur" gibi bir ses bildirir I, 343
  2635. karç kurç yémek: hatır hutur yemek·I, 343
  2636. kardu: zemheri sıralarında su üzerinde yüzen fındık büyüklüğündeki buz parçaları,I, 419
  2637. karga: karga,I, 254, 425;II, 26
  2638. kargak: lânet, kargış,II, 288 bkz> kargış
  2639. kargak tarmak: bir çeşit bitki I, 467
  2640. kargalmak: länetlenmek·II, 236
  2641. kargamak: lânet etmek, beddua etmek; lânetlemek·I, 284;III, 290 bkz> alkamak, kargamak arkamak, kırgamak, kızgamak kargamak
  2642. karkamak: lânet etmek, kötülüğü sayıp dökmek· t, 284 bkz> alkamak, kargamak, k ırgamak, kızgamak
  2643. karganamak: kendine lânet etmek II, 249
  2644. kargaşmak: birbirine lânet etmek,II, 220
  2645. kargatmak: lânetletmek,II, 338
  2646. kargılaç: kırlangıç kuşu·I, 526, 529;III, 178 bkz> karl ıgaç
  2647. kargış: lânet, beddua, 1161^0.I, 274, 461 bkz> kargak § karg ış kişi; lânetlenmiî adam· I, 461
  2648. kargu: dağ tepelerine minare biçlminde yap ılan yapı olup düşman geldiği zaman herkesin hazır bulunması için üzerinde ateş yakılır·I, 426 bkz> karguy
  2649. karguy: atmaca·III, 241 bkz> karkuy, kırguy, kırkuy § çibek karguy; atmacaya benzer bir ku ş,III, 241
  2650. karguy: dağ doruklarında düşmanı ihbar için yapılan kuleler·III, 241 bkz> kargu
  2651. karı: yaşlı, ihtiyar; yaşlı olan herhangl bir şey· I, 425; II, 30; III, 128, 222, 223, 421
  2652. karı: karış, ölçü, bez ölçülen arşin· I, 117; III, 223 bkz> karış
  2653. karıkmak: kardan göz kamaşmak. II, 115, 116
  2654. karı kurı: tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu sözlerle çağrılır. III, 223 bkz> kurıh kurıh, kurı kurı, kurrıh kurrıh
  2655. karılamak: yaşlı saymak, ihtiyarlığa nispet etmek· III, 324, 329
  2656. karılamak: boylamak, karışlamak, arşınlamak, ölçmek· I, 309; III, 324, 329
  2657. karılamak: karlamak, ses çıkararak kar getirmek, III, 324
  2658. karılmak: karışmak, karılmak· II, 134 bkz> katılmak, katılmak karılmak
  2659. karımak: kocalmak, yaşlanmak, kocamak,I, 147; III, 263
  2660. karımsınmak: boğulur gibi olmak II, 260
  2661. karın: karın.I, 32, 171, 226, 324, 403, 486, 514; II. 201, 202, 288, 315, 337;III,222, 244, 286. 289, 439
  2662. karın atmak: hayvan boğazlandıktan sonra, işkembe nişan alınarak ok atılır, Vuran adam etinden bir parça alarak götürür.I, 403
  2663. karınça: karınca.I, 501; III, 375 bkz> kar ınçak
  2664. karınçak: karınca· I, 501 bkz> karınça
  2665. karındaş: kardeş· I, 407
  2666. karınlamak: karına vurmak· III, 345
  2667. karınlıg: karınlı· I, 499, 500
  2668. karış: karış, I, 369; II, 365 bkz> karı
  2669. karış: yünlü kumaş, III, 28
  2670. karışlamak: karışlamak· III, 335
  2671. karışmak: karışmak; kamaşmak; karşılanmak; karşı koymak I, 367;II, 95, 97, 98;III, 11
  2672. karıt: söğme, kufür· I, 356
  2673. karıtmak: kocatmak· II, 304
  2674. karızan: çok kocamış k.iy, I, 448
  2675. karkag: çöl, suyu ve bitkisi bulunmayan k ırlar,I, 465
  2676. kar kur: ses anlatan bir kelime·I, 324
  2677. kar kur etmek: guruldamak.I, 324
  2678. karkuy: atmaca kuşu·III, 241 bkz> karguy, kırguy, kırkuy
  2679. karlamak: karlamak. I, 463; III, 298, 319
  2680. karlanmak: karlanmak, kar yağmak· III, 197
  2681. karlatmak: kar yağdırmak· II, 347
  2682. karlıgaç: kırlangıç· I, 527 bkz> kargılaç
  2683. Karluklamak: Karluk boyundan saymak, Karluk boyuna nispet etmek· III, 351
  2684. Karluklanmak: Karluk kılığına girmek· II, 275, 276
  2685. karma: yağma. I, 410, 433
  2686. karmak: bir şeyi bir şeyle karıştırmak, katmak, karmak; boğazda su durmak, su bir yerde durmak, taîmak· I, 432;'II, 187;III, 182
  2687. karmalamak: yağma etmek, kapmak, yağmalamak.I, 433;III, 354
  2688. karmalaşmak: yağmalamakta yarış ve yardım etmek II, 221 bkz> karmaşmak
  2689. karmaşmak: yağmalamakta yarış ve yardım etmek, II, 221 bkz> karmalaşmak
  2690. karnagu er: koca karınlı adam·I, 491 bkz> karnak er
  2691. karnak er: koca karınlı adam· I, 473 bkz> karnagu er
  2692. kars: deve veya koyun tüyünden yap ılan elbise· I, 348
  2693. karsak: derisinden güzel kürk yap ılan bir hayvan, bozkır tilkisi.I, 473
  2694. kars kars: el çırpmaktan çıkan ses·I, 348
  2695. kars kars aya yapmak: el ayalarını birbirine vurarak ses çıkarmak·I, 348
  2696. karşag: elbisenin bir karış kadar olan parçası I, 464
  2697. karşamak: karışlamak, ölçmek III, 286, 287
  2698. karşatmak: ölçtürmek, karışlatmak·II, 337,365
  2699. karşı: hakan sarayı, köşk,I, 255, 423;III, 374
  2700. karşı: karşı, zıt,I, 423 bkz> karşu
  2701. karşı: iki bey arasındaki uyu;mazlık·I, 424
  2702. karşu: karşı·III, 272 bkz> karşı
  2703. karşut: zıt·I, 451
  2704. kart: yara·I, 342;II, 234, 248, 255
  2705. kartal et: parçalanmış et,I, 483
  2706. kartal koy: aklı karalı, alaca koyun·I, 483
  2707. kartalmak: azmak, yaranın başı koparılmak·II, 234
  2708. kartamak: tırmalamak; sağaltmak·I, 245, 272; II, 255 bkz> kartanmak, k ırtlamak
  2709. kartanmak: sağaltmak.II, 248, 455 bkz> kartamak, kırtlamak
  2710. kart er: huysuz adam·I, 342
  2711. kart kurt: ses bildiren bir kellme.I, 342
  2712. kart kurt etmak: çitlamak·I, 342
  2713. karturmak: tıkamak; kardırmak, karıştırmak·II, 190. 197
  2714. karu: ".........karşı dogru" anlamına edat·II, 83 bkz> kerü
  2715. karvamak: ararken bir şeye dokunmak,III, 290 bkz> karwamak
  2716. karvı: ince, yayımsı·III, 239 § karvı kaşlı kişi; yay gibi ince kaşlı adam·III, 239
  2717. karwamak: ararken bir şeye dokunmak·III, 290 bkz> karvamak
  2718. karwanmak: aramak,II, 250
  2719. karwaşmak: aramakta yardım etmek; karanlıkta el ile bir şey aramak,II, 221
  2720. karwatmak: gõzü ile görmeden eliyle dokunarak aratmak· II, 339
  2721. kas: kabuk, her ağacın kabuğu; sertllk, katilık, I, 356, 382; III, 134, 151, 369 bkz> kasuk, kaz
  2722. kası: hayvanlara ağaçtan yapılan ağıl·III, 224
  2723. kasıg: ağzın içi, sag ve sol yanlar ı, avurt·I, 375;III, 345
  2724. kasıglamak: iteklemek, itmek; avurda vurmak,III, 336, 345 bkz> k ısıglamak
  2725. kasırku: kasırga·I, 489
  2726. kasnamak: zırıncımak, çeneleri birbirlne vurmak; titreşmek II, 223;III, 147, 302 bkz> kasnatmak, kıstaşmak
  2727. kasnatmak: titretmek·II, 350 bkz> kasnamak, kıstaşmak
  2728. kasuk: ağaç kabuğu·I, 382 bkz> kas, kaz
  2729. kasuk: at derisinden yapılan tulum·I, 382
  2730. kasuklug er: kendisinde kımız tulumu bulunan adam.I, 497
  2731. kaş: kaş, lekesiz beyaz veya kara ta;·I, 330; III, 22, 152
  2732. ka: herhangi bir şeyin kıyısı·III, 152
  2733. kaş: göz üstündeki kaş· I, 424, 524; II, 328; III,152
  2734. kaşak: kındıra otu, halfa·I, 383;II, 328
  2735. kaşañ: köleye söğmekte kullanılan bir kelime, "alçak" anlam ınadır.III, 370
  2736. kaşanmak: (hayvan, at) i;emek·II, 155
  2737. kaşga at: yüzü ak, gözlerinin çevresi kara olan at, peçeli at·I, 426 § ka şga koy; başı ak, başka yerleri kara olan koyun·I, 426
  2738. kaşgalak: ördekten küçük blr su ku şu·I, 528
  2739. kaşık: kaşık·I, 504 bkz> kaşuk
  2740. kaşıklamak: kaşıklamak,III, 338 bkz> kaşuklamak
  2741. kaşıklık müñüz: kaşık yapmak içtn hazırlanan boynuz,I, 504
  2742. kaşımak: kaşımak·I, 438;III, 267
  2743. kaşınmak: I, 261 kaşıtgan çok kaşitan, I, 514
  2744. kaşıtmak: kaşıtmak, II, 307
  2745. kaşlamak: kaş, germeç yapmak; kaşa vurmak· III, 299
  2746. kaşlıg: kaşlı· III, 239
  2747. kaşuk: kaşık· I, 383; III, 347 bkz> kaşık
  2748. kaşuklamak: kaşıklamak. III, 338, 347 bkz> ka şıklamak
  2749. kaşuklanmak: kaşık sahibi olmak· II, 268, 269
  2750. kaşuklug: kaşıklı. I, 497
  2751. kat: kat· I, 320; III, 27
  2752. kat: nezd, yan· I, 64, 320; III, 240
  2753. kat: "mugaylan" dikeni meyvesi; dikenli ;eylerin meyvesl; her bir a ğacın meyvesi· II, 146, 147
  2754. kata: kere, defa, kez, I, 321, 498; III, 218
  2755. katargan: her zaman geri döndüren·II, 74
  2756. katarmak: geri döndürmek, yöneltisinden döndürmek, çevirmek.II, 74;III, 193 bkz> kaytarmak
  2757. katgı: katı, sert· I, 441 bkz> katkı
  2758. katgurmak: gülerek katilmak· II, 188,192, 201
  2759. katıg: katı, sert, sıkı, kuvvetli, I, 110, 375, 472; II, 338, 354; III, 44, 219, 287, 373
  2760. katıglanmak: çabalamak, uğra;mak· II, 268, 270; III, 159
  2761. katıglıg: soysuz, katiklı· I, 496
  2762. katıglık: felâket· III, 233
  2763. katık: katgı, herhangi bir nesneye kat ılan; sirke, yoğurt gibi tutmaç yemejine katılan nesne· I, 382
  2764. katılgan karılgan: her işe her zaman katılan, karışan· I, 520
  2765. katılmak: karıştırılmak; erkek kadın çiftleşmek, II, 121 bkz> karılmak, katılmak karılmak katılmak karılmak
  2766. katınmak: sertelmek·I, 498
  2767. katınmak: katar görünmek·II, 154
  2768. katır: katır,I, 364, 495;III, 302
  2769. katırtmak: döndürmek; reddetmekle emretmek·III, 430, 431
  2770. katışmak: katmakta yardım ve yan; etmek, II, 89
  2771. kat kadrak: yan, yamaç· I, 472
  2772. katkı: katı, I, 427 bkz> katgı § katkı kişi; kimseye boyun eğmeyen adam· I, 427
  2773. katkı: (a?) ç çıyana benzer bir böcek· I, 455
  2774. katlanmak: meyvelenmek; dikenll ağaçlar meyvelenmek .III, 196, 197
  2775. katlış: katlış; su kollarının kavşıtında olan su birikintisi· I, 460
  2776. katlışmak: su kolları kavu;mak·I, 460
  2777. katmak: katmak, karıştırmak; katılaşmak, sert olmak; mihnete ve sıkıntıya düşmek, yorulmak·I, 205, 432, 440, 467;II, 295
  2778. katmak karmak: katmak, karıştırmak.I, 432
  2779. katnatmak: tekrar ettirmek·II, 349
  2780. katrunmak: duraklamak, çekinmek,II, 249
  2781. katturmak: büktürmek, katlatmak, kattırmak·II, 189, 190
  2782. katun: kadın, hatun, Afrasyab kızlarından olanların adı· I, 138, 376 ,410;III, 240
  2783. katunlanmak: hanımlanmak, han karısı şekline girmek·III, 206
  2784. katurgan: çok sevlnen, çok öğünen, çok gülen· I, 516
  2785. katurlug ok: temreni ağıya bulaştırılmiş ok, II, 284
  2786. katurmak: katılaştırmak.II, 74
  2787. katurmak: sevinmek, öğünmek, gülmek.I, 516
  2788. katut: katık,II, 284
  2789. katut: kak, yarma·II, 284
  2790. katut: pabuçcu çirişi·II, 284
  2791. kavık: kepek, darı kepeği,III, 165 bkz> kawık
  2792. kavuk: mesane, sidiklik; kavuk, III, 165 bkz> kawuk
  2793. kavut: kavut· III, 163 bkz> kagut
  2794. kavuz: şaraptaki çôr çöp, tortu·III, 164
  2795. kaw: kav-III, 155
  2796. kawçımak: saldırmak, üstüne du;mek· III, 276 bkz> kafç ıtmak
  2797. kawdınmak: acınmak, şefkat göstermek, fenalıktan kurtulması yollarını aramak· II, 249 bkz> kawdunmak
  2798. kawdunmak: acınmak, ;efkat göstermek, fenalıktan kurtulması yollarını aramak· II, 249 bkz> kawdınmak
  2799. kawık: kepek, darı kepeğl; kavuz· I, 221, 383; III, 165 bkz> kav ık
  2800. kaw kuw: dikişin büzülmesi, çekllmesi, elblsenin dikilirken k ırışıp büzülmesl· III, 129,155
  2801. kaw kuw bolmak: diklllrken büzülmek, çekil ınek, kötü dikilmekten kıvrışmak.III, 129
  2802. kawramak: sıkmak, kavramak· II, 82 bkz>kawurmak
  2803. kawrulmak: kavrulmak, II, 235 bkz> kagrulmak, kagurmak, kowurmak, kugurmak, kuwurmak
  2804. kawruşmak: kavurmakta yardım etmek·II, 219, 220 bkz; kagruşmak
  2805. kawşı: ince, çatık·I, 424
  2806. kawşut: iki hanın, ülkelerinin baysall ıği için, buluşarak barışmaları. I, 451; II, 102
  2807. kawuk: sidiklik, mesane; kavuk, I, 383; III, 165 bkz> kavuk
  2808. kawurmaç: kavrulmuş buğday·I, 493 bkz> kogurmaç, kowurmaç
  2809. kawurmak: kavramak, sıkmak,I, 518;II, 82 bkz> kawramak
  2810. kawuşmak: kavuşmak, yaklaşmak.II, 102, 103; III, 153, 188
  2811. kaya: kaya·I, 73;II, 7, 19, 20, 170 § yal ım kaya; sarp dağın eteği·III, 19, 20
  2812. kayaçuk: güzel kokulu bir dağ otu· ("Safran"denen bitki olmak ihtimali vard ır).III, 177
  2813. kayak: kaymak (yenecek)· III, 167 bkz> kanak, k ıyak, konak
  2814. kaya körmek: uzaktan görmek·III, 219 bkz> kıya körmek· kura körmek, kuya körmek kayda nerede·I, 52, 419; III, 173 bkz> handa, kanda, kayuda
  2815. kaygık: kayık, I, 100; III, 175 bkz> kayguk
  2816. kayguk: kayık· I, 186 bkz> kaygık
  2817. kaygurmak: kayırmak, kaygılanmak·II, 193; III, 193, 194 bkz> kadgurmak
  2818. kayıg yer: yoldan sapa olan yer·III, 166
  2819. kayın: kardeş, hısım ve akraba· I, 32 bkz> kadın, kazın
  2820. kayınmak: kaynamak. III, 191 bkz> kaynamak
  2821. kayıñ: kayın ağacı·I, 32 bkz> kağıñ
  2822. kayır: kum, kaba topraklı yer·I, 158, 166; III, 165
  2823. kayırlıg: düz ve kaba topraklı·III, 178
  2824. kayışmak: birbirine acımak, birbirini kayırmak· III, 188 bkz> kaymak, kışmak
  2825. kaymak: meyletmek, kaymak; caymak; acımak, kayırmak, tınmak, iltifat etmek·I, 403; II, 45;III, 182, 245, 246 bkz> kayışmak, kışmak
  2826. kaynamak: kaynamak; karşı gelmek, kabulden çekinmek, sözünü reddetmek· I, 166, 225, 248, 390, 441;III, 191, 280, 302 bkz> kay ınamak
  2827. kaynatmak: kaynatmak· II, 357
  2828. kayrışmak: bükmekte yarış etmek· III, 194, 195
  2829. kaytargan: daima geri döndüren, kaçıran.I, 516, 517
  2830. kaytarmak: yõneltisinde döndürmek, çevirmek,III, 193 bkz> katarmak
  2831. kaytarmak: saldırtmak,III, 429
  2832. kaytışmak: birbiri ardına gitmek,III, 195
  2833. kayturmak: kayırttirmak, yardım ettirmek· III, 193
  2834. kayu: hangi, hani, nice·I, 31;III, 218, 237, 367 bkz> hayu, kanu
  2835. kayuda: nerede, I, 99,419;III,173 bkz> handa, kanda, kayda
  2836. kayuklanmak: kaymaklanmak.III, 197, 198
  2837. kaz: kaz·I,100,104, 254, 256, 487;II,177,181, 359;III, 128, 130. 149, 332, 358, 384
  2838. kaz: her ağacın kabugu· III, 151 bkz> kas, kasuk
  2839. kazañku: karma karışık, dolaşık (ip), III, 388
  2840. kazgan: sel sularının yardığı yer· I, 18 § kazgan yér; içerisinde yarlar, batakl ıklar, çatlaklıklar bulunan yer· I, 439
  2841. kazganç: kazanç· III, 386
  2842. kazganmak: kazanmak· II, 249, 250
  2843. kazı: etlilikten insan karnındaki girlnti ve çıkıntılar, at karnı içinden çıkan yağ· III, 223
  2844. kazılmak: kazılmak· II, 135
  2845. kazımak: kazmak ve eşmek, deşmek, kazımak· III, 264
  2846. kazın: kayın, dünür, hısım· I, 403 bkz> kadın,kayın
  2847. kazındı toprak: kazılmış toprak· I, 449
  2848. kazınmak: kazılmak, kazmayı iş edinmek, kazar görünmek· II, 155
  2849. kazışmak: kazmakta yardım ve yarı; etmek, II, 100
  2850. kazlınmak: kazılmak, çukurlar yapılmak,II, 251
  2851. kazmak: kazmak, at hafarılanarak ve çamışlanarak ayağıyle yerl kazmak, kazılmak·II,10, 59
  2852. kazñuk: kazık,III, 383 bkz> kazuñuk
  2853. kazturmak: kazdırmak·II, 190
  2854. kazuk: kazılmış·I, 382 § kazuk arık; kazılmış ark·I, 382
  2855. kazuñuk: kazık·III, 383 bkz> kazñuk
  2856. kebeli: ışık etrafında geceleri uçan kelebek, pervane, evelek·I, 448
  2857. kebez: pamuk,I, 293, 303, 510 bkz> kepez
  2858. kebezlig: pamuklu, pamuk sahibi·I, 507
  2859. kebezlik: pamukluk, pamuk biten yer·I, 507
  2860. kebimek: bazı yerleri kurumak·III, 257 bkz> kepimek
  2861. kebit: dükkân, magaza, içkl içllen yer, meyhane,I, 357 bkz> kepit
  2862. kebitmek: kurutmak·II, 298 bkz> kepitmek
  2863. keçe: keçe,III, 219
  2864. keçe: karpuz ve hıyara ben2er şeylerin taşındığı sele ve sepet·III, 220
  2865. keçi: keçi,III, 219 bkz> eçkü
  2866. keçik: köprü, geçit,I, 390;III, 191 bkz> keçi ş
  2867. keçilmek: geçilmek· II, 136
  2868. keçiş: geçit, ırmağın, derenin geçidi, I, 369 bkz> keçik
  2869. keçişmek: geçmekte yardım ve yarış etmek, II, 93
  2870. keçitmek: geçirtnnek· II, 300
  2871. keçmek: geçmek, ölmek· I, 44, 79, 80, 82, 94, 245, 451;II, 5, 6, 87, 164, 225; III, 5, 9, 33, 85, 121, 288
  2872. keçrümsinmek: geçer görünmek· II, 261
  2873. keçrüşmek: birbirini geçmek, geçirmekte yard ım etmek· II, 222, 225, 257
  2874. keçsemek: geçmek istemek·I, 155
  2875. keçsetmek: geçmek umudunda bulundurmak· II, 336
  2876. keçtürmek: geçtirmek II, 194
  2877. keçünmek: geçer görünmek· II, 156
  2878. keçürgen: her zaman başaran·II, 521, 522
  2879. keşürgen: çok bağışlayan·I, 521
  2880. keçürmek: evirip çevirmek, başarmak; bağı;lamak,I, 47
  2881. keçürsemek: geçirmek istemek·III, 247
  2882. keçürtmek: geçirtmek.III, 431, 432
  2883. ked: bir şeyi anlatmakta obartma ve pekitme istenirse kullan ılan edat·I, 321 bkz> ked, key
  2884. kedkirmek: hayvan çamışlık etmek, üstüne yük vurdurmaz olmak·II, 196
  2885. kedrim et: derisi yüzülmüş et· I, 485
  2886. kedük: tulganın altına giyilen tüyden yapı1mış takke·I, 390
  2887. kedük: yağmurluk-I, 508 bkz> kedük
  2888. kedüklüg: yağmurluk sahibi·I, 509
  2889. kedüklük kidiz: yağmurluk yapmak için ayrılmış, hazırlanmış keçe·I, 508
  2890. ked: obartma, pekitme bildiren blr edat·I, 322 bkz> ked, key
  2891. kedgü: giyilecek nesne,I, 430
  2892. kedilmek: giyilnıek·II, 136
  2893. kedindi ton: çok giyilen elbise I, 449
  2894. kedirmek: hayvan derisi yüzmek, bir hayvan ı kakaç (pastırma) yapmak· II, 76
  2895. kedlemek: çabalamak. III, 299, 300
  2896. kedmek: giymek·I, 12, 394;II, 296;III, 20, 156, 441 bkz> ketmek
  2897. kedrilmek: et soyulup kurutulmak, kakaç (past ırma) yapılmak· II, 237
  2898. kedrişmek: et soyup kurutmakta yardım etmek, II, 222
  2899. kedrülmek: giyilmek· II, 237
  2900. kedrüşmek: birbirine giydirmek, II. 222
  2901. kedük: kepenek, yağmurluk; elbise, giyecek, I, 390;III, 38 bkz> kedük
  2902. kedüklüg: kepeneği olan kimse·III, 256
  2903. kedürmek: giydirmek.II, 76, 161
  2904. kedürsemek: giydirmek istemek III, 332
  2905. kedüt: çamaçır, giyecek, gelin ve güveyin hısımlarına armağan olarak giydlrdlkleri elbise· I, 12, 357
  2906. kefeñ: zahire armağanı· III, 385 bkz> kefşeng
  2907. kefgek: peltek, kekeme kimse· II, 289
  2908. kefremek: gevşemek, I, 103 bkz> kewremek, köwremek, küfremek
  2909. kefşeñ: harman temizlendikten sbnra gelen kimseye verilen zahire armagan ı. III, 385 bkz> kefeñ
  2910. kegirmek: geğirmek· II, 84
  2911. kek: kin, hınç, öç; sıkıntı, zahmet, mihnet I, 44, 230, 479;II, 283 bkz> kekmek, kekmen
  2912. keklig: kinli, hınçlı·II, 283
  2913. keklik: keklik·I, 479
  2914. kekmek er: tecrübeli adam·I, 479 bkz> kek, kekmen
  2915. kekmen: başından geçen sıkıntı ve zahmetlerle pişmiş, pekleşmiş adam.I, 480 bkz> kek, kekmek
  2916. kekre: develerin yediği acı bir ot·I, 422
  2917. kekteşmek: hınçlaşmak, kin bağlaşmak·II, 222
  2918. kekük: seksek kuşu; kemiği büyü ve tılsım için kullanılır· II. 287
  2919. keküş: ;işlik iç!n sürülen blr ilâç, aks ırgan otu; "Saponaria" veya "Veratrum album"·I, 407
  2920. keldeçi: gelici, gelen·I, 24
  2921. keldügi: geli;i.I, 36;II, 42
  2922. keldürmek: getirmek.I, 20, 71, 93, 94. 97, 251, 340;II, 195; III, 144 bkz> keltürmek
  2923. keleçü: söz· I, 445
  2924. kelegen: gelen· I, 24
  2925. kelegü: tarla sıçanı soyundan bir hayvancık, geleni- I, 448
  2926. kelep: Türk yaylalarında biten bir ot; davarı çabuk semirtir.I, 353
  2927. keleplenmek: bir yer "kelep" otuna sahip olmak· 11. 269
  2928. keler: keler, kertenkeleler!n genel ad ı·I, 364
  2929. kelesi: gelme zamanı·II, 69
  2930. kelgelimet: gelmek için·I, 144, 325
  2931. kelgin: büyük ırmaklann veya denizlerin taşar gibi kabarması, med·I, 443
  2932. kelgirmek: gele yazmak, gelmek istemek,II, 196
  2933. kelgü: gelme zamanı, geliş, gelecek·I, 119; II, 68
  2934. kelgüçi: gelici, gelen·II, 54
  2935. kelgülük: gelmeye hak kazanmış (kimse).I, 25
  2936. kelig: gelecek, gelecegi.I, 26;II, 41, 52, 58, 172;III, 160
  2937. keligli: gelmek üzere olan·I, 25;II, 58
  2938. keligsek: gelmeye istekli olan;II, 55
  2939. keligsemek: gelmek istemek·III, 285, 335 bkz> kelsemek
  2940. kelimsenmek: gelir görünmek.II, 259
  2941. kelin: gelin·I, 404;III, 12, 242
  2942. keliş: geliş.I, 370
  2943. keliş barış: geliş gidiş.I, 370
  2944. kelişlig barışlıg ew: konuk odası,I, 370
  2945. kelişmek: gelişmek.II, 110
  2946. kelişmek barışmak: birbirine gelip gitmek· II, 110
  2947. kelmek: gelmek,I, 20, 24, 26, 35, 36, 37, 53, 76, 77, 82, 87, 88. 93, 97,108, 125, 126, 129, 130, 132, 136, 165, 212, 219, 226, 315, 319, 323, 325, 328, 334, 339, 350, 387, 391, 403. 409, 417, 441, 442, 445, 462, 463, 468;II, 25, 26, 35, 38, 41, 43, 46. 59, 60, 6
  2948. kelñiz: sel I, 343
  2949. kelñizleyü: sel gibi.I, 343
  2950. kelsemek: gelmek istemek, gelsemek·III, 285 bkz> keligsemek
  2951. keltürmek: getirtmek·II, 195 bkz> keldürmek
  2952. kem: hastalık·I, 338;II, 363
  2953. kemdük söñük: sıyrılmış, eti yenmiş kemik. I, 480
  2954. kemek: pamuktan yapılmış çubuklu ve nakışlı bir dokuma; bundan bürgü yap ılır, Kıpçaklar yagmurluk yaparlar·I, 392
  2955. kemí: gemi·I, 179; III, 235 bkz> kimi
  2956. kem(i)şmek: saldırmak, çıkarmak, atmak, sürmek; bir ;eyi çıkarıp atmak·I, 309, 441, 472; II, 112, 115
  2957. kemlemek: kötülemek, hasta olmak,III, 301 bkz> kemlenmek
  2958. kemlenmek: hastalanmak· I, 338; II, 253 bkz> kemlemek
  2959. kemletmek: sıkıntı veya zarar vermek, kötületmek, hasta etmek· II, 348, 349, 363
  2960. kemrüşmek: kemirişmek, kemirmekte yariş etmek· II, 224
  2961. kemürmek: kemirmek. II, 85, 86
  2962. ken: dogu ülkelerinde her şehre verilen bir addır· I, 339 bkz> kend, kent
  2963. kenç: genç, çocuk; her hayvan ın küçügü· I, 169, 278; II, 304, 307; III, 181, 270, 438
  2964. Kençeklenmek: Kençek kılığına girmek, Kençekleşmek II, 277
  2965. kençliyü: hanların düğünlerlnde veya bayramlarda ya ğma edilmek üzere yapılan sofra· III, 438
  2966. kend: şehir; kale·I, 22, 178, 236, 248, 302, 339, 343, 344; III, 150 bkz> ken, kent kendü
  2967. kendi: , zat, nefs, kendisi. I, 127, 419; III, 29
  2968. kendük: küp gibi topraktan yapılan büyükçe bir kap, küp·I, 480;II, 129
  2969. kenpe: bir ot adı·I, 416
  2970. kent: şehir·III, 34 bkz> ken, kend
  2971. kenzi: kırmızı, sarı, ye;il gibi birtakım renkleri bulunan bir Çin dokumas ı·I, 422
  2972. keñemek: danışmak, görüşmek, tedbir etmek· III, 396
  2973. keñes: sığ, az, kolay, hafif·III, 364
  2974. keñeş: işlerde danışma, görüşme, düşünme,tedbir·III, 365
  2975. keñeşlik: danışıklı, tedbirli,I, 232;III, 358
  2976. keñeşmek: kar;ılıklı danı;mak, tedbir etmek· III, 393, 394
  2977. keñeşsiz: danışıksız, tedbirsiz·I, 232
  2978. kerígirsimek: dlbi yanmak, dibl yanarak koku yükselmek·III, 409
  2979. kepek: unda ve başta bulunan kepek,I, 390; II, 310; III, 93, 101
  2980. kepeklig: kepeği olan,I, 508
  2981. kepeklik: kepek konan yer·I, 508, 510
  2982. kepek yincü: küçük inci·I, 390
  2983. kepez: pamuk-I, 293, 303, 510 bkz> kebez
  2984. kepimek: bazı yerleri kurumak, III, 257 bkz>kebimek
  2985. kepit: dükkân, mağaza, meyhane·I, 357 bkz> kebit
  2986. kepitmek: kurutmak·II, 298 bkz> kebltmek
  2987. keregü: çadır; kışlık ev,I, 404, 447, 448
  2988. keregülenmek: çadırlanmak, çadır edinmek, çadıra girmek·III, 205
  2989. kerek: gerek, olmalı, yaraşır, lâzım, ihtiyaç, gerekli. 1. 126, 152, 163, 391;III, 44, 216, 371
  2990. kereklemek: yokluğu dolayısıyle aramak, araştırmak, III, 341
  2991. kereklig: gerekli· I, 509
  2992. kerem: izbe· I, 398
  2993. kerey: saç tıra; eden ustura,III,174 bkz> yüligü
  2994. kergemek: yaraşmak· I, 362
  2995. kergük: koyunun içerisinde, kırkbayır ile beraber bulunan şirden gibi ;ey· II, 289
  2996. kerik: geniş· I, 94
  2997. kerilgen: her zaman gerilen, gerinen, esniyen· I, 523 kerilmek gerllmek, gerinmek, esnemek· I, 119; II, 136 kerim duvarlara örtülen, kaplanan dokuma nesneler.I, 398
  2998. keriş: üstüne çıkılabilen dağ tepesi·I, 370
  2999. keriş: atin karnı, sırtı·I, 370
  3000. keriş: savaşta dayanma,I, 370
  3001. keriş: kavga, çeki;·I, 370
  3002. kerişmek: uğraşmak, kavga etmek, çekişmek· I, 370;II, 99, 115
  3003. kerişmek: germekte yardım ve yarış etmek· II, 98
  3004. keritmek: havlatmak, ürdürmek· II, 305
  3005. kerjü: tüfekte atılan yuvarlak taneler, III, 441
  3006. kerki: dülger keseri, keser· I, 430
  3007. kermek: germek, çeklp uzatmak; kapatmak; ürümek, havlamak· II, 8; III, 39
  3008. kerpiç: kerpiç· I, 455; III, 119 § pışık kerpiç
  3009. kerşegü at: kürek kemiğinin altında yağırı bulunan at·I, 491
  3010. kertik: ekmek ve ekmeğe benzer şeylerin sayısını bilmek için bir ağaçta yapılan kertik, çetele· I, 478 bkz>
  3011. kertük: kertilmek kenilmek; (insanlar için) horlanmak· I, 160; II, 236
  3012. kertişmek: kenmekte yardım ve yarış etmek· II, 222
  3013. kertmek: kertmek (köleyi yola getirmek için söylenir)· III, 427
  3014. kertük: ağaçta açılan kertik- I, 478 bkz> kertik
  3015. kertük kemrük: kesik, gedik· I, 478
  3016. kertürmek: gerdirmek, serdirmek· II, 194
  3017. kerü: geri,. den ise·I, 205, 361; II, 133 bkz>karu
  3018. kes: parça·I, 329 bkz> kesek
  3019. kes: kesek, abdest bozduktan sonra bununla temizlenilir.I, 329
  3020. kesek: kesik, parça·I, 14, 391 bkz; kes
  3021. kesgü: kesecek nesne· I, 13
  3022. kesgük: halka, köpeğin boynuna geçirilen halka, tasma· II, 289
  3023. kesilgen: her zaman kesilen· I, 523
  3024. kesilmek: kesllmek· I, 339; II, 136, 137
  3025. kesinmek: kesinmek·II, 157
  3026. keslşmek: kesmekte yardım ve yariş etmek· II, 101
  3027. keslemek: kesekle koğmak· III, 300
  3028. keslinçü: sarı keler, III, 242
  3029. keslinmek: kesilmek· I, 352; II, 253
  3030. keslişmek: kesilip ayrılmak· II, 224
  3031. kesme: enli ok 100^01^.I, 434
  3032. kesme: kakül, zülüf, perçem,I,II, 233, 434
  3033. kesmek: kesmek· I.11 13, 14. 434; II. 11
  3034. kesmelenmek: zülüflenmek, kâküllenmek· III, 203
  3035. kestem: geceleyin davetsiz gelen adamlara verilen içki ziyafeti· I, 485
  3036. kester: saksı· I, 457
  3037. kestürmek: kestirmek· II, 195
  3038. kesürgü: dağarcık, kap·I, 358, 490; 111. 48
  3039. keten: zahmet, sıkıntı,I, 404
  3040. ketişmek: ayrılmak, ayrışmak·II, 89, 90
  3041. ketki at: sırtı dar, yanları geniş at·I, 430
  3042. ketmek: giymek·II, 296 bkz> kedmek
  3043. ketmen: yeri kazmak için kullanılan aygıt·I, 444
  3044. ketü: çolak·III, 219
  3045. ketüt: ekşi suratlı, buruşuk yüzlü· II, 284
  3046. kewçi: Uygur ellerine kadar Kâşgaristan'da kullanılan 10 rıtllık bir hububat ölçeği· I, 417
  3047. keweg: burundaki kıkırdak·I, 391
  3048. kewel: at yürüyüşlü, küheylan at, soylu at· I, 395; II, 133
  3049. kewelmek: gevşemek, zayıflamak,I, 397 bkz> kewllmek
  3050. kewgin aş: doyurmayan aş·I, 443 bkz> çiwgin
  3051. kewilmek: gevşemek, zayıflamak·II, 131, 137, 138 bkz> kewelmek
  3052. kewli: ırmak ağzı, III, 442
  3053. kewmek: gevelemek, gevmek; gevşetmek· II,16; III, 288
  3054. kewrek: gevrek, yunnu;ak (bitki)· I, 479
  3055. kewremek: zayıflamak; gevşemek· III, 41, 282 bkz> kefremek, köwremek, kilfremek
  3056. kewretmek: gevşetmek· II, 334, 335
  3057. kewrik: gürgen ağacı· I, 479
  3058. kewşek: gevşek, yumuşak. I, 479 bkz> küwşek § kewşek etmek; bir çeşit ekmek· III, 287
  3059. kewşemek: geviş getirmek; gevşemek, III, 287
  3060. kewşengen: çok geviş getiren· II, 256
  3061. kewşenmek: geviş getlrmek· II, 252, 255
  3062. kewşeşmek: birbirini görerek geviş getlrmek·II, 351
  3063. kewşetmek: gevşetmek, yurnuşatmak; geviş getirtmek· II, 338
  3064. kewtürmek: gevşetmek·II, 195
  3065. kewürken: dağ soğanı· I, 525 bkz> kümürgen, kümürken, küwürken
  3066. key: pek, gâyet, sağlam· I, 459 bkz> ked, ked
  3067. keyik: geyik, yaban hayvanı, aslında yabanî olan her şey, eti yenen hayvanlardan ceylân, s ıgın, dağ keçisi gibi hayvanlar, yabanî (vah şî) -evcil (ehlî) karşıtı-, av hayvanı ve av, I, 26,155,157, 171, 206, 224, 228, 263, 295, 306, 311, 421; 11, 8, 10, 16, 120, 14
  3068. keyik: maymun yapılı (insanlar için)·III, 168
  3069. keyik söğüt: yaban sogüdü·III, 168
  3070. keylig: maynıun·III, 175
  3071. keylig kişi: şaşkın veya yabanş gibi iki tarafına bakarak yürüyen adam. III, 175
  3072. keyük: kebe ve kepenek gibi ;eyler· III, 168
  3073. kez: gez· I, 326; III, 106, 318
  3074. kez: süt ve un gibi şeylerín tencere dibinde yap ışıp kalan parçaları. I, 327
  3075. kez: ipekli bir Çin kumaşı· I, 327
  3076. kezgermek: gezlenmek, geze getirmek· II, 196; III, 106
  3077. kezik: gezek; sıtma, nöbet, işte nöbet· I, 391
  3078. kezik: cesaret · I, 391
  3079. kezişmek: gezmekte yari{mak· II, 100
  3080. kezitmek: gezdirmek· II, 306
  3081. kezlemek: gezlemek, gezini düzeltmek, temizlemek. III, 300, 318 ·
  3082. kezlenmek: gezlenmek; dibi tutmak, II, 252,253
  3083. kezleşmek: gezlemekte yardım ve yarış etmek·II, 224
  3084. kezletmek: gezletmek· II, 348
  3085. kezlik: küçük kadın bıçağı, kadınlar üst elbiselerine takarlar· I, 478
  3086. kezmek: gezmek, dolaşmak· II, 10
  3087. kéç: geç (vakit).I, 294;III, 121
  3088. kéçe: gece, III, 219
  3089. kéçilmek: geciktirilmek. III, 195
  3090. kéçitmek: geciktirmek·II, 300
  3091. kéçmek: gecikmek·III, 180, 183
  3092. kéçürmek: geciktjrmek· III, 187
  3093. kéñütmek: genişletmek, II, 326
  3094. kétermek: §1(161-1116^ III, 164
  3095. : nida "ya"sı yerine; çağırma edati·III, 212
  3096. : hısımlık bildiren isimler sonuna gelerek ac ıma ve sevme anlatan bir edat·III, 212
  3097. kıçı: hardal· III, 238
  3098. kıçılamak: gıdıklamak· III, 323, 329
  3099. kıçurmak: kınamak, ayıplamak; başkasınm kaygısından ferah duymak· III, 187
  3100. kıdışmak: kenar dilkmekte yardım etmek, değirmi bir şeyin kenarını dikmekte yardım etmek·II, 93 ,94
  3101. kıdıtmak: kenar diktlrmek, kıyılatmak·II, 301
  3102. kıdıg: kıyı, yan, kenar 1. 375, 496
  3103. kıdıglamak: kıyı dikmek, kıyılamak·III, 336
  3104. kıdıglanmak: kıyılanmak, kenarlanmak.II, 268
  3105. Kıfçaklamak: Kıpçak boyundan saymak· Kıpçak boyuna nispet etmek·III, 351
  3106. Kıfçaklanmak: Kıpçak kılıgına girmek· II, 279 bkz> Kıwçaklanmak
  3107. kıftu: makas, kırkı. I, 416
  3108. kıftulamak: sındı ile kırkmak, kırpmak,III, 352
  3109. kıg: topragı kabartmakta kullanılan gübre·III, 129
  3110. kıglatmak: fışkı ile gübreletmek; (at) sıçırtmak, tersletmek·II, 348
  3111. kıkı: gürültü·III, 227 bkz> urı kıkı
  3112. kık(ı)rmak: yüksek sesle çağırmak, bagırmak, haykırmak,I, 441, 442;II, 83
  3113. kıkrışmak: çagrışmak, bağrişmak·II, 220
  3114. kıl: kıl (insanda ve hayvanda)·I, 337
  3115. kıldruk: buğday vb· başaklanndakl kılçık,III, 417
  3116. kılgan: çok kılan, çok yapan· I, 470
  3117. kılgu: kılı;, yapış, kılgı· I, 494
  3118. kılıç: kılıç·I, 183, 321, 339, 359, 397, 417;II, 116, 129, 147, 197, 246, 281, 308. 344, 356; III, 70, 77, 135, 169. 268. 277, 296, 373, 437
  3119. kılıçlamak: kılıçlamak, kılıç ile çalmak ve vurmak,III, 331, 346
  3120. kılıçlanmak: kılıç sahibi olnnak· II, 267
  3121. kılıg: kılış, yapış· II, 40
  3122. kılık: huy, gldi;· I, 383; II, 230 bkz> kılk
  3123. kılınç: iç, amel, ahlâk, nninez, huy, fena huy,kad ın naz ve kırışması· II, 156;III, 374
  3124. kılınçlanmak: nazlanmak (kadın), kırışmak· III, 374
  3125. kılınmak: tavır takınmak (kadın), nazlanmak; yapılmak, kılınmak, işlenmek I, 64, 394, 508; II, 156; III, 20
  3126. kılışmak: yapmakta yardım ve yarış etmek· II, 109
  3127. kılide: gerdanlık· I, 432 bkz> bakan
  3128. kılk: huy, gidiş· I, 383 bkz> kılık
  3129. kıl kudruk: kıl kuyruk; ördeğe benzer bir kuş· I 337
  3130. kıl kuş: ördeğe benzer bir kuş, I, 337
  3131. kılma: yapma, yapı;, I, 150;III, 213
  3132. kılmak: kılmak, yapmak, etmek, eylemek, olmak· I, 36, 39. 44.74,113,114,141.171, 237. 263, 274, 321, 330, 342, 349. 350. 367. 371, 374, 376, 393, 399, 459, 462; 11. 25;III, 17, 122, 133, 159, 179, 213, 216, 224, 234, 239, 381, 432, 449 bkz> kamak
  3133. kılmış: yaptıgı, I, 205, 221, 253, 407
  3134. kıltık: başta bulunan kepek, konak·I, 475
  3135. kılturmak: yaptırmak·II, 191
  3136. kımız: kımız.I, 365;II, 12; III, 197
  3137. kımız almıla: ekşi elma·I, 366
  3138. kımızlanmak: kımız sahibi olmak,II, 268
  3139. kın: kın, bıçak ve kılıç kını, kılıf·I, 183, 339, 359, 397; II, 246; l1l, 140
  3140. kınamak: işkence etmek, cezalandırmak; bir şeye kın yapmak· III, 273
  3141. kınatmak: işkence yaptırmak, cezalandırmak· II, 313
  3142. kınışmak: istekle işe koyulmak, II, 113
  3143. kınlamak: kın yapmak·III, 299
  3144. kıñır: kızgın, şiddetli.I, 170, 183, 359
  3145. kıñır: aşı, yan bakış· III, 363 bkz> kıñru
  3146. kıñrak: et ve hamur kesilen satıra benzer büyük bıçak· III, 382
  3147. kıñru: yan, şaşı· III, 23 bkz> kıñır
  3148. kır: kır, basık dağ, açık yer· I, 94, 324; III, 39
  3149. kır: su bendi, §61-1116^I, 324
  3150. kır: kır rengi·I, 324
  3151. kıragu: kırağı·I, 446
  3152. kırbas er: başında saç olmayan adam·I, 459
  3153. kırçalmak: değmek, değip sıyırmak·II, 234
  3154. kırçamak: amacın kenarına dokunmak, silip geçmek·III, 276
  3155. kırçatmak: sıyırtmak, yaralamak, amacı delip geçmek·II, 328, 329
  3156. kırgag: bey ve hanın eli altındakilere kızması ve kakıması·II, 288
  3157. kırgag: elbisenin yanı, kenarı·II, 288
  3158. kırgamak: kakımak, birine kızıp ondan yüz çevirmek, birine kızıp uzaklaştırmak (yalnız yapan insan olduğu zaman söylenir)·II, 288; III, 290 bkz> alkamak, kargamak, kargamak arkamak (Tanr ı için), kızgamak
  3159. kırgaşmak: birbirinin tarafını dilemek·II, 220
  3160. kırgatmak: koğulamak, kızarak yüz çevirtmek· II, 338, 339
  3161. kırgıl: kırçıl,I, 483
  3162. kırguy: atmaca·II, 95;III, 241 bkz> karguy, karkuy, k ırkuy
  3163. kırılmak: kabuğu soyulmak; malı alınmak, yoksullaşmak; kar kürünmek II, 134
  3164. kırındı: her şeyin kınntısı, kazıntısı, soyuntu su·I, 449
  3165. kırınmak: soyar veya kazır görünmek·II, 155
  3166. kırışmak: kazımakta ve sıyırmakta yardım ve yariş etmek·II, 98
  3167. kırk: sayıda kırk,I, 349;II, 331
  3168. kırkılmak: kırkılmak I, 236
  3169. kırkın: cariye.II, 110 bkz> xız kırnak, kız
  3170. kırkışmak: kırkmakta yardım etmek·II, 221
  3171. kırklum: dolusu bir klle edip oranc ıların kullandıkları bir ölçeğe verilen sıfat,III, 418
  3172. kırkmak: kırkmak· III, 422
  3173. kırkuy: atmaca· III, 241 bkz> karguy, karkuy, k ırgüy
  3174. kırlamak: kazmak, yerde çukurlar açmak· III, 298, 299
  3175. kırlanmak: kırla;mak, kıraçlaşmak, yerde çatlaklar ve hendekler meydana gelmek· II, 251
  3176. kırlatmak: kıyı, kenar yaptirmak· II, 347
  3177. kırma: söbü (mahrut) şey· I, 433 § kırma topık; herhangi söbü (mahrut) topaç· I, 434
  3178. kırmak: kazımak, bir şeyi kökünden çıkarmak; kırmak, II, 7. 24, 401, 406
  3179. kırnak: cariye·I, 473 bkz> xız, kırkın, kız
  3180. kırt: kısa,I, 342 § kırt ot; kısa ot·I, 342
  3181. kırtış: yüz rengi; yüz·I, 460 § yer kırtışı; yeryüzü. 1. 461
  3182. kırtışlamak: kazımak·III, 350
  3183. kırtışlanmak: güzelleşmek, güzelliği artmak· II, 272
  3184. kırtışlıg: yüzlü·I, 461
  3185. kırt kişi: kötü huylu ve plnti adam·I, 342
  3186. kırtlamak: kötü huylu saymak, yaray ı iyi etmek·III, 445 bkz> kartamak, kartanmak
  3187. kırturmak: kazıtmak, sıyırtmak,II, 190
  3188. kıruk: sakat·I, 382 § kıruk adak; topal·I, 382 § kıruk er; çolak·I, 382
  3189. kıruk adak: topal·I, 382
  3190. kıruk er çolak,I, 382:
  3191. kır yagı: gizll düşman·I, 324
  3192. kısga: kısa·II, 11
  3193. kısgaç: kısgaç·I, 455
  3194. kısganmak: kıskanmak; pintilik etmek, kısmırlanmak·II, 250 bkz> kısırkanmak
  3195. kısıg: kısı, hapis, sıkınti·I, 376
  3196. kısıglamak: itelemek, itmek, avurduna vurmak·III, 336 bkz> kas ıglamak
  3197. kısılmak: kısılmak, arada kalmak.II, 135
  3198. kısınmak: kısmakcimrilik etmek; sidiği tutulmak· II, 155
  3199. kısır: kısır, doğurmayan insan veya dört ayakl ı hayvan; kısrak· I, 236, 364; III, 88
  3200. kısır bolmak: (kısraktan başka hayvan) kısır kalmak· III, 88 bkz> yozamak kısırkanmak
  3201. kısırganmak: , yedirmekten çekinmek· II, 263, 264 bkz> k ısganmak
  3202. kıslınmak: kısılmak, araya sıkışmak II, 251
  3203. kısmak: kısaltmak, daha kısa yapmak, kısarak çalmak; kıstırmak· II, 11
  3204. kısmak: üzenginin iki yanında bulunan kayış,ilmikli ip, kement· I, 474; II, 219
  3205. kısrak: kısrak·I, 203, 207, 364, 474, 491, 500; II,96
  3206. kısraklanmak: kısrak sahibi olmak·II, 275, 279
  3207. kısruşmak: kısmakta yardım etmek,II, 219
  3208. kıstaşmak: titreşmek, sı2laşmak. II, 221, 222 bkz> kasnamak, kasnatmak
  3209. kısturmak: kıstırmak, işkence ile cezalandırmak; kısalmasını emretmek, azalmasını em-retmek· II, 190, 191
  3210. kısurmak: kısaltmak II, 78
  3211. kış: kış·I, 13, 22, 82, 170, 332;II, 26, 54, 97, 204; III, 159, 278
  3212. kışlag: kışlak, kışlanacak yer,I, 13, 464; III, 88
  3213. kışlaglanmak: kışlak edinmek, kışlamak· II, 273
  3214. kışlamak: kışlamak;III, 299
  3215. kışlatmak: kışlatmak, bir şeyi üzerine alıp saklamak.II, 348
  3216. kışlık: kışlık, kış için hazırlanmış şey·I, 474
  3217. kışmak: meyletmek, kaymak·III, 182 bkz> kay ışmak, kaymak
  3218. kıw: devlet, kut, baht·I, 301, 332 bkz> kuw
  3219. kıwal: çekme, düzgün· I, 412 § kıwal burun; çekme burun·I, 412
  3220. Kıwçaklanmak: Kıpçak kılığına girmek, II, 276 bkz> Kıfçaklanmak
  3221. -kıya: küçültme eki· III, 170, 359 bkz> -gine, -kiye
  3222. kıyak: et suyu yağı, tereyağı, kaymak, III, 32 bkz> kanak, kayak, konak
  3223. kıya körmek: yan bakmak, arkaya bakmak, I, 369 bkz> kaya körmek, kura körmek, kuya kärmek
  3224. kıyık: cayma, caymak; iğrilik, igri olan, sözde durmama, sõzde durmayan· I, 70; III, 167 k ıyılmak inmek; geçmek; agaç ígrilemesine
  3225. kıyılmak: sözden dönülmek· III, 190
  3226. kıyım: düşman gelmesi yüzünden bir vilâyet halk ının korku ve dehşete düşmesi· III, 168
  3227. kıyışmak: igrilemesine ağaç kesmekte yardım ve yarış etmek·III, 189
  3228. kıyma: kıyılmış,III, 173 § kıyma ügre hamuru serçé dili gibi iğri kesilen bir çeşit erişteIII, 173
  3229. kıymaç: Çiğiller'in giydiği tiftikten yapılan beyaz başlık. III, 175
  3230. kıymak: sözden dönmek; kıymak, eğrilemesine doğramak· III, 246
  3231. kıyturmak: iğrilemesine kestirmek· III, 193
  3232. kız: kız, kız çocuk; cariye; pahalı nesne· I, 7, 236, 280, 291, 299, 312, 326, 382, 412, 442, 474, 496;II,10. 25, 94, 96,109, 182. 220, 272, 276, 277, 304, 340;III, 120, 137, 170, 203, 218, 259, 260, 265, 272, 289, 301, 328, 338, 371, 380, 408, 411, 450 bkz>
  3233. kızamak: kızlık bozmak, III, 265
  3234. kızarmak: kızarmak· II, 77, 163 bkz> kızıl ermek
  3235. kızartmak: kızartmak· III, 431
  3236. kızgamak: (kul) kızıp uzaklaştırmak, kakımak· III,290 bkz> alkamak, kargamak, kargamak arkamak, kırgamak
  3237. kızgul at: boz ile kır arasında olan at· I, 483
  3238. kızgurmak: işkenceye koymak, cezasını çektirmek, cezalandırmak. II, 194, 200
  3239. kızgut: ceza, işkence, başkaları görerek çekinmeleri için yap ılan ceza ve işkence·I, 451
  3240. kızgutlanmak: suçunun cezasını görerek rüsva olduğundan bir işten çekinmek. II, 271
  3241. kızıl: kızıl, kızıl renk, kırmızı· I, 40, 60, 362, 394, 395; II, 133; III, 20, 162, 183, 219, 325, 363
  3242. kızıl ermek: kızarmak· II, 163 bkz> kızarmak
  3243. kızılmak: yaptığı suça bir daha dönmemek üzere ceza görmek, nedamet etmek, k ıyılmäk. II, 135, 200
  3244. kız kırkın: cariye· I, 326
  3245. kız kişi: pinti kişi, I, 326
  3246. kız kuş: insan üzerine düşecek gibi alçaktan uçan ve tüylerinin rengi bukalemuna benzeyip aç ılınca renkten renge giren bir kuş, I, 326, 332
  3247. kızlamuk: kızamık, I, 528
  3248. kızlanmak: pahalı bulmak, II, 251; III, 198, 199
  3249. kızlanmak: kız edinmek, kız çocuk sahibl olmak· II, 251, 254; III, 198
  3250. kızlaşmak: bahse bir kız (cariye) koymak II, 221
  3251. kızumak: pahalılanmak, fiyatı yükselmek. III, 265
  3252. kibe: az zaman, kısa zaman· III, 217 bkz> büte
  3253. kibe bolmak: az zaman geçmek, III, 217
  3254. kiçik: küçük, küçüklük·I, 227, 390;II, 29, 95, 268;III, 87, 175 bkz> kiçük
  3255. kiçiklemek: küçük saymak, III, 341
  3256. kiçimek: kaşınmak, gidişmek. III, 259
  3257. kiçinmek: orospu olmak, gidişmek, ka;ınmak·II, 156
  3258. kiçitmek: kaşıtmak· II, 300
  3259. kiçük: küçuk· I, 93 bkz> kiçik
  3260. kid: arka, äon, sonra· I, 200, 225; II, 142; III, 14 bkz> kid
  3261. kid: arka, son, sonra· II, 25 bkz> kid
  3262. kidiz: keçe, Türkmenler'in çadır örtüleri ve göç zamanı bürgüleri gibi· I, 316, 366, 508; II, 96, 304;III, 262, 329 bkz> kiwiz, küwüz
  3263. kidizgek: tazeliği gidip keçeleşmiş (kavun için)· II, 290
  3264. kidizlig: keçe sahibi olan·I, 507
  3265. kidlzlik yüng: keçe yapmak için hazırlanan yün·I, 507
  3266. kikçtirmek: iki klşiyi birblrine kışkırtmak, sürttürmek II, 195, 196
  3267. kikmek: bilemek, bir şeyi bir şey üzerine sürtmek· II, 293
  3268. kikrülmek: sokulmak, II, 237
  3269. kìm: kim.I, 125, 192, 200, 325, 338, 353, 362, 371. 377, 425, 440, 506;II, 118. 274, 284;III, 22, 106, 123, 141, 239. 251. 288
  3270. kimi: gemi· III, 235 bkz> kemi
  3271. kimişke: Kaşgar'da çıkan nakışlı bir keçe· I, 490
  3272. kimsen: başlıklan ve kavukları süslemek için kullanılan aitın kırıntıları· I, 437
  3273. kimünçe: sivri sinek· III, 358 bkz> kümiçe
  3274. kirig: geniş· III, 358
  3275. kiñitmek: genişletnıek· III, 396
  3276. kiñrünmek: genişlemek, bir zaman nimet içinde ya şamak. III, 400
  3277. kiñümek: genişlemek, III, 396
  3278. kiñürmek: genişletmek. III, 392
  3279. kip: kalıp, benzer, öğür, I, 483; III, 23, 61, 119
  3280. kipi: gibì, I, 483; III, 23, 61, 119
  3281. kir: kir·II, 212, 230
  3282. kirdeş: bir avluda beraber oturan k6m şu· I, 461
  3283. kirgü: girme zamanı, gırecek·II, 68;III, 6
  3284. kirgüci: girici, giren.II, 51
  3285. kirigsemek: girmek istemek· III, 334, 335
  3286. kirikmek: kirlenmek II, 117, 119. 165 bkz> kirlenmek
  3287. kirilmek: girilmek. II, 136
  3288. kirimsinmek: girer görunmek· II, 260
  3289. kirinmek: girinmek, girer gôstermek, girmek· II, 156, 157, 160
  3290. kiriş: kiriş, yay kirişi, yay· I, 198, 370; II, 83; III, 215
  3291. kiriş: bir adamın akarlarından olan geliri· I, 370
  3292. kiri: ;mek glri;mek, glrlşmekte yarış etmek· II, 99
  3293. kirit: anahtar, kilit·I, 357;III, 345
  3294. kiritlemek: kilitlemek III, 330, 345, 348
  3295. kiritlig: anahtarlı, kilit kilit ,I, 306, 506 § kiritlig kapug; killtli kap ı·I, 506
  3296. kirkin: boğranın, devenin kızgın zanıanı·I, 443
  3297. kirlenmek: klrlenmek; yumulmak.II, 252 bkz> kirikmek
  3298. klrmek: girmek.I, 87, 362, 395, 422, 443, 457, 488;II, 8, 18, 44, 55, 61, 67, 223;III, 65,120. 147, 212, 222, 226
  3299. kirmişçe: girmìş gibi·I, 251
  3300. kirpi: kirpi· I, 415
  3301. kirpik: kirpik. I, 478
  3302. kirpilenmek: sertle;erek kirpi gibi buzülmek, yüzü as ılmak· III, 200
  3303. kirpüklenmek: gõzde kötü kıl bitmek· II, 277, 279
  3304. kirşen: üstübeç; yüze sürülen düzgün. I, 437; II, 353
  3305. kirşenlenmek: yüze düzgün sürünmek II, 278
  3306. kirtginsemek: tasdik etmek istemek·I, 280
  3307. kirtgünmek: inannnak, gerçeklemek·III, 423 bkz> kirtínmek
  3308. kirtinmek: inanmak I, 416 bkz> kirtgünmek
  3309. kirtü: yemin, ant; gerçekllk, doğruluk· I, 416
  3310. kirtüç kişi: kimseyi ;ekemeyen huysuz ki şi· I, 455
  3311. kürtülemek: tasdiklemek· III, 352
  3312. kirtürmek: girdirmek, II, 195
  3313. kirü: geri, arka, III, 65, 245, 246
  3314. kis: karı, I, 329. 333
  3315. kiş: sadak, I, 393, 457, 494; II, 275, 333; III, 126, 281
  3316. kiş: samur.III, 126
  3317. kişemek: kösteklemek, bağlamak· III, 268
  3318. kişen: köstek· II, 13
  3319. kişi: kisi, adam, insan, kimse; halk; kar ı, kadın·I, 24, 44, 45, 46, 64, 74. 87. 91, 98,106, 109, 127, 129, 140, 142, 146, 147. 152, 154,155, 156, 166, 167, 174, 179, 186, 187, 216, 240. 243, 265, 287. 296, 307, 308, 310, 317, 319, 326, 332, 342. 356, 363, 365,
  3320. kişirgek er: evinde birini görünce can ı sıkılan, evi kendine dar gelen ki şi,II, 290
  3321. kiş kurman: ok ve yay konan kap·I, 444
  3322. kiş kurugluk: sadak, gedeleç·I, 504
  3323. kişnemek: kişnemek I, 236,III, 302
  3324. kitermek: gidermek, kaldırmak.I, 440;III, 187
  3325. kitmek: gitmek, çekilmek.II, 296; III, 48
  3326. kiwiz: yaygı, halı, kilim gibi şeyler· I, 366 bkz> kidiz, küvüz
  3327. -kiye: küçültme eki, III, 170, 359 bkz> -gine,-k ıya
  3328. kiyim kiyim: uyuşukluk, ne çalışmak ne işi büsbütün bırakmak, gaflet, elevaylık· III,169
  3329. kiz: kutu, misk kutusu, taht, kürsü, sand ık, kap, heybe gibi îeyler· I, 327; III, 318
  3330. kizlemek: gizlemek-I, 100; II, 172, 264; III, 71, 300, 318
  3331. kizlençü: gizli.III, 242
  3332. kizlenmek: saklar görünmek, kendi kendine saklamak,II, 253
  3333. kizleşmek: birbirinden gizlemek·II, 224
  3334. kizletmek: gizletmek·II, 348
  3335. koç: koç·I, 321; II, 184 bkz> koçñar
  3336. koçmak: kucaklamak· II, 5
  3337. koçñar: koç, I, 321; II, 101;III, 102, 381, 382 bkz> koç
  3338. koçturmak: kucaklatmak, koçturmak· II, 189
  3339. koçu: kucaklaşma, koçuşma, I, 369
  3340. koçuşmak: kucakla;mak· II, 92; III, 188
  3341. kodı: a;ağı, aşağıya, arkası sıra· III, 46, 61, 69 bkz> kudı
  3342. koduşmak: birbirine güvenmek· II, 94 ,
  3343. kodmak: koymak, bırakmak, terk edilmek, koyuvermek· II, 29, 54, 140, 263, 295; III, 39, 172, 440 bkz> kotmak, koymak
  3344. kog: göze veya yemeğe düşen çör çöp, pislik. III, 128
  3345. kogış: deri, II, 355 bkz> koguş
  3346. kogşak: gevşek, çürük· I, 474
  3347. kogşamak: katı şey gevşek olmak· III, 287
  3348. kogşamak: koğuş ağacı dalı iIe cilâlamak, perdahlannak· III, 287 bkz> kow şamak
  3349. kogşaşmak: birlikte gevşemek, II, 350 bkz>kohşaşmak
  3350. kogşatmak: kuvvetini gevşetmek, II, 337 bkz> kohşatmak
  3351. kogurmaç: kavr·ulmuç buğday· I, 493 bkz> kawurmaç, kowurmaç
  3352. kogu: ; okları perdah etmek içln koğu; (huş) ağacından yapılan aygıt· I, 369
  3353. koguş: oluk, su oluğu, değirmen oluğu, I, 369
  3354. koguş: sepili, sepisiz (tabaklanm ış, tabaklanmamiş) deri, kayı;· I, 369; II, 205. 210; III, 140, 308, 319 bkz> kogış
  3355. koguşlanmak: su fışkırmak· II, 268 koh;aşmak birlikte gevşemek, II, 350 bkz>kogşaşmak
  3356. koxştmak: kuvvetini gevşetmek, II, 334, 337 bkz> kogşatmak
  3357. kokıtmak: kokutmak, II, 309, 323, 324
  3358. kokmak: fena kokmak, kokusu yükselmek (su) senmek, (hastal ık) sakinleşmek· II, 293, 323; III, 184
  3359. kokratmak: eksiltmek, davul çalarak zararl ı hayvanları kuşları kaçırtmak,II, 334 bkz> kakratmak
  3360. kol: kol·III, 134, 161, 288
  3361. kol: kılıç veya bıçakta bulunan yol biçimi oyma·III, 134, 135
  3362. kol: dağın tepesinden a;ağı inen ve derenin ortasından yüksekçe olan yer·III, 134
  3363. kolaç: kulaç· I, 358 bkz> kulaç
  3364. kolan: kolan, bağırdak; yaban eşegi,I, 214, 263, 404, 415, 424; III, 122
  3365. koldaçı: dilenci· I, 417
  3366. koldaş: koldaş, arkadaş· I, 461;III, 11
  3367. koldaşlanmak: arkadaş olmak, arkadaş saymak·II, 272
  3368. kolgırmak: isteyeyazmak·II, 194
  3369. kolmak: rica etmek, istemek I, 274, 399;II, 25
  3370. koltık: koltuk· I. 475
  3371. koltuklamak: koltuklamak, koltuğuna almak,koltuğa vurmak·III, 351
  3372. kolturmak: istetmek· II, 191
  3373. kolunmak: rica etmek, kendi kendlne rica etmek, istemek .I, 22;II, 156
  3374. koluşmak: birbirinden istemek, isteşmek· II, 109, 110
  3375. kom: deve havudu· III, 136
  3376. komımak: (bir şeye karşı) 02161110^III, 273
  3377. komınmak: coşmak·II, 324
  3378. komıtgan: her zaman özleten, her zaman coşturan·I, 515
  3379. komıtmak: coşturmak, heyecana getirmek. I, 69; II, 311. 312, 324 bkz> komutmak
  3380. komşuy: kanla dolmuş kene·III, 241
  3381. komuk: at gübresi. I, 383 bkz> kumuk
  3382. komuklamak: pislemek, terslemek; Komuk boyuna nispet etmek·III, 339 bkz> kumuklamak
  3383. komutmak: coşturmak,I, 214 bkz> komıtmak
  3384. kon: koyun· I, 31, 309; III, 140, 244 bkz> koy
  3385. konak: bir çe;it kaba darı,I, 384;III, 347 bkz>koyak
  3386. konak: kaymak (yenecek),I, 383 bkz> kanak, kayak, k ıyak
  3387. konaklamak: darı yemek·III, 347
  3388. konat: birbirlerine yanaşan, toplanan insan kümesi·I, 357
  3389. konatmak: kondurmak, oturtmak,II, 313
  3390. kondurmak: kondurmak, üzerine koymak· II, 192
  3391. konmak: konmak, bir yere konmak·I, 319; II, 331; III, 184, 185
  3392. konşı: komşu, I, 435 bkz> koşnı
  3393. konuk: konuk, misafir; ruh· I, 45, 46, 85, 332, 384, 517;II, 312
  3394. konuklamak: konuk etmek; ev sahibinin r ızası olmadan evde gecelemek· III, 339, 347
  3395. konuklaşmak: birbirine konuk olmak, II, 258
  3396. konuglug: konuk sahibi olan .1, 498
  3397. konukluk: konukluk, misafirlik I, 274, 504
  3398. konum: 'yurt, konulan yer, konak·I, 114; II, 103, 313
  3399. koñragu: çıngırak, konrak, tongurak, çan, I l, 358; III, 387, 402
  3400. koñragu: kulağın altındaki çıkıkça kemik· III, 387
  3401. koñramak: ses kalınlaşmak; bir şey
  3402. koñur: (yani kestane rengi) olmak, III, 402
  3403. koñur: boğuk ses· III, 363
  3404. koñur: kestane rengi· III, 363
  3405. koñurmak: sökmek, kanırmak, III, 392
  3406. koñuz: osurgan bõceği· III, 363
  3407. kop: çok, pek, obartma ve pekitme edat ı·I, 319
  3408. kop: sevinç, ferah, hop· III, 119
  3409. kop kılmak: sevinmek, ferahlamak, içi hop etmek· III, 119
  3410. kopmak: kopmak, gelmek; kalkmak; başlamak, çıkmak; baş kaldırmak· I, 88, 97, 104, 120, 142, 234, 258; II, 4; III, 128, 137, 367
  3411. kopruşmak: bir şeyi yerinden kaldırmakta yardım etmek· II, 218
  3412. kopsamak: çıkmak istemek· III, 285
  3413. kopurgan: çok koparan, I, 517
  3414. kopurmak: yerinden kaldırmak, kurcalamak· II, 72
  3415. kopurtmak: yerinden kaldırtmak· III, 430
  3416. kopuşmak: kalkışmak, kalkmakta yardm ve yarış etmek· II, 88
  3417. kor: ziyan , III, 122
  3418. kor: yoğurt mayası· III, 122
  3419. korday: kuğu kuşu, kuğu cinsinden bir kuş,II, 177;III, 240
  3420. korıg: koru, küçük orman·I, 17, 18, 375; II, 98
  3421. korımak: korumak· III, 263
  3422. korınmak: sıkılık etmek, pintilik etmek,II, 155 bkz> korunmak
  3423. korışmak: korumakta yardım etmek· II, 98
  3424. korkıtmak: korkutmak.II, 339 bkz> korkutmak
  3425. korkluk: korkak·III, 417
  3426. korkmak: korkmak· II, 312, 331; III, 282, 377,421, 422
  3427. korkulmak: korkulmak· II, 236
  3428. korkunç: korkunç· II, 365; III, 168, 387
  3429. korkunmak: korku duymak ve korkusunu saklamak· II, 250
  3430. korkuşmak: birbirinden korkmak, korku şmak II, 221
  3431. korkutmak: korkutmak· II, 365 bkz> korkıtmak
  3432. korluk: içinde kımız biriktlrilen küçük testi· I, 473 bkz> kurluk
  3433. koru: kendisine "demir dikeni" ad ı verilen bitkinln "putrak" veya "p ıtrak" denilen meyvesi· III, 223 bkz> yapuşgak
  3434. korugçı: korucu, bir koruyu koruyucu .III, 242
  3435. korum: kaya,I, 398;III, 61, 105
  3436. korumlug: taşlı, çakıllı· I, 498
  3437. korunmak: sıkılık etmek, pintilik etmek· II, 155 bkz> kor ınmak
  3438. kosık: fındık I, 382;III, 347 bkz> kosuk
  3439. kosıklamak: fındıklanmak-III, 347
  3440. kosıklıg: fındıklı·I, 497
  3441. kosuk: fındık III, 347 bkz> kosık
  3442. koş: çift, çifte, herhangi bir şeyin çifti, eşi·I, 359;III, 126 bkz> koşa
  3443. koşa: çift· III, 33, 60 bkz> koş
  3444. koş at: hakan yanındaki yedek at· III, 126
  3445. koşlanmak:
  3446. koşlunmak: iki şey birblrine yakın olmak, öğür kılınmak, hayvan bir araya ko şulmak· II, 251, 252
  3447. koşmak: koymak, katmak; türku düzmek, II, 14
  3448. koşnı: komşu·I, 435;III, 220 bkz> konşı
  3449. koşug: şiir, kaside·I, 376
  3450. koşulgan: her zaman koşulan, katılan·I, 520
  3451. koşulmak: birleşmek, katılmak, tertip edilmek, öğür kılınmak·II, 128, 135; III, 102
  3452. kotkı: alçak gönüllü, yumuşak huylu, mütevazi I, 427
  3453. kotkılık: gönül alçaklığı, tevazu,II, 140
  3454. kotmak: bırakmak· II, 295 bkz> kodmak, koymak
  3455. kotrulmak: boşaltılmak· II, 234, 235
  3456. kotruşmak: boşaltmakta yardım etmek, II, 218
  3457. koturmak: boşaltmak, aktarmak· II, 71, 72,164
  3458. koturmıış: boşalmış. II, 170 § koturmuş kap; boşalmış kap, II, 170
  3459. kova: kova· I, 147; III, 237
  3460. kova: Türkler'in kullandığı gemlerde atların burnuna dogru dikilen kay ış· III, 237
  3461. kovı: içi kof ve çürümüş olan· III, 226 bkz> kovuk, kow ı, kowuk
  3462. kovuç: cin çarpması eseri, III, 163 bkz> kovuz
  3463. kovuç kovuç: cin çarpmasına karşı üzerlik ve ödağacı ile yapılan tütsüde cinlere "kaç, kaç"demek üzere söylenen kelimeler. III, 163
  3464. kovuk: içi boş olan her şey·III, 164 bkz> kovı, kowı, kowuk
  3465. kovuz: cin çarpması eseri·III, 163 bkz> kovuç
  3466. kowı: içi kof ve çürümüş olan· III, 225 bkz> kovı, kovuk, kowuk
  3467. kowı: talihsiz, uğursuz, III, 226
  3468. kowmak: kogmak, kovalamak, sürmek. II, 16;III, 183
  3469. kowşalmak: perdahlanmak, huş ağacından yapilmış aygıtla perdahlanmak· II, 236
  3470. kowşamak: koğuş ağacı dalı ile cilâlamak· III, 287 bkz> kog şamak
  3471. kowşaşmak: koğuş ağacı ile cilâlamakta yardım etmek· II,' 350, 351
  3472. kowşatmak: perdahlatmak, koğu; ağacıyle perdah yaptırmak· II, 338
  3473. kowuk: kovuk, içi boş olan her şey, I, 383; III, 164 bkz> kov ı, kovuk, kowı
  3474. kowurmaç: kavrulmuş buğday·I, 493 bkz> kawurmaç, kogurmaç
  3475. kowurmak: kavrulmak,II, 114, 235 bkz> kagurmak, kagrulmak, kawrulmak, kugurmak, kuwurmak
  3476. kowuşmak: koğmağa, tardetmege çalışmak· II, 103
  3477. koy: koyun, I, 31, 173, 193, 199, 215, 263, 264, 284, 295, 306, 317, 326, 346, 387, 389, 392, 411, 426, 472, 483;II, 14, 15, 27, 50, 76, 90, 118, 142, 152, 184, 185, 237, 238. 310, 330,355, 359;III, 5, 60, 88, 95, 122, 126, 130,132, 142, 148, 156, 157, 167, 17
  3478. koy: elbisenin koynu; kucak·III, 142 bkz> koyun koy derenín koyag ı, dibi, düzlüğü, III, 142 bkz> kuy
  3479. koyak: konak darısı· III, 167 bkz> konak
  3480. koyar: hayvanlara ve kölelere sö ğülen bir kelime; "ağızdan salya saçan" anlamınadır· III, 171
  3481. koygaşmak: koynuna girmek, I, 243
  3482. koyka: deri, kürk, III, 173
  3483. koykalamak: derinin kıllarını temizlemek, yolmak.III, 173
  3484. koyluşmak: dökülüşmek·III, 195
  3485. koyluşmak: koyula;mak, III, 195
  3486. koymak: koymak, koyuvermek, bırakmak, dökmek, çalkamak·II, 45; III, 39, 171. 246 bkz; kodmak, kotmak
  3487. koyturmak:
  3488. koyu: koyu, kalın, sık· III, 367
  3489. koyug: (akarlarda) koyu· III, 166
  3490. koyugluk: koyuluk, (akarlarda) koyuluk· III,178
  3491. koyulmak: akar (nesne) koyulmak· III, 190
  3492. koyun: koyun, kucak, II, 339, 346; III, 18, 297 bkz> koy
  3493. koyunmak: kendine su koymak, dökünmek.III, 191
  3494. koyuşmak: koyı·nakta yardım etmek, III, 189
  3495. koy yılı: koyunyılı; Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346;III, 142
  3496. kozanmak: süslenmek, bezenmek ("bezenmek" fiili ile birlikte gelir), II, 155
  3497. köç: saat, an, müddet· I, 321
  3498. köç: göç· I, 321
  3499. köçmek: göçmek· II, 5
  3500. köçrüm: belinleme, telâş, köy halkının şehre kaçışması, I, 485
  3501. köçük: sagrı; bir hayvana binen iki adamdan arkadaki I, 390
  3502. köçüklemek: sağrıya vurmak· III, 341
  3503. köçürgen: göçüren, uzaklaştıran·I, 522
  3504. köçürmek: göçürmek; yazmak, istinsah etmek, nakletmek,II, 75, 76köçürme oçak; bir yerden öbür yere göçürülebilen ocak,I, 490
  3505. köçürme oyun: "on dört" adı dahi verlien bir oyun·I, 491
  3506. köçüt: at·I, 357;II, 76
  3507. ködüşmek: bekleşmek, birbirini bekleşmek, II, 94 bkz> küdüşmek
  3508. ködeç: bardak, testi·I, 360 bkz> közeç, közüç
  3509. ködezmek: saklamak, beklemek, korumak, gözetmek,II, 86, 162; III, 43, 263 bkz> köz atmak, közetmek
  3510. ködmek: gözlemek; görmek· II, 87; III, 23
  3511. kög: şiirin vezni, aruzu, ırın ölçüsü, ırlamakta sesin yükselip alçal ışı.III, 131
  3512. kög: bir şehir halkı arasında bir sene içinde çıkıp gülünen şey, gülmece· III, 131
  3513. kög: koç veya ba;ka hayvanlar ın kı;a yakın aşması, III, 132
  3514. kög: ayna yüzünde meydana gelen pas; kad ınların yüzüne düşen çillik· III, 132
  3515. kögen: ilmikli köstek, süt sağılacağı zaman hayvanların ayağına vurulur I, 415
  3516. kögermek: göğermek, gök rengini almak· II, 84
  3517. köglemek: (hayvan) yeşil ot yemek· III, 300, 301
  3518. köglemek: ırlamak, taganni etmek· II, 255; 301 bkz> köglenmek
  3519. köglenmek: yüzde çiller çıkmak; şarkı söylemek, ırlamak, taganni etmek, sesi yükselte alçalta şarkı çağırmak, I, 253; II, 253, 255; III, 131 bkz> köglemek
  3520. kögüz: göğüs· I, 366 bkz> köküs
  3521. kög yılkı: başıboş yayılan hayvan· III, 131
  3522. kök: gök, hava, sema·I, 64, 123, 139, 193, 244,338, 361, 362, 421;II, 27, 78, 81, 170, 252, 264, 283, 289, 307; III, 27, 124, 132, 282, 439
  3523. kök: gök rengi, gök renk, lâcivert. III, 132, 162 § kömgök; gömgök, I, 328, 338 § köpgök; gömgök· I, 328
  3524. kök: şehrin dõrt yanını saran yeşil bõlge, III, 132
  3525. kök: eğer bağı· II, 283
  3526. kök: kök, asıl· II, 284
  3527. kökdedmek: eğer tahtalarını diktirmek, bağlatmak- II, 328 bkz> kökletmek
  3528. kökegün: gök sinek I 188; II, 287
  3529. köklemek: eğer bağını sıkı bağlamak, III, 300
  3530. köklenmek: sıkı bağlanmak; asaletli veya zengin olmak· II, 253
  3531. kökleşmek: ilişip sokulmak; eğer bağlamakta yardım etmek; hısımlıkla bağlanmak, II, 224, 225 bkz> kökteşmek
  3532. kökletmek: eğer tahtalarını diktirmek, bağlatmak· Il, 327, 328 bkz> kökdedmek
  3533. kökremek: kükremek· I, 125, 142, 354; II, 13,138; III, 282, 398
  3534. kökreşmek: gürlemek, kükremek, kişnemek, kükreşmek· II, 222, 223; III, 147
  3535. kökşin: göğümsü, gök renkte·I, 186, 437
  3536. kökteşmek: ilişip sokulmak, eger bağlaınakta yardım etmek; hısımlıkla bağlanmak· II, 224 bkz> kökleşmek
  3537. kök tubulgan: bir kuş adı· I, 519 bkz> kök tupulgan
  3538. kökürşgünleşmek: güvercini öndül koyarak yar ışa gitmek.II, 226
  3539. kökürçkün: güyerdn·III, 419
  3540. kök(ü)s: göğüs·I, 230 bkz> kögüz
  3541. kökyuk: köylü ve Türkmen büyüklerine verilen ungun·III, 133
  3542. köl: göl, havuz, birikmiş su,I, 104; II, 79, 265; III, 135, 137, 357, 360
  3543. köl: denizin kendisi,III, 136
  3544. kölermek: gõl hallne gelmek, gôlermek, toplanmak, su göllenmek.I, 179; II, 84, 283
  3545. kölige: koyu gölge· I, 448; III, 174 bkz> köllk
  3546. kölik: gölge·I, 409 bkz> kölige
  3547. köliklik: gölgelik·I, 510
  3548. köl suw: Karluk büyüklerine verilen ungun·I, 108
  3549. kölük: arka; gölük, yuk yükletilen herhangi bir hayvan·I, 392
  3550. kölüklüg: gölüklü·I, 510
  3551. költiñ: kuşların indiği su birikintisl, gölcuk· I, 73;III, 372
  3552. kömçü: gömü, define, hazlne·I, 418 bkz> kömüç § Tawgaç kömsi; Âd ulusundan kalma hazine, I, 418
  3553. kömeç: küle gömülerek pişirilen çörek· I, 12, 360
  3554. kömmek: gömmek. I, 12;II, 27
  3555. kömtürmek: gömdürmek·II, 196
  3556. kömüç: gömü, deflne·I, 360 bkz> kömçü
  3557. kömüldürük: at göğüslüğü.I, 17, 530 bkz> kümüldürük
  3558. kömündi neñ: gömülmüş nesne, I, 450
  3559. komünmek: gömülmek; gömer görünmek· II, 158
  3560. kömür: kömür·I, 506
  3561. kömürlüg: kõmür sahibi, kömürü olan·I, 506
  3562. kömürlük: kömür yapmak içln yakılan ağaç ve kömür konan yer,I, 506
  3563. kömüşmek: gõmmekte yardım etmek·II, 111
  3564. kön: at derisi veya gönü, ham derl, gön·III, 140, 335, 353, 425
  3565. köndgermek: doğrultmak, düzeltmek, dikmek yola kılavuzlamak; Ikrar ettirmek· II, 199; III, 423 bkz> köndgürmek, köngermek
  3566. köndgürmek: doğrultmak·II, 199 bkz> könd·germek, köñermek
  3567. köndgürtmek: dogrultmak, diktirmek· III,424
  3568. könek: matara, ibrik, su tulumu (kırba)· I,392
  3569. köni: düz, dogru; emniyetli.III, 151, 237
  3570. könikmek: arkadaşlarından geri kalacak derecede zay ıflık. II, 165
  3571. könitmek: dogrultmak,II, 313
  3572. könmek: düzelmek, doğrulmak; yola gelmek;inkârdan sonra ikrar etmek;yola ç ıkmak· II, 29, 30, 199
  3573. köñermek: doğrultmak; doğru yolu göstermek, kılavuzlamak; doğruyu söyletmek· II, 196, 197 bkz> köndgermek, köndgürmek
  3574. köñlek: gomlek· III, 350, 383
  3575. köñleklenmek: gömleklenmek, gömlek giymek· III, 411
  3576. köñül: gönül, kalp, yürek; anlay ış·I, 69, 89, 152, 194, 207, 212, 214, 225, 245;II, 15, 125,178, 203, 238, 243; III, 108,137, 154, 239, 245·246, 289, 295. 309, 366, 391, 419
  3577. köñülde: ; gönül arkadaşı,I, 407
  3578. köñüllenmek: gönüllenmek; (çocuk) düşünmek ve anlamak; arzu etmek,III, 408
  3579. köñüllüg: gönüllü .I, 63;III, 366
  3580. köp: çok, bütün, hep; (saç ve ağaç hakkında) gür, sık,I, 319;II, 328
  3581. köpçük: eğerin ön ve arka yastıkları·I, 478
  3582. köpitmek: diktirmek, oyulgatmak·II, 298 bkz>kübimek, kübitmek
  3583. köprüg: köprü·I, 478
  3584. köpsün: şilte, minder·I, 437
  3585. köpük(g): kõpük,I, 390;III, 136
  3586. köpülmek: dikilmek· II, 120 bkz> kübülmek
  3587. köpürmek: köpürmek- II, 72
  3588. köpürtmek: köpürtmek. III, 430
  3589. köpüşmek: diknnekte yardım ve yarış etmek· II, 88 bkz> kübüşmek
  3590. kördügüñ: gördüğün· II, 42
  3591. körk: güzellik. I, 353; II, 340; III, 161
  3592. körke: ağaçtan yapılmış tabak·I, 430
  3593. körkedmek: güzelleşmek.II, 340 bkz> körketmek
  3594. körketmek: güzelleşmek.II, 340 bkz> körkedmek
  3595. körklüg: iyi, güzel ve gösterişli; dostça,I, 45,319, 353. 461;III, 43
  3596. körkütmek: göstermek·II, 340
  3597. körmek: görmek, bakmak,I, 62, 79, 85, 108,139, 149, 167, 205, 212, 274, 281, 352, 369,373, 380, 384, 404, 420, 456, 464, 497, 528; II, 8, 17, 18. 41, 58, 82, 157, 283;III, 23, 26, 46, 60, 69. 119, 130, 137, 143, 245, 258, 265, 295, 317, 327, 339, 355, 365, 426 bk
  3598. körmiş: görmüş· III, 125
  3599. körpe: körpe, mevsimi geçtikten sonra çıkan şey; zamanından sonra dogan yeni hayyan·I, 415 § körpe ot; yeni bitmiş ot· I, 415 § korpe yémiş; vakti geçtikten sonra çıkan taze meyve, yemiş·I, 415 § körpe ogul; yazın doğan çocuk·I, 415
  3600. körpelemek: körpe ot yernek, III, 351
  3601. körpelenmek: yeniden çıkmak, yeniden bitmek· III, 200
  3602. körsemek: görsemek, görmek istemek, I, 281; III, 285 bkz> körügsemek
  3603. körtürmek: gördürmek.II, 194, 195
  3604. körügsemek: görsemek, görmek veya ka· vu şmak istemek,I, 281;III, 285, 334 bkz>körsemek
  3605. körük: kuyumcu veya demirci körüğü·I, 391
  3606. körüklemek: körüklemek.III, 341, 348
  3607. körülmek: görülmek.I, 119; II, 136, 139
  3608. körünç: görülecek şey; blr ;ey seyreden halk· I, 167;III, 373 bkz> közünç
  3609. körünmek: görünmek, kavuşmak,I, 75, 191; II, 157; III, 43, 126
  3610. körüş: bakış .I, 370
  3611. körüşmek: (gözle) bakmak·II, 99
  3612. körüşmek: güreşmek.II, 97 bkz> küreşmek
  3613. kösekçi: yemeklere i;tahlı·I, 153
  3614. kösemek: arzu etmek·III, 265
  3615. köseşmek: istemek, öğünmek,II, 101
  3616. kösgük: göz değmesinden sakınmak için üzüm bağlarına ve bostanlara dikllen nazarl ık·II, 289
  3617. kösrük tuşag: atın ön ayaklarına vurulan köstek,I, 479
  3618. kösülmek: (ayak) uzanmak, uzatılmak·II, 137
  3619. kösürge: köstebek, tarla sıçanı soyundan bir hayvan·I, 490 bkz> küsürge
  3620. kösürgen: birçe;it köstebek,I, 522 bkz> kösürken
  3621. kösürken: bir çeşit köstebek,I, 522 bkz> kösürgen
  3622. kösürmek: hayvanın ön ayaklarını kösteklemek·II, 78
  3623. köşige: açık gölge, zayıf gölge, gölgemsi.I, 448;III, 174
  3624. köşik: örtü, perde, gölge·I, 409
  3625. köşiklik: gölgelik,I, 509
  3626. köşimek: kapatmak, örtmek,III, 267, 268
  3627. köşinmek: gölgeye çekilmek, kendini gizlemek örtmek·II, 157 bkz> kö şünmek
  3628. köşitmek: örtmek II, 307, 308
  3629. köşünmek: gólgelenmek, gölgeye çekilmek, kendini gizlemek, örtmek II, 157 bkz> kö şinmek
  3630. köt: göt, arka· I, 321
  3631. köti burt: kâbus, kara basan·I, 341
  3632. köt iç: genç çocuğa söğüldüğü zaman söylenen bir kelime· I, 360
  3633. köti kızlak: kuyruğu kırmızı bir çeşit kaba kuş· I, 473
  3634. kötki: tepe, dağlık yer, tòprak yığını, tepecik, I, 18, 430
  3635. kötlemek: fenalık yapmak· III, 299
  3636. kötletmek: düzdurmek· II, 348
  3637. kötlük: söğmek için kullanılır; puşt, I, 478
  3638. kötrüm: üzerinde oturulan kerevet, seki, dükkân· I, 485
  3639. kötrüşmek: kaldırıp götürmekte yardım etmek, II, 222, 225
  3640. kötü: dam· I, 269, 278; III, 219
  3641. kötürgen: her zaman götüren· I, 521
  3642. kötürgü: götürge, kendisiyle bir şey taşınıp götürülen nesne· I, 490
  3643. kötürmek: götürmek, II, 44, 75, 166
  3644. kötürsemek: götürmek istemek· I, 280
  3645. köwez: kurumlu· I, 325 bkz> küfez, küwez
  3646. köwezlik: şımarıklık, kurumluluk· I, 507, 508, 511
  3647. köwremek: gevşemek· III, 282 bkz> kefremek, kewremek, küfremek
  3648. köyde: altın ve gümüş eritilerek suzülen ocak, III, 173
  3649. köymek: yanmak; yakmak, I, 43, 448; II, 188; III, 47, 246, 435
  3650. köytürmek: yakmak; yaktırmak· III, 187, 193 bkz> köyürmek
  3651. köyük: yanmış, yanık· III, 168
  3652. köyürmek: yanmak, yaktırmak, II, 133; III, 187, 188 bkz> köytürmek
  3653. köz: gôz·I, 46, 55, 157. 170,178, 179, 183, 212, 222, 243, 291, 296, 299, 340, 359, 379, 464, 477, 515, 524;II, 45, 115, 130, 157, 172, 176, 228, 232, 245, 247, 252, 277, 279, 280, 306, 311, 334, 345; III, 5.14,17, 33, 42, 55, 64, 76, 83, 84, 86, 97, 124, 151,
  3654. köz: ateş koru, köz, I, 337
  3655. köz atmak: gözetmek, gözetilmek. II, 86 bkz>ködezmek, közetmek
  3656. közeç: bardak, testi· I, 360 bkz> ködeç, közüç
  3657. közegü: küskü, ateş çekmek veya aktarmak için kullan ılan aygıt· I, 448
  3658. közemek: ateş çevirmek, karıştırmak, toplamak· III, 265
  3659. közeşmek: ateş ölçermekte ve karıştırıp altüst etmekte yardım ve yarış etmek· II, 100
  3660. közetdeçi: gözetici, II, 318 bkz> közetteçl
  3661. közetgen: gözeten,II, 319.
  3662. közetgü: gõzetecek· II, 321
  3663. közetigli: gözetmeyi düşünen .II, 320
  3664. közetlglik: gözetmeye hak kazanan,II, 320
  3665. közetişmek: gözetmekte yardım ve yarış etmek·II, 322
  3666. közetküçi: gözetici.II, 318
  3667. közetlig: gözetilen, saklanan, esirgenen· I, 506
  3668. közetmek: gözetmek, gözetilmek muntazır, olmak II, 86, 234, 306 bkz> ködezmek, közatmak
  3669. közetmiş: gözetilmiş.II, 170, 320
  3670. közetteçi: gözetici. II, 318 bkz> közetdeçi
  3671. közgermek: gördürmek, görüştürmek.II, 196
  3672. közgine: gözceğiz·III, 359
  3673. közi çerlig: gece görüp gündüz göremeyen, bulutlu günde görüp bulutsuz günde göremeyen kìmse; Nyctalopie'ye tutulmuş adam· I, 477
  3674. közkiye: gözceğiz,III, 359
  3675. közlemek: göze vurmak·III, 300
  3676. közler: gözler,III, 105
  3677. közleşmek: görme içinde (gözlemekte) yarış etmek· II, 224
  3678. közleyü: göz gibi, I, 100
  3679. közlüg: gözlü· I, 521
  3680. közlük: at kuyruğundan yapılmış bir dokumadır, göz ağrıdığı veya kamaştığı zaman üzerine konur I, 478, 530 bkz> közüldürük
  3681. közmen: közde plşirilen eknnek, közleme, gömme·I, 444;II, 27
  3682. közñü: ayna·III, 379 bkz> közüñü
  3683. közüç: çömlek·I, 506 bkz> ködeç, közeç
  3684. közüçlüg: çömlek sahibi,I, 506
  3685. közüçlük titik: çömlek yapmak için ayrılan çamur·I, 506
  3686. közüldürük: at kuyruğundan dokunur bir bez parças ıdır,I, 529 bkz> közlük
  3687. közünç: bir şey seyreden halk,III, 373 bkz> körünç
  3688. közüñü: ayna,III, 45, 132, bkz> közñü
  3689. közünmek: görülmek.II, 157 bkz> körmek
  3690. kuba at: rengi kumral (konur al) lle sar ı arasında olan at· III, 217
  3691. kubsalmak: kubuz çalınmak
  3692. kuburga: baykuş·I, 489
  3693. kubuz: ut, kopuz, kubuz·I, 19, 365;II, 235; III, 173, 283 § buç ı kubuz; inleyen utlardan bir ut·III, 173
  3694. kubuzlug kişi: kubuzu olan adam·I, 495
  3695. kubzalmak: kubuz çalınmak,II, 235 bkz> kupsalmak, kubzalmak, kupzalmak
  3696. kubzaşmak: kubuz çalmakta yarış etmek·II, 220 bkz> kupzaşmak
  3697. kuçak: kucak·I, 382 bkz> kuçam
  3698. kuçaklamak: kucaklamak·III, 338
  3699. kuçam: kucak·I, 398 bkz> kuçak
  3700. kuçgundı: soğan·I, 493
  3701. kudgu: karasinek, sinek·I, 425 bkz> kudgu
  3702. kudruçak: kuyruk kemiği·III, 179 bkz> kuduçak
  3703. kudruk: kuyruk, göt, kıç·I, 472 bkz> kudruk
  3704. kuduçak: kuyruk kemiği.III, 179 bkz> kudruçak
  3705. kudug: kuyu III, 122, 282 bkz> kudug, kuyug
  3706. kudurgak: kaftanın arka eteklerinden biri·I, 502 bkz> kudurgak
  3707. kudurmak: kudurmak; üstüne düşmek, çabalamak,I, 144; II, 76 bkz> kuturmak
  3708. kudgu: sinek, III, 367 bkz> kudgu
  3709. kudgulanmak: sineklenmek, kendinden sinek ko ğmak· III, 201
  3710. kudı: kuyu, çukur; a;ağı, aşağıya· I, 100, 164, 169, 190;II, 24, 83, 228;III, 46, 61, 69, 220 bkz> kodı
  3711. kudruk: kuyruk· I, 513; ll ,298; III, 164, 256, 367 bkz> kudruk
  3712. kudug: kuyu· I, 375, 456, 457;II, 155;III, 166. 226, 448 bkz> kudug, kuyug
  3713. kuduglug: kuyulu·I, 496
  3714. kudurçuk: bebek, kukla·I, 501
  3715. kudurgak: kaftanın iki eteğinden biri·I, 17 bkz> kudurgak
  3716. kudurgun: kuskun, egerin kuskunu·I, 17, 518
  3717. kuduz: dul kadın·I, 365
  3718. kuduzlanmak: dul karı ıle evlenmek·II, 267, 268
  3719. kugu: kuğu kuşu,III, 225, 250
  3720. kugurmak: kavurmak·II, 81 bkz> kagurmak, kawrulmak, kogurmak, kowurmak, kuwurmak
  3721. kukun: kıvılcımI, 404
  3722. kukunlug: kıvılcımlı·I, 499
  3723. kul: kul, köle·I, 27, 33.165, 276, 302, 320, 330,336, 385, 386, 475;II, 5, 10, 152, 180, 219,236, 277, 292, 294, 305, 338; III, 85, 84, 97, 263, 268, 336, 409, 421, 423, 427, 450
  3724. kula: kula renk· III, 233
  3725. kulabuz: kılavuz·I, 487 bkz> kulavuz
  3726. kulaç: kulaç·I, 358 bkz> kolaç
  3727. kulaçlamak: kulaçlamak III, 330
  3728. kulak: kulak,I, 209, 212, 220, 377, 383;II, 17, 23, 73, 133, 150, 154. 161, 337, 352; III, 31, 253, 286, 357, 358, 370.405,410 bkz> kulhak, kulkak
  3729. kulaklamak: kulaga vurmak·III, 338, 339
  3730. kulaklıg: kulaklı-I, 498
  3731. kulak ton: yenlerl kısa elbise·I, 383
  3732. kulavuz: kılavuz·I, 487 bkz> kulabux
  3733. kulhak: kulak·I, 383 bkz> kulak, kulkak
  3734. kulkak: kulak·I, 383 bkz> kulak, kulhak
  3735. kulnaçı kısrak: doğuracak kısrak,I, 491
  3736. kulnamak: kulunlamak, kısrak yavru dogurmak,III, 92. 302, 319 bkz> kulunlamak
  3737. kulsıg er: kõleye benzeyen, huyu köleye benzeyen adam· I, 465; III, 128
  3738. kulun: tay· I, 215, 404; II, 90; III, 92
  3739. kulunlamak: kısrak yavru doğurmak· III, 92bkz> kulnamak
  3740. kulunlug: tay sahibl olan· I, 500
  3741. kum: kum, I, 197, 222, 268, 338, 457, 484;II, 80, 212
  3742. kum: dalga, su dalgası·III, 137
  3743. kuma urmak: birbirine kuvvetle vurmak·III, 382
  3744. kumgan: kova; ibrík; gügüm, gülsuyu şişesi·I, 432, 440;II, 353
  3745. kumlak: Kıpçak illerınde yetişir, yaprağı fasulye yapragına benzer sarmaşik gibi bir ot, I, 475
  3746. kummak: dalgalanmak·II, 27
  3747. kumturmak: dalgalandırmak·II, 192
  3748. kumuk: at gübresi·I, 383 bkz> komuk
  3749. kumuklamäk: pislemek, terslemek; Kumuk boyuna nispet etmek·III, 339 bkz> komuklamak kumu şmak
  3750. kunçuy: hatundan birderece aşağı kadın, bige, prenses· III, 240
  3751. kundıgu: döven, harman dövenl· I, 491
  3752. kundımak: parlätgıçla blr şeyi parlatmak·III, 277
  3753. kunduz: kunduz, su köpegi·I, 458
  3754. kunduz kayrı: kunduz taşağından yapılan bir ilâç,I, 458
  3755. kunmak: soymak, çalmak·II, 29
  3756. kunuşmak: birbirine soymakta yarış ve yardım etmek, birbirini soymak, çalmak,II, 112, 113
  3757. kuñ et: kas, adale·III, 358
  3758. kupsalmak: kubuz çalınmak·II, 235 bkz> kubsalmak, kubzalmak, kupzalmak
  3759. kupzalmak: kubuz çalınmak·II, 235 bkz> kubzalmak, kubsalmak, kupsalmak
  3760. kupzamak: kubuz çalmak·I, 19; III, 283
  3761. kupzaşmak: kubuz çalmakta yarış etmek, II, 220 bkz> kubzaşmak
  3762. kupzatmak: kubuz ;aldırmak· II, 335
  3763. kur: kuşak, kemer·I, 324; § iç kur; iç ku şağı, uçkur·I, 35; 11. 249, 255, 337;III, 84. 305
  3764. kur: mertebe, a;ama·I, 324
  3765. kur: kuru,III, 122 bkz> kurug, kuruk kura
  3766. körmek: uzaktan görmek,III, 219 bkz> kaya körmek, k ıya körmek, kuya körmek
  3767. kuram: mertebe, aşama; sırasına göre.I, 413 § kuram kişiler; sankı hakanın yanında oturur gibi sırayla oturmuş olan kimseler· I, 413
  3768. kurarmak: kurtarmak II, 199, 200 bkz> kutgarmak
  3769. kurası: kuracak· II, 68
  3770. kurbaka: kurbağa, III, 122
  3771. kurç: katı, içi dolu ve sorn nesne; çelik·III, 287
  3772. kurç eren: dayanıklı ve yiğit adamlar·I, 343
  3773. kurç temür: çelik I, 343
  3774. kurdaşmak: bir dereceye, bir sıraya oturmak· II, 218
  3775. kurgadmak: kuraklamak. II, 338 bkz> kurgatmak
  3776. kurgak: kurak· III, 69
  3777. kurgalır: kurmak üzere bulunan· II, 67
  3778. kurgamak: kurunnak· III, 290, 318
  3779. kurgatmak: kuraklamak, kıtlık olmak· II, 338 bkz> kurgadmak
  3780. kurgırmak: kurumak, II, 193, 194 '
  3781. kurgırmak: zevzeklik etmek, yeğnilik etmek· II, 194
  3782. kurgu: zevzek, kararsız, huyu yeğni kişi· I, 18, 426
  3783. kurgu: kuracak· II, 68
  3784. kurguçı: kurucu· II, 50
  3785. kurgulanmak: taşkınlık ve yeğnilik etmek, III, 201
  3786. kurguluk: taşkınlık, yeğnilik, zevzeklik·I,528
  3787. kurı: bir şeyin etrafı,I, 127, 324
  3788. kurıgu: kuruyacak zaman; kurumak üzere olan nesne, I, 446 kur ıh
  3789. kurıh: tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu kelimelerle çağırılır· III, 223 bkz> karı kurı, kurı kurı, kurrıh kurrıh
  3790. kurı kurı: tay kısrağın arkasında geri kaldığı zaman bu kelimelerle çağırılır· III, 223 bkz> karı kurı, kurıh kurıh, kurrıh kurrıh
  3791. kurımak: kurumak, I, 12, 20;II, 188; III, 140, 263, 264 bkz> kurumak, kuz ımak
  3792. kurınmak: kurunmak, kurulanmak,I, 505;II, 155, 160 bkz> kurunmak
  3793. kurırmak: kurumaya yüz tutmak· II, 77 bkz> kururmak
  3794. kurışmak: kuruşmak, kurumakta yardım ve yarış etmek· II, 97 bkz> kuruşmak
  3795. kurıtgan: her zaman ve çok kurutan,I, 514, 524
  3796. kurıtmak: kurutmak, II, 304 bkz> kurutmak
  3797. kur kur étmek: guruldamak·I, 486
  3798. kurlamak: kuşak yapmak ve bağlamak·III, 298
  3799. kurlanmak: acınmak, tasa, acı duymak, ziyan görmek; katılaşmak, koyulaşmak, mayalanmak, ekşimek·II, 250, 251; III, 197 bkz> korlanmak
  3800. kurluk: içinde kımız biriktirilen küçük testi, l, 473 bkz> korluk
  3801. kurmak: kurmak, germek, toplamak; himaye etmek· II, 7, 8, 37, 59. 61, 65, 66, 67, 83,198; III, 62, 219, 318
  3802. kurmak yuwmak: erişmek, varmak, mal vererek gönül almak, III, 62 bkz> yawsamak, yüwmek, yüwsemek
  3803. kurman: gedeleç, yaylık, yay kabı· I, 444; III, 16
  3804. kurmış: kurulu· I, 198; II, 59; III, 215
  3805. kurrıh kurrıh: tayı çağırmak içln nida.I, 9 bkz; karı kurı, kurıh kurıh, kurrıh kurrıh
  3806. kurşag: kuşak kuşanma·I, 464
  3807. kurşag: tura; yünden dokunur, bel ku şağına benzer bir nesne olup çad ıra sarılır·I, 464
  3808. kurşamak: kuşanmak, kuşağı bağlamak,II, 255;III, 287 bkz> kur şanmak
  3809. kurşanmak: kuşanmak, ku;ak kuşanmak,II, 249, 255 bkz> kurşàmak
  3810. kurşatmak: kuşak kuşatmak,II, 337
  3811. kurt: solucan soyundan olan hayvanlar; y ırtıcı hayvanlardan olan kurt·I, 342;III, 6
  3812. kurtanmak: bitten kaşınmak, koyunlarda bit aramak·II, 248
  3813. kurtga: kocakarı·III, 259
  3814. kurtlamak: kurt çıkarmak·III, 447
  3815. kurtulmak: kurtulmak, doğurmak·II, 121, 233, 234, 237 bkz> kut bulmak, kutulmak
  3816. kurturmak: kurdurmak, toplatmak·II, 190, 198 kurug kuru; as ılsız· I, 12, 198, 375, 383;III, 82, 122 bkz> kur, kuruk
  3817. kurug ew: içinde kimse bulunmayan ev·I, 375
  3818. kurugjın: kurşun·I, 512;II, 293 bkz> kuşun
  3819. kuruglamak: kuru olarak kullanmak III, 336
  3820. kuruglanmak: kuru bulmak·II, 268
  3821. kuruglug: sadak, okluk, gedeleç·I, 501 bkz> kurugluk
  3822. kuruglug ya: kurulu, kurulmuş yay· I, 496, 500, 501
  3823. kurugluk: kuruluk·I, 503, 505
  3824. kurugluk: sadak, okluk, gedeleç·I, 504 bkz> kuruglug § ki ş kurugluk; sadak, okluk, gedeleç·I, 504
  3825. kurugsak: kursak, 01^6.I, 17, 502; III, 334
  3826. kurugsımak: kurumaya yüz tutmak· III, 334
  3827. kuruk: kuru· I, 383 bkz> kur, kurug
  3828. kurulgan: daima kurulan,I, 520
  3829. kurulmak: kurulmak; büzülmek I, 195; II, 134, 138
  3830. kurumak: kurumak, II, 206 bkz> kurımak, kuzımak
  3831. kurun: kurum, duvara, ocaga sıvaşmış, toplanmış olan duman eseri· 'l, 404
  3832. kurunçı: dumandan kirlenmiş olan keçe· II, 242
  3833. kurunlug: kurumlu· I, 499
  3834. kurunmak: kurunmak, II, 155 bkz> kurınmak
  3835. kururmak: kurumaya yüz tutmak· II, 77 bkz>kur ırmak
  3836. kuruşmak: kurmakta yardım ve yarış etmek,Il, 98, 114 bkz> kunşmak
  3837. kuruşmak: her tarafı kurumak, II, 98
  3838. kurut: keş, çökelek, yağı alınmış yoğurttan yapılan lor peyniri, kurut, kuru yogurt, I, 357; II, 15, 81
  3839. kurutlug: çökelekli.I, 494
  3840. kurutmak: kurutmak·I, 19 bkz> kurıtmak
  3841. kurutsamak: kurut istemek III, 332
  3842. kurvı çuvaç: hana ait yuvarlak çadır,I, 195
  3843. kusgaç: küçük, kara bir hayvanc ık, insanı 1511-11-. I, 455
  3844. kusıg: kusu, kusma,I, 376
  3845. kusınçıg: kusunç, iğrenç·III, 232
  3846. kusmak: kusmak; (boya) solmak, bezikmek· II, 10, 11
  3847. kusturmak: kusturmak, (boya) soldurmak II, 190
  3848. kuş: kuş, I, 22, 34, 36, 156, 163, 176, 233, 253, 280, 299, 319, 331, 439, 483;II, 4, 7, 12, 17, 18, 45, 83, 173, 181,183, 192, 199, 204. 218, 239, 267,324, 331, 348, 359; III, 6, 63, 92,144, 184, 194, 232, 328, 357,358,390,397,403 § ürüñ ku ş; akdoğan· I, 331,
  3849. kusgaç: serçe kuşu·I, 455
  3850. kuşgun: hayvanların yedlği taze kamı;·I, 440
  3851. kuşgun: ekşi bir çeşlt ot·I, 440 bkz> uşgun
  3852. kuşıl: atmaca·I, 331
  3853. kuşlag: kuşların çok olduğu yerdir, burada av yapılır·I, 465
  3854. kuşlaglanmak: kuş avlağı yapmak·II, 273
  3855. kuşlamak: kuş avlamak,I, 22;III, 299 kuşlatmak kuş tutturmak, kuş avlatmak·II, 343, 348
  3856. kuşluk: kuşluk vaktl·I, 474
  3857. kuşun: kur;un,I, 513 bkz> kurugjın
  3858. kut: kut, uğur, devlet, baht, talih, saadet, I, 85, 92, 164, 200, 272, 301, 304, 320, 384. 508; II, 177. 229 kut almak
  3859. kutalmak: mesut olmak·II, 121 bkz> kut almak, kutatmak
  3860. kutanmak: kutlu olmak, ulu nasipli olmak· II, 154
  3861. kutarma börk: õnde arkada Iki kanadı bulunan bork. I, 490
  3862. kütatmak: kutlu olmak, baht ve devlet sahlbi olmak· II, 299 bkz> kutalmak, kut almak
  3863. kut bulmak: baht bulmak- II, 122 bkz> kurtulmak, kutulmak
  3864. kutgarmak: kurtarmak.II, 192, 199, 201 bkz;kurarmak
  3865. kutlug: kutlu,I, 60. 82, 320, 413. 463, 464 §
  3866. kutlug tégin: ; uğurlu köle·I, 413
  3867. kutruşmak: oynamak ve sevlnmek·II, 218
  3868. kutsuz: kutsuz, işlerl ters giden adam·I, 457
  3869. kutulgan: daima kurtulan,I, 520
  3870. kutulmak: kurtulmak; doğurmak,II, 121, 234 bkz> kurtulmak, kut bulmak
  3871. kuturmak: haddini aşmak, kudurmak, azmak· I, 508; II, 74. 75 bkz> kudurmak
  3872. kutuz: yaban sığırı· I, 365
  3873. kutuz ıt: kuduz köpek, kudurmuş köpek· I, 365
  3874. kutuzluk: yaban sığırı sahibi· I, 495
  3875. kuw: kut, saadet· I, 320 bkz> kıw
  3876. kuwurmak: kavurmak. II, 81 bkz> kagurmak, kawrulmak, kogurmak kowurmak, kugurmak
  3877. kuy: dere; kuytu yer, dip·III, 65.106,142 bkz> koy
  3878. kuya körmek: uzaktan görmek,III, 219 bkz> kaya körmek, k ıya körmek, kura körmek
  3879. kuyaş: güneş; koyu sıcak, güneşin şiddetli vurması· 1. 155; 353;II, 337;III, 172
  3880. kuyma: bir çeşit yağlı ekmek· III, 173
  3881. kuyma: herhangi bir madenden (çekiçle dövme ile de ğil, eritilerek dökme ile) yap ılmış havan, çırakman, çekiç gibi aygıtlar· III, 174
  3882. kuymak: üremek III, 246
  3883. kuyug: küyu·III, 166 bkz> kudug, kud,ug
  3884. kuyutmak: ürkütmek· II, 326
  3885. kuz: güne; gormeyen yer, gôlgeli yer· I, 325; 326; III, 124
  3886. kuzgırmak: kar sağnak halinde esmek· II, 193
  3887. kuzgun: kuzgun·I, 439;III, 240
  3888. kuzı: kuzu·I, 7, 208. 303, 444, 520;II, 294, 310;III, 102, 224, 270. 408, 444 kuz ımak kurumak; yemeğe iştihası gelmek· III, 264 bkz> kurımak, kurumak
  3889. kuzutmak: boğazını kurutmak; yemeğe iştihasını getirmek II, 306 bkz> kurutmak
  3890. : ün, şan· III, 212
  3891. küben: deve havudunun altına konulan çul; gölüğe gerekli olan çul ve çula benzer şeyler· I, 404 klibe yarık bütun vücuda giyilen zırh· III, 15, 217
  3892. kübimek: sık dikişli dikmek. III, 257 bkz> köpitmek, kübitmek kübitmek diktirmek, oyulgatmak· II, 298 bkz> köpitmek, kübimek
  3893. kübülmek: dikilmek, oyulgan II,120 bkz> köpülmek
  3894. kübüşmek: kaba dikmekte ve oyulgamakta yard ım ve yarış etnnek· II,88 bkz> köpüşmek
  3895. küç: kuvvet, zor, güç; zulüm· I, 81, 167, 183, 237, 359, 381, 397;II, 13, 18, 103, 137, 138, 195, 289, 334, 335; III, 120, 239, 282, 288,412
  3896. küç: susam, künçü, III, 121
  3897. küçelmek: zulmetmek; malı zorla elinden alınmak· II, 136
  3898. küçemçi: zulmeden kimse· III, 121
  3899. küçemek: zulmetmek, zorla fe'nalık etmek, III, 258, 259
  3900. küçenmek: gücü kuvveti kalmamak; zulmetmek; ag ırlaşmak, fazla yüklenmiş olmak· II,148, 156
  3901. küçeşmek: yağmada yardım ve yarı;.etmek· II, 93
  3902. küçetmek: yağma ettirmek· II, 300
  3903. küçlenmek: kuvvetlenmek, II, 252 küçlig güçlü, kuvvetli. I, 509
  3904. küçlüg: güçlü, kuvvetli· III, 121, 161
  3905. küç tégin: kuvvetli tegin· I, 413
  3906. küden: düğün yemeğl, düğün, I, 404
  3907. küdük: iş güç, alış verl; (yalnız kullanılmaz, "ış" ile birlikte 86111-).I, 391 bkz> küdük § ış küdük; iş güç,I, 391
  3908. küdilşmek: bekleşmek· II, 94 bkz> ködüşmek
  3909. küdegü: güveyi. III, 12, 166
  3910. küdmek: durmak, beklemek, gözlemek, gütmek, I, 321; III, 441 bkz> kütmek
  3911. küdük: iş güç, alı; veriş.I, 509 bkz> küdük § ışlıg küdüklüg; işli güçlü·I, 509 küfeç, gem, damakl ı gem,III, 256 bkz> küvüç
  3912. küfeçlik: gemli,III, 256
  3913. küfez: kurumlu, kasalak,I, 411 bkz> köwez, küwez
  3914. kilfremek: gevşemek·I, 103 bkz> kcfremek, kewremek, köwremek
  3915. kilfyenmek: üstüne düşmemek. III, 196 bkz> küyfenmek
  3916. küjik: perçem, zülüf·I, 391
  3917. kükü: hala·III, 232 bkz> küküy
  3918. küküy: hala,III, 232 bkz> kükü
  3919. kül: kül I, 129, 337
  3920. küldremek: güldür güldür etmek-III, 448 bkz> külremek
  3921. külergen: her zaman karnı şiş;en ve yıkılıp yere yayılan·I, 523
  3922. külermek: yıkılıp yere yayılmak, karın şişkinliğinden ve benzeri şeylerden yere yıkılıp yayılınak.II, 84 külf gürültü (ses taklidi)·I, 348
  3923. külgen: daima gülen·II, 54
  3924. külgü: gulüş, gülme; kalb sektesiI, 96, 430 bkz> kültgü
  3925. külguçi: gülücü-II, 51
  3926. küli: yarmaksızın çeklrdeğiyle kurutulan zerdali, kay ısı, ;eftali ve erik glbi meyveler· III, 234
  3927. külimek: gömmek· III, 272
  3928. külişmek: gömmekte yardım etmek· II, 110
  3929. külitmek: gömdürmek II, 311
  3930. külmek: gülmek 129;II, 26, 35, 54, 65, 192, 249, 260;III, 43
  3931. külremek: gürlemek, güldür güldür etmek· III, 282, 283 bkz> küldremek
  3932. külsirgen: gülümseyen-II, 256
  3933. külsirmek: gülümsemek, gülümser görunmek· II, 196
  3934. kültgü: kalb sektesi· I, 430 bkz> külgü
  3935. kültürmek: güldürmek II, 195 kültürmek (at) ba ğlatıp kö!tekletmek ve yıktırmak· II, 195
  3936. külüg: iğreti .I, 391
  3937. külüg: ünlü, şanlı .III, 212 § külüg bilge; ünlü şanlı .III, 212
  3938. külümsinmek: gülümsemek, güler görünmek, gülümsenmek·I, 20;II, 259, 260
  3939. külünç: gülünç,III, 374
  3940. külünmek: eli ayağı yorulup zayıf olmak II 158
  3941. külüşmek: gülü;mek, II, 110
  3942. külüt: halk arasında gülünç olan nesne· I, 357
  3943. kümiçe: sivrisinek I, 445 bkz> kimünçe
  3944. kümüldürük: at göğüslüğü·I, 17, 530 bkz> kömüldürük
  3945. kümürgen: dag soğanı·I, 522 bkz> kewürken, kümürken, küwürken
  3946. kümürken: däğ soğanı·I, 522, 525 bkz> kewürgen', kümürken, küwürken
  3947. kümüş: gümüs; akça; kadın adı,I, 165, 370, 371, 413; II, 153, 181; III, 251
  3948. kün: gün, güneş, gündüz,I, 69, 70, 72, 82, 100 124, 165, 202, 245, 288, 320, 331, 340, 423, 515;II, 5, 9, 14, 97, 125, 128, 140, 143, 157, 163, 170, 172, 232, 293, 303, 304, 311, 313, 335; III, 52, 63, 77, 83, 86, 128, 167, 169, 182, 190, 247, 258, 267, 333, 3
  3949. künçek: yaka, urba yakası· I, 480 bkz> künçük
  3950. künçük: yaka, urba yakası· I, 480 bkz> künçek
  3951. künçüklenmek: yaka yapılmak. II, 277
  3952. kündi: aşağılık, kötü (sözün arkası akla gelmediği zaman söze yardım olarak kullanılır) I. 419
  3953. kündüz: gündüz, gün ışığı, I, 458; III, 87, 288
  3954. küni: kuma· III, 237
  3955. künlük: ,gün hesabıyle yapılan iş, gündelik. I, 480
  3956. künlük yém: günlük azık, I, 480
  3957. kün togsug: doğu· I, 463
  3958. kün yıpar: misk göbeği· I, 340
  3959. küriğ: cariye· II, 82, 186, 248; III, 358, 428
  3960. küngrenmek: harınlaşarak kendi kendine söylenmek· III, 399, 400
  3961. küñüz: örenliklerde, yıkıntılarda bulunan küllük, gübre, III, 363
  3962. küp: küp· I, 147, 154, 209; III, 119, 246, 253, 325
  3963. küpe: küpe, III, 217
  3964. küpik: hırka, bezin iki katı arasına pamuk koyarak dikme; seyrek diki ş, kaba dikiî, I, 408
  3965. kür: yiğit, sarsılmaz, pek yürekli, kabaday ı·I, 324, 325
  3966. küremek: kaçmak·III, 263
  3967. küreşmek: güreşmek·I, 474 bkz> körüşmek
  3968. küreşmek: kürümekte yardım ve yarış etmek· II, 99
  3969. kilretmek: kaçırtmak,II, 305
  3970. küretmek: küretnnek·II, 305 kürgek kürek· 11. 289
  3971. kürilemek: kebap kızartmak·III, 444 bkz> kürplemek
  3972. kürimek: eşinmek, yeri e;mek, kürümek, (hayvan) ha şarılık etmek,III, 256, 263
  3973. kürin: kürün; içerisinde kavun, karpuz, hıyar gibi şeyler taçınan küfe·I, 404
  3974. kürk: kürk,I, 353
  3975. kürküm: safran,I, 486
  3976. kürlenmek: gürlemek·II, 252
  3977. kürmet: pek kuvvetli·I, 325
  3978. kürplemek: kebap kızartmak.III, 444 bkz> kürilemek
  3979. kürsemek: kanlanmak, etlenmek; hamur gibi şeyler kap içine konduktan sonra mayalan ıp taşmak.III, 421 bkz> kürsmek
  3980. kürsmek: kanlanmak, etlenmek; hamur gibi şeyler kap içine konduktan sonra mayalan ıp taşmak· III, 420, 421 bkz> kürsemek
  3981. kürşek: darı özü suda veya sütte kaynat ıldıktan sonra üzerine yağ dökülerek yenen bir yemek· I, 478
  3982. kürt: kayın ağacı, bundan yay, kamçı, değnek gibi şeyler yapılır· I, 343
  3983. kürt kürt yémek: bir şeyi "kütür kütür" ses çıkararak yemek, I, 343
  3984. küsmek: küsmek. II, 12
  3985. küsri: kaburga kemikleri; göğsün yanları· I, 422
  3986. küsürge: tarla sıçanı soyundan bir hayvan· I, 490 bkz> kösürge kü şermek dolmak, taşasıya dolmak· I, 73; II, 79
  3987. kütmek: gütmek, II, 264 bkz> küdmek
  3988. küttürmek: güttürmek· III, 187
  3989. küvüç: küçük·III, 163 bkz> küfeç
  3990. küvüç yügün: küçük yular, çilbir· III, 163
  3991. küvük: erkek· III, 165 bkz> küwük § küvük mu ş; erkek kedi- III, 165
  3992. küvük: saman· III, 165
  3993. küvüz: yaygı, yünden dokunmu; döşek ve yaygı gibi şeyler· III, 164 bkz> kidiz, kiwiz
  3994. küwenmek: öğünmek· II, 157
  3995. küwez: gurur, magrur, gururlu,I, 252;II, 140 bkz> köwez, küfez
  3996. küwij: söğüt gibi çürüyen, içi kovalan her ağaç; tadı bozulan, kaçan her ;ey,I, 366 § küvij turma; tadı bozulan, tadı kaçan turp·I, 366
  3997. küwlük: çamurdan fındık büyüklüğünde yapılan yuvarlaklar, kururnadan önce ve kuruduktan sonra zıp zıp gibi atılır,I, 479
  3998. küwre: hayvan ölerek, içerisindeki nesneler çürüdükten, eti kemikler üzerinde kuruduktan sonraki kalıbı·I, 422
  3999. küwrüg: kös, davuLI, 479
  4000. küwşek: gevşek, yumuşak, sölpük·I, 479 bkz> kew şek § küw;ek et; gevşek, sölpük et· I, 479
  4001. küwşek étmek: iyi hamurdan yapılan ekmek, I, 479
  4002. küwük: erkek·I, 391 bkz> küvük § küwük mu ş; erkek kedi· I, 391
  4003. küwürgen: dağ soğanı. I, 522 bkz> kewürken, kümürken, küwürken
  4004. küwürken: dağ soğanı· I, 522 bkz> kewürken, kümürken, küwürgen
  4005. küye: güve III, 170
  4006. küyelemek: güve silkmek, güveden kurtarmak ve korumak, III, 329
  4007. küyfenmek: üstüne dü;memek· III, 196 bkz> küfyenmek
  4008. küz: güz, güz mevslmi, sonbahar, I, 327; II, 172; III, 160
  4009. küzemek: güzlemek· III, 265
  4010. küzermek: güzleşmek II, 77
  4011. küzgermek: güzleşmek, güze doğru gitnnek· II, 196
  4012. küzkünek: çakıra ve kelere benzer bir kuş, hava yutmakla geçlnir,I, 528
  4013. küzküni: bok bõceği cinsinden bir böcektir, geceleri ses vererek uçar, ate ş böceği·I, 493
  4014. küzük: çulha aygıtlarındandır, blrblri üzerine düğünnlenen birtakıın Iplikler olup, onunla üst eri ş, alt erişten ayrılır Kumaş ve kumaşa benzer şeyler dokuyanlara da bõyle denir, I, 391
  4015. küzükmek: güzleşnìek· II, 118
  4016. küzün: kendisiyle serçe kuşu, tarla sıçanı, köstebek gibi şeyler avlanan sıçan cinsinden bir hayvan· I, 404
  4017. -la: işin tahakkukunu ve bitmesini gösteripfiiller sonuna gelen bir ek· III, 213 veya balgam akmak. I, 127
  4018. laçın: şahin; yiğit adam· I, 410
  4019. lagun: ölçek gibi oyulmuş bir şey olup ayran,süt gibi şeyler içilir I, 410
  4020. latu: kar, buz gibi şeylerle sogutulup içerisine baharat konarak so ğukluk yerine yenen bir çe şit şehriye çorbası ,III, 237 bkz>
  4021. law: mühür mumu III, 155 bkz> awus
  4022. -lıkın (-likin): "ile" anlamına ek· II, 91
  4023. limgen: sarı erik· I, 444
  4024. liş: salya, balgam·III, 127 § li ş akmak salya veya balgam atmak I, 127
  4025. litü: kar buz gibi şeylerle sogutulup içerisine baharat konarak sogukluk yerine yenen bir çe şit şehriye çorbası, III, 237 bkz> latu
  4026. liyu: kuruyunca balçık haline gelen ince kumlu çamur,III, 238
  4027. loxtay: üzeri sarı benekli kırmızı bir Çin İpeklisi.III, 240
  4028. lüçnüt: imice; buğday ve buğdaya benzer şeyleri temizlemekte, köylülerin yard ımlaşması· I, 451;
  4029. ma: emirlerin sonuna gelen nefi eki·III, 213
  4030. ma: "al, işte" anlamına bir kelime· III, 213 bkz> mah, meh
  4031. mah: "işte, al" anlamına bir şey verildiği zaman söylenen bir kelime, III, 118 bkz> ma, meh
  4032. malguna: ılgın ağacına benzer bir ağaç· I, 492 bkz> bulguna
  4033. mama: harmanda ortada bulunup öteki öküzlerín etraf ında döndükleri öküz, III, 235 bkz>op
  4034. mamu: gerdek gecesi gelinle beraber gõnderilen kad ın (öz Türkçe degil), III, 235
  4035. mançu: sanat sahlbine verilen ücret· I, 418, 419
  4036. mançuk: heybe, torba gibi at eğerine takılan îey· I, 476
  4037. mançuklanmak: elbiseyi eğer heybésine koy-mak ve heybeyi egerin arkas ına asmak, II, 276
  4038. mandar: ağaçlara sarılan bir bitki, sarmaşık· I, 457
  4039. mandarlanmak: sarmaşıklanmak II, 271
  4040. mandu: bir çeşit sirke·I, 420
  4041. mandürmak: kuşattırmak; bandırmak·II, 197
  4042. mangırmak: bandırayazmak, II, 197
  4043. manılmak: banılmak, II, 138
  4044. manmak: kuşanmak; banmak· II, 30
  4045. man yaşlıg koy: dört yaşını geçen koyun (yalnız koyun için)·III,157
  4046. maña: bana·I, 20, 26, 36, 63, 69, 84. 126,132, 174, 176, 180, 182. 183, 184, 185, 187, 188, 202, 205, 210, 212, 215, 218, 221, 223, 224, 226, 231, 232, 233. 234, 235, 238, 251, 254, 261, 264, 265, 267, 269, 276, 308, 318, 354, 367, 399;II, 12, 16, 24, 28, 33, 5
  4047. mañıg: adım· III, 365
  4048. mañramak: bağırmak· III, 402 bkz> müñremek
  4049. mañraşmak: bağrışmak· III, 398 bkz> müñreşmek
  4050. mañratmak: bağırtmak. II, 358 bkz> müñretmek
  4051. maraz karanlık gece, I, 411:
  4052. maraz: ücretle çalı;an adam, ırgat· I, 411 bkz> hıyar maraz
  4053. mat: öyle, ancılayın·I, 321 § andag mat; o öyle· I, 321
  4054. mayak: hayvan gübresi (en çok deve için)· III, 167, 168
  4055. mayguk: paytak klmse; top tırnaklı hayvan-lardan tüyleri kısa olan·III, 175
  4056. mayıl: olgun; meyvelerde çürümeye yakla şma halL III, 168
  4057. mayılmak: gev;emek,II, 190
  4058. mayışmak: buyurulan bir Işi yapmaktan çe-kinmek; tembellikten yere yap ışıp kalmak, III, 189 bkz> yamaşmak;
  4059. me: oğlakların ve kuzuların seslerlni bildlren bir kelime. III, 214
  4060. meh: "al, işte" anlamına blr kellnne·III, 213 bkz> ma, mah
  4061. mekkeh: Çin'den getlrilen bir çeşlt mürekkep, Türk yazısı bununla yazılır·III, 424
  4062. mejek: pislik·I, 392 § ıt mejeki; it plsliği·I, 392
  4063. meldek: keçeleşen, sölpıiyen nesne·I, 480
  4064. men: ben·I, 20, 22, 25, 26, 31, 37, 40, 51, 52, 53, 61, 69. 80, 87, 109, 120, 125, 130, 131, 163. 166, 167, 169, 171, 174, 179, 180, 181, 184, 185, 186, 190, 198, 199, 201, 202, 204, 206, 207, 209, 211, 215, 216, 217, 223, 225. 226, 231, 233, 237, 240, 256, 26
  4065. mendiri: gelin ile güveyinin ba şlarına, gece-le/in, saçı saçmak için toplanılan yer, I, 492
  4066. meñ: yem, tane, kuş yemi·I, 425;II, 18;III, 358
  4067. meñ: yüzdeki ben,III, 359
  4068. meñdemek: /olmak, ditmek·III, 401, 402 bkz> mirigdetmek
  4069. meñdeşmek: kıl yoluşmak. III, 399 bkz> mirig-deşmek
  4070. meñgü: ebedi, daima, sonsuz, ebedilîk, son-suzluk,I, 44;III, 65, 378
  4071. meñgü ajun: sonsuz dünya, âhiret·III, 378
  4072. meñilemek: beyin yemek; beyni için koyun kesilmek; yan ında güzel gıdalar bulunmak·III, 405, 406 bkz> mürigilemek;
  4073. meñ(i)z: beniz, yüz,I, 60, 65. 486;III, 363
  4074. meñizlenmek: benizlenmek, güzelleşmek, benzine renk gelmek·III, 407, 408
  4075. meñlenmek: kendine tane toplamak·II, 290
  4076. meñletmek: yemletmek·II, 359
  4077. meñlig: benli.III, 359
  4078. meñzemek: benzemek·III, 403
  4079. meñzetmek: benzetmek.II, 358
  4080. merdek(g): ayı yavrusu, domuz yavr·usu.I, 480
  4081. meşiç üzüm: kara üzüm·I, 360
  4082. mı(mi): yalnız füllerin üçüncü ;ahıs' sorgu şekli edatı·III, 214 bkz> mu (mü)
  4083. mırigar: pınar, su gözü· III, 280, 363, 376
  4084. mıñuy: kâğıt yapjştırılan bir çeşit hamur· III, 241
  4085. min: ben· I, 60, 69 bkz> ben, men
  4086. mindetü: ipek elbise- I, 491
  4087. miñ: sayıda bin·I, 243, 334, 417; III, 14, 360, 367
  4088. miñdeşmek: kıl yolu;mak· III, 399 bkz> meıíğ-deşmek
  4089. miñdetmek: dittirnıek·II, 358 bkz> meñ-demek
  4090. miñeşmek: birlikte ^1115010^III, 399 bkz> müñe;mek
  4091. miñi: beyin·II, 299
  4092. miz: biz·I, 327 bkz> biz
  4093. monçuk: boncuk, süs Için boyuna takılan değerli taşlar-I, 475;II, 123;III, 121
  4094. monçuk: atın boynuna takılan değerli taş, arslan tırnagı, muska gibi şeyler· I, 475
  4095. monçuklanmak: boncuklanmak· II, 276
  4096. mörigmek: ayaklarını toparlayıp tekme atmak· III, 391
  4097. mu (mü): soru edatı, Isim ve fül sonuna gelir·I, 88;III, 147. 154, 214, 224, 256, 437 bkz> m ı (mi)
  4098. muguzgak: bal arısına benzeyen blr sinek· I, 504
  4099. mun: hastalık, ayıp· III, 140, 141
  4100. munda: bunda, burada·I, 74, 160, 219, 352, 419, 420;II, 55, 56, 57, 61; III, 54, 143, 333 mundag böyle·I, 36, 64, 160; III, 154
  4101. mundın: buradan,II, 57
  4102. munduz: budala, alık,I, 458
  4103. munduz akın: ansızın gelen sel·I, 77, 96, 458
  4104. munduz yorıga at: yorga yürıiyüşten başka yürüyüş bilmeyen at·I, 458
  4105. mungan: geveze, bo;boğaz·I, 440, 476
  4106. munı (munu): "işte, bu" anlamına edattır, "kanu"ya cevap olur, bu, bunu·I, 126; III, 237, 238, 372
  4107. mun kişi: yüreği dölek, gönlü selek adam· III, 140
  4108. munmak: saçmalamak· II, 30
  4109. muñ: sıkıntı, ıztırap, bun, mihnet·I, 425; III, 33, 359, 360
  4110. muñadmak: bunaltnak·II, 84
  4111. muñar: buna, bunda,I, 352;III, 363, 375
  4112. muñkarmak: bunaltmak, sıkıntiya sokmak, III, 397, 398
  4113. muñlug: bunlu, sıkıntılı·III, 382
  4114. muñ tag: kişi kendine gelip 16-17 ya şına girdiğinde çıkan di;, ergenlik dişi. III, 359
  4115. muñukmak: bunlanmak, sıkıntılanmak· III, 395
  4116. murç: karabiber- I, 343; II, 186
  4117. muş: kedi·I, 438;II, 14, 105;III, 127,165, 267 bkz> çetük § küvük mu;; erkek kedi,I, 391 § küwük muş; erkek kedl· III, 165
  4118. muyan: sevap, hayır, III, 172, 179
  4119. muyançılık: muyancılık, aracılık, barjştırıcılık. III, 179
  4120. muyanlık: yollarda yolcuların su Içmelerl için yapılan hayrat, III, 172
  4121. muyavmak: miyavlamak· II, 14
  4122. mük: bükük·I, 335
  4123. mükim: kadın pabucu,I, 395 bkz> büküm, mükin
  4124. mükin: kadın pabucu·I, 395 bkz> büküm,mükim
  4125. mük turmak: rükû eder gibi durmak, eğilınek· I, 335
  4126. mün: çorba·I, 31, 36. 75, 163, 176, 198, 209,232, 245, 340;III, 122, 253, 331 bkz> bün münderü ipekle süslenmiş gelin odası· I,529 k
  4127. mündürmek: bindirmek. ll', 197,
  4128. münelmek: uçları ve artıkları kesilmek. II,138
  4129. münemek: eğríliğini düzeltmek için bir şeyinuçlarını kesmek,III, 274
  4130. münlemek: çorba içmek·III, 301 ·
  4131. münmek: binmek I, 421; III, 30, 48, 60, 177, 429
  4132. münülmek: binilmek· II, 138
  4133. müñeşmek: birlikte binişnnek·III, 399 bkz miñefmek
  4134. müñilemek: nimet bulmak·III, 406 bkz> meñilemek
  4135. müngremek: böğürmek·III, 403 bkz mañramak
  4136. müngreşmek: böğrüşmek, gürültü etmek·II, 79; III, 398 bkz mañra şmak
  4137. müñretmek: böğürtmek; büngüldetmek. II, 358 bkz> mañratmak
  4138. müñüz: boynuz, I, 504; II, 327; III, 145, 363,364
  4139. müngüz baka: kaplumbağa·III, 225, 226
  4140. müñüzgek: çalışma yüzünden elde peyda olan kat ılık, nasır·III, 388
  4141. müñüzlenmek: boynuzu çıkmak, boynuzlanmak· III, 408
  4142. müñüz müngüz: blr çe;it çocuk oyunu ve bu oyunda söylenen bir söz·III, 363, 364
  4143. namıja: kadının kız kardeşinin kocası, bacanak, I, 446
  4144. naru: bir taraf,' yan, bir yana, nereye, nere,I, 199, 352; II, 140, 193; III, 223
  4145. ne: ne, nasıl, (soru anlamıyle) ne· I, 44, 53, 72, 74, 79, 87, 94, 126, 132, 320, 406;II, 287; III, 131, 207, 214, 215, 236, 360, 364
  4146. ne: Araplar'daki şaşalama, "ma"sı yerine bir edat, III, 214 '
  4147. nece (neçe): ne kadar, nice, kaç· I, 49, 63, 332, 384, 458; III, 157, 220
  4148. neçük: neden, 111^111.I, 79, 392
  4149. ne elük: nasıl-I, 94 bkz> nelek, nelik, nelük
  4150. negü: "ne" anlamına edat·III, 215 bkz> nü nek timsa^1. III, 155
  4151. ne kerek: ne gerek·I, 392 bkz> nerek
  4152. nek yılan: ejderha·III, 155
  4153. nek yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri, timsah yılı,I, 346;III, 156
  4154. nelek: niçin.I, 370, 498 bkz> ne elük, nelik, nelük
  4155. nelik: niçin·III, 385 bkz> ne elük, nelek, nelük
  4156. nelük: niçin, neden,I, 392;III, 188, 245 bkz> ne el ılk, nelek, nelik
  4157. neme: ne kadar,III, 38
  4158. neme: "bilmem" anlamına bir kelime, "ne" anlamında pekitme edatı·III, 214, 215, 236
  4159. neñ: nesne, şey, mal· I,II, 12, 13, 14, 15, 31, 34, 50, 53, 84, 98, 126, 140, 143, 145, 147,157, 159, 162, 164, 169, 170, 177, 179, 185, 189,193,196,197,204,227,238,239,241, 245,246, 247, 251, 254. 256, 257, 258, 264, 268. 269, 270, 272, 273, 278, 281, 282, 28
  4160. nerek: neye, I, 392 bkz> ne kerek
  4161. netek: nice, nasıl-I, 27, 378, 392;II, 40, 52; III, 15. 123, 366
  4162. nıjdag: bileği taşı· I, 465
  4163. nom: millet; şeriat, yasa· III, 137
  4164. : "ne" anlamına, "ve" yerine blr edat·III, 215 bkz> negü
  4165. oba: oba·I, 86
  4166. obrak: eskimiş· I, 118 bkz> oprak
  4167. obramak: eskimek, I, 273 bkz> opramak
  4168. obratmak: yıpratmak· I, 261 bkz> opratmak
  4169. obu: üstübeç ;.I, 86
  4170. obuz: katı olan·I, 54
  4171. obuzlug: sarp,I, 146 bkz> opuzlug § obuzlug yér; sarp, engebeli yer,I, 146
  4172. oçak: ocak,I, 64, 490
  4173. oçaklanmak: ocaklanmak·I, 293
  4174. oçaklıg: ocaklı·I, 147
  4175. oçaklık titik: ocak yapılacak çamur ve benzeri olan her nesne·I, 150 oçakl ık yer ocaklık yer·I, 150
  4176. oğgarmak: düşünme sonunda anlamak,I, 255
  4177. odguç: ateşin alevì.I, 95, 177, 248
  4178. odluk: kol kemiğinin kalın yeri· I, 98
  4179. odunmak: sönmek, I, 200 bkz> udınmak, udunmak
  4180. ogla: genç, yiğit· I, 129
  4181. oglagu: bolluk içinde büyüyen· I, 138
  4182. oglagu katun: asaletli, asîl kadın, I, 138
  4183. oglak: oğlak· I, 65, 119, 468; II, 22, 266, 294; III, 102, 145
  4184. oglak ay: ükbahar, I, 347 bkz> ulug oglak ay
  4185. oglan: oğlan, oğul, çocuk, çocuklar· I, 74, 119, 143, 192, 193, 208, 209, 240, 263, 286, 289, 293, 373, 386;II, 4, 19, 26, 74, 93. 121, 154. 209, 210, 212, 218. 244, 272, 294, 300, 302, 329, 340, 341, 344, 348, 351. 354, 366; III, 80,102,108,125,145,196, 202, 25
  4186. oglansıg: çocuk gibi, çocuk huylu·III, 128
  4187. oglıtmak: üretmek, çoğaltmak· I, 265
  4188. ogradaçı: uğrayan, uğrayıcı· III, 314 ograg niyet, kurma, kas ıt; uğrama, uğrak· I, 118 ograg dağ yamacı, derenin dönemeci· III, 65 bkz> ogrug, owrug
  4189. ogragan: uğrayan· I,II, 314
  4190. ograglı: uğramak isteyen· III, 315
  4191. ograglık: uğramak hakkı olan· III, 315
  4192. ogragsık: uğramak hakkı olan· III, 315
  4193. ograguçı: uğrayan, uğrayıcı· III, 314
  4194. Ograklanmak: Ograk kılığına girmek,I, 313; II, 279 bkz> Ugraklanmak
  4195. ogralmak: uğranılmak· I, 247
  4196. ogramak: uğramak· I, 125, 160, 274; III, 106, 272, 311, 312, 313. 321. 372
  4197. ogramsınmak: uğrar görünmek, III, 322
  4198. ograşmak: uğraşmak· I, 170, 234, 235
  4199. ogratmak: göndermek, uğraştırmak· I, 261
  4200. ogrı: gizli, I, 380;II, 234
  4201. ogrı: hırsız; hırsızlık·I, 126, 224, 300, 483; II, 29, 171, 174, 197. 341; III, 75, 89, 423, 429
  4202. ogrılamak: çalmak, hırsızlık etmek· I, 316, 317
  4203. ogrılık: hırsızlık II, 208
  4204. ogrug: kemiğin ek yerleri, bel kemlğinln boyu-na birleştiği yer; dağ yamacı ve dağın bittiği yer; derenin dönemecl·I, 98, 118; III, 65 bkz> ograg, owrug § tag ogrug ı; dağın dönemeci· I, 98
  4205. ogrulayu: hırsız gibi· I, 102
  4206. ogrulmak: kemlk yarılıp ayrılmak. I, 247, 248
  4207. ogruşmak: kemik yarıp ayırmakta yardım ve yari{ etmek· I, 235
  4208. oguk: çizme· I, 67
  4209. ogul: ogul, çocuk, I, 37, 51, 68, 74, 86, 123, 180, 206, 220, 246, 253, 256, 262, 264, 288, 299, 319, 370, 415, 440, 515, 524;II, 14, 80, 84, 120, 143, 173, 175, 178, 183, 240, 249, 302, 311, 330. 333, 335. 343, 357;III, 33, 58. 78, 87,105, 128,137,141,146,159,
  4210. ogulçuk: ana rahmi, oğulduruk· I, 149
  4211. ogulmuk: üstüne hatıl atilmak için uzatılmış olan düz direk· I, 149
  4212. ogur: karşılık, ivaz· I, 53
  4213. ogur: bir işte imkân ve fırsat· I, 53
  4214. ogur: uğur, bereket, devlet· I, 53
  4215. ogur: vakit, zaman· I, 33, 53, 136, 273, 294; II, 68, 321, 322, 362;III, 55, 317
  4216. ogur bolmak: yol uğurlu, hayırlı olmak I, 53
  4217. ogurlamak: vaktinde yapmak; çalmak, hırsızlık etmek·I, 300
  4218. ogurlanmak: vakti yaklaşmak; uğurlanmak, uğurlu olmak; bağışlananın karşılığı verilmek·I, 292
  4219. ogurlug bolmak: sırasında ve yerinde olmak·I, 53
  4220. ogurlug ış: vaktinde ve yerinde yap ılan 1;.I, 146
  4221. ogurluk: karşılık, ivaz olan,I, 114
  4222. ogurmak: kemik yarıp ayırmak·I, 178
  4223. oguş: oymak; hısım, akraba·I, 61, 88, 114; II, 83, 103
  4224. oguşlanmak: aile, hısım sahibi olmak, I, 293
  4225. oguşlug: aile, hısım sahibi· I, 146
  4226. Oguzlamak: Oğuz saymak, Oğuzlar'dan saymak, Oğuzlar'a nispet etmek, I, 302; II, 345
  4227. Oguzlanmak: Oğuzlaşmak, Oğuz kılığını almak, Oğuz kılığına girmek, kendini Oguz'lar'dan saymak, I, 293; II, 269
  4228. oxsınmak: pişman olmak, I, 253 bkz> oxsunmak
  4229. oxsunmak: pişman olmak III, 373 bkz> oxsınmak
  4230. oxşag: benzeyen, benzer. I, 118
  4231. oxşagu: oyuncak; (mecazen) kadın·I, 138
  4232. oxşamak: okşamak, şakalaşmak; benzemek; (at) uyumak. I, 282, 283; II, 286
  4233. oxşançıg: okşanmaya deger, III, 232 oxşatmak benzetmek· I, 262
  4234. ok: ok, I,II, 21, 37,157,160,166,170,171,180,193, 199, 217, 222, 237, 267, 275, 326, 393,457, 493,494, 522
  4235. ok: paylar ve toprak hisseleri üzerine üle şmek için atılan ok, çekilen kur'a, mirasta dü şen pay· I, 37, 48
  4236. ok: hâl anlamına yakın anlamlı bir edat; fiillerde pekitme edat ı; vakit, zaman· I, 37, 71, 160; III, 16
  4237. oka: kefillik, kefâlet. I, 40
  4238. oka almak: kefil olnnak· I, 40
  4239. okçı: okçu· II, 199
  4240. okılmak: okunmak· I, 197 bkz> okınmak
  4241. okımak: okumak; çagırmak. II, 333; III, 254
  4242. okınmak: okunmak, okur görünmek· I, 202, 203 bkz> ok ılmak
  4243. okışmak: okuşmak, okumakta yardım ve yarış etmek; (ağrı;mak· I, 186, 359 bkz> okuşmak
  4244. okıtgan: çok okutan· I, 156
  4245. okıtmak: okutmak I, 212 ,
  4246. okıtsamak: okutmak istemek, çagırtmak istemek· I, 302
  4247. oklug kirpi: büyük kirpi, oklu kirpi· I, 415
  4248. okluk: sadak, I, 100 okramak yem zamanında kişnemek, homurdanmak· I, 275
  4249. okraşmak: yem zamanında birlikte ki;nemek·I, 235, 236
  4250. oktam: ok atımı; okluk, I, 107 § bir oktam yer; bir ok atim ı yer·I, 107
  4251. oktamak: ok atmak, I, 26; II, 97
  4252. oktaşmak: ok atışmak; kur'a içln ok atıçmak· I, 231
  4253. oktatmak: ok attirnnak· I, 260
  4254. okta yazturmak: ok atmakta yanıltmak· III, 95
  4255. okuşmak: çağrı;mak· I, 183; II, 103 bkz> okışmak
  4256. ok yılan: kendisini insan üzerine atan yılan, I, 37;III, 29
  4257. ol: o,-dır,-dir,-dur,-dür.I, 20 21, 22, 24,25, 27, 33, 34, 36, 37, 38, 39, 40, 46, 60. 61, 71, 72, 76, 77, 97,108,126, 129, 132, 136, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 164, 165, 166, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 176 ,177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184,
  4258. oldañ: pabuç altı, tabanı, mestin alt yanı· I, 116 bkz> uldañ
  4259. oldrum: kötürüm, yatalak, oturum· III, 412
  4260. olduk: nalsız, yalın ayak· I, 101 bkz> ulduk
  4261. oldurmak: oturmak· III, 235 bkz> olturmak
  4262. olgun: olgun· III, 167
  4263. olgutmak: oturtmak· I, 260 bkz> olhutmak
  4264. olhutmak: oturtmak·I, 260 bkz> olgutmak
  4265. olma: testi, çanak çömlek·I, 130 ,375; II, 234; III, 182 bkz> ulma
  4266. olturmak: oturmak·I, 219, 224, 374, 413; II, 21; III, 230 bkz> oldurmak
  4267. oluk: oluk, yalak· I, 67
  4268. oluk: küçük kayık, I, 68
  4269. on: sayıda 011. I, 49, 69, 219
  4270. onu: onu· III, 238
  4271. onunç: sayıda onuncu· I, 132, 133;III, 449, 450
  4272. : kolay·I, 41 bkz> oñay
  4273. : sağ, solun karşıtı· I, 41 § oñ elig; sağ el·I, 41, 72
  4274. oñay: kolay·I, 41, 244, bkz> ong
  4275. oñiklanmak: zülüflü olmak, takma saçlanmak. I, 311, 312 bkz> öñlklenmek
  4276. oñmak: solmak· I, 175 bkz> oñukmak
  4277. oñukmak: solmak, rengi atmak, hastalık ve benzerlerinden dolay ı buruşmak, tazeliğlni ve parlaklığını kaybetmek· I, 175. 216;III, 394, 395 bkz> oñmak
  4278. oñulmak: iyileşmek, düzelmek, lyl olmak, 1 216, 217; III, 395
  4279. op: harman dövmek Için koşulan öküzlerin ortasında bulunan öküz· I, 34 bkz> mama
  4280. opmak: hõpürdeterek içmek,I, 172 bkz> öpmek
  4281. op op: eşeğin ayağı kaydığında ,söylenen söz· I, 34
  4282. oprak: yıpranmış, yıpramış, eskimiş· I, 118; III, 16, 38 bkz> obrak
  4283. opramak: yıpramak· I, 273; III, 358 bkz> obramak
  4284. opraşmak: yıpraşmak, yıpranmaya başlamak· I, 231. 232
  4285. opratmak: yıpratmak·I, 261 bkz> obratmak
  4286. oprı: obruk, çukur; dere· I, 125; III, 134
  4287. opruşmak: içmekte yardım ve yarış etmek·I, 232 bkz> öprüşmek
  4288. opuzlug: sarp,I, 146 bkz> obuzlug
  4289. or at: donu al ile doru arasında bulunan at· I, 45'
  4290. ordu: hakanın oturduğu şehir.I, 124
  4291. ordu: sıçan, köstebek gibi yerde ya şayan hayvanların yuvası· I, 124
  4292. ordu başı: hakanların döşeyicisi, yaygıcısı. I, 124
  4293. ordulanmak: başşehir edinmek· I, 296 bkz> ordulanmak
  4294. ordutal: hamamotu. I, 124 bkz> arğutal, urdutal
  4295. ordulanmak: yurt tutmak, yerleşmek·II, 294 bkz> ordulanmak
  4296. orgak: orak· 1. 14, 119;II, 128, 244, 307;III, 45, 267
  4297. orılaşmak: bağrışmak, çağrışmak.I, 239 bkz> orlaşmak, urılamak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  4298. orlaşmak: bağrışmak, çağrışmak.I, 239 bkz>orılaşmak, urılaşmak, urlamak, urlaşmak, yurlamak
  4299. ormak: kesmek, biçmek, vurmak, urmak·I, 14, 172; III, 45
  4300. ornamak: yerleşmek, yer tutmak, yer edinmek; (güne ş) batmak, kaybolmak.I, 288
  4301. ornatmak: yerine koymak·I, 266
  4302. orpatmak: ürpertmek, saçını dağıtmak,I, 259, 260 bkz> örpeşmek, ürpekmek, ürpermek, ürpeşmek
  4303. ortak: ortak·I, 99, 439;III, 71
  4304. ortaklık: ortaklık II, 90
  4305. ortu: orta,I, 124,125 bkz> otra, otru, utru § ortu er; orta ya şlı adam·I,124 § kün ortu; ögle vakti.I, 124
  4306. ortulamak: ortalamak, ortasına varmak, I, 316
  4307. oru: şalgam, buğday ve buna benzer şeyleri saklamak için kazılan çukur,I, 87
  4308. orulmak: biçlmek I, 194, 195
  4309. orum: kesim·I, 75 § bi orum ot; bir orakta çıkarılan ot·I, 75
  4310. orun: yer, mekân, ınevki.II, 72, 177; III, 222, 430
  4311. orunç: rüşvet, gevik· III, 449 bkz> urunç
  4312. orunçak: emanet· I, 148, 149
  4313. osruk: osuruk· I, 99
  4314. osruşmak: osuruşmak· I, 234
  4315. osug: bir nesnenin bir nesneye de ğişmesi, bir nesnenin bir nesne ile kar; ılandırılması· I, 64 osuglamak hile ile kilit açmak· I, 306 bkz> üsüglemek
  4316. osurgan: osurgan, çok osuran· I, 156
  4317. osurmak: osurmak·I, 178
  4318. ot: ot, hayvan yemlerinin hepsi·I, 14, 35, 65,75, 169, 172, 195, 225, 255, 342, 415, 469; II, 79, 108, 133, 294, 330, 348, 351; III, 4, 47, 68, 122, 141, 200, 263, 277, 287, 374, 436, 442 § çiwgin ot; hayvanları semirten ot· l, 443
  4319. ot: ilâç, em, zehir. I, 35, 47, 154, 514, 515;II, 72, 116, 127, 176, 315, 345;III, 224, 252
  4320. ot: ateş, duman,I, 43, 164, 176, 177, 183, 195, 200, 202, 208, 230, 332, 400, 499, 513, 514,522;II, 78, 100, 133, 144. 176, 245, 292, 293, 299, 302, 353, 358; III, 16, 23, 63, 65, 96. 97, 265, 341, 348, 430
  4321. otaçı: hekim, ilâç yapan,I, 35, 299
  4322. otag: otag·III, 208
  4323. otamak: ısınmak, odun yakmak; ilâç yapmak·III, 252
  4324. otgarmak: otlatmak·I, 225
  4325. otgun: eğerin solunda kolanın geçirilerek dile bağlanan enli bir kayışı·I, 107
  4326. ot karak: gözün gören yeri·I, 382
  4327. otlamak: otlamak,I, 285
  4328. otlanmak: ateşlenmek, ateş kesilmek, ateş gibi olmak; öfkelenmek·I, 297
  4329. otlug: otlu·I, 98
  4330. otlug: yemlik, ahır,I, 98
  4331. otra: orta, ortada, arada,I, 125, 188, 308;II, 89, 287 bkz> ortu, otru, utru
  4332. otran: don, elbise,I, 108
  4333. otru: karşı, õn, ara, orta, ortasında·I, 68, 126, 494; II, 28, 145;III, 40, 156, 422 bkz> ortu, otra, utru
  4334. otrug: ada·I, 97
  4335. otrulanmak: yüz yüze gelmek·I, 296, 297 bkz> utrulanmak
  4336. otrunmak: karşı koymak istemek·I, 251 bkz> utrunmak
  4337. otruşmak: karşı koymak, karşı gelmek, karşılaşmak·I, 232 bkz> utru;mak ottuz say ıda otuz·I, 142
  4338. otulmak: ekini bozan bitkiler keslimek, ba şi vurulmak.I, 193 bkz> utulmak
  4339. otuñ: odun·I, 14, 67, 70, 134, 272, 449;II, 238, 341;III, 153, 187, 246, 249, 252, 292, 351 otuñluk odunluk,I, 162 ot yem karabiber, klmyon glbi tohum ve baharlar,III, 5
  4340. owrug: kemiğin ek yerlerl, bel kemiğinln boyunla birleştiği yer; dagın yamacı ve bittiği yer,I, 118 bkz> ograg, ogrug
  4341. owunmak: oğuşturmak,I, 202;II, 147 bkz> uwunmak
  4342. oy: yerdeki oyukluk, çukurluk·I, 49, 146
  4343. oy: at yagız at, I, 49
  4344. oyma: çizme yapılacak Tnrkmen keçesi· II, 100, 207
  4345. oymak: oymak, yerleştirmek, sıkıştırmak, I, 174
  4346. oynagu yér: oynanacak yer,I, 121 oynak i şler oynak kadın·I, 120
  4347. oynamak: oynamak.I, 225. 226, 240;II, 114, 226;III, 131, 377
  4348. oynaş: oynaş, başka biriyle sevişen kadın,I, 120
  4349. oynatmak: oynatmak,I, 271
  4350. oy obuz: basık, düz yer·I, 54
  4351. oy obuzlug yér: sarp, engebeli yer·I, 146 bkz> oy opuzlug yér
  4352. oy opuzlug yér: sarp, engebeli yer·I,146 bkz> oy obuzlug yér
  4353. oyturmak: oydurmak, bastırmak, sıkı;tırmak· I, 269
  4354. oyuk: hayal, belge, bostan höyügü·I, 81, 85, 384
  4355. oyulmak: oyulmak, çukurlaşmak, sıkıştırılınak· I, 268, 269 oyun oyun, yar ış,I, 85;II, 25
  4356. oyuşmak: oymakta ve basmaktä yardım ve yarış etmek· I, 268
  4357. ozgan at: çok ileri giden, başkalarını geçenat· I, 470
  4358. ozıtgan: daima ileri sürüp geçerek kazanan·1, 155
  4359. ozıtmak: ileri sürmek·I, 155
  4360. ozmak: başkasından lleri geçmek· I, 173 bkz uzmak
  4361. ozuk at: koşu ve benzerlerinde lleri glden ve ba şka atları geçen at·I, 66
  4362. öç: öç, hınç, kin, 111^111.I, 41, 43, 44, 50, 230; II, 103
  4363. öçeş: yarış, t, 61
  4364. öçeşmek: yarış etmek· I, 61, 181
  4365. öçlüg: öcü ve hıncı olan,II, 283
  4366. öçrüşmek: söndürmek, yatıştırmak.I, 233
  4367. öçürmek: söndürmek, yatiîtırmak, soluğunu kesmek·I, 176, 177, 522 bkz> üçürmek
  4368. öçüt: öç, I, 50
  4369. öd: duvarda ve ağaçta delik,I, 31 bkz> öt
  4370. öd: zaman, vakit; mevsim, hava· I, 44, 330, 353; II, 77, 101; III, 125 bkz> öd
  4371. öd: sığır, ôküz, I, 45, 346 bkz> ud, ud
  4372. ödürmek: seçmek, üstün tutmak, III, 11 bkz>ad ırmak, edirmek, ödürmek, udurmak, üdürmek
  4373. öd: öz, kendi. f, 243 öd zaman, vakit· I, 245, 477; II, 68, 321;III, 190, 191
  4374. öd: dag arasındaki dere, geçit·I, 110 bkz> öz, özi
  4375. ödik: sevgi· II, 144, 311 bkz> üdik
  4376. ödlek: zaman, felek, I, 41, 82, 103;II, 196, 234, 304. 335;III, 41, 233, 425
  4377. ödrülmek: ayrılmak, seçilmek·I, 247
  4378. ödrüm: her şeyin seçilmişi.I, 107
  4379. ödründi: üründülenmiş, seçilmi;· I, 145
  4380. ödrüş: birtakım şeyler arasında muhayyerlik, seçim· I, 96
  4381. ödrüşmek: seçmekte yardım ve yarış etmek, I, 234
  4382. ödürgen: her şeyi seçen, üyürtleyen. I, 157
  4383. ödürmek: seçip ayırmak. I, 144, 370; III, 228 bkz> ad ırmak, edirmek, ödürmek udurmak, üdürmek,
  4384. öfke: öfke· I, 195 bkz> öpke
  4385. ögdi: alkış,I, 515
  4386. öge: çok akıllı, yaşlı kimse, ulusun büyüğü.I, II, 48, 90, 310, 356
  4387. ögelemek: "öge" demek, "öge" adı vermek I, 310 bkz> öklemek
  4388. öge tégit: orta halli adamların büyüklerine ve hakan çocuklar ının küçüklerine verilen ungun, I, 356
  4389. ögey: üvey· I, 123 § ögey ogul
  4390. ögmek: ögmek, sena etmek·I, 174, 472; II, 38
  4391. ögrenmek: 1
  4392. ögretmek: öğretmek· I, 261
  4393. ögreyük: görenek, âdet, I, 159, 160
  4394. ögsemek: öğmek istemek·I, 277, 278
  4395. ögtürmek: öğdürmek I, 223
  4396. ögülmek: öğülmek, ögünmek·I, 198; III, 343
  4397. ögünç: ögünç, öğünme.I, 132; III, 449
  4398. ögüngüçi: kendini öğen· I, 203
  4399. ögünmek: kendini öğmek· I, 140, 203. 252, 309
  4400. ögür: koyun, geyik, bağırtlak ku;u, deve, cariye gibi şeylerín toplu bir halde bulunmas ı, bunların sürüsü, bölük· 1. 54, 236, 285, 389;II, 153;III, 6
  4401. ögürlenmek: at sürüsü, aygıra sahip olmak,başka hayvahlar sürü ve bölük hallne gelmek·I, 292
  4402. ögürlüg er: koyun ve benzerl hayvanlardan sürüsü bulunan adam·I, 152 § ögürlüg adg ır; kısrakları, eşleri bulunan aygır·I, 152
  4403. ögüşmek: öğü;mek·I, 187
  4404. ögüt: ögüt, vaaz· I, 51, 89, 102, 440;III, 46, 155, 440 bkz> ötlük, övüt
  4405. ögütlemek: ögüt vermek, öğütlemek I, 299
  4406. ök: akıl ve anlayış,I, 48, 96, 243 bkz> öksüz
  4407. ök: orta yaşı bulup büyümüş hayvan·I, 48 § ök at; dört ya şını geçmiş at·I, 48
  4408. ök: kendi·I, 71
  4409. ökil: çok, J, 74
  4410. öklemek: "öge" adı vermek· I, 310 bkz> ögelemek
  4411. öklenmek: dinlenmek; önceden anlamay ıp sonradan anlamak; (çocuk) büyumek,I, 259, 298
  4412. öklimek: aıtmak, çoğalmak; büyümek.I, 287, 362;II, 366
  4413. öklitmek: çoğaltmak II. 366
  4414. öklünmek: yığılmak.I, 258
  4415. öklüşmek: birbiri üzerine yığılmak, toplanmak·I, 241
  4416. öklütmek: çoğaltmak, arttırmak.I, 264
  4417. ökme: yığılan her ;ey,I, 130 bkz> ökmek § ökme toprak; y ığma toprak,I,130
  4418. ökmek: yığmak, biriktirmek· I, 168
  4419. ökmek: toplanmış olan her nesne· I, 105 bkz> ökme
  4420. ölsemek: ölmek istemek I, 278
  4421. ölşemek: acıkıp gözleri kararmak, açlıktan bayılayazmak·I, 283 bkz> elşemek
  4422. ölşetmek: acıktırarak gözü görmez etmek·I, 262, 263 bkz> el şetmek
  4423. ölüg: ölü,I, 15, 72, 463; II, 27, 110, 127, 128, 139, 179, 311, 324;III, 272, 309, 424
  4424. ölügsemek: ölmek istemek·I, 303
  4425. ölüm: ölüm·I, 47, 75, 516;II, 74, 134;III, 327. 339
  4426. ölüt: birbirini öldürme, öldürüşme·I, 52
  4427. ölütçi: öldüren, katil·I, 52
  4428. ölüt er: kuvvetten düşmüş, yaşlı kimse·I, 52
  4429. ölütlemek: çarpı;mak, aralarında ölüm olayazmak·I, 299
  4430. ömek: düşündükten sonra anlamak.I, 11
  4431. ömgen: şah damarının iki tarafında bulunan damar, I, 1·20
  4432. ömzük: eğerin ön ve arka tarafları, 11011.I, 105
  4433. ökmek: kadınların kulaklarına taktıkları altın veya gümüşten yapılmış halka·I, 105
  4434. ökmeklenmek: küpelenmek, küpe sahibi olmak· I, 314
  4435. öksemek: yıgmak istemek I, 278
  4436. öksüz: öksüz; şaşkın, akılsız·I, 96 bkz> ök
  4437. öktürmek: yığdırmak·I, 223
  4438. ökülgen: daima yığılan,I, 159
  4439. ökülmek: yığılmak, toplanmak, I, 198, 437; II, 285
  4440. öküm: yığın. I, 75 bkz> ökün § öküm toprak; bir tarafa toplanm ış toprak· I, 78
  4441. ökün: para, gül ve buna benzer şeylerin yığını· I, 75, 78 bkz> öküm
  4442. ökünç: pişmanlık· I, 132;III, 449
  4443. ökünmek: pişman olmak I, 132, 200, 203; III, 361
  4444. öküş: çok I 62, 89,167,233, 467, 477, 516; II,156; III, 373, 374
  4445. öküşlenmek: çok saymak; çok sanmak· I, 303
  4446. öküş yılkı: haşarı hayvan, harın at· I, 62 390, 438, 498, 501,
  4447. öküş yılkı: haşarı hayvan,
  4448. öküz: ırmak, dere,I, 59, 513; III, 191, 341
  4449. öküz: öküz· I, 59, 446, 528; III, 421
  4450. öküzlenmek: öküz sahibi olmak I, 293
  4451. öl: ıslak, yaş, nem,I, 48, 338
  4452. öldeci: ölecek,I, 438;III, 267
  4453. öldürmek: öldürmek-I, 224, 522
  4454. ölimek: ıslanmak·II, 324;III, 256
  4455. ölişmek: nemlenmek, yaşlık yayılmak·I, 189
  4456. ölitmek: ısıtmak I, 213;II, 324
  4457. ölmek: ölmek I, 15, 38, 41, 54, 115, 228;III, 47
  4458. öndürmek: (bitki) bitirmek, yetlştirmek; yöneltmek·I, 225
  4459. önmek: (bitki) bitmek, yetişmek, neşvünema bulmak; bitmek ,I, 35, 65, 169, 424; II, 21, 204, 328; 111. 359
  4460. öñ: ön, önce, öndün.1, 40, 115
  4461. öñ: renk, bir şeyin rengi,I, 41
  4462. öñdün: öndün, önce·I, 40, 115
  4463. öñdünki: önceki, III, 14
  4464. öñeyük: bir şeye, bir kimseye mahsus olan, ayr ılan, özel I, 162
  4465. öñi: ba;ka, I, 135 bkz> öñin
  4466. öñik: kadınların takma olarak keçi kılından yaptıkları zülüf· I, 135 § öñik yörgeyek; ulanm ış zülüf·I, 135
  4467. öñiklenmek: zülüflü olınak, takma saç (zülüf) takmak. I, 311, 312 bkz> oñ ıklanmak
  4468. öñin: başka, başkası·I, 94, 135 bkz>
  4469. öñi öñlenmek: renklenmek, kızarmak, hastalıktan sonra rengi yerine gelmek·I, 289
  4470. öñlüg: renkli.I, 41
  4471. öñmek: delmek· I, 174 bkz> öñmek
  4472. öñük: yastıkların uçlarına yapılan ipek Sal kımlar, saçaklar· I, 135
  4473. öpke: akciğer, ciğer · I, 128;II, 144; III, 393
  4474. öpke: öfke, kızgınlık· I, 125, 128, 158, 164,176, 233;III, 392, 428 bkz> öfke
  4475. öpkelemek: ciğerine vurmak; öfkelenmek,I, 317; III, 208 bkz> öpkilemek
  4476. öpkliemek: öfkelenmek, kızdığı için yüz çevirmek· i, 317 bkz> öpkelemek
  4477. öpmek: öpmek·I, 163, 280
  4478. öpmek: içmek,I, 163; III, 122 bkz> opmak
  4479. öp öp: bir kimse çok öğünüp de dediğini tanıklayamazsa, o kimse için söylenir· I, 43
  4480. öprülmek: -içiilmek 1. 245, 246
  4481. öprüşmek: içişmek, höpürdetişmek, içmekte yardım ve yarış ^ş0^I, 232 bkz> opruş-mak
  4482. öpsemek: öpmek istemek·I, 275, 280
  4483. öptürmek: öptürmek I, 217
  4484. öpülmek: öpülmek .. I, 193
  4485. öpüm: yudum·I, 75
  4486. öpünmek: içer gibl görünmek·I, 198
  4487. öpürgen: daima, çok içiren I, 157
  4488. öpürmek: içirmek I, 171, 176
  4489. öpürtmek: içirtmek III, 427
  4490. öpüş: öpüş (iki kişi arasında)·I, 60
  4491. öpüşmek: õpüşmek·I, 180
  4492. ör: kaftanın koltuk altları· I, 45
  4493. örçük: örülmü; saç· I, 103 bkz> örgüf, örküç
  4494. ördek: ördek·I, 103, 104, 222, 528; II, 26; III, 17, 391
  4495. ören: her şeyin kötüsü·I, 76
  4496. örgen: urgan,I, 108, 195
  4497. örgüç: kadınların başlannda bulunan saç ör-güsü, örülmü ş saç·I, 95, 103 bkz> örçük, örküç
  4498. örgüçlenmek: örgülü saç sahibi olmak·I, 312, 313
  4499. örimek: içten çürümek·III, 252, 253 bkz> ürimek
  4500. örk: yular; at tavlası, 1; 43
  4501. örklemek: örklemek, sıkı sıkıya bağlamak. III, 443
  4502. örkü: örküç, hörküç,I, 129
  4503. örküç: örülmüş saç,I, 103 bkz> örçük, örgüç
  4504. örküç: dalga·I, 95
  4505. örküç: sacayagı.I, 95
  4506. örküçlenmek: dalgalanmak.I, 95, 312
  4507. örküçlenmek: sacayaklanmak.I, 313
  4508. örlenmek: belirmek, çıkmak, yükselnìek.I, 257, 258 bkz> örmek
  4509. örmek: belirmek, çıkmak, kopmak, yükselmek (bulut).I, 139, 173, 257; III, 398 bkz>örlenmek
  4510. örmek: õrmek, I,II, 172, 173
  4511. örme saç: õrme saç, I,II, 129
  4512. örpeşmek: (tüy) ürpermek. I, 229, 230 bkz>orpatmak, ürpekmek, ürpermek, ürpe şmek
  4513. ört: yangın, yanan nesne· I, 42
  4514. örtelmek: yakılmak. I, 245
  4515. örtemek: yakmak. I, 129, 245, 272; III, 356
  4516. örtenmek: yanmak, tutuşmak, kızarmak· I, 251; II, 133
  4517. örteşmek: karşılıklı birbirini yakmak; saldırışmak .I, 231; II, 219
  4518. örtetmek: yaktırmak· I, 260 örtgün samanı ayrılmış harman, çeç· III, 412, 416 bkz> örtkün
  4519. örtkün: harman, samanı ayrılmış harman, çeç; harman zamanı·I, 402, 526;II, 214; III, 412,416 bkz> örtgün
  4520. örtrnek: örtmek· II, 26; III, 425
  4521. örtmen: dam, satıh· III, 412
  4522. örtük: bir şeyin örtüsü, eğer örtüsü· I, 103
  4523. örtülmek: örtülmek, kapalı kalmak; kanşmak·,I, 139, 244; II, 237
  4524. örtünmek: örtünmek· I, 250
  4525. örtüşmek: örtmek, örtmekte yardım etmek, birbírini örteyazmak· I, 230, 231; II, 97
  4526. örük: örülmüş olan her nesne· I, 69
  4527. örük: bir yerde bir müddet kalmak· I, 69
  4528. örülemek: ayakta kesmek, boğazlamak, I, 309, 310
  4529. örümçek: örümcek, I, 152
  4530. örtiñ: gençlerin tirnakları üzerinde bulunan aklık,I, 134 bkz> ak, ürüñ § tırñak örüñi; tırnak beyazlığı· I, 134
  4531. örüñ: arpacıya (afsuncuya) verilen para· I, 134
  4532. örüşmek: belirmek, yükselmek. I, 186
  4533. örüşmek: örmekte yardım ve yarış etmek I, 183 örü tartmak birbirine yard ım etmek· III, 382
  4534. östikmek: özlemek, istek göstermek, I, 244 bkz> öztikmek
  4535. öşergen: açlık ve benzerlerinden daima gözü kararan.I, 157
  4536. öşermek: açlıktan göz kararmak. I, 178; III, 68
  4537. öt: acılık; öt kesesi·I, 43
  4538. öt: delik, çukur·I, 31, 43, 276; II, 119, 247; III, 263 bkz> öd
  4539. ötelmek: çalışmak, yorulmak,I, 193
  4540. ötemek: ödemek, III, 251
  4541. ötgen: çok öten.I, 473
  4542. ötgünmek: yansılamak, takllt etmek ve bunda yar ış etmek,I, 254
  4543. ötgürmek: ötüıtmek, sürdürmek; göndermek bir şeyi bir şeyin içinden öteye geçirtmek.I, 226, 227
  4544. ötgürüşmek: bir şeyi bir şeye geçirmekte yardım ve yarış etmek; mektupla;nnak·I, 232 bkz> ötrü şmek
  4545. ötki: ivaz, bedel, karşılık·I, 128
  4546. ötkünç: hikâye,I, 161 bkz> ötükünç
  4547. ötkünmek: hikâye söylemek; hakana dilek sunmak· I, 161, 199 bkz> ötünmek
  4548. ötleşmek: yağma zamanında eşya dellk deşik olmak. I, 238, 239
  4549. ötleşmek: savaşmak, uğraîmak,I, 239
  4550. ötlüg: delikli, delinmiş .III, 30
  4551. ötlük: ögüt,I, 102 bkz> ögüt, övüt
  4552. ötmek: ötmek·I, 529;II, 290;III,178,194, 240, 384
  4553. ötmek: bir şeye geçmek; delmek; boşalmak, (karın) sürmek, I, 171, 371, 424; II, 303
  4554. ötmek: (yenecek) ekmek· II, 268, 276; III, 57
  4555. ötnü: ödünçI, 130 bkz> ötünç
  4556. ötrüm: müshil, sürgün ilacı I, 106, 226
  4557. ötrüşmek: göndermek, herhangi bir şeyde yardım ve yarış etmek·I, 232 bkz> ötgürüşmek
  4558. ötsemek: öte geçmek istemek, delip geçmek istemek I, 276
  4559. öttürmek: öttürmek·I, 217 bkz> ötürmek
  4560. ötuş ötuş: bir çeşit çocuk oyununda "arkada şını, yanındakini, it" anlamına söylenen söz·I, 61
  4561. ötüg: kusma· I, 68
  4562. ötük: hikâye; hakana sunulan dilek· I, 68, 199
  4563. ötükçi: ötüncü, hakan yanında şefaatçi .II, 144
  4564. ötüglük kişi: hakandan dileği olan kimse· I, 152 ,
  4565. ötükünç: hikaye.I, 161 bkz> ötkünç
  4566. ötünç: ödünç· I, 131;III, 448 bkz> ötnü
  4567. ötünmek: büyüklerden bir dilek istemek·I, 376 bkz> ötkünmek ötünmek hikâye söylemek·I, 199 bkz> ötklinmek
  4568. ötürmek: hatırlatmak· I, 267
  4569. ötürmek: delmek, I, 176; II, 44
  4570. ötürmek: hatırlatmak I, 176 bkz> öttürmek
  4571. ötüş: bir çeşit çocuk oyunu; bu oyunda ütme, yutma· I, 60 bkz> ütü ş
  4572. övüt: öğüt, nasihat- I, 102 bkz> ögüt, ötlük
  4573. öw: ev· I, 81 bkz> ef, ev, ew, üv, üw
  4574. öwmek: ufalamak I, 166 bkz> uvmak, uwmak
  4575. öyez: öyez, övez, bir çeşit sivrisinek I, 84
  4576. öyle: öğle vakti· I, 113 bkz> özle
  4577. öz: öz, kendi, nefs; can, ruh, gönül,I, 45, 46, 63, 154, 201, 202, 203, 206.210, 243, 251, 254, 296, 298, 300, 309, 384, 433. 464, 504,513;II,141,145,146,147 ,149,150,151, 155,157, 159, 238, 240, 241, 244, 245, 248, 249,252, 254, 313, 315;III, 5, 14, 33, 43,
  4578. öz: yürek ve karnın içindeki nesne· I, 46
  4579. öz: yağ· I, 36, 45
  4580. öz: iki dağ arasında bulunan dere,I, 46 bkz> öğ, özi
  4581. öz: ağaç özü·I, 46
  4582. öz: sağır·I, 45 bkz> üz § öz kül; sağır adam· I, 45
  4583. özek: beliniç yanında bulunan damar·I, 71
  4584. özeklemek: ;ah damarını kesmek, şah damarına vurmak, I, 306
  4585. özelmek: özlemek III, 131
  4586. özi: iki dağ arasındaki yol, geçit·I, 89 bkz> öd, öz
  4587. öz kişi: hısım·I, 46 özle öğle vaktl·I, 114 bkz> öyle
  4588. özlemek: külde plşlrmek, közleme yapmak, I, 286
  4589. özlüg: yağlı· I, 36, 45
  4590. özlük: hususi, hususi at· III, 438
  4591. öztikmek: õzlemek, istek gösternnek·I, 244 bkz> östlkmek
  4592. özük: kadınlara verllen ungun·I, 71 § altun özük; alt ın gibi temiz ruhlu kadın,I, 71 § ertini özük; bedeni inci gibi temiz olan kad ın· I, 71
  4593. özük: oyularak havuz yapılan her yer· I, 71
  4594. özük suw: büyük derelerden ayrılan her çay,kol· I, 71
  4595. pamuk: pamuk,I, 380;III, 346
  4596. pars: yırtıcı bir hayvan; Türkler'in onikili yıllarından 611-1.I, 344, 346 bkz> bars
  4597. partu: üste giyilen hırka, pardesü·I, 416 bkz>bertü
  4598. pat: cibre, her nesnenin çöküntüsü.I, 319
  4599. pat: ses ifade eden kelime· I, 319, 320
  4600. patlamak: kolalamak, mayalı bir tortu ile tortulamak,III, 291 bkz> batlamak
  4601. pat tüşmek: ağır bir şey düşerken ses çıkarmak· I, 320
  4602. pekmes: pekmez, I, 448 bkz> bekmes
  4603. perçem: alâmet, belge,I, 483 bkz> beçkem
  4604. pışıg: pişmiş.I, 372, 373, 379, 455;II,124; III, 23, 321 bkz> p ışık
  4605. pışıg kerpiç: pişmiş kerpiç, tuğla, kiremit· I, 373, 455
  4606. pışıglamak: pişirmek· III, 335, 336
  4607. pışık: pişmiş·I, 379;III, 23 bkz> pışıg
  4608. pışmak: pişmek, olmak, kımız tulumıınu olması için sallamak.I, 169;II, 12,120; III, 321, 382
  4609. pışrılmak: pişirilmek. III, 32
  4610. pışurmak: pişirmek, II, 78
  4611. pis: pis, dağar ve tulum gibi şeylerin dibinde kalan çöküntü, tortu· I, 328
  4612. pistik: egrilmek üzere hazırlanmı;, atılmış pamuk sümeği· I, 476 bkz> bistik
  4613. pistik: fitil· I, 476 bkz> bistik
  4614. porsmuk: porsuk· III, 417 bkz> porsuk
  4615. porsuk: porsuk·III, 417 bkz> porsmuk
  4616. pow: bayatsımak veya kokuşmak sonu ekmek üstünde beliren ye şillik. III, 129
  4617. pötürmek: sağlam hale koymak ispat etmek· II, 72, 73 bkz> bütürmek
  4618. pus: sis, duman· III, 124 pusarmak pusarmak, sislenmek· II, 78
  4619. pus bolmak: puslanmak, duman |nmek· III, 124
  4620. pusmak: pusu kurmak, pusuya girmek, I, 434; II, 10 bkz> püsmek
  4621. pusug: pusu· I, 372, 407 bkz> püsüg
  4622. pusuglug: pusu kuran· I, 496 § pusuglug yag ı; pusu kuran düşman· I, 496
  4623. pusukmak: pusuya girmek, II, 116
  4624. pusuşmak: birbirine pusu kurmak·II, 101
  4625. puşak: kederli. I, 154, 378 bkz> bu şak, buşgan
  4626. puşmak: sıkılmak (can), usanmak· I, 373;II, 12, 145; III, 262 bkz> bu şmak
  4627. puşug: can sıkıntısı· I, 373 bkz> buşug
  4628. pürçek: insanın kâkülü, perçeml, atın perçemi. I, 476
  4629. pürçeklenmek: pürçeklenmek, yelesi çıkmak, kâkül (perçem) çıkmak· II, 276
  4630. pürkürmek: bulutlanmak, bürünmek; püskürmek, fışkırmak.II, 170, 171
  4631. pilrlenmek: tomurcuklanmak, filizle^mek. II, 237, 238
  4632. püsmek: pusu kurmak; çok dövmek, I, 385; II, 10 bkz> pusmak
  4633. püstüli: "karapazı" denilen, yenilen bir ot·I, 451 bkz> büsteli
  4634. püsüg: pusu,I, 385 bkz> pusug
  4635. püşkel: yufka, pide glbl ince ekmek, çörek·I, 481 bkz> büskeç
  4636. rak: fazlalık bildiren edat·I, 7
  4637. rapçat: angarya, beyin halkın gölüklerini alıp üzerine yük yükletmesi .I, 451
  4638. -sa: şart bildiren ek,III, 207
  4639. sa: "sen" anlamına bir kelime·III, 208
  4640. saban: sapan, çift ve çiftçi takım ve aygıtları; çifçilik·I, 402;II, 214; III, 216
  4641. sabanlamak: sapanla sürmek· III, 342 bkz> sapanlamak saç saç (ba ştaki)· I, 14, 42, 69, 172, 176, 246, 319, 321, 342, 354, 403, 488;II, 126, 145, 316, 358; III, 47, 84, 85, 207, 260, 386, 401
  4642. saç: tava· III, 347
  4643. saçgak kişi: malını saçan, israf eden kişi I, 470
  4644. saçgırmak: saçtırayazmak· II, 187 bkz> saçgurmak
  4645. saçgurmak: saçtırayazmak· II, 187 bkz> saçgırmak
  4646. saçılmak: saçılmak· I, 258; II, 122
  4647. saçındı: nerig saçılan, yayılan şey· I, 449
  4648. saçınmak: saçmayı iş edinmek· II, 150
  4649. saçıtmak: saçtırmak, dağıtmak, dağıtmayı emretmek.. II, 299
  4650. saçlanmak: saçlanmak· II, 246
  4651. saçlaşmak: birbirinin saçlarını yakalamak. II, 215
  4652. saçlıg: saçlı· I, 464
  4653. saçmak: saçmak· I, 79, 272; II, 4
  4654. saçramak: sıçramak· II, 133
  4655. saçratgu: bir çeşit kuş tuzağı· II, 331 bkz> saçrıtgu
  4656. saçratmak: istemeksizin sıçratmak· II, 331,332 bkz> saçr ıtmak
  4657. saçrıtgu: bir çeşit kuş tuzağı· II, 331 bkz> saçratgu
  4658. saçrıtmak: istemeksizin sıçratmak· II, 331,332 bkz> saçratmak
  4659. saçtaşmak: birbirinin saçlarını yakalamak· II,211
  4660. saçturmak: saçtırmak, II, 183, 184
  4661. saçu: elbise ve mendil saçağı, II, 219
  4662. saçuk neñ: saçık, saçılmış nesne· I, 381
  4663. saçulamak: saçaklamak, saçak yapmak· III, 323
  4664. safdıçlanmak: sepet sahibi olmak· II, 271
  4665. sag: sağlık, esenlik· I, 89; III, 154 sag sa ğ, tatII, iyi, temiz, halis; sağ, sağlam; sıcak· III, 154 § sag yag; sade yag, sag ya ğ· III, 154, 159
  4666. sag: akıl, zeyreklik, anlayı;· III, 153, 154
  4667. sag: yün atmak ve kabartmak için kullan ılan "sağ" denen çubuklar· III, 154
  4668. sagdıç: sagdıç, dost·I, 455;III, 374
  4669. sagılmak: sağılmak·II, 124, 163
  4670. sagım: sağış, sağım· I, 397 § bir sagım süt; bir sağışta sağılan süt· I, 397
  4671. sagın: sağmal·I, 499
  4672. sagınlıg: sağmal sahibi, sağmalı olan·I, 499
  4673. sagınmak: sağar gõrünmek·II, 152
  4674. sagınmak: sanmak, zannetmek; sözle yardım etmek· II,
  4675. sagır: içerisine şarap konulan havana benzer söbü bir kap· I, 406
  4676. sagışmak: sağmakta yardım ve yarış etmek· II, 101
  4677. sagız: sakız· I, 365 bkz> sakır, sakız
  4678. sagızlıg: sakızlı, sakızı olan· I, 495
  4679. sagızlıg: çamurlu yapışkan· I, 495
  4680. sagız toprak: yapışkan toprak· I, 365
  4681. saglıg: sayılı olan her ;ey· I, 464
  4682. saglık: dişi koyun; sağmal, sağılan hayvan· I, 471, 520; II, 22; III, 102
  4683. saglıklanmak: sağmal sahlbl olmak· II, 275
  4684. sagmak: sağmak. I, 389; II, 15, 37, 43. 50, 51, 61, 66; III, 325, 339
  4685. sagnagu: kurumu; kabak·I, 491
  4686. sagrak: sürahi, kâse, kap·I, 100, 468, 471
  4687. sagrı: deri, her şeyin derisi· I, 421, 422;III, 350 § yer sagr ısı; yeryüzü·I, 422
  4688. sagrılamak: kaba derlyi sertle{tirmek·III, 353
  4689. sagturmak: sağdırmak·II, 185
  4690. sagu: ölçek· III, 225, 418
  4691. sagulamak: ölçeklemek, ölçekle ölçmek· III, 325
  4692. sagurmak: su içmek, suyu Içlrmek, suyu çektirmek, kurutmak, suyunu s ızdırarak keş haline getirmek; tükürmek· II, 18, 80, 81 bkz> sudmak, sutmak
  4693. sag yag: sade yag· III, 154, 159 saht eğerlere, kemerin ba;ına, tokalara işlenen altın veya gümüş l{leme· I, 107 bkz; üstem sak i'şte uyanık ve zeyrek olan·I, 333
  4694. saka: dağ yamacı·III, 226
  4695. sakak: çere·I, 282;II, 286
  4696. sakal: sakal·I, 230, 282, 390;II, 286;III, 228
  4697. sakalduruk: külahın başta durması ve yere düşmemesi için çene altından geçirilerek bağlanan ipekten örülmüş bir kaytan·I, 530
  4698. sakalduruklanmak: sakalduruğu bağlamak· III, 205
  4699. sakıg: ılgın, yalgın, serap·I, 191; III, 268
  4700. sakımak: hayal imiş gibi görünmek· III, 268, 269
  4701. sakınç: sakınacak şey; sıkıntı, sakınma, kaygı·I, 69, 100, 142; III, 333, 374
  4702. sakınmak: sakınmak; sanrnak, düşünmek· I, 242,419;II,153,167;III,61, 361
  4703. sakır: elbiseye bulaşan meyve suyu veya hurma pekmezi gibi nesneler· I, 365 bkz> sag ız, sakız
  4704. sakırgan: büyük sıçan, geme· I, 521 bkz> sıkırkan
  4705. sakırku: kene, sakırga· I, 489
  4706. sakış: sayma, sayış, III, 247 bkz> sakmak, samak, sanamak, sanmak
  4707. sakız: elbiseye bulaşan meyve suyu veya hurma pekmezi gibi şeyler· I, 365 bkz> sagız, sakır
  4708. sakızlıg: sakızlı, yapışkan şeyler yapışmış olan· I, 495
  4709. saklanmak: saklanmak, çekinmek· II, 247
  4710. saklaşmak: saklaçmak, gizlennnek· II, 216 "
  4711. saklık: uyanıklık·I, 471
  4712. sakmak: saymak, I, 85, 384 bkz> sak ış, samak, sanamak, sanmak
  4713. sak sak: nöbetçinin, bekçinin kaleyi ve at ı koruyablimek için uyanık olmasını emreden söz·I, 333
  4714. sal: sal·III, 156
  4715. sal: kaplardaki sır· III, 157
  4716. salçı: aşçı, mutfakta bulunan kimse· III, 442 § salç ı biçek; aşçı bıçağı, III, 442
  4717. salga at: gem alınaz, başı sert, çamış at· I, 425
  4718. salı: sıva aygıtı, mala· III, 233
  4719. salımlaşmak: çarpışmak ve saldıri{mak· II, 258
  4720. salındı: atılan, çıkarılan; erkegin arkaya doğru salıverdiği saç· I, 449 bkz> sulındı § salındı otuñ; sellerin getirerek kıyıya attığı odun· I, 449
  4721. salınmak: sarkmak· II, 154
  4722. salıñulamak: yukandan aşağı sarkmak; taşlamak·III, 410
  4723. salışmak: sallaşmak, birbirini güreşte sallamak, silkişmek, birbirine sallamak; işaretleşmek, II, 109
  4724. salmak: átmak; bir ;eyle işaret etmek; göndermek, götürmek; toplamak, toplu hale getirmek· II, 24
  4725. salñu: çakıl taşı atılan sapan· III, 379
  4726. salturmak: saldırtmak; sallatmak, sallamayı emretmek; çıkarıp atmayı emretmek II, 187 samak saymak, I, 281; III, 247, 250 bkz> sak ış, sakmak, sanamak, sanmak
  4727. saman: saman, I, 415; II, 316
  4728. samanlıg: saman sahibi olan·I, 499, 500
  4729. samda: ayağa glyilen sandal·I, 418
  4730. samduy: ılık yemek· III, 240
  4731. samlamak: ilâç etmek; sağaltmak· III, 298 bkz> em sem, sem
  4732. samsıtmak: incitmek· II, 336
  4733. samursak: sarımsak, sarmısak· I, 527 bkz> sarmusak
  4734. samurtug ış: içinden çıkılamayan karışık i;, I, 494
  4735. san: sayı, sayma, addü itibar, III, 157, 429
  4736. sanaç: dağarcık· I, 358 § sanaç kesürgü; kırmızı dağarcık· I, 358
  4737. sanamak: saymak· III, 274 bkz> sakış,sakmak,samak, sanmak
  4738. sançıkmak: yenilmek; vurulmak, sancılmak· II, 228
  4739. sançılmak: saplanmak, sancılmak; (asker, ordu) yenilmek. II, 231
  4740. sançışmak: birbirine hançer, bıçak gibi şeyler saplamak, birbirine sanc ımak; birbirlyle savaş yapmak· II, 217
  4741. sançmak: sançmak, dürtmek, sokmak; yenmek· III, 420
  4742. sandırış: kavga, çekişme· I, 402; II, 214;III, 416 bkz> sandr ış, sandruş
  4743. sandırışmak: kavga etmeki saçmalamak·II, 214 bkz> sanr ışmak, sanruşmak
  4744. sandrımak: saçmalamak· III, 281 bkz> sanrımak
  4745. sandrış: çekişme· III, 416 bkz> sandırış, sandruş
  4746. sandruş: çekişme· III, 416 bkz> sandırış, sandrış
  4747. sanduvaç: bülbül·I, 529;III, 178, 311
  4748. sangarmak: bir şeyden saymak, bir şeye nispet etmek· II, 188, 189
  4749. sanmak: saymak, sayılmak; sanmak,I, 68;II, 28 bkz> sak ış, sakmak, samak, sanamak
  4750. sanrımak: saçmalamak.III, 281 bkz> sandrımak
  4751. sanrışmak: saçmalamak·II, 214 bkz> sandırışmak, sanruşmak
  4752. sanruşmak: saçmalamak·II, 213 bkz> sandırışmak, sanrışmak
  4753. sañ: kuş pisliği·III, 357
  4754. saña: sana·I, 391, 392, 423;II, 57, 78, 193; III ,156, 208, 272, 285, 313, 315, 322, 368, 372, 440
  4755. sañan: tadı buruk olan· III, 376
  4756. sañlamak: kuş pislemek. III, 403
  4757. sañlatmak: kuş pisletmek. II, 359
  4758. sap: sap, kılıç veya bıçak sapı· I, 384; III, 145
  4759. sap: bir söze verilecek cevapta sıra, yanut; değirmende, su!amada ve gezekte sıra· III,145
  4760. sapanlamak: sapanla sürmek, III, 342 bkz>sabanlamak
  4761. sapıg: çadırın eteği· I, 374
  4762. sapılmak: saplanmak, birisi giderken yan ına takılmak, katılmak· II, 120
  4763. sapımak: sallamak, hareket ettirmek· III, 256, 257
  4764. sapınmak: saplamayı üzerine almak, saplar gibi görünmek II, 150
  4765. sapıtgan: daima sallayan·I, 513
  4766. sapıtmak: sallamak, hareket ettirmek; sallatmak II, 298
  4767. saplamak: sap yapmak·III, 296
  4768. saplatmak: saplatmak, sap taktırmak·II, 344
  4769. saplık: saplık, kılıç ve bıçak gibi şeylere sap olmaya yarayan nesne·I, 470
  4770. sapmak: ipliği iğneye geçirmek, saplamak; bir şeyi sarmak, cinsinden eksik kalan bir şeyi başkasıyle tamannlamak· II, 3, 4
  4771. sapturmak: ördürmek, yamatmak. II, 183
  4772. saraguç: kadın yaşmağı· I, 487
  4773. saraguçlanmak: başörtüsü örtmek· III, 205
  4774. saran: hasis, cimri, II, 250
  4775. saranlamak: pinti saymak, pintilere nispet etmek· III, 345
  4776. saranlık: pintilik, cimrilik I, 504
  4777. sargan: çorak yerlerde biten bir ot·I, 438
  4778. sargan kamış: kamışı kurutan tepe·I, 439
  4779. sargan yér: "sargan"ın bittiği yer·I, 438
  4780. sargarmak: sararmak·I, 69, 486;II, 187, 188
  4781. sarıçga: çekirge, I, 489 bkz> sırıçga
  4782. sarıçga er: gevşek ve tembel adam· I, 489
  4783. sarıg: sarı, sarı renk· I, 329, 374, 395; III, 162, 224 § sap
  4784. sarıg:
  4785. sarıg erük: kayısı, zerdali·I, 69
  4786. sarıg kezik: sarılık hastalığı·I, 391
  4787. sarıglamak: sarılamak, sarı yapmak· III, 336
  4788. sarıglıg: sarılık hastalığı olan· I, 496, 500
  4789. sarıglık: sanlık· I, 503 sarıg surıg herhangi bir sarı renk· I, 374
  4790. sarıg suw: karında toplanan sarı su· I, 374
  4791. sarıg turma: havuç· I, 431 bkz> geşür, gezer, gizri
  4792. sarılmak: kırmak, darılmak· II, 123 bkz; sarmak, sermek, sürmek
  4793. sarılmak: sarılmak II, 123
  4794. sarım: ibrik, testi glbi şeylerden içilecek olan nesnenin süzülmesi Için bu kaplar ın ağzına gerilen ipek kumaş parçası· I, 397
  4795. sarıñulamak: buz ve benzeri ;eyler üstıinden kaymak. III, 409, 410 bkz> seriñülemek
  4796. sarınmak: bir şeyi sarınmak, ôrtünmek; bir işe sanlmak· II, 151
  4797. sarışmak: sarmakta yardım ve yarış etmek· II, 96
  4798. sarıtmak: sardırmak, sarmayı emretmek· II, 304 bkz> sarutmak
  4799. sarkaç: karamuk; yaban hindibasına benzer bir ot· I, 454; III, 240
  4800. sarkaçlanmak: yerde yaban hindibasına benzer bir ot bitmek, karamuk otu bitmek II, 271 bkz> surkuçlanmak
  4801. sarkanık: hayvanlardaki "kırk bayır" denen işkembe·III, 179 bkz> sarkayık
  4802. sarkayık: hayvanlardaki "kırk bayır" denen işkembe· III, 179 bkz> sarkanık
  4803. sarkım: soğuk günlerde kar glbi yağan çiğ·I, 485
  4804. sarkındı suw: iri su damlası·I, 493
  4805. sarkışmak: çok damlamak.II, 214, 215
  4806. sarkıtmak: damlatmak· II, 339
  4807. sarkmak: akar şey sızıp damlamak; uyuşmak, III, 421
  4808. sarkurmak: damlatmak· II, 189
  4809. sarlamak: sarmak,III, 296
  4810. sarlanmak: sarınmak, sarılmak.II, 246
  4811. sarlaşmak: sarmakta yardım ve yarış etmek·II, 215
  4812. sarlatmak: sardırmak, II, 346
  4813. sarmaçuk: bir çeşit şehriye .I, 527
  4814. sarmak: bir şeyi süzmek ve ayırmak; olgun hale gelmek,III, 167 bkz> sarmalmak, sarma şmak, sarmatmak, sermetmek
  4815. sarmak: kızmak, çıkışmak, sertelmek, sert söz söylemek II, 38, 39;III, 181 bkz> sar ılmak, sermek,
  4816. sürmek:
  4817. sarmalmak: süzülmek,dolanmak II, 233, 237 bkz> sarma şmak, sarmatmak, sermetmek
  4818. sarmalmak: sarılmak, dolanmak.II, 233, 237
  4819. sarmaş: sarmaş, bir şeyin bir ;eye sarılması.I, 460
  4820. sarmaş bolmak: halk birbirine kanşmak·I, 460
  4821. sarmaşmak: sarmakta yardım etmek·II, 216
  4822. sarmaşmak: karışmak; süzülmek; bir akarın içinden başka bir şey çıkmak, bunda yardım ve yarış
  4823. : etmek,II, 216, 217 bkz> sarmak, sarmalmak, sarmatmak, sermetmek
  4824. sarmatmak: sardırmak. II, 349
  4825. sarmatmak: bir şeyi sudan ayırıp çıkartmak, süzdürmek. II, 349 bkz> sarmak, sarmalmak, sarma şmak, sermetmek
  4826. sarmusak: sarmısak, sarımsak·I, 527 bkz> samursak
  4827. sarnıç: deve derisinden yapılan su tulumu; ağaçtan oyulmuş kap·I, 454
  4828. sarsal: sansar, samura benzer bir hayvanc ık· I, 483
  4829. sarsıg: katı ve sert olan her şey·I, 464 § sarsıg söz; katı söz,I, 464
  4830. sarsıtmak: sert ve kaba muarnele yaptırmak, II. 336
  4831. sart: tacir, tecimen, satıcı,I, 66, 342;III, 13
  4832. sartlamak: sart (tecimen, tacir) saymak· III, 444
  4833. sart surt: "zart zurt", "fart furt" gibi ses bildiren söz· I, 342
  4834. sart surt kılmak: "zart zurt", "fart furt" gibi ses çıkarmak· I, 342
  4835. sarumak: sarmak· III, 262
  4836. sarutmak: sardırmak, sarmayı emretmek· II, 304 bkz> sarıtmak
  4837. sasıg: kokmuş· I, 372
  4838. sasıg barıg: kokmuç, sası· I, 372
  4839. sasık: saksı· I, 382
  4840. sasımak: sasımak, kokmak· III, 265
  4841. saş: ürkek, III, 152
  4842. saşturmak: sayışmak, kesişmek· II, 185 bkz> sayışturmak
  4843. saşurmak: arasını ayırmak· II, 79
  4844. sata: mercan, III, 218
  4845. satgalmak: çiğnenmek; borç, takas yapılmak· II, 233
  4846. satgamak: çiğnemek; bir yol bir yola çat ılmak; uğramak; ödeşmek; kar;ılaştırmak· III, 288
  4847. satgan: satan, çok satan, II, 296
  4848. satgaşmak: rastgelnnek, kavuşmak; sataşmak, saldırışmak; sayışmak, ödeşmek, II, 214
  4849. satguçı: satıcı·II, 296
  4850. satguluk: satmaya hakkı olan·II, 297
  4851. satıg: satış, satma·I, 374
  4852. satıglamak: satışmak·III, 336 bkz> satıglaşmak
  4853. satıglaşmak: satışmak·III, 336 bkz> satıglamak,
  4854. satıglı: satmak azminde olan·II, 297
  4855. satıglık: satılık·I, 503
  4856. satıgsak: satmak isteyen·II, 296, 297
  4857. satıgsamak: satmak Istennek·III, 333
  4858. satılmak: satılmak II, 121
  4859. satınmak: satar görünmek· II, 150
  4860. satır: "piç, aslı belirsiz" anlamına sövme .I,406
  4861. satışgan alışgan: daima alıp satan,I, 518, 519
  4862. satışgan tawışgan: daima satan ve tasarruf eden; daima alan satan· I, 519
  4863. satışmak: satmakta yardım ve yarış etmek, karşılıklı alış veriş etmek II, 89;III, 71
  4864. satlanmak: cesaret göstermek, cüret etmek, at ılmak· II, 248
  4865. satma: kulübe, bağ bekçisinin geceleri bar ınmak için ağaç üzerinde yaptığı çardak· I, 433
  4866. satmak: satmak. I, 519; II, 193, 219, 294, 295, 296
  4867. satsamak: satmak istemek· III, 284
  4868. sattaçı: satıcı· II, 296
  4869. satturmak: sattirmak· II, 183
  4870. satulamak: faydasız söz söylemek, gevezelik etmek· III, 194, 323
  4871. saturmak: saydırmak· III, 186, 187, 192
  4872. saw: şöhret, san·III, 43
  4873. saw: söz, haber, salık; mektup; risale; atalar sözü, darb ımesel; kıssa, hikâye, tarihsel şeyler,I, 97, 207, 362, 409, 471, 508, 523, 524; II, 20; III, 154, 155, 158, 441
  4874. sawaşmak: sava;mak, çarpı;mak·II, 102
  4875. sawçı: elçi, peygamber; hısım ve dünürler ara sındaki elçi·III, 154, 441
  4876. sawdıç: sepet, sele, I, 173, 455
  4877. sawılmak: savulmak; (güneş) inmek I, 106; II, 170 bkz> sawulmak
  4878. sawlamak: söylemek, atalar sözü söylemek· III, 297
  4879. sawlanmak: atalar sözu söylemek· III, 199
  4880. sawlaşmak: birbirine sav söylemek; sal ık vermek; herhangi bir şey üzerine konuşmak, II, 215, 216
  4881. sawramak: savulmak; azalmak, seyrekle şmek, savsamak, gevşemek; savmak, sağalmak· III, 41, 278, 281 bkz> sawrımak, sewremek
  4882. sawrımak: azalmak, seyrekleşmek, III, 278 bkz> sawramak, sewremek
  4883. sawrukmak: savrulmak, akan su köpüre kö-püre dalgalanarak çalkalanmak, II, 172, 228
  4884. sawrulmak: savrulmak, saçılmak· II, 232
  4885. sawruşmak: savurmakta yardım etmek·II, 212, 213
  4886. sawulmak: bulunduğu halden ayrılmak, bir yana eğilmek, batmak; savulmak, gitmek II, 125, 163;III, 80 bkz> sawılmak
  4887. sawurmak: savurmak, saçmak·I, 330;II, 82
  4888. sawurtmak: savurtmak III, 431
  4889. say: kara taşlık yer· III, 158
  4890. say: vücuda giyilen zırh, III, 158 § say yarık; demir göğüslük III, 15, 158
  4891. saygırmak: yer kara taşlı olayazmak. III, 193
  4892. sayıkmak: yer kara taşlı 0111^.III, 189, 190
  4893. sayılgan étilgen: birçok işlere giren çıkan· I, 158
  4894. sayış: ödenek· III, 126 bkz> seyş
  4895. sayışturmak: sayışmak, kesişmek, II, 185 bkz> saşturmak
  4896. saypamak: israf etmek III, 310, 311
  4897. saypatmak: israf ettirmek II, 357
  4898. sayramak: şakımak, ötüşmek; saçmalamak, hezeyan etmek,I, 467;III, 240, 311
  4899. sayramlanmak: su azalmak, sığ bir hal almak, su biraz çekilmek· III, 205
  4900. sayram suw: topuktan yukarı çıkmayan sığ su II,.111, 176
  4901. sayratmak: çok söyletmek II, 357
  4902. sazınçı taşı: alçı taşı· III, 375
  4903. seçe: serçe kuşu· III, 219
  4904. seçişmek: saçmakta yardım ve yarış etmek·II, 92
  4905. sedretmek: seyrek hale getirmek; seyretmek. II, 332
  4906. sedrek(g): seyrek,I, 384, 477 § sedrek böz; seyrek bez·I, 477
  4907. sedrek kapug: parmaklıklı kapı·I, 478
  4908. sedremek: incelmek, seyremek, seyrekle şmek; elbise erpimek.III, 167, 277
  4909. sedreşmek: seyrekleşmek. II, 211
  4910. sefinç: memnun olma, sevinç· III, 377 bkz> sewinç
  4911. segirtmek: segirtmek, koşturmak II, 274; III, 429 bkz> sekirtmek
  4912. segremek: seğirtmek·I, 142 bkz> sekremek, sekrimek
  4913. segrişmek: seğrişmek, koşuşmak, seğirtmekte yardım ve yarış etmek· I, 214; II, 225 bkz> sekri şmek
  4914. sekirtmek: seğirtmek, koşturmak· II, 274; III, 429, 431, 432 bkz> segirtmek
  4915. sekitmek: sektirmek· II, 310
  4916. sekiz: sayıda sekiz·I, 365 bkz> sekkiz
  4917. sekiz on: sayıda seksen·I, 437 bkz> seksün
  4918. sekkiz: sayıda sekiz·I, 365 bkz> sekiz
  4919. sekremek: seglrtmek,I, 142 bkz> segremek, sekrimek
  4920. sekrimek: seğirtmek· I, 354; III, 281 bkz>.segremek, sekremek
  4921. sekrişmek: seğrişmek, koşuşmak, sejlrtmekte yardım ve yariş etmek I, 214; II, 225 bkz> segri şmek
  4922. sekritmek: sıçratmak, atlatmak· II, 333
  4923. seksün: sayıda seksen·I, 437 bkz> sekiz on
  4924. sekü: dükkân; seki·III, 230
  4925. Selçük sü-başı: Selçuk hanlannın dedesi olan kişi-I, 478
  4926. sem: ilâç·III, 157 bkz> em sem, samlamak
  4927. semiz: semiz· I, 365 bkz> semüz
  4928. semizlik: semızlik. I, 507
  4929. semrimek: semirmek, yağlanmak· II, 365; III, 281
  4930. semrişmek: semizleşmek II, 213
  4931. semritmek: semirtmek.II, 333
  4932. semürgük: bülbüle benzer bir kuş·II, 290
  4933. semüz: semiz·I, 285 bkz> semiz
  4934. sen: sen·1, 36, 43, 74, 76, 79,87,110, 126, 134, 207, 281, 339, 353. 365, 391, 403, 412, 462, 529;II, 40, 42, 69, 167, 185, 204, 347; III, 26, 124,131,138,145,147,154,173,178,179. 207, 208, 214, 222, 233, 234, 256, 349, 357, 367, 440-
  4935. senkeç: fındık küçüklüğünde akı ve kırmızısı olan bır çeşit tatlı elma.I, 455 bkz> señeç
  4936. senlemek: "sen" diye aytamak, küçük say ılmak III, 298
  4937. senletmek: "sen" ile aytatmak·II, 346, 347
  4938. señeç: fındık gibi küçük ve tatlı bir elma·III, 381 bkz> senkeç
  4939. señek: su içilen testi; ağaçtan oyulmuş su kabı, III, 367
  4940. señil: insanın yüzünde çıkan siyil, ergenselik; yüzde olan çi ğit hastalığı· I, 483
  4941. señir: dağ çıkıntısı, dağ burnu; herhangi bir duvarın ucu .III, 360, 362
  4942. señregü: her zaman burnundan sümük akan çocu ğa sövmede kullanılan kelime·III, 387
  4943. señregü at: engi hastalığına tutulmuş olup burnundan irln gibi sümük akan at·III, 387
  4944. sep: gelinin malı olan çeyiz·I, 319
  4945. septürmek: çeyizlemek, çeyizle güveyin evine gönderme ği enrıretmek· II, 182
  4946. sergek: sarhoşun, sarhoşluk yüzünden iki tarafa sallan ınası· II, 289
  4947. sergeklemek: yalpalanmak, iki yana sallanmak II, 289
  4948. serilmek: sarsılmak, sendelemek, yalpa ile dü şeyazmak· 1. 196; II, 123
  4949. serinmek: sabretmek,II, 167; III, 233
  4950. seriñülemek: buz ve benzeri şeyler üstünden kaymak· III, 400, 410 bkz> sar ıñulamak
  4951. serk: saksı ve saksı kırıkları·I, 353
  4952. serker: haydut, yol kesen·I, 457
  4953. sermek: sabretmek·II, 7, 38
  4954. sermek: kızmak, çıkışmak, sertelmek, sert ve kaba söz söylemek,II, 38, 39;III, 181 bkz> sar ılmak, sarmak, sürmek
  4955. sermetmek: bir şeyi sudan åyırıp çıkartmak, süzdürmek. II, 349 bkz> sarmak, sarmalmak, sarma şmak, sarmatmak
  4956. serü: evlerde üzerine eşya konan raf· III, 221
  4957. sesinmek: niyetlenmek, hazırlanmak; (at) bağından çõzülmek üzere olmak· II, 152 bkz> se şilmek, seşlinmek, seşümek
  4958. seşilgen: daima çözülen·I, 524, 525
  4959. seşilmek: çözülmek, ayrılmak.II, 124; III, 102 bkz> sesinmek, se şlinmek, seşümek
  4960. seşlinmek: çözülmek, bagından boşanmak. II, 247 bkz> sesinmek, se şilmek, seşümek
  4961. seşmek: çözmek· II, 13, 14 bkz> şeşmek
  4962. seştürmek: çözdürmek, II, 184, 185, 187 bkz> şeştürmek
  4963. seşük: çözük, çözülmüş· I, 390
  4964. seşümek: gevşemek, çözüleyazmak. III, 267· bkz> sesinmek, se şilmek, 'seşlinmek,
  4965. sewinç: sevinç, I, 12; III, 373, 374 bkz> sefinç
  4966. sewinmek: sevinmek. I, 12. 100, 142, 285, 419; II, 167, 268; III, 87, 159 bkz> sewünmek
  4967. sewişmek: sevişmek· II, 102
  4968. sewmek: sevmek· II, 15; III, 175, 385
  4969. sewremek: seyremek· I, 103 bkz> sawramak, sawr ımak
  4970. sewritmek: eşyayı boşaltmak, işi bitirmek ve işten vaz geçmek II, 332, 333, 335
  4971. sewtıirmek: sevdirmek.II, 185
  4972. sewük: sevgili, seviIen. I, 94, 390
  4973. sewüklük: sevgi- II, 172
  4974. sewüksüz: sevgisiz· II, 250
  4975. sewünmek: sevinmek. II, 153 bkz>
  4976. sewinmek sey: ; ödenek· III, 126 bkz> say ış
  4977. sezinmek: sezinmek, sanmak· I, 419; II, 152
  4978. sézik: seziş, sezme· I, 408; II, 152
  4979. sézikmek: sezmek· II, 117
  4980. sıbızgu: düdük, boru·I, 217, 246, 489 bkz> s ıbuzgu
  4981. sıbuzgu: düdük, boru·I, 176 bkz> sıbızgu
  4982. sıçgak: sıçırgan, sık sık sıçan· I, 470
  4983. sıçgan: sıçan, fare· I, 75, 345, 409, 438; II, 263; III, 263, 267. 282, 412
  4984. sıçgan yılı: Türkler'in onikili yıllarından biri· I, 345, 438
  4985. sıçıtmak: sıçırtmak·II, 300
  4986. sıçmak: sıçmak,I, 343;II, 4
  4987. sıçturmak: sıçtırmak .II, 184
  4988. sıdırgak: çatal tırnaklı olan sığır, geyik gibi hayvanlar ın tırnakları· I, 502
  4989. sıdrım: sırım.I, 485 bkz> sıdrım
  4990. sıdrım ışlıg er: işlediği işi bitiren, başkasına bırakmayan adann·I, 485
  4991. sıdrışmak: sıyırmakta, kar kürümekte yardım etmek II, 211 bkz> sıdrışmak
  4992. sıdıg: kaftanın göğse kadar olan iki eteğinden biri.I, 374, 389 bkz> sidig
  4993. sıdıg: diş etleri arasındaki a(iklık·I, 374 bkz> sıgzag
  4994. sıdırgan: sıyırmak yaratilışında olan, daima sıyıran·I, 517
  4995. sıdırmak: sıyırmak· I, 517
  4996. sıdrılmak: sıyrılıp kaçmak, kaymak; bütün kıvrıntı ve büküntüleriyle yola bak ılmak ve düşünülmek. II, 231, 232
  4997. sıdrım: sıyrım; sırım· I, 517 bkz> sıdrım
  4998. sıdrışmak: sıyırmakta ve kar kürümekte yardım etmek· II, 211 bkz> sıdrışmak
  4999. -sıg (·sig): isim sonuna getirilen benzetme eki, III, 128
  5000. sıgan saç: sığanmış saç, kıvırcık olmayan saç· I, 403
  5001. sıgdatmak: ağlatmak· II, 327 bkz> sıgtatmak, sıhtatmak
  5002. sıgınmak: sığınmak· II, 152, 160
  5003. sıgır: hanların halk ile beraber yaptığı sürgün avı- I, 364
  5004. sıgır: sığır· I, 364; II, 79, 189 § suw
  5005. sıgırı: ; manda· I, 368
  5006. sıgırçık: sığırcık kuşu· I, 501 bkz> sıgırçuk
  5007. sıgırçuk: sığırcık kuşu·I, 505 bkz> sıgırçık
  5008. sıgırlamak: sığırdan saymak, sığıra nispet etmek,III, 331
  5009. sıgırlıg: sığırlı, sığır sahibi· I, 495
  5010. sıgıt: ağlama, ağlayı;·I, 356 bkz> sıhıt
  5011. sıgmak: sığmak; tesir etmek, dokunmak, koymak·I, 183, 359, 397; II, 15
  5012. sıgra: iki dağ arasındaki geniş dere·I, 422
  5013. sıgruşmak: 51^5111-11^.II, 212
  5014. sıgtamak: ağlamak. III, 275, 355 bkz> sıhtamak
  5015. sıgtaşmak: ağlaşmak. II, 211 bkz> sıhtaşmak
  5016. sıgtatmak: ağlatmak, II, 360 bkz> sıgdatmak,sıxtatmak
  5017. sıgturmak: sığdırmak· II, 185
  5018. sıgun: yaban sığırı, dağ keçisi tekesi· I, 409
  5019. sıgun ot: kökü insana benzeyen, çiftle;me kuvveti kalmayanlarca kullan ılıp erkeğl ve dişisi bulunan ve erkeği erkeğe, dişisi kadına verilen bir ot·I, 409
  5020. sıgurmak: sığdırmak.II, 81
  5021. sıgzag: dişlerin arasındaki açıklık,I, 464 bkz> sıdıg
  5022. sıgzalmak: bir şeyi bir şeye sığdırmak, sıkıştırmak·II, 232, 233
  5023. sıgzamak: dişek ve hilâl ile diş kurcalamak; papuçta diki ş arasına parça koyarak sızgı yapmak, iki şeyin arasına bir şey sıkıştırıp koymak,III, 283
  5024. sıgzıg: mest ve ayakkabı gibi şeylerde iki dikiş arasına konulan sahtiyan·I, 464
  5025. sıgzıg: iki şeyi birleştiren kenet·I, 464
  5026. sıxıt: aglama·III, 275 bkz> sıgıt
  5027. sıxtamak: ağlamak.III, 275 bkz> sıgtamak
  5028. sıxtaşmak: aglaşmak·II, 211 bkz> sıgtaşmak
  5029. sıxtatmak: aglatmak,II, 327 bkz> sıgdatmak, sıgtatmak
  5030. sık: az,III, 130
  5031. sıkamak: el ile sığamak· III, 269
  5032. sıkılmak: sıkılmak· II, 125
  5033. sıkırkan: büyük sıçan, geme, I, 521;II, 263 bkz> sak ırkan
  5034. sıkırmak: ıslık çalmak·II, 83
  5035. sıkış: itişme, çarpışma·I, 368
  5036. sıkışmak: sıkışmak, sıkmakta yardım ve yarış etmek·II, 104
  5037. sıklışmak: sıkışmak, sıkılmak.,II, 216
  5038. sıkmak: sıkmak·II, 18
  5039. sıkman: üzüm sıkma zarnanı·I, 444
  5040. sıkrışmak: birlikte ıslık çalmak,II, 213
  5041. sıkturmak: sıktırmak, sıkılnmak,II, 186
  5042. sımak: kırmak; bozmak; yenmek, galebe etmek, I, 282, 382, 473; III, 249
  5043. sımsımrak: bir çeşit yemek· III, 136
  5044. sın: boy, bos· III, 138
  5045. sın: mezar·III, 65, 138
  5046. sınalmak: sınanmak·II, 126
  5047. sınamak: denemek, sınamak· I, 242; III, 273
  5048. sınatmak: sınatmak, tecrübe 0111^0^II, 312, 313
  5049. sınçgan: mugaylan dikeni, Lycium europeum· III, 146
  5050. sındu: makas· I, 418
  5051. sınlıg: boylu poslu· III, 138
  5052. sınmak: kırılmak, bozulmak, incitmek I, 254; II, 19, 29; III, 365
  5053. sınuk: sınık, kırılmı;· III, 365 bkz>
  5054. sıñuk: sııîgar bir şeyin tarafı, yanı· III, 375
  5055. sıñarlamak: yalnız ve yardımcısız bulduğu için zayıf görüp ôç almak· III, 409
  5056. sıñarsuk: iki kişi bir ata bindiğinde ikincinin oturduğu yer, III, 388
  5057. sıñılamak: soğuktan zırıncımak, donacak halde soğumak; çınlamak· III, 405
  5058. sıñuk: sınık, kırılmış· III, 365 bkz> sınuk
  5059. sıp: iki yaşına girmiş olan tay· I, 207, 319;III, 158
  5060. sıp akur: hayvan torbası· I, 487 § sıp akurı; hayvan torbası; ikl yaşındaki tayın yem yedigi yer· I, 487
  5061. sır: kendisiyle Çin kâseleri dlâlan ıp üzerine nakış yapılan macun, sır· I, 324
  5062. sır: ağustos böceginin, kalem ve kaleme benzer şeylerin çıkardığı sesi anlatan bir kelime. I, 324
  5063. sır étmek: (agustos böcegi) ötmek· I, 324
  5064. sırıçga: sırça· I, 489
  5065. sırıçga: çekirge· I, 489 bkz> sarıçga
  5066. sırıçga er: gevşek ve tembel adam, I, 489
  5067. sırılmak: bulaşmak, yapı;mak· II, 123, 124
  5068. sırımak: pislemek, siymek; sık dlkişle dlkmek· III, 262
  5069. sırışmak: sık dikmekte yardım etmek·II, 96
  5070. sırıtmak: sık diktirmek·II, 304
  5071. sırlamak: sırlamak, sır vurmak·III, 296
  5072. sırlanmak: (işe) hazırlanmak; sırlanmak·II, 246, 247
  5073. sırlatmak: sırlatmak·II, 346
  5074. sırlıg: sırlı, nakışlı.I, 324 § sırlıg ayak; sırlı kâse·I, 324
  5075. sırmak: eşek palanındaki teyeltl·I, 471
  5076. sırt: kıl, kalın kıl; bayır, yokuş, sırt, küçük dere· I, 342
  5077. sırtıg: herhangi bir sözün izeridir kl hepsl de ğil bir parçası anla;ılabilır·I, 463 sırtıg bulmak sözün izerini bulmak·I, 463
  5078. sırtlamak: kuyruğu iple bükmek; küçük bir dereden yukar ı çıkmak.III, 444
  5079. sıruk: sırık, çadır direği. I. 381
  5080. sırukluk: sırıklık,I, 503, 505
  5081. sış: şiş, tutmaç şişi.I, 331;II, 15, 174; III, 125bkz> şış
  5082. siş: şişmiş olan her nesne, yumru· III, 125, 184 bkz> s ışılmak, siş
  5083. sışılmak: kabına sığmayacak kadar su ile şişmek, II, 124 bkz> sış, siş
  5084. sıtgalmak: sığanmak, sığanılmak II, 233
  5085. sıtgamak: sığamak·I, 325; 111. 288
  5086. sıtganmak: sığanmak·II, 245, 246
  5087. sıtgaşmak: sıgaşmak, sığamakta yardım ve yarış etmek·II, 214
  5088. sıturmak: kestirmek, kıydırmak, kırdırmak. III, 187
  5089. sıyumak: yenmek, bozmak, yarmak.I, 123, 128
  5090. sızgurmak: sızdırmak, eritm·ek; arıklatmlak, zayıflatmak· II, 188
  5091. sızıtmak: sızdırmak, I, 374; II, 305, 306
  5092. sızlag: soğuk su içmekten veya buz çi ğnemekten dişlerin üşüyerek uyuşması, I, 464
  5093. sızlamak: sızlamak, ağrımak. III, 297
  5094. sızlatmak: sızlatmak, soğuktan ağrı veya 'sızı duyurmak· II, 346
  5095. sızlatsı(-si): sónu sâkin kelimelerde izafet edat ı· III, 209, 210
  5096. sızmak: sızmak, erimek; (güneş) belirmek, ucu görünmek; arıklamak, zayıflamak· II, 9, 10; III, 182
  5097. sibek: değirmen taşının üzerinde döndüğü demir.I, 389
  5098. sibek: sübek, çocuğun içine işemesi için beşiğe konan kamış,I, 389
  5099. sibiz kişi: alık, dalgın adam,I, 406
  5100. sidük: sidik·I, 389 bkz> sidük
  5101. sidig: kaftanın iki yanından, sağ ve sol taraflarından birisi,I, 389 bkz> sıdıg
  5102. siditmek: işetmek·II, 302
  5103. sidmek: işemek, siymek,II, 295;III, 321, 440 bkz> sitmek
  5104. sidtürmek: işetmek, siydirmek·II, 183 bkz> sittürmek
  5105. sidük: sidik, III, 321 bkz> sidük
  5106. sigil: siyil·I, 394
  5107. sigrig: dağda atlamakla geçilen yer·I, 478 bkz> sikrig
  5108. sik: sik,I, 201, 334
  5109. sikilmek: sikilmek II, 126
  5110. sikiş: sikiş, I, 369
  5111. sikişmek: sikişmek· II, 107
  5112. sikitmek: düzdürmek, siktirmek II, 309
  5113. sikken: her zaman siken·I, 401
  5114. sikmek: sikmek· I, 401; II, 22
  5115. sikrig: dağda atlamakla geçilen yer· I, 478 bkz> sigrig
  5116. siktürmek: siktirmek II, 186
  5117. sil: her yemekten tiksinen, bogazs ız insan; az yem yiyen hayvan· III, 134
  5118. silig: temiz, ince, yakışıklı, tatlı dilli. I, 390
  5119. silkmek: silkmek, III, 422, 423
  5120. silkinmek: silkinmek; ürpermek· II, 246
  5121. sin: sen· III, 138
  5122. sinçü: somunla yufka arası bir çeşit ekmek, pide. I, 417
  5123. siñ: çınlama, vızlama sesi· III, 358
  5124. siñdürmek: sindirmek, hazmettirmek; saklamak· III, 397 bkz> siñirmek, singürmek
  5125. siñ étmek: çınlamak, vızlamak· III, 358
  5126. siñek: sinek, sivrlsinek, karaslnek. II, 13, 352;III, 100, 367
  5127. siñi: içe sinen, hazmolunan, III, 368
  5128. siñil: kocanın kendinden küçük kız kardeşi I,57;III, 7, 366
  5129. siñillenmek: kız kardeş edinmek.III, 408
  5130. siñir: 51^1-.I, 520;III, 362
  5131. siñirlemek: sinir sarmak·III, 409
  5132. siñirlenmek: sinirlenmek, siniri çoğalmak, sinir sarılmak.III, 407
  5133. siñirmek: sindirmek, emdirmek III, 392 bkz> siñdürmek, siñürmek
  5134. siñişmek: çekilmek; başkasının parçaları arasına sinip sızmak (akarlar için) III, 394
  5135. siñmek: sinmek, hazmedilmek; işlemek, girmek; saklanmak, sahibine sormadan bir yere girip sinmek III, 155. 391
  5136. siñürmek: yutmak, hazmetmek. III, 392, 397bkz> siñdürmek, siñirmek
  5137. siñüt: karşılığına bir şey verilmeyen ve geri gönderilmeyen arma ğan. III, 362 bkz> süñüt
  5138. sipüt: karabiber, kimyon gibi yemeğe katılan bir ot· I, 356
  5139. sirke: sirke,I, 191, 207, 209, 430;II, 30, 138, 295, 337; III, 121, 252, 284
  5140. sirke: bit yumurtası, sirke· I, 430
  5141. sirkelemek: (bir şeye) sirke katmak; (baştan) sirke toplamak III, 353
  5142. sirkelenmek: sirkelenmek, (baş) bit yavrusu (sirke) ile dolmak·III, 202
  5143. siş: şişmiş olan her nesne, yumru. bkz> sış, sışılmak
  5144. sitmek: işemek II, 295 bkz> sidmek
  5145. sittürmek: işetmek, siydirmek·II, 183 bkz>sidtürmek
  5146. siz: siz, büyük ve sayılan kişilere "sen" yerinde aytanan sôz,I, 25, 339, 365. 376,407;II, 347; III, 124
  5147. sizlemek: aytarken büyüklemek· III, 298
  5148. sizletmek: "siz" diye aytatmak, hitap ettirmek II, 347
  5149. sogan: soğan, I, 409 bkz> sogun
  5150. sogan yılan: tulum gibi irl bir yılan· I, 409
  5151. sogımak: soğumak. III, 268
  5152. soglımak: aramak için elini koynuna sokmak· III, 297 bkz> sogl ıtmak, sogratmak, sugratmak
  5153. soglıtmak: aramak için elini koynuna sokturmak II 346 bkz> sogl ımak, sogratmak, sugratmak
  5154. sogmak: elde etmek, edinmek· II, 15 bkz> sogratmak, sogurmak, sugratmak
  5155. sograşmak: sormak, emmek,II, 212
  5156. sogratmak: aratmak, aratarak her şeyi görmek·II, 332 bkz> sogl ımak, soglıtmak, sogmak, sogurmak, sugratmak ;
  5157. soguk: soguk·I, 503
  5158. soguklanmak: soguk bulmak veya soğuk saymak·II, 266, 267
  5159. sogukluk: sogukluk için hazırlanmış·I, 503
  5160. sogulgan: daima çabuk soğulan, sızıp kaybolan. I, 520
  5161. sogulmak: (su) topraga sızıp kaybolmak, (su, süt) çekilmek, azalmak.II, 124, 125, 139, 163, 170
  5162. sogun: sogan. I, 409 bkz> sogan
  5163. sogunlug: soğanlı, I, 499
  5164. sogunmak: üşümek; sidikten ve benzerlerinden temizlenmek. II, 152
  5165. sogur: ada tavşanı, kelere benzer bir çeşit ada tavşanı.I, 363;II, 227 bkz> sugur
  5166. sogurlug: tavşanı çok ve bol olan·I, 494
  5167. sogurmak: elde etmek, edinmek·II, 15 bkz> sogmak, sogratmak, sugratmak
  5168. soguşmak: soğumağa yüz tutmak· II, 101
  5169. sogut: bumbar dolması, bumbar yemeği·I, 356 bkz> soktu
  5170. sogut: ekşi sütten yapılan peynir,I, 356
  5171. sok: aç gözlü; alçak·III, 130 bkz> suk § sok er; aç gözlü; alçak adam· III, 130
  5172. sokar: boynuzsuz hayvan; başı saçsız adam, I, 411 § sokar koy; boynuzsuz koyun,I, 411
  5173. sokım: bir agaç parçasıdır ki çam kozası şeklinde kesilerek içi oyulur, üç taraf ından delinerek okun üzerine konur,I, 397
  5174. sokku: havan·III, 226 bkz> soku
  5175. sokluk: oburluk.I, 471
  5176. soklunmak: sokulmak·II, 247
  5177. sokluşmak: birbirine sokulmak ve yerle şmek II, 216
  5178. sokmak: sokmak, delmek, döverek inceltmek, toplamak I, 425;II,18; III, 142 bkz> sukmak
  5179. sokru: izinsiz, gizlice. I, 422
  5180. soktu: sucuk; karaciğer, et ve baharat karıştirılarak doldurulan ve pi;irildikten sonra yenen bağırsak dolması·I, 416 bkz> sogut
  5181. sokturmak: sokturmak; bir nesneyi dövdü rerek inceltt ırmek.II, 185, 186
  5182. soku: havan. III, 226 bkz> sokku
  5183. sokulmak: bir şeyin içine sokulmak; dövülerek inceltilmek II, 125
  5184. sokuşmak: döverek inceltmekte yard ım ve yarış etmek,II, 104
  5185. sol: sol.I, 72;III, 134
  5186. solamuk: solak, I, 487
  5187. soluşmak: solmak; yaş meyve veya sebze tazeliğini kaybetmek. II, 109
  5188. son': som, içi dolu madenden olan şey·III, 138
  5189. soñ: bir adamın çolugu çocuğu; her şeyin ve her işin sonu, sonra·III, 357
  5190. soñdamak: arkasından kovalamak.III, 400, 401
  5191. soñkur: sonkur kuşu, yırtıcı kuşlardan biri. II, 95;III, 381
  5192. soñramak: kabulde tembellik etmek ve sözü ikircimlemek III, 402
  5193. soñuk: son, bir şeyin sonu·III, 107
  5194. sorgu: hacamat aygıtı, kendlsiyle kan alınacak ve emilecek aygıt ve şişe·I, 16, 425; II, 69
  5195. sorışmak: yüzü ek;inıek·II, 96
  5196. sorıtmak: emdirmek; buruşturmak, sorutmak,II, 304
  5197. sormak: emmek, sormak·I, 16; II, 70; III, 181
  5198. sormak: (sorgu) sormak, aramak. III, 181
  5199. sorturmak: sordurmak (sorgu) sordurmak; emdirmek II, 184
  5200. sorug: sorma, soru, arama; kaybolan şey, aranan şey, I, 374; II, 184
  5201. sorugçı: sorucu, kaybolan şeyi arayıcı· III, 242
  5202. sorukmak: kaybolan ;eyin arandıktan sonra haberí alınmak, aranıp sorularak salık almak·II, 115
  5203. soruşmak: (suyu veya teri) sormak II, 96
  5204. sowuşgan: solucan yüzünden olan sar ılık has talıgı·I, 519
  5205. soymak: soymak; deri yıizmek.III, 244
  5206. soysukmak: soyguna uğramak·I, 21 bkz> soyukmak
  5207. soyukmak: malı soyulınak· III, 189 bkz> soysukmak
  5208. soyulmak: açılmak, dağılmak, (deri veya elbise) soyulmak. III, 190
  5209. soyuşmak: bir şeyi soymakta yardım etmek, III, 188
  5210. söbi: uzun veya sivri nesne (yuvarlak olmayan). III, 217 bkz> sub ı
  5211. söge turmak: sövmekte devam etmek,III, 230
  5212. sögmek: söğmek, sövmek I, 27;III, 184 bkz> sökmek
  5213. sögtürmek: sövdürmek.II, 186 bkz> söktürmek
  5214. sögük: küfür, sövme. I, 27
  5215. sögüş: sövme, sövüşme· I, 368
  5216. sögüş: kebap etmeye yarar oğlak veya kuzu· I, 369
  5217. sögüşmek: sövüşmek II, 89, 107
  5218. sögüt: sögüt ağacı·I, 319, 356;III, 134, 168. 369 bkz> söküt § keyik
  5219. sögüt: ; yaban söğüdü, III, 168
  5220. sögütlenmek: söğütlük olmak, II, 266
  5221. sögütlüg: söğüt sahibi olan, I, 506
  5222. sögütlük: söğütlük, sögüt ağacı biten yer, I, 506, 510
  5223. söke: diz üstü çökmek, III, 230
  5224. sökel: hasta, II, 10, 40, 216, 394; III, 181, 286, 395
  5225. söke olturmak: diz çökerek oturrT>ak. II, 21; III, 230
  5226. söke turmak: diz üstü oturmak III, 230
  5227. söklünçü: kebap,II, 309;III, 242
  5228. söklünmek: kebap edilmek, kebap etmek, kendi kendine et kebap etmek II, 248, 254
  5229. sökmek: sövmek·I, 27 bkz> sögmek
  5230. sökmek: sökmek, yarmak, yırtmak; diz çökmek,I, 444;II, 21, 22
  5231. sökmen: yiğitlere verilen ungun· I, 444
  5232. sökmenlenmek: kahramanlaşmak, kendini kahraman saymak· II, 278
  5233. sökti: kepek, I, 416
  5234. söktürmek: sövdürmek II, 186 bkz> sögtürmek
  5235. söktürmek: sõktürmek. II, 186
  5236. sökülmek: sõkülmek, bozulmak. II, 125, 126
  5237. sökülmek: kızartılmak, kebap 0(^010^II, 126
  5238. sökünmek: diz çökmek; söker görünmek II, 154
  5239. söküşmek: sökmekte ve yıkmakta yardım ve yarış etmek· II, 90, 107
  5240. söküt: söğüt ağacı· I, 319, 356; III, 134,168, 369 bkz> sögüt
  5241. sömrüşmek: sömrüşmek ve bunda yarış et-mek, II, 213
  5242. sömürgen: daima sömüren·I, 523, 525
  5243. sömürmek: sömürmek,II, 85
  5244. söwlemek: söylemek, III, 278
  5245. söwlenmek: fısıldamak,III, 278
  5246. söz: söz,I, 35, 92, 96, 122, 156, 174, 197, 215, 216, 221, 223, 227, 228, 229, 230, 243, 246, 267, 268, 269, 270, 275, 277, 290, 305, 319, 374, 383, 428, 463, 464, 515, 525;II, 9, 15, 16, 17, 23, 73, 76, 84,86,112,117, 118, 130, 133,150, 218,247, 312,315,325,3
  5247. sözeñri: saçma sapan söyleyen·III, 389
  5248. sözkeli: söze,III, 145
  5249. sözkiye: sözceğiz. III, 359
  5250. sözlemek: söylemek, konuşmak· I, 339, 402; III, 208, 296, 297
  5251. sözlenmek: söylemek, sözü açıklamak· II, 247
  5252. sözleşmek: söyleşmek, konuşnnak· II, 215;III, 104
  5253. sözletmek: söyletmek,II, 346
  5254. subı: uzun ve sivri nesne (yuvarlak olmayan)· III, 217 bkz> söbi
  5255. subılamak: enll şeyi söbü yapmak, ucunu sivriltmek, yanlar ını daraltmak· III, 323
  5256. subımak: uzamak, incelmek, söbüleşmek· III, 257
  5257. subıtmak: sivriltmek, söbütmek·II, 298
  5258. suburgan: maşatlık·I, 516 bkz> subuzgan
  5259. subuzgan: maşatlık .I, 516 bkz> suburgan
  5260. suç: suç, cürüm, bir çeyin sapmas ını bildirir.I,321
  5261. suçgurmak: sıçrayayazmak· II, 187
  5262. suçımak: sıçramak. III, 258, 279 § suçımak burkımak; sıçramak· III, 279
  5263. suçıtmak: sıçratmak· II, 300
  5264. suç kılmak: sapmak, kesmemek,I, 321
  5265. suç kılmak: işl üzerine almaktan çekinmek. I, 321
  5266. suçlunmak: sıyrılmak, bir şey yerlnden çekilip çıkarılmak II, 246
  5267. suçluşmak: bir şeyi dışarı çekip çıkarmakta yardım ve yarış etmek·II, 215
  5268. suçulmak: (çiçek) açılmak, çıkmak; (elbise) çıkarmak, soyunmak; (koyun) yıizülmek. II, 122
  5269. suçuşmak: sıçraşmak, kalkı;mak· II, 92
  5270. sudmak: tükurmek, II, 81, 295; III, 132, 321, 439 bkz> sagurmak, sutmak
  5271. sudturmak: tükürtmek II, 183 bkz> sutturmak
  5272. suduk: tükrük, I, 381;III, 102, 321
  5273. suf: su, III, 427, 431 bkz> suw
  5274. suf: yün ipliklerinden elie örülen ku şak,III, 129
  5275. sufsamak: fısıldamak, okuyup üflemek·III, 286 bkz> suf şamak, şuwşaşmak, şuwşatmak
  5276. sufşamak: fısıldamak, okuyup üflemek·III, 286 bkz> sufsamak, şuwşaşmak, şuwşatmak
  5277. sugdıç: kışın dostlar arasında sıra ile yapılan şölen·I, 455
  5278. sugratmak: aratmak, aratarak her şeyi görmek·II, 332 bkz> sogl ımak, soglıtmak, sogmak, sogratmak, sogurmak
  5279. sugur: kelere benzer bir çeşit ada tavşanı.I, 363 bkz> sogur
  5280. suk: aç gözlü; alçak,III,130 bkz> sok § suk er
  5281. sukak: sığın, geyik, be/az geyik· I, 214;II, 287
  5282. sukaklıg: geyikli, geyiği çok olan·I, 498
  5283. sukarlaç börk: uzun külâh, börk,I, 493
  5284. suk erıñek: işaret (şahadet) parnnağı·III, 130
  5285. sukımak: parmağıyla gıdıklamak· III, 269
  5286. sukınmak: yıkanmak· II, 153, 154
  5287. sukmak: delmek· I, 425 bkz> sokmak
  5288. suk yalñus er: kendine yardım eden bir kimsesi ve arkada şı bulunmayan, yapyalnız adam· I, 333
  5289. sulak: dalak· I, 411 bkz> talak
  5290. sulındı: erkeğin arkaya doğru salıverdiği saç· I, 449 bkz> salındı
  5291. suluk: sarık·III, 262 bkz> suwluk
  5292. suma: önce ıslatılıp sonra kurutularak öğüdülen ve bulamaç, ekmek gibi şeyler yapılan bugday, aynı suretle hazırlanıp şerbet hamurunda kullanılan arpa·III, 234
  5293. sumak: itaat etmek; bükülmek üzere sümek göndermek III, 248. 249
  5294. sumlım: Türkçe bilmeyen kimse.I, 486;II, 347
  5295. sumlımak: Türkçe'den başka bir dille konuşmak,III, 298
  5296. sumlım Tat: hiç Türkçe bilmeyen Farslı·I, 486 sumlışmak yabancı dil konuşmak·II, 216 bkz> sumluşmak
  5297. sumlıtmak: yabancı dil ile söyletmek,II, 347
  5298. sumluşmak: yabancı dil konuşmak.II, 216 bkz> sumlışmak
  5299. sundılaç: yund kuşu, çayır kuşu,I, 526, 529; III, 178
  5300. sundırı: deniz· I, 492 bkz> sundurı
  5301. sundurı: deniz. I, 492 bkz> sundırı
  5302. sunı: evin kirişleri .III, 236
  5303. sun kişi: yumuşak huylu, yüreği selek adam· III, 138
  5304. sunmak: sunmak· II, 28
  5305. sunu: çörek otu, Nigella sativa· III, 238
  5306. sunuşmak: birbirine sunmak· II, 112
  5307. sunzı: pire soyundan bir hayvan· I, 422
  5308. suramak: kullanmak· I, 428
  5309. surçıtmak: sürçtürmek· II, 328 bkz> sürçitmek, silrçmek
  5310. surkaç: lök agacı zamkı· I, 454 bkz> surkuç
  5311. surkuç: lõk ağacı zamkı, I, 454 bkz> surkaç
  5312. surkuçlamak: lõk macunu ile sap peklştirmek· III, 350
  5313. surkuçlanmak: lök macunu ile sıkiştırılmak, berkitilmek. II, 271
  5314. surkuçlanmak: yerde yaban hindibasına ben-zer bir ot bitmek, karamuk otu bltmek· II, 271 bkz> sarkaçlanmak
  5315. surplamak: kur'a çekmek·III, 443, 444. 446 bkz> sürllemek
  5316. sur sur: dudağın çıkardığı ses·III, 122
  5317. sur sur öpmek: şarul şurul içmek· III, 122
  5318. suruş: buğday başaklarındaki taneler sertleş-meden õnce başak alevde ütülür, sonra dövülerek yenir, ütme, firik I, 368
  5319. suruşlamak: başak ütmek, başak kavurmak·III, 335
  5320. susgak: susak, kendisiyle su ve benzeri ;eyler dald ırılarak alınan nesne·I, 470
  5321. susık: kova·I, 382
  5322. sutmak: tükürmek·II, 295 bkz> sagurmak, sudlmak
  5323. sutturmak: tukürtmek,II, 183 bkz> suğturmak
  5324. suvık: sıvık, cıvık, sulu, durultularak akar haline getirilen her şey; ağaç ve kuyruk gibi şeylerin upuzun ve çırıl çıplak kalmış hali· III, 164 bkz> suvuk, suw ıglanmak § suvık kudruk; katır kuyruğu gibi kılsız ve uzun kuyruk·III, 164
  5325. suvuk:
  5326. suw: su· I, 15, 20, 31, 73, 75, 79, 95, 140, 144, 155, 164, 168, 172, 177, 179. 186, 191, 194, 212, 218, 222. 246. 258, 276, 294, 312, 314. 315, 325, 369, 374, 375, 379, 387, 389, 396, 401, 424. 440, 443, 449. 450, 459, 560, 492, 493, 520, 525, 528;II, 3, 4, 5
  5327. suwalmak: sulanmak, su verilmek, su saç ıltnak· II, 125, 162; III, 240
  5328. suwalmak: (çamur vb.) sıvanmak. II, 125
  5329. suwarmak: sulamak, suvarmak· I, 498
  5330. suwaşmak: (çamur vb.) sıvamakta yardım veyarış etmek, II, 102
  5331. suwgardaçı: sulayan, sulayıcı· II, 256
  5332. suwgarguçı: sulayan, sulayıcı, su veren· II,50, 256
  5333. sawgarguluk: sulamak hakkı olan· II, 256
  5334. suwgarıglı: sulayan· II, 257
  5335. suwgarıgsak: sulamak dileğind·e, azminde olan, II, 257
  5336. suwgarımsınmak: sular görünmek, suvarır gôrünmek. II, 202, 261
  5337. suwgarışmak: sulamakta yardım etmek·II, 201
  5338. suwgarmak: sulamak, su vermek.II, 44, 188, 199, 255 bkz> suwrarmak
  5339. suwgartmak: sulatmak, sulatmak için birini göndermek· II, 256
  5340. suwgarunmak: sular görünmek II, 202
  5341. suwıglanmak: sulu bulmak,II, 267 bkz> suv ık, suvuk
  5342. suwışmak: sıvıklaşmak, cıvıkla;mak·II, 102
  5343. suw katlışmak: su kollarının kavşıtında su birbirine karışmak·I, 460
  5344. suwlag: hayvan sulanacak yer, yalak,I, 464
  5345. suwlamak: sulanmak, su içmek; suland ırmak, su koymak·III, 297 bkz> suwulmak
  5346. suwlañ: dalı budağı olmayan ağaç; kıvırcık olmayıp düz olan saç,III, 386
  5347. suwlanmak: sulanmak, sulu olmak II, 247
  5348. suwlatmak: sulatmak·II, 346
  5349. suwluk: sarık, mendil ve benzerleri.·I, 201, 471; II, 96, 151, 215, 246, 304, 346; III, 296, 323 bkz> suluk
  5350. suwrarmak: sulatmak .II, 199, 200 bkz> suwgarmak
  5351. suwsamak: susamak· I, 281; tII, 284
  5352. suwsatmak: susatmak· II, 336
  5353. suw sıgırı: manda, dombay· I, 364, 368
  5354. suwsımak: sùlanmak, sulu olmak· I, 282; III, 284
  5355. suwsuş: buğdayın kuvveti gittikten sonra al ınan son suyu; üzerine su kat ılmış ayran, I, 460
  5356. suw tirkeşi: dere kolları suyunun toplandığı yer· I, 460
  5357. suwulmak: 511^01^^III, 80 bkz> suwlamak
  5358. suyagu: horozun ayağındaki mahmuz·III, 174
  5359. suyran: minare ve buna benzer şeyler gibi uzun olan her nesne, I, 436
  5360. : asker I, 69,144,195, 249, 307, 321, 353, 371, 399, 443, 490, 516, 521; II, 5, 7, 19, 29, 190, 209, 231. 239, 245. 274, 312;III, 59, 77, 78, 81, 94, 104, 105, 114, 180, 192,208, 249, 260, 292, 305, 339
  5361. sücinmek: tadını bulmak, mahzuz olmak·II, 150 bkz> süçünmek
  5362. süçik: tatlı; içilecek şey, şarap· I, 154,157, 211, 282, 338, 373, 408; III, 164,166, 397, 427 bkz> süçük § kızıl
  5363. süçik: şarap·I, 408
  5364. süçimek: tatlılanmak ve güzelleşmek III, 258
  5365. süçirmek: tatlılaşmak, tatlanmak·II, 75
  5366. süçişmek: tatlılanmak,II, 92 bkz> süçüşmek
  5367. süçitmek: iyileştirmek, tatlılandırmak·II, 299, 300
  5368. süçük: şarap·II, 190 bkz> süçlk
  5369. süçünmek: tadını bulmak, mahzuz olmak, II, 150 bkz> süçinmek
  5370. süçüşmek: tatlılanmakII, 92 bkz> süçişmek·
  5371. süglin: sülün,I, 444 bkz> süwlin
  5372. sügrüg: kadının avret yeri·I, 478
  5373. süken: eşek yükünün bir tarafında olan sepet, sele gibi şeyler, seklem·I, 403
  5374. süknegü: et ile tirnak arasında çıkan sivilce I, 491
  5375. silknemek: siğile ilãç yapmak, sağaltmak·III, 301, 302
  5376. süksük: "dağdağan" denilen bir agaç, Kaloxylon ammodendron· I, 486
  5377. sükül: siğil· III, 301 sül ette ve ağaçta olan yaşlık ve tazelik· I, 1, 356; III, 134, 369
  5378. sülemek: düşmana karşı asker göndermek, savaş yapmak,III, 271, 272
  5379. süllüg: çiğ, pişmemiş. III, 134
  5380. sümsüçik: tap tatlı, pek tatlı nesne·I, 338
  5381. süñiş: savaşta saldırma ve süngü durtme·III, 365 bkz> süñü ş
  5382. süñü: süngü, mızrak, kargı·I, 349, 441, 497; II, 264; III, 337, 368
  5383. süñük(g): kemik. I, 178, 235, 247, 380;II, 85, 224;III, 52, 297, 367
  5384. süñüklenmek: kemiklenmek, büyümek.III, 408
  5385. süñülemek: süngülemek, süngü ile dürtmek III, 405, 406
  5386. süñüş: savaşta saldırma ve süngü dürtme·III, 365 bkz> süñi ş
  5387. süñüşmek: çarpmak, süngüleşmek, savaşta süngüleşmek·III, 393, 394
  5388. süñüt: karşılıgına bir şey verilmeyen ve geri gönderilmeyen arma ğan .III, 362 bkz> siñüt
  5389. süprük: süprüntü; bir adama kızıldığında sõğme olarak kullanılır·II, 231
  5390. süprülmek: süpürülmek. II, 231
  5391. süpründi: sıiprıintıi.I, 493
  5392. süpürgü: süpürge,I, 490
  5393. süpürmek: süpürmek·II, 85
  5394. sürçek: gece toplantısı, müsamere·I, 478 bkz>sürçük
  5395. sürçitmek: sürçtürmek·II, 328 bkz> surçıtmak, sürçmek
  5396. sürçmek: sürçmek, ayak kaymak·III, 420 bkz>surç ıtmak, sürçitmek
  5397. sürçük: gece toplantısı, müsamere·I, 478 bkz>sürçek
  5398. sürgüci: sürücü·II, 51
  5399. sürilemek: kur'a çekmek, III, 443, 444,446 bkz>surplamak
  5400. sürk: soğuktan donma, katıla;ma,I, 353
  5401. sürkilemek: kovalamak, sürmek, kovalay ıp sürerek üzerine saldırmak.III, 353 bkz> sürkülemek
  5402. sürkülemek: kovalamak, sürmek, kovalay ıp sürerek üzerine saldırmak,III, 353 bkz> sürkilemek
  5403. sürmek: sürmek, kovmak, sürgün etmek; devam etmek·II, 7, 39, 51, 90,177; III, 217 bkz> sar ılmak, sarmak, sermek
  5404. sürsemek: sürmek istemek III, 284
  5405. sürtmek: sürtmek; sürmek,III, 426, 427
  5406. sürtük: ezilen, sürüştürülen her şey·I, 477 § sürtük işler; sürüştüren, kendis!ne sürüştürülen kadın; sevici kadın·I, 477
  5407. sürtülmek: sürtülmek, dövülmek; ezilmek II, 231; III, 303
  5408. sürtünmek: sürtünmek, 3111-11^6^ II, 245
  5409. sürtürmek: sürdürmek, sürttürmek·II, 184
  5410. sürtüşmek: sürmek ve sürtmekte yardım ve yariş etmek· II, 210, 211
  5411. sürüg: sürü, I, 389; III, 102
  5412. sürülgen: her zaman, her yerden sürülen· I, 523, 525
  5413. sürülmek: sürülmek; ezllmek, II, 123
  5414. süründi er: her yerden sürülen, sürüntü adam· I, 449
  5415. sürünmek: kendini kaşımak; sert bir şey dövülerek ezilmek·II, 151
  5416. sürüşmek: (aygır aşmak Istediğinde kısrağı) dişleyerek sürüklemek; itiçmek; borcu alacakla ödemek II, 96, 97
  5417. süsgen (süsegen): çok süsen· III, 364
  5418. süsgirmek: süsmek istemek, süsmeğe saldırmak· II, 189 bkz> süsgürmek
  5419. süşgürmek: süsmek istemek, süsmeğe saldırmak· II, 189 bkz> süsgirmek
  5420. süsmek: süsmek·II, 293 süst(irmek süstürmek, tos yapt ırmak,II, 184 süslinmek (başını) vurur gibi görünmek· II, 152
  5421. süsilşmek: süsüşmek, II, 101
  5422. süt: süt·I, 157, 180, 181. 193, 218, 397. 398, 449, 468. 523;II,13, 37. 43, 51, 61. 66, 72. 85,101, 124, 139;III, 102, 120, 129, 167, 181, 195, 197. 198, 264
  5423. sütgermek: süt gibl sulu, duru yapmak,II, 189
  5424. süt ötrüm: mercimeğe benzer ishal veren bir ot·I, 107
  5425. süwün: sülün· I, 444, 447; III, 11 bkz> sügün
  5426. süwri: sivri·I, 422
  5427. süwritmek: sivriltmek·II, 332
  5428. süzgün: rengi kara, dikenli bir da ğ ağacı·I, 443
  5429. süzlünmek: süzülmek·II, 247
  5430. süzlüşmek: süzülmek·II, 215
  5431. süzme: "keş" denilen yağsız kuru peynlr, ayran süzmesi· I, 433
  5432. süzmek: süzmek,I, 450;II, 9
  5433. süztürmek: süzdürmek·II, 184
  5434. süzuk: süzük, süzülmü;· I, 389
  5435. süzülmek: süzülnnek· II, 124, 139
  5436. süzündi suw: süzülmüş su· I, 449, 450
  5437. süzünmek: süzülür glbi görünmek· 11. 151,152
  5438. şa: alacalı bir kuş, III, 211 § erdemsiz şa
  5439. şagılamak: çağlamak· III, 324 bkz> çagılamak, , jagılamak
  5440. şalaşu: bir çeşit Çin dokuması· I, 446.
  5441. şamuşa: yenilen bir ot, poy otu· I, 446
  5442. şap şap: vurmada çıkan ses, yemekte ağızda çıkan şapırtı, III, 145, 146
  5443. şar şar: yağrnurun sağnak halinde yağmasından çıkan ses, herhangi bir akar ın çıkardığı ses· I, 324 bkz> çar çar
  5444. şat: cüret, cesaret· I, 320 ·
  5445. şaw: üç'ta biten ve elbise temizlenen çöven gibi bir ot· III, 155
  5446. şebeng: demirden yapılmış baston, cop·III, 354 bkz> şebing
  5447. şebiñ: küçük demir çomak, demir baston, III, 369 bkz> şebeñ
  5448. şebük: çabuk·I, 147
  5449. şekirtük: fıstık, I, 507
  5450. şel şül: udumsuz, yöntemsiz· I, 336
  5451. şenbuy: ba;ka bir davetten sonra geceleyin gidilen içki ziyaføti· lil, 239
  5452. şep: ivmeyi, aceleyi anlatan bir edat· I, 319
  5453. şep kelmek: çabuk gelmek,I, 319
  5454. şeşmek: çözmek·II, 293 bkz> seşmek
  5455. şeştilrmek: çözdürmek·II,187 bkz> se;tilrmek
  5456. şın: taht; sedir, III, .140
  5457. şış: şiş, tutmaç yedikleri ş1ş.II, 179, 282 bkz> sış
  5458. şi: Çin hakanlarının selâmlandığı bir kelime. III, 211
  5459. şöpik: meyve yenildlkten sonra at ılan şey, çör çöp,I, 390 bkz> çöpik
  5460. şu: emir ve nehiyde sona gelerek pekitme bildiren "çu" yerine kullan ılan bir kelıme.III, 211 bkz> çu, çü, şü
  5461. şuglu: tilki üzümü, Solanum nigrum·I, 431
  5462. şutı: kırkayak, örümcek, çıyan glbi bir böcek, III, 218
  5463. şuwşaşmak: gizli söz fısıldaşmak· II, 350 bkz> sufsamak, suf şamak, şuwşatmak
  5464. şuwşatmak: fısıldatmak, II, 337 bkz> sufsamak, suf şamak, ;uwşaşmak
  5465. şü: emir ve nehiyde sona gelerek pekitme bildiren "çü" yerine kullan ılan bir kellme· III, 211 bkz> çu, çü, şu
  5466. şük: susturma edati· I, 335
  5467. şük turmak: sükut etmek, I, 335
  5468. şünük: çınar ağacı· I, 390 bkz> çarun, çünük
  5469. şüñle: Argu diyarında biten ve kökü yenen bir ot, III, 379
  5470. şüt: soy, asıl· III, 120
  5471. şiltük: sığır boynuzundan yapılan divit·I, 390 şütük sakal köse sakal,I, 390
  5472. taba: yan, taraf, cihet; "...e, ...e dogru. e yan ına" aniamlarına ve Arapça "ila" ve "rağmen" karşılığında bir edat ve kelime·I, 94, 214. 425, 445; II, 103, 312; lil, 23, 216, 235, 272
  5473. tabalamak: kınamak, ayıplamak· III, 322, 327
  5474. taban: taban; deve tabanı· I, 400, 405
  5475. tabanlamak: (deve) tepmek, III, 342
  5476. tabanlıg: tabanlı,I, 499
  5477. tabaru: "...ya dogru, „.ya karşı" anlamına edat· I, 445;III, 69, 440 tabızmak bilmece söylemek ve sormak·II, 164 bkz> tabuzmak, tapuzmak
  5478. tablag: rıza, muvafakat· I, 462 bkz> taplag
  5479. tabuzgu(neñ): bilmece.l, 489 bkz> tabuzguk, tapzug, tapzuguk
  5480. tabuzguk: bilmece· I, 502; II, 164 bkz> tabuzgu, tapzug, tapzuguk
  5481. tabuzmak: bilmece söylemek veya sormak, I, 462; II, 86 bkz> tab ızmak, tapuzmak
  5482. tada: on adımdan görülebilen yer parças ı· III, 220 bkz> tata
  5483. tadgun: Fırat ve ona benzer akan dere· I, 438
  5484. tadu: insanın tab'ı ve tabiatı· III, 220
  5485. tadun: bir yaşındaki buzağı, III, 171
  5486. tadun: tosuñ, iki yaşında olan sığır I, 400
  5487. tafarçı: yük taşıyan·III, 149
  5488. tafrak: çabuk, acele, kıvrak, çalı;kan·I, 468 bkz> tawrak, tofrak § tafrak i şçi; kıvrak, çalışkan işçi·I, 468
  5489. tag: dag,I,89,100,148.156, 160,169, 173, 179. 185, 186, 190, 212, 224, 256, 277, 278, 292, 297, 312, 325, 398, 424, 451, 466, 494, 495, 498, 499;II, 43, 50, 61, 67, 68, 77, 103, 130, 157, 238, 275, 278, 283, 288, 294, 296, 355, 357; III, 18, 106, 124. 153, 195
  5490. tagar: çuval, dağarcık, içerisine buğday ve başka şeyler konan nesne, harar· I, 17, 244, 411; II, 147, 306
  5491. tagay: dayı·III, 238
  5492. tagıkmak: dağa çıkmak, daga kaçmak, yozlaşmak·I, 192;II, 117
  5493. tagılmak: (bıçak gibi keskin ;eyler) körle şmek·II, 129 bkz> tıgmak, tigmek
  5494. taglamak: dağlamak· III, 294 tàglatmak daglatmak· II, 344
  5495. tagna yawa: kasnı ağacı püsresi olup yogurtla kari ştırılarak tutmaca katilan ve ona renk veren bir deva·I, 434
  5496. taguzmak er: etine dolgun, bodur ki;i·I, 504 bkz> takuzmak
  5497. tahçek: bir çeçit Çin ipeği.'I, 476 bkz> taxtu
  5498. tah tah: salındıktan sonra doğanı veya ;ahini çagırmak için bir nida·I, 9;III, 117, 118
  5499. taxtu: eğrilmeıniş ham ipek, I, 416 bkz> tahçek
  5500. takagu: tavuk (cins adı)· I, 217, 447; III,II, 97 bkz> takuk § t ışı takagu; tavuk· I, 447
  5501. takagu yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri I, 346, 447
  5502. takı: dahi. I, 73, 274, 412, 456, 468, 494;II, 110, 118, 177, 195, 263, 335, 356; III, 188, 226, 278, 378, 398 bkz> dakı
  5503. takılmak: takılmak, dizilmek·II, 129 takır takır ses blldiren bir kellme, I, 361 bkz> tíkir tíkir
  5504. takmak: takmak· II, 16, 17
  5505. takturmak: taktırmak, dizdirmek· II, 174
  5506. takuk: horoz, tavuk· II, 286; III, 114 bkz> takagu § takuk yal ıgı
  5507. takuklug: tavuklu,I, 497
  5508. takuzmak er: etlne dolgun, bodur kişi·I, 504 bkz> taguzmak
  5509. tal: dal, yaş dal,I, 412; 11. 105; III. 156
  5510. talagu: çabuk õldüren ağı; iç ağrısı·I, 447
  5511. talak: dalak·I, 411 bkz> sulak
  5512. talas: at yarı;ında, top ve çevgen oyununda çizilmi ş sınır ve gerilmiş ip·I, 366, 392 bkz> tasal
  5513. talbınmak: (kuş) dalbınmak, çırpınmak·II, 239, 240 bkz> talpınmak, talpırmak, talpışmak
  5514. tal bodlug: boyu düzgünce kişi; (en çok) ince uzun cariyeler için kullan ılır·III, 156
  5515. talgag: Insanı öldürecek derecede şiddetli tipi, II, 288
  5516. talgan ig: sara, tutarık, I, 438
  5517. talgırmak: kar tipisi kopmak· II, 179 bkz> talgurmak
  5518. talguç: hayvan sırtına yükletilen yükü sıkiştirmak için kullanılan agaç, I, 453
  5519. talguk: baltanın sapını sıkıştırmak Içln çakılan çivi· I, 469
  5520. talgurmak: kar tipisi kopmak·II, 179 bkz> talgırmak
  5521. talgurmak: (mide, iç) bulanmak, karışnrtak· II, 178, 179
  5522. talıg: tat, lezzet·I, 408
  5523. talka: koruk·I, 179, 427 bkz> tarka
  5524. talkalanmak: koruklanmak, salkım koruk olmak, III, 201 talkan kavut, kavrulmu; dövülmü ş arpa·I, 440;II, 89, 154, 189, 190
  5525. talkıg: dağların çatıçtığı yer· I, 463
  5526. talkıg: işleri sürüncemede bırakma· I, 463
  5527. talkılmak: itilmek, kakılmak, defedilmek, savulmak· II, 230
  5528. talkımak: ayıp sayılnnak. II, 304
  5529. talkışmak: dürmekte ve bükmekte yardım etmek, II, 207
  5530. talkıtmak: işi geciktirmek; yükü çarp ıtmak, çarpık yapmak; yükle ip arasına bir ağaç parçası koyarak yükü düzeltmek için bük türmek, II, 339 bkz> t ılkatmak
  5531. talkmak (talkamak): zarar vermek· I, 506
  5532. talku: eğrilmiş, bükülmü; nesne· I, 427 § talku yışıg
  5533. talpınmak: (kuş) dalbınmak, çırpınmak· II, 239, 240 bkz> talbınmak, talpırmak, talpışmak
  5534. talpırmak: kanat çırpmak, dalbınmak· II, 173 bkz> talbınmak, talpınmak, talpışmak
  5535. talpışmak: kanat çırpışmak, dalpışmak, dalgalanmak.II, 204, 205 bkz> talb ınmak, talpınmak, talpırmak
  5536. talu: seçme· III, 232 talulamak seçmek· III, 326, 347
  5537. talwır: keklik- II, 173 tam duvar, dam, kale· I, 153, 172, 176, 214, 270, 307, 348, 398;II, 13, 22, 44, 108, 146, 147, 152, 174, 177, 231, 232, 242. 325, 354; III, 32, 54, 57, 74, 81, 82, 89, 93,111,137,157, 267, 306 § tam ul ı
  5538. tamak: boğaz, I, 33 bkz> tamgak tamar damar· l„362; III, 201 bkz> tamır, tamur
  5539. tama tama: damlaya damlaya· III, 360
  5540. tamçırmak: damlamak, serpilmek· II, 201 bkz> tamçurmak
  5541. tamçurmak: sepelemek· II, 175 bkz> tamçırmak
  5542. tamdu: kuvvetli, alevli ateş, tuturuk· I, 418 bkz> tamduk
  5543. tamduk: kuvvetli, alevli ate;, tuturuk·I, 418 bkz> tamdu
  5544. tamdurmak: yaktışmak. II, 176 bkz> tamturmak
  5545. tamga: denize ,göle veya dereye dökülen suyun bir kolu; gemilerin demlr att ıkları ìskele veya liman·I, 424
  5546. tamga: damga, hakanın ve başkalarının damgası, 1. 424
  5547. tamgak: boğaz, damak·I, 33; 467, 469 bkz> tamak
  5548. tamgaklamak: boğaza vurmak III, 351
  5549. tamgalamak: hakanın damgasını (turasını) vurmak, III, 353
  5550. tamgalıg: blr kişilik sofra; küçük ibrik; hakan ın damgası bulunan eşya· I, 527 bkz> tamgalık
  5551. tamgalık: küçük ibrlk; bir kişilik sofra; hakanın damgası bulunan eşya·I, 527 bkz> tamgalıg
  5552. tamgırmak: dannlayayaznıak·II,179 bkz> tamgurmak
  5553. tamgurmak: damlayayazmak. II, 179 bkz> tamgırmak
  5554. tamındı sıw: su damlası, I, 450
  5555. tamınmak: yağ çıkarmak, taktir etmek· II, 149
  5556. tamır: damar, sinir ,I, 495 bkz> tamar, tamur
  5557. tamırlıg: damarlı·I, 495
  5558. tamışmak: damlaşmak·II, 110, 111
  5559. tamıtmak: damlatmak· II, 311
  5560. tammak: damlamak· I, 60, 376; II, 26. 87; III, 123, 360
  5561. tamturmak: damlattirmak, damzııtmak. II, 175
  5562. tamturmak: yaktırmak· II, 176 bkz> tamdurmak
  5563. tamu: cehennem· III, 234
  5564. tamu: hele, cümlenln anlamını pekitme için gelen bir edat· I, 420
  5565. tamulamak: sıkılamak, sıkıştırmak, pekitmek· III, 327
  5566. tamur: damar· I, 362 bkz> tamar, tamır
  5567. tamurgan: her zaman kanayan, damlayan· I, 518, 524 bkz> yamurgan
  5568. tamurmak: (burun) kanamak, damlamak. II, 85 bkz> yamurmak
  5569. tamuzmak: damlatmak, damzırmak· II, 86, 164
  5570. tan: sabah, ak;am esen serin esinti· III, 157
  5571. tançamak: bozulmak, çürümek· III, 303 bkz> tançgamak, tançımak, tınçamak, tınçımak,tunçımak
  5572. tançgamak: bozulmak, çürümek· III, 303 bkz>tançamak, tançımak, tınçımak, tunçımak
  5573. tançımak: bozulmak, çürümekIII, 303 bkz> tançamak, tançgamak t ınçamak, tınçımak, tunçımak
  5574. tançışmak: bozulup kokuşmak II, 217
  5575. tançu: lokma, tıkım, III, 392 bkz> tunçu
  5576. tançulamak: (ağızda) çiğnemek, III, 352
  5577. tanışmak: birbirine karşı borçlarını inkâr etmek· II, 112
  5578. tanmak: inkâr etmek·III, 184
  5579. tanturmak: inkâr ettirmek· II, 176
  5580. tanuk: şahit, tanık, I, 18, 380; II, 37; III, 166
  5581. tanukluk: şahitlik, tanıklık; tutak· I, 503
  5582. tanulmak: söz söylenmek, söz geçilmek; işaret edilmek II, 130
  5583. tanumak: danışmak; işaret etmek; söylemek, emretmek; tavsiye etmek· II, 112; III, 273 bkz> tanıışmak tanuşmak
  5584. tanutmak: başkasına söz eriştirmeyi tavsiye ve emretmek· II, 312
  5585. tañ: şaşacak, şaşılacak nesne, danılacak şey, acayip şey, I, 62; III, 355
  5586. tañ: tan, sabah vakti. I, 170, 251;III, 355, 356 tañ eski zamanlardan kalm ış olan yapı·III,356
  5587. tañ: elek,III, 355
  5588. tañ atmak: tan yeri ağarmak.III, 356
  5589. tañılmak: iple sarılmak.III, 395
  5590. tañınmak: bir sargı ile sarmak; bir işi başlı başına yapmak.III, 395
  5591. tañızmak: şişmek.III, 392, 393
  5592. tañlamak: danlamak, taaccüp etmek III, 403
  5593. tañlaşmak: şaşmak, taaccüp etmek,I, 395; III, 398
  5594. tañlatmak: danlatmak, şaşırtmak·II, 350, 359
  5595. tañmak: bir şey ile sarmak,III, 390
  5596. tañsuk: şaşılacak, acayip; nefis·III, 382
  5597. tañ tuñ étmek: "tan tan" diye ses vermek· III, 357 bkz> dañ duñ étmek
  5598. tañuk: hakanlara sefer ve benzeri zamanlarda yemek ve ipek kuma ş gibi şeylerden verilen armağan·III, 365
  5599. tañuk: çevgen oyünunda topu gerilen ipten geçirebilene verilen ipek kuma ş·III, 365
  5600. tañuk: savaşta mızrakların ve bayrakların uçlarına takılan ipek kuma;·III, 365 tap elverir, yeter,I, 318
  5601. tap: yaralama veya dövme izleri .III, 145
  5602. tap bolmak: elvermek, yetmek· I, 318
  5603. tapçan: erişilemeyen üzüm salkımlarını kesmek için toplayının üzerlne çıktığı sofra biçiminde üç ayaklı bir nesne· I, 435 bkz> tapçañ
  5604. tapçañ: eri;ilemeyen üzüm salkımlarını kesmek için toplayanın üzerlne çıktığı sofra biçiminde üç ayaklı bir nesne· III, 385 bkz> tapçan
  5605. tapçurmak: tapşırmak, ulaştırmak, teslim etmek· II, 175 bkz> tapşurmak
  5606. tapı: bir şeye razı olma· III, 216
  5607. tapı: ne uzun ne kısa, orta· III, 216
  5608. tapındaçı: tapan, tapınan· II, 168
  5609. tapıngan: tapınan, daima tapan, II, 168
  5610. tapınguçı: tapan, tapınan, II, 168
  5611. tapınguluk: tapınmaya hakkı olan· II, 169
  5612. tapınıglı: tapan, tapınan. II, 169
  5613. tapınmak: tapmak, tapınmak, hizmet etmek· II, 140, 160, 161, 167, 168
  5614. tapış: iki kişinin işlerini birbirine tapşırması, vekilleşme, yekeleşme· I, 367
  5615. taplag: rıza, muvafakat· I, 462 bkz> tablag
  5616. taplamak: kabul etmek, razı olmak· III, 293
  5617. taplaşmak: bir işe razı olmak, uzlaşmak II, 206 bkz> tepleşmek
  5618. taplatmak: razı etmek·II, 341
  5619. tapluk: yer yarıkları· I, 467
  5620. tapmak: tapmak, hizmet etmek; bulmak, sezmek· I,425; II, 3; III, 222
  5621. tapraşmak: sıçraşmak (yalnız deve için ).II, 217
  5622. taprımak: sıçramak (yalnız deve için)III, 277
  5623. tapşurmak: tapşırmak, ulaştırmak, teslim etmek,II, 175 bkz> tapçurmak
  5624. tap tap: çabuk çabuk· III, 145
  5625. tapug: hizmet, tapma, tapı· I, 373, 376; II, 168; III, 58, 251
  5626. tapugçı: hizmetçi· I, 376
  5627. tapuglug: devamlı hizmeti olan· I, 495
  5628. tapugsak: hizmet eden, hizmet etmeyl seven· II, 168; III, 377
  5629. tapulmak: (kaybolan şey) bulunmak, II, 119
  5630. tapuzmak: bilmece sormak ve säylemek·I, 462 bkz> tab ızmak, tabuzmak
  5631. tapzug: bilmece·I, 462 bkz> tabuzgu, tabuzguk, tapzuguk
  5632. tapzuguk: halkın birbirini sınamaya çektikleri bilmece·I, 462, bkz> tabuzgu, tabuzguk, tapzug
  5633. tar: dar·III, 97, 148. 259
  5634. tar: kelek, (ırmaklarda) sal, III, 148, 157
  5635. tar: yağ tortusu· III, 148
  5636. taralmak: taranmak, II, 126
  5637. taramak: taramak, dağıtılmak,I, 14
  5638. taranmak: taranmak, kendini yardımsız taramak. II, 145
  5639. taraslamak: bir şeyi kuvvet ile dağitmak· III, 332
  5640. targak: tarak, I, 14, 467
  5641. targıl: (attan ba;ka her hayvan için) alaca· I, 15, 482 § targ ıl yılkı; alaca hayvan·I, 482
  5642. tarhan: islamlık'tan önce verilmi; olan bir add ır, "bey" demektir.I, 436
  5643. tandaçı: çiftçi·II, 51 bkz> tarıgçı
  5644. tarıg: ekin, bitki, arpa, buğday, tane, tohum, zahire.I, 19, 140, 154, 165, 168, 187, 193. 194, 198,203. 208, 212, 213, 223, 256, 293. 302, 320, 373, 499, 509, 514;II, 49, 74, 81, 82, 106, 124, 125. 126, 145, 159. 162, 204, 212, 219,232,238,240, 259,263,307,319,
  5645. tarıg biti: tahıla düşen ufak hayvan· I, 320
  5646. tarıgçı: çiftçi, ekinci. II, 49. 51; III, 242 bkz> tar ıdaçı
  5647. tarıglag: tohum ekilecek yer, tarla, ekerge· I, 496, 500
  5648. tarıglanmak: ekin sahibi olmak· Il, 269
  5649. tarıglıg: ek!n bulunan yer, ambar· I, 496 § tarıglıg ew; buğdaylı ev· I, 501
  5650. tarıglıg yér: ambar·I, 496, 501
  5651. tarıglık: ambar·I, 503
  5652. tarıkmak: daralmak·II, 115
  5653. tarılmak: (bir nesne, õtekisi içine) da ğılmak, yayılmak; ayrtlmak· I, 15; II, 126. 209; III, 6
  5654. tarılmak: ekilmek· II, 126 tarım tekinlere ve Afrasyab soyundan olan hatunlara ve bunlar ın çocuklarına karşı söylenen bir kelime, Hakanl ı hanları oğullarından başkasına söylenmez·I,
  5655. : 396 § altun ta rım; büyük kadınların ungunu·I, 396
  5656. tarım: göllere, kumluklara dökülen çay kollar ı·I, 396
  5657. tarımak: (ekin) ekmek·III, 262
  5658. tarımlamak: ırmağı bir adadan öbür adaya atlamak suretiyle geçmek·III, 341
  5659. tarımsınmak: ekin eker görünmek· II, 259
  5660. tarınmak: yalnız başına ekmek; ekin eker görünmek II, 145, 159
  5661. tarırku: otları birbirine karışmamı; olan yer, otu az yer· I, 489
  5662. tarıtgan: ekincilik eden· I, 514;II, 319
  5663. tarıtgu: (ekin) ekecek· II, 321
  5664. tarıtıglı: çiftçllik etmek üzere olan· II, 320
  5665. tarıtıglık: çiftçllik yapmak hakkı olan· II, 320
  5666. tarıtıgsak: çiftçiliğe düşkün olan· II, 319
  5667. tarıtmak: eklncilik etmek, ektirmek·I, 514
  5668. tarka: koruk- I, 427 bkz> talka
  5669. tarmak: dağıtmak, yaymak, ayırmak·I, 399; III, 180, 260 bkz> taramak
  5670. tarmak: yırtıcı hayvanların pençesi.I, 467
  5671. tarmaklanmak: kol kol kuş pençesi glbl akın etmek; pençe sahibi olmak (ku ş); kol kol olmak (su)·II, 274 bkz> tarmutlanmak
  5672. tarmamak: tirmalamak·II, 364
  5673. tarmaşmak: tirmalaşmak, birlikte kaşınmak·II, 207 bkz> tırmaşmak
  5674. tarmatmak: tırmalatmak·II, 349, 364
  5675. tarmaz: ;en hıyarı·I, 457 bkz> turmuz
  5676. tarmut: dağların tepelerl, derelerl,I, 451
  5677. tarmutlanmak: (su) kollara ayrılmak· II, 270 bkz> tarmaklanmak
  5678. tartar: kumruya benzer bir kuş· I, 485
  5679. tartıg: yük ipi, denk sargısı; blr iş çıkması üzerine hakanın adamlarını çağırması·I, 462
  5680. tartıgçı: davetçi·I, 462
  5681. tartılmak: tartılmak; gerllemek vé çekilmek· II. 229, 237
  5682. tartın: ylyecek, başka bir yerden getirilen zahire·I, 435;III, 426
  5683. tartınmak: 6zlemek; acınmak; götürür görünmek,II, 240
  5684. tartışmak: tartışmak, taıtmada yardım etmek; germekte yardım etmek; birblrinl cezbetmekte ve çekmekte ve kurmakta yardımetmek; sızlamak,I, 230;II, 205;III, 255
  5685. tartmak: tartmak; cezbetmek; çekmek, uzatmak, germek; getirmek, almak, ç ıkarmak, III, 426
  5686. tarumak daralmak·III, 261 262:
  5687. tarunmak: canı sıkılmak, usannnak, sıkılmak· II, 145
  5688. tarus: evin çatısı· I, 366; II, 105
  5689. taruslamak: çatı yapmak, III, 332
  5690. tarutmak: darla;tırmak·II, 302 ·
  5691. tas: her nesnenin kötüsü, baya ğısı,I, 329
  5692. tasal: çevgen oyununda çlzilmlş sınır·I, 392 bkz> talas
  5693. tasgamak: tokatlamak·III, 287, 288
  5694. tasgaşmak: tokatlaşmak; tokatlamakta yardım ve yarış etmek,II, 220 bkz> yasgaşmak
  5695. tasgatmak: tokatlatmak,II, 338
  5696. tàş: taş, kaya,I,135,163, 254, 256, 276, 517;II, 7, 14, 23, 129, 133.184, 234; III, 58,152,187, 280. 282. 286, 372, 375. 426. 435, 447, 448
  5697. taş: dış, taşra, gurbet; geniş açıklık; yazı; yabancı yer·I, 91, 435;II, 74;III, 152
  5698. taşak: erkeklik aygıtı.I, 380, 438;III, 267
  5699. taşaklıg: taşaklı·I, 497
  5700. taşgurn: -ıak taşayazmak,II, 178, 201
  5701. taşıkmak: dışarı çıkmak· II, 116 bkz> çıkmak,tışıkmak
  5702. taşırkan közlüg: patlak gözlü, lokma gözlü· I, 521
  5703. taşırmak: tafirmak· I, 521
  5704. taşıtgan: daima taşıtan, taşınan· I, 514
  5705. taşıtmak: taşitmak· II, 307
  5706. taşlamak: taşlamak; gurbete gitmek, dışarılıklı olmak, III, 294
  5707. taşlatmak: taşlatmak; taşràya yollamak. II, 343
  5708. taşmak: taşmak·II, 12
  5709. taşra: dışarı·I, 424
  5710. taşug: taşınabilen mal, eşya, menkul mal·I, 411
  5711. taşumak: taşımak; çıkarıp atmak, kovmak· I, 102; III, 266
  5712. taşurgan: daima ta;ıran· I, 518
  5713. taşurmak: taşırmak, II, 78
  5714. taşutmak: taşitmak·I, 210
  5715. tat: tat, yabancı; müslüman olmayan; üygur, Farslı, Acem, Farsça konuşan·I, 36, 349, 454, 483, 486;II, 3, 216, 280, 281, 294
  5716. tat: kılıç ve benzeri îeylerin üzerine çöken pas· II, 281 bkz> tut
  5717. tata: on adımdan görülebilecek yer parças ı, III, 220 bkz> tada
  5718. tatganmak: tatlı bulmak, tat almak·II, 241
  5719. tatıg: tat, lezzet·I, 408
  5720. tatıglanmak: tatlanmak· II, 265
  5721. tatıglıg: tatlı· I, 495, 496
  5722. tatıgmak: tat, lezzet· I, 408
  5723. tatıgsamak: canı tatlı istemek, I, 279; III, 332, 333
  5724. tatıg talıg: tat, lezzet, I, 408
  5725. Tatıkmak: Tatlaşmak; Farslaşmak· II, 116, 281
  5726. tatıkmak: paslannnak· II, 281 bkz> tutukmak
  5727. tatılmak: tadılmak, tadına bakılmak, II, 120
  5728. tatımak: tat vermek· III, 257
  5729. tatındı süt: bol süt· I, 449
  5730. tatınmak: tadar görünnnek·II, 158
  5731. tatırga: "tirşe" denen sepilenmiş beyaz deri· I, 489
  5732. tatırlıg yér: toprağı düz ve sert olan yer, bozkır, I, 494
  5733. tatır yér: kıraç yer, I, 361 tatıtmak tadılmak, tadına tesir etmek, tat vermek, II, 299
  5734. Tatlamak: Fars, vé Farslı saymak· III, 293
  5735. Tatlaşmak: Farsça veya üygurca konu şmak, II, 206, 207ı
  5736. tatlıg: tatlı· I, 45, 529; III, 178, 194
  5737. tatruşmak: birbirine tattırmak· II, 217
  5738. Tat Tawgaç: üygur ve Çinli; Farslı ve Türk· I, 454;II, 280
  5739. taturgan: daima tattıran·I, 515, 516;II, 74
  5740. taturmak: tattırmak·II, 73;III, 186
  5741. tavar: mal, davar·I, 79, 234, 235, 238, 264, 265, 300. 303, 362;III, 310, 334, 338, 419, 420, 445, 447 bkz> tawar
  5742. tavuş: duygu ve kımıldanma· III, 165 bkz> tawış,tawuf
  5743. tawar: mal, mülk, eîya· I, 22. 79, 86, 114, 189, 210, 238, 255, 261, 264, 284, 291, 295, 362, 411, 498, 514;II, 17, 19, 29, 50, 55. 58, 61, 81, 87, 89. 93, 101, 112, 113, 121, 125, 136, 153, 154, 155, 156, 158. 183. 189, 224, 237, 249, 250, 253, 295, 296, 297, 3
  5744. tawarlıg: mallı, mal sahibi. I, 495
  5745. tawarluk: mal konan yer, hazine. I, 503
  5746. tawarsak: mal sever· II, 56
  5747. tawgaç edi: Araplar'ın "Âd ulusunun izeri" dedikleri büyük ve eski yap ılara verilen ad· I, 454
  5748. Tawgaçlarmak: Maçinli saymak·III, 350
  5749. Tawgaçlanmak: Maçin halkı kılığına girmek II, 271
  5750. tawgaç yudası: susam çiçeğinin (urfağının) yaprağına benzer yaprakları bulunup ilaç için kullan ılan bir
  5751. : ağaç· I, 454
  5752. tawılguç: tabarhun; innap dediklerl meyve; kızıl ağaç; bakam ağacı; tarhun denen sebze; kızıl sõğüt, I, 488, 489 bkz> tawılku
  5753. tawılku: tabarhun· I, 489 bkz> tawılguç
  5754. tawış: duygu ve kımıldanma. III, 165 bkz> tavuş, tawuş
  5755. tawışgan: tavşan·I, 513, 525
  5756. tawışganlaşmak: öndül olarak tavşan koyup yarış (bahis) etmek· II, 226
  5757. tawışgan yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346, 513
  5758. tawmak: tasarruf etmek,I, 519
  5759. tawrak: çabuk, acele, kıvrak, çalışkan, çabukluk· I, 156, 468, 520; III, 46, 69, 258 bkz> tafrak
  5760. tawramak: davranmak; büyümek, kuvyetlenmek,I, 103; III, 41, 279 bkz> tuwramak
  5761. tawran: şalvar uçkuru ve sapan kolu yapmak için örülmü ş ip,I, 436
  5762. tawranmak: davranmak·II, 240
  5763. tawratası: davrandıracak·II, 362 § tawratası yér; davrandıracak yer·II, 362
  5764. tawratgan: daima acele ettiren, daima davrand ıran·II, 360
  5765. tawratgu: davranılacak.II, 362 § tawratgu ogur; davran ılacak zaman·II, 362
  5766. tawratguçı: acele ettiren, davrandıran.II, 360
  5767. tawratıglı: acele ettiren ve işe başlatmak üzere olan·II, 361
  5768. tawratıglık: davrandırma, acele ettirme hakkı olan, II, 361
  5769. tawratıgsak: acele ettirmek, davrandırmak isteyen II, 360, 361
  5770. tawratıgsı: davrandırına, acele ettirme hakkı olan. II, 361
  5771. tawratışmak: ivmekte ve yürüyüşte yarış etmek, II, 363
  5772. tawratma: davrandırrria. II, 360
  5773. tawratmak: acele etmek, acele ettirmek, davrand ırmak; (ip) eğirmek· II, 330, 335, 336, 360 tawratmış kıvratılmış. II, 362 § tawratmış yıp; kıvratılmış ip, II, 362
  5774. tawrattaçı: acele ettiren, davrandıran· II, 360
  5775. tawuş: duygu ve kımıldanma· I, 367 bkz> tavuş, tawış
  5776. tawuşlamak: kımıldanma, duyu ve hareket belirtmek III, 335
  5777. tay: tay,I, 206, 207, 313; III, 71, 158
  5778. tayagu: taş ve tezek parçası· III, 174
  5779. tayak: dayak, dayangaç·I, 417; III, 166
  5780. tayaklanmak: dayak, baston sahibi olan III, 197 ,198
  5781. tayamak: dayak koymak, dayak dikmek, dayamak, III, 274
  5782. tayanmak: dayanmak, III, 161, 190, 191, 380
  5783. tayañu: mabeyinci, perdeci· III, 380
  5784. taygan: tazı, av köpeği. I, 421; II, 15, 343; III, 174, 175
  5785. tayıg: kaygın· III, 165
  5786. tayışmak: kaymakta yarış etmek· III, 188
  5787. tayıtmak: kaydırmak· II, 325, 326 bkz> tayturmak
  5788. taylañ er: ince, kibar, güzel, boylu boslu, rengi parlak, elbisesi temiz adam (en çok gençlerde kullanılır)· III, 386 bkz> tayuk § taylañ yigit; dalyan (daylan) gibi genç, III, 386
  5789. taymak: kaymak· III, 166, 243, 244
  5790. tayturmak: kaydırmak, 2iyındırmak· III, 192 bkz> tayıtmak
  5791. tayuk er: ince, kibar genç· III, 166 bkz> taylañ
  5792. tayuklanmak: dayılanmak, kibarlanmak. III, 197, 198
  5793. taz: kel, daz, boynuzsuz, bitkisiz, çorak· I, 26, 313; II, 41, 52; III, 148, 149 § taz koy; kel koyun, boynuzsuz koyun, III, 148 § taz yér; bitkisi az olan çorak yer, kel toprak·III, 148
  5794. tazarmak: kelle;mek· II, 77 bkz> tazgarmak, tazg ırmak
  5795. taz at: alacalı at· III, 148
  5796. tazgarmak: kelleşmek, dazlaşmak, II, 178 bkz> tazarmak, tazgırmak
  5797. tazgırmak: dazlaşmak, kelle;mek· II, 178 bkz> tazarmak, tazgarmak
  5798. tazlamak: birine kel demek, birini kel saymak. III, 293
  5799. tebiz: çorak yer; haset eden· I, 19, 365;II, 208
  5800. tebizlik(g): çekememezlik, haset·I, 506
  5801. tef: dek, al, hile·I, 332 bkz> tew
  5802. tefçitmek: sıkıca geçmeli olarak diktlrmek· II, 329 bkz> tewçimek
  5803. tegdeg: sebep,I, 160 bkz> tıldag
  5804. tegdi: ziyaretçi.III, 230 bkz> teki
  5805. tegilmek: şaşıla;mak, tek gözlü olmak,II, 130
  5806. tegin: değin I, 349
  5807. teginmek: bir büyük adamın yanına gelmek veya oradan gitmek. II, 143
  5808. tegiñ: tekin, samur·III, 370
  5809. tegir: değer, kıymet·I, 352;II, 82
  5810. tegirme: çörek, değirmen taşı, para gibi değirmi olan her nesne·I, 490
  5811. tegirmek: yaklaştırmak·II, 148
  5812. tegirmek: deve üzerine ikl taraflı atılarak içerisine bìnilen sepetle, sepete benzer nesne· I, 506 bkz> ügürmek
  5813. tegirmen: değirmen, değirmen taşı· I, 369; II, 128; III, 266. 267, 282, 355
  5814. tegiş: değişme. I, 368
  5815. tegişmek: muhakeme olmak; (bir yere) değmek; dürüm dürüşmek. II, 105, 106
  5816. tegme: değme, her, her bir, türlü türlü·I, 157, 241, 296, 433, 434, 437, 523;II, 156, 285; III, 26 tegmek değmek, dokunmak, ermek, erişmek, varmak, yakalamak, dü;mek; hücum etmek· I, 48, 104, 167, 319, 363, 375, 410, 429, 471, 472, 522;II,19, 20,91 ,129;III,44,4
  5817. tegre: etraf, çevre, daire, değre,I, 310, 421, 424; II, 13, 45, 137; III, 285, 401, 422
  5818. tegrek(g): herhangi bir şeyin halkası, değresi· I, 477
  5819. tegü: kadar, dek,III, 237
  5820. tegül: değil.I, 329, 393;II, 57, 68;III, 153 bkz>dag, dag ol, dag
  5821. tegürgen: daima degiren, eriştiren . I, 522
  5822. tegürmek: eriştirmek, dokundurmak, değirmek· I, 207, 335, 376; II, 84; III, 134, 158
  5823. Tejik: Tacık, Farslı· I, 387
  5824. Tejiklemek: Farslı saymak, Farslılığa nispet etmek,III, 340
  5825. tek: tek, sadece, bir şey dilemeyerek; gibi, benzetme edat ı,I, 334, 353, 354, 490, 497;III, 155
  5826. teke: teke, boynuzundan yay yap ılan' erkek geyik· III, 102, 228 § teke sakal; teke sakall ı, köse adam· III, 228
  5827. teki: ziyaretçi· III, 230 bkz> tegdi
  5828. tekiş: her şeyin sonu, bitimi.I, 368
  5829. tekne: tekne·I, 434
  5830. tekşüt: değişit, karşılık, bedel·I, 451
  5831. tek turmak: susmak· I, 334
  5832. teküz: atın alnındaki akıtma,I, 507 bkz> tüküz
  5833. teküzlig: akıtmalı.I, 507
  5834. telgemek: sıkmak, can sıkmak,III, 291
  5835. telgenmek: kızmak, içlenmek· II, 242
  5836. telik: delik· I, 388
  5837. telim: çok, pek çok, bol, fazla, daima, hep, pek· I, 44, 73, 110, 132, 156, 157, 166, 167, 200, 235, 249, 255, 397, 427, 467, 514, 515, 520, 521, 522, 523;II, 38, 179, 241, 260, 315, 342; III, 20, 52, 159, 194, 297, 311, 323, 404
  5838. telinmek: delinmek· II, 147, 148
  5839. telişmek: delmekte yardırn ve yarış etmek, II, 108
  5840. telmek: delmek; sıirüye katmak· II, 22
  5841. telmirmek: sağa sola bakınmak (bir şey istemek için).II, 179, 180
  5842. teltürmek: deldirmek. II, 174, 175
  5843. telü: deli,çılgın III, 156, 232 bkz> telwe
  5844. telwe: deli, I, 426 bkz> telü
  5845. tem: tırkaz· I, 337
  5846. temen: büyük iğne, çuvaldız, I, 402; III, 35, 367 bkz> tümen § temen yiñne; büyük i ğne, çuvaldız· I, 402 § temen yigne; büyük igne, çuvald ız, III, 35
  5847. temlemek: tırkazlamak· I, 337
  5848. temregü: temregi· I, 491
  5849. temür: demir. I, 42, 187, 361, 520; II,II, 21; III, 253
  5850. temıirçi: demirci· III, 268
  5851. temürgen: ok temreni .I, 522 bkz> temürken
  5852. temür kazñuk (kazuñuk): kutup yıldızı; demir kazık·III, 383 bkz> temür kazuk
  5853. temür kazuk: kutup yıldızı; demir kazık,III, 40 bkz> temür kazñuk
  5854. temürken: ok tenıreni·I, 522 bkz> temürgen
  5855. temürlüg: demir sahibi·I, 506
  5856. temürlük: demir eritllen ve süzülen yer·I, 506
  5857. ten: vücut·II, 307
  5858. tençmek: ısırmak, kötüleşmek, yoksullaşmak· II, 281;III, 303 bkz> yençimek, yunç ımak
  5859. tene: tane; susam, mışmiş gibi şeyler·III, 44, 236
  5860. tenrimek: uyuyamamaktan baş dönmek,III, 282
  5861. teñğ: imkân, fırsat, sıra·II, 103; III, 355 terig gõl, batakl ık·I, 528
  5862. teñ: denk, ögür, akran·III, 355 § teñ
  5863. tuş: denk, eş, küfüv·III, 355
  5864. teñek: hava·III, 366
  5865. teñelgüç: dölengeç kuşu·III, 388 bkz> terigelgün
  5866. teñelgün: dölengeç kuşu·III, 388 bkz> teñelgüç
  5867. teñermek: iki şeyi birbirine denklemek, denkle ştirmek·III, 398
  5868. teñeşmek: denkleşmek, ikl şey birbirine denk olmak III, 393
  5869. teñil: ön ayakları çizgili·III, 366
  5870. Teñirgen: Tanrıya tapınan bilgin.III, 389 bkz> Teñrigen
  5871. teñitmek: havaya doğru yükseltmek·III, 396 bkz> tüñitmek
  5872. teñiz: deniz·I, 100; II, 45; III, 136, 363, 370
  5873. teñlemek: Iki şeyi birblrine denklemek, denk etmek, denkle ştirmek. I, 427, III, 403
  5874. teñlenmek: işi düşünmek, çare düşünmek· III, 400
  5875. teñleşmek: iki şey birbirine denkle;mek, III, 398
  5876. teñmek: havalanmak, havaya yük şelmek, göz-den kaybolmak, III, 390
  5877. teñri: gök, sema· III, 377
  5878. teñri: büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi göze ulu görünen Her şey· III, 377
  5879. Teñri: Tanrı. I, 53, 68, 150, 171, 206. 212, 225, 266, 280, 300, 301, 304, 373, 416, 461, 472, 475;II, 3, 77, 140, 152, 160, 161, 162, 167, 169, 173, 179, 185, 192, 200, 201, 288, 294, 303, 315, 316, 324, 325, 347, 356,III, 52, 53, 84, 95, 137, 271, 273, 290, 34
  5880. Teñrigen: Tanrı'ya tapınan bilgin, bilgin kimse· III, 377, 389 bkz> Teñirgen
  5881. Teñrigerü: Tanrı'ya doğru, Tanrı'ya yõnelerek, III, 251 bkz> Teñrikeri
  5882. Teñrikeri: Tanrı'ya doğru, Tanrı'ya yônelerek. III, 251 bkz> Teñrigerü
  5883. teñtürmek: elindekini havaya do ğru saldırmak, yükseltmek, III, 397
  5884. teñüç: saçayağı gibi yarım arşın yüksekliğinde olan her şey· III, 381
  5885. teñürmek: havaya doğru yükselip kaybolmak, yükselen bir ;eyl sal ıvermek. III, 392
  5886. tepik: tepiş, tepme· I, 27, 386
  5887. tepilmek: tepilmek· II, 119
  5888. tepinmek: tepmek, bir şeyi ayakla kımıldatmak· II, 140
  5889. tepişmek: tepişmek, II, 87, 113
  5890. tepleşmek: bir işe razı olmak, uzlaşmak· II, 206 bkz> taplaşmak
  5891. tepmek: dövmek, vurmak, tepmek, I, 27, 178, 386, 526; II, 3, 33, 113
  5892. tepremek: tepremek, kımıldamak III, 277
  5893. teprenmek: teprenmek,II, 240
  5894. tepreşmek: oynamak, tepreşmek, kaynaşmak· I, 88;II, 204
  5895. tepretesi: tepretilecek.II, 362 § tepretesi yér; tepretilecek yer·II, 362
  5896. tepretgen: çok tepreten·II, 360
  5897. tepretgü: tepretilecek,II, 362 § tepretgü ogur
  5898. tepretgüçi: tepreten,II, 360
  5899. tepretíglik: tepretme hakkı olan·II, 361
  5900. tepretigsek: tepretmek dlleğinde olan· II, 360. 361
  5901. tepretigsi: tepretmek hakkı olan ve tepretmekte acele eden· II, 362
  5902. tepretişmek: tepretmekte yardım ve yarış etmek· II, 363
  5903. tepretme: teprendirme. II, 360
  5904. tepretmek: tepretmek, teprendirmek, kımıldatmak, saldırmak; (yalnız deve için) sıçratmak, II, 329, 330, 360
  5905. tepretmiş: tepretilmiş, II, 362 § tepretmiş neñ
  5906. tepretteci: tepreten· II, 360
  5907. tepsemek: haset etmek, günülemek, çekememek· I, 463; III, 283 bkz> tepzemek
  5908. tepsetmek: haset ettirmek· II, 336 bkz> tepzetmek
  5909. tepük: kurşun eritilerek iğ ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya başka bir şey sarılır,
  5910. : çocuklar bunu teperek oynarlar· I, 386
  5911. tepzemek: haset etmek, günülemek, çekememek, I, 19; III, 283 bkz> tepsemek
  5912. tepzeşmek: hasetleşmek· II, 206 tepzetmek haset ettirn şek, II, 335, 336, bkz> tepsetmek
  5913. ter: ter, I, 181, 322, 466; 11. 96, 273, 279, 303, 336;III, 148, 196
  5914. ter: ücret, çalışana verilen para· III, 148, 212
  5915. ter atmak: beden teri dışarı atrnak·II, 303
  5916. teritmek: teri ötmek
  5917. ter bolmak: terlemek, utanmak, mahcup olmak·I, 322
  5918. terçi: ücretle çalışan, ırgat·I, 417; III, 148
  5919. tergüşi: deren, toplayan·II, 51
  5920. teri: deri, I, 70, 165, 306; II, 149, 229, 231, 303, 354; III, 188, 190, 221, 244, 392
  5921. terigsek: dermeyi, toplamayı dileyen· II, 55
  5922. terinçek: iki parçadan yapılan kadın carı· I, 510
  5923. teriñ: (yalnız su için) engin, geniş, derin, her derin ve çok şey· III, 370
  5924. teringüklenmek: (su) derlnlemek, ;oğalmak· III, 411
  5925. teri ötmek: ter derlden geçmek,II, 303 bkz> ter atmak, teritmek
  5926. teritmek: terlemek·II, 303, 304 bkz> ter atmak, teri ötmek
  5927. terk: tez, çabuk,I, 350, 441 bkz> terkin
  5928. terken: egemen, hükümdar, mellk; vilâyet üzerine vali olan kimseye kar şı hakanlann aytası; "kendisine itaat edilen" anlam ına I, 376, 441, 442; 11. 209
  5929. terkin: toplu olan, toplanmiî olan her şey· I. 442, 443;II, 209
  5930. terkin: tez, çabuk,I, 441 bkz> terk
  5931. terk kelmek: tez gelmek· I, 350
  5932. terk kılmak: çabuk olmak· I, 350
  5933. terklemek: ivmek, acele etmek· III, 445
  5934. terlemek: terlemek; kaşağılamak, gebrelemek, silmek· III, 293
  5935. terlenmek: terlemek, II, 242, 254
  5936. terletmek: terletmek· II, 342
  5937. terlik: teri çekmek için eğerln veya palanın altına konulan keçe·I, 476
  5938. terñek: su sızıntısı, su blrikintísi; kaynak, II, 291, 328 bkz> terñük
  5939. terñük: kaynak· II, 6 bkz> terñek
  5940. ters: güç olan her nesne· I, 348
  5941. tersinmek: terslemek, kızmak; (yara kapandıktan sonra) azmak· II, 240, 241
  5942. ters ters urmak: her yanından, her yanına vurmak· I, 348
  5943. tes: obanma edatı·I, 328 § tesdegirme; des- değirmi·I, 328
  5944. teşik: obur, karnı dolduğu halde gözü dolmayan kişi·I, 387 bkz> teşüklemek
  5945. teşilmek: yarılmak, değilmek II, 127, 128
  5946. teşrüm: eğrilmiş ip yumağı· I, 485 bkz> tüşrüm
  5947. teşük: taşagı yarık; deşik, yarık, I, 387
  5948. teşüklemek: obur, aç gözlü saymak, III, 340 bkz> teşik
  5949. tetik: akıllL III, 33 bkz> teytik
  5950. tetrü: her şeyin tersine dönüşü· I, 420
  5951. tetrülmek: çevrilmek, ters olmak, kötü olmak, kötüle şmek·II, 229, 230
  5952. teve: deve·III, 139 bkz> deve, devey, tevey, tewe, tewey, tewi, téwi, tiwi
  5953. tevey: deve· III, 314, 342,447 bkz> deve, devey, tewe, tewey, tewi, téwi, tiwi
  5954. tew: al, hile, aldatma,I, 332 bkz> tef
  5955. tewçimek: oyulkamak, seyrekçe dikmek·III, 276 bkz> tefçitmek
  5956. tewe: deve·II, 181 bkz> deve, devey, teve, tevey, tewey, tewl, téwi, tiwi
  5957. tewey: deve, I, 31; II, 84, 195, 206, 217, 255, 256, 329, 351;III, 49, 60, 67, 113, 136, 140, 168, 186, 200, 225, 309 bkz> deve, devey teve, tevey, tewe, tewi, téwi, tiwi
  5958. tewgen: her zaman 0126^I, 401
  5959. tewi: deve· 1. 127, 385, 485;II, 21, 75, 246, 252, 338; III, 139, 277. 287 bkz> deve, devey, teve, tevey, tewe, tewey, téwi, tiwi
  5960. tewinmek: tasalanmak, utanmak, sıkılmak, II, 147
  5961. tewişmek: şişe et dizmekte yardım ve yarış etmek· II, 102 bkz> tüwi;mek
  5962. tewlüg: alcı, aldatıcı· I, 477; III, 33 bkz> tewlük
  5963. tewlüglenmek: kendini hileci saymak, hileci olmak, II, 277 bkz> tewlüklenmek
  5964. tewlük: alcı, hileci, aldatıcı, III, 33 bkz; tewlüg
  5965. tewlüklenmek: kendini hileci saymak, hileci olmak, II, 277 bkz> tewlüglenmek
  5966. tewmek: eti şişe saplamak, dizmek. I, 401; II, 15
  5967. tewsi: tepsi, sofra· I, 423; III, 50
  5968. tewşelmek: ufalanmak; karışmak. II, 235, 236 bkz> tewşülmek
  5969. tewşemek: karı;mak, dolaşmak (ip), III, 286
  5970. tewşetmek: karıştırmak, dolaştırmak (ip); birinin terini burçaklat ıncaya kadar yormak, II, 336
  5971. tewşinmek: çalışmak, çırpınmak. II, 241 bkz> tewşünmek
  5972. tewşülmek: karışmak· II, 236 bkz> tewşelmek
  5973. tewşünmek: çalışmak, çırpınmak· II, 241 bkz> tewşinmek
  5974. tewürgen: her zaman çeviren·I, 521 § ewürgen tewilrgen; her zaman evirlp çeviren· I, 521
  5975. tewürmek: çevirmek·II, 82 § ewürdi tewürdi; evirip çevirdi, alt üst etti; tasarruf etti· II, 81
  5976. teyitilmek: akıllanmak, zekile;mek· II, 121
  5977. teytik: akıllı, zeki· III, 33 bkz> tetik
  5978. tezek: tezek, at gübresi· I, 386
  5979. tezeklemek: pislemek. III, 340
  5980. tezgek (er): işten ve işe benzer şeylerden kaçan, çekingen· II, 289 bkz> tezik
  5981. tezgi: düşman gelmesi yüzünden halk aras ında olan ürkuntü, panik· I, 429 bkz> tezik
  5982. tezgi bolmak: düşman gelmesi yüzünden ürküntü meydana gelmek, I, 429
  5983. tezginç: dağ dönemeci, dağ büklümü· III, 387 bkz> yörgenç
  5984. tezginç yol: büküntülü, kıvrımlı yol- III, 387
  5985. tezginmek: dönmek, tavaf etmek; çevrilmek· II, 241, 255, 303, 312
  5986. tezik: halk arasında ürküntü, panik, I, 387 bkz> tezgi
  5987. tèzik (kişi): işten kaçan kimse· I, 387 bkz>tezgek
  5988. tezinmek: kaçar görünmek.II, 146
  5989. tezişmek: blrbirinden kaçışmak, II, 99
  5990. tezitmek: kaçırmak, II, 305
  5991. tezmek: kaçmak, tezlkrnek· II, 8
  5992. tégin: aslında "köle" anlamına; sonraları hakan okullarına verilen ungun· I, 355, 357, 413; III, 368 bkz> tigin § kümüş tégin; rengi gümüş gibi saf köle· I, 413 § alp tégin; yi ğit köle I, 413 § kutlug tégin; uğurlu köle. I, 413
  5993. tégit: "tegin" kelimesinin çoğul şekli.I, 355, 356
  5994. témek: demek, söylemek·I, 43, 74, 79, 87, 127, 178, 403;II, 287; III, 214, 215, 233. 245, 247, 259 bkz> timek
  5995. témin: demin·I, 409
  5996. térgelir: dermek, toplamak üzere o1an· II, 67
  5997. térgeşmek: arka arkaya gelerek derle şmek· II, 206 bkz> tirkeşmek
  5998. térgi: sofra, I, 429; II, 54 bkz> térgü
  5999. térgü: sofra üzerindeki çeîitli yemek; sıra, dizi·I, 428 bkz> térgi
  6000. térig: derme, derl{; dernek, derge,I, 388; II, 41 bkz> tirik
  6001. térilgen: her zaman derilen, toplanan·I, 521, 523
  6002. térilmek: derilmek, toplanmak· II, 127; III, 6
  6003. térimsinmek: derer gibi görünmek· II, 261
  6004. térinmek: kendisine dermek, II, 146
  6005. térişmek: toplanmak, toplamakta ve dermekte yard ım ve yarış etmek· I, 107; II, 95, 96
  6006. térkek: bohça· II, 21
  6007. térmek: dermek, toplamak· II, 39, 44, 62, 66, 83; III, 181
  6008. térnek: dernek, işlerini konuşmak için ulusun toplandığı yer· I, 477
  6009. tétürmek: söyletmek, dedirtmek. III, 186
  6010. téwi: deve· I, 389,499 bkz> deve, devey, teve, tevey, tewe, tewey, tewi, tiwi
  6011. tıdış: engellik, engel oluş· I, 407
  6012. tıdıglıg neñ: kendisine varılması yasak edilmiş nesne· I, 496
  6013. tıdıgmak: bir şeyden alıkoyma, engel o1ma· I, 373
  6014. tıdılmak: kaçınmak, çekinmek, alıkoymak, engel olmäk·II, 126 bkz> t ıdınmak
  6015. tıdın: vakit bildiren bir kelime· III, 171
  6016. tıdındı: nerig esirgenen, yasak edilen şey·I, 449
  6017. tıdınmak: kaçınmak, esirgenmek, yasak edilmek I, 449;II, 144, 145 bkz> t ıdılmak
  6018. tıdışmak: engel olmakta, alıkoymakta yarış etmek· II, 93
  6019. tıdlınmak: kaçınmak, tıyınmak; söz söylerken duraklamak. II, 242
  6020. tıdmak: geri koymak, men etmek· II, 292; III, 244, 439 bkz> t ıtmak, tıymak
  6021. tıg: al ile doru arası at rengi, konur al· III, 127
  6022. tıgdamak: diğrek, sert, katı olmak III, 278 bkz> tıgramak, yawramak
  6023. tıgmak: eğmek; değmek; bir yere değerek keskinliği gitmek, körleşmek I, 307;II, 14, 83;III, 231 bkz> tagılmak, tigmek
  6024. tıgrak: yılmaz; yiğit, bahadır· I, 468; II, 212
  6025. tıgrak: elçi, haberci, postacı· III, 65
  6026. tıgraklanmak: yiğitlik göstermek, yiğitlenmek· II, 274
  6027. tıgramak: diğrek, katı, sert olmak· III, 277, 278 bkz> t ıgdamak, yawramak
  6028. tıgraşmak: gürbüzleşnıek, bahadırlaşmak. II, 212
  6029. tıgratmak: sıkıştırmak; becerikli, tıgrak yapmak, II, 330
  6030. tıkılamak: "tık" diye ses vermek· III, 326 bkz> tiki, tíkilemek
  6031. tıkıtmak: tıkılmak, sıkışmak,II, 129
  6032. tıkınmak: teperek tıkmak, doldurmak, fazla yemek· II, 147
  6033. tıkışmak: tikılmak, sıkı;mak· II, 104
  6034. tıkıtmak: tıktırmak, sıkı;tırmak· II, 308
  6035. tıkma (üzüm): sıkışık, birbirine girmiş (üzürn)· II, 16
  6036. tıkmak: tıkmak, doldurmak·II, 16
  6037. tıkturmak: tıktırmak, bastırmak· II, 174
  6038. tıl: dil, söz, lûgat·I, 107, 335, 336, 429;II, 20; III, 43, 133, 134, 161
  6039. tıl: durumunu öğrenmek için düşmandan yakalanan tutsak, ça şıt, casus· I, 336; III, 134
  6040. tılak: kadının kadınlık aygıtı, avret yeri,I, 335, 411
  6041. tıldag: bahane, I, 160, 462 bkz> tegdeg
  6042. tılıkmak: konuşmak, haber vermek; dile düşmek· II, 116, 117
  6043. tılkatmak: işi geciktirmek; yükü çarpitmak, çarp ık yapmak; yükle ip arasına ağaç parçası koyarak yükü düzeltmek için büktürmek. II, 339 bkz> talk ıtmak
  6044. tıllıg: dilli· III, 313
  6045. tıl tegürmek: dil uzatmak, söz dökundurmak, dille (sözle) incitmek.I, 336
  6046. tıl tutmak: düşmanın durumunu õğrenmek üzere blr adam yakalamak·I, 336;III, 134
  6047. tın: ruh, nefes, soluk· I, 164, 177. 179. 192, 249, 339;II, 118, 283 bkz> t ınıg
  6048. tın: dinmiş; haylaz, işslz; tembelleşmiş, harın- lafmış III, 138
  6049. tınçamak: bozulmak, çürümek, III, 303 bkz>tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçımak, tunçımak
  6050. tınçımak: bozulmak, çürümek, III, 276, 303 bkz> tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçamak, tunçımak
  6051. tındurmak: rahatettirmek, dinlendirmek,11,176
  6052. tınıg: nefes alma, soluk alma· II, 40 bkz> t ın
  6053. tınılmak: dinlenilmek, rahat edilmek. II, 130, 131
  6054. tınma: susma· II, 28
  6055. tınmak: dinlenmek, solumak, nefes almak; dinmek, sonu gelmek,I, 206, 207, 529; II. 28, 40, 176, 204, 316;III, 158 tın
  6056. tııt: sus·II, 28
  6057. tıñılamak: agır bir şey yere düşerek ses vermek,III, 404 bkz> tiñilemek
  6058. tıñlamak: dinlemek·III, 403 bkz> tlñlemek
  6059. tiñlaşmak: dinlemekte yarış etmek·III, 398
  6060. tiñlatmak: dinletmek-II, 359
  6061. tırmalmak: tırmalamak II, 230
  6062. tırmaşmak: tırmaşmak, kaşınmak·II, 207 bkz> tarmaşmak
  6063. tırñak: tırnak.I, 134, 177;III, 382
  6064. tırt: tekrarlanarak "cart" diye ses vermek·I, 341
  6065. tış: diş,I, 464;II, 20, 97, 110,III, 209, 311, 334; III, 25, 73, 125, 216, 254, 270, 272, 280, 283, 297
  6066. tış: sapan demiri·III, 125
  6067. tış: alın akıntisı gözü önüne varıp kulaklarına çıkmayan ve burnuna inmeyen ikìsi ortas ı kalan at·III, 125
  6068. tışı: dişi, her hayvanın dişisi; kadın· I, 396, 400, 447, 529; II, 102; III, 6, 178, 224, 229 bkz>tí şi tışıkmak dışarı çıkmak·II, 116 bkz> çıkmak, taşıkmak
  6069. tışı takagu: tavuk·I, 447
  6070. tışlatmak: dişletmek.II, 343, 344
  6071. tıt: dağda biten çam fıstığı ağacı, Pinuslarix. III, 120
  6072. tıtılmak: didilmek II, 120
  6073. tıtışmak: ditmekte yardım etmek, yırtılmak· II, 89 bkz> titişmek
  6074. tıtlanmak: çamlanmak, çam sahibi olmak· III, 199
  6075. tıtmak: geri koymak men etmek· II, 292 bkz> t ıdmak, tıymak
  6076. tıtmak: ditmek, ziyadesiyle parçalanmak, II, 292
  6077. tıymak: men etmek· III, 244 bkz> tıdmak, tıtmak
  6078. tigin: aslında "köle" anlamına iken sonra hakan oğullarına verilen ungun· I, 355 ,357, 413; III, 368 bkz> tégin
  6079. tigmek: egmek, III, 231 bkz> tagılmak, tıgmak
  6080. tigretmek: ses çıkartarak, hışıldatarak yürütmek,II, 330, 331 bkz> tikretmek
  6081. tikemek: dikmege gücü yetmek· I, 117
  6082. tiken: diken·I, 204, 400;II, 215, 280;III, 44 bkz> tikken
  6083. tiki: geceleri işitilen ses,III, 230 bkz> t ıkılamak,tikilemek
  6084. tikiglig: dikilmiş (elbise),I, 509 bkz> tikiklig
  6085. tikiklig: dikilmiş.I, 509 bkz> tikiglig
  6086. tikilemek: ses, hışırtı çıkarmak,III, 326 bkz> tıkılamak, tiki
  6087. tikilmek: dikilmek, (ağaç) dikilmek, bir şeyi dikine koymak,II, 130
  6088. tikim: parça, I, 396 bkz> tikkü, tikü tikir
  6089. tikir: at nalının çıkardığı sesi bildiren bir kelime. I, 361 bkz> tak ır takır
  6090. tikişmek: (agaç, elbise) dikmekte yard ım etmek, II, 106, 113
  6091. tikken: diken, I, 401 bkz> tiken
  6092. tikkü: parça, lokma· III, 229 bkz> tlkim, tikü
  6093. tiklinmek: (ağaç ve benzeri) dikilmek. II, 244
  6094. tiklişmek: (ağaç ve benzeri) dikilrnek. II, 207
  6095. tikme: (neıíğ) dikilmiş (nesne), I, 433
  6096. tikmek: bir şeyi delmek, dürtmek, sokmak, (a ğaç) dikmek, bir şeyi dikey hale getirmek; (diki ş) dikmek. I, 195, 201; II, 20; III, 25, 367 § tikmeginçe; dikilmedikçe· II, 21
  6097. tikremek: ses vermek; gelişmek, yeti;mek. II, 280
  6098. tikreşmek: ses vermek; büyüyüp serpilmek. II, 209
  6099. tikretmek: ses çıkartmak, hışıldatarak yürümek·II, 330, 331 bkz> tigretmek
  6100. tiktürmek: (dikiş) diktirmek· II, 174
  6101. tikü: parça, lokma·III, 229 bkz> tikim, tikkü
  6102. tiküç: ekmekçilerin ekmek üzerine nak ış yapmak için kullandıkları nesne, kuş yeleği·I, 358
  6103. tikülemek: lokma lokma vermek; rüşvet vermek·III, 326
  6104. tildürmek: dildirmek· 11.176 bkz> tiltürmek
  6105. tilek: dilek,I, 412;II, 148; III, 90
  6106. tilemek: dilemek, istemek; beklemek, aramak·I, 21, 36, 51, 126, 252, 459;II, 8, 112, 260, 262; III, 87, 90, 143, 271
  6107. tilemsinmek: diler, ister gibi görünmek·II, 259, 261
  6108. tilenmek: aranmak, dilenmek· I, 407; III, 43
  6109. tileşmek: dilemekte yanş etmek·II, 108
  6110. tiletmek: istetmek, diletmek. II, 310
  6111. tilge: dilim, uzunlamasına kesilen her şey·I, 429 bkz> tilim
  6112. tili: ok temreni üzerine sarılan sırım,III, 233
  6113. tilim: dilim.I, 397 bkz> tílge
  6114. tilimsinmek: dilim yapar görünmek·II, 262
  6115. tilinmek: uzunlamasına dilinmek·II, 149
  6116. tillşmek: dilmekte yardım ve yarış etmek· II, 108
  6117. tilki: tilki· II, 343 bkz> tilkü
  6118. tilkü: tilki.I, 54, 421, 429; II, 15; III, 5, 175, 244 bkz> tilki
  6119. tilkülenmek: tilkilik etmek, yaltaklanmak· III, 202
  6120. tilmek: dilmek, uzunluğuna yarmak veya kesmek, II, 23
  6121. tiltürmek: dildirmek. II, 175 bkz> tildürmek
  6122. tim: şarap dolu tulum; şarap satan, III, 136
  6123. timci: şarap satan, meyhaneci·III, 136
  6124. timek: demek· III, 231 bkz> témek
  6125. tin: yular I, 339;III, 138 § tin tizgin; yular dizgin· I, 339
  6126. tiñ: dik- III, 356
  6127. tiñilemek: ağır bir şey yere düşerek ses vermek· III, 404 bkz> t ıñılamak ,
  6128. tiñlemek: dinlemek .I, 96 bkz> tıñlamak
  6129. tiñ turmak: dik durmak·I, 356
  6130. tiregü: direk, kendisine bir ;ey dayan ılan ve kendisiyle bir şey durdurulan her nesne, direcen ve buna benzer şeyler,I, 447
  6131. tirek: direk; kavak·I, 387, 412
  6132. tireklig: direk sahibi. I, 509
  6133. tireklik: direklik ağaç yetişen yer, kavaklık; direklik· I, 509, 511
  6134. tiremek: dayak veya direk dikmek· III, 262
  6135. tirenmek: dayanmak; direnmek, çekinmek· II, 14S, 146;III, 233
  6136. tireşmek: direşmek, çekinmek, diremek, şıkıntidan yürümez olmak (hayvan); çeki şmek· I, 414; II, 95, 96
  6137. tirgürmek: diriltmek II, 179, 200, 324; III, 424
  6138. tirig: diri, canlı, yaîayan· I, 14, 62, 386; III, 333 § tirigle; diri iken, hayatta iken. III, 257
  6139. tirik: derme, deriş; dernek, derge· I, 388 bkz> térig
  6140. tirilgen: her zaman yaşayan· I, 523, 524
  6141. tirilmek: dirilmek, yaşamak· I, 14; II, 127, 139, 200, 324; III, 6, 65
  6142. tiriñ: kulağın tınlamasına benzer sesi bildiren kelime. III, 370
  6143. tiriñ étmek: tın etmek· III, 370
  6144. tiriñ éttürmek: tın etmek III, 370
  6145. tirkeş: yığlışma; kalabalık yüzünden yürümekte güçlük·I, 460 § suw tirke şi; dere kollarının suyunun toplandığı yer·I, 460
  6146. tirkeşmek: toplanmak, toplaşmak, derleşmek·I,149,459; III, 65 bkz> térgeşmek
  6147. tirsgek: göz kapaklarında çıkan sivilce, it dirseği, arpacı·k. III, 424
  6148. tirsgek: dirsek· III, 424
  6149. tişek: şişek, iki yaşını bitirerek üçüne basmış olan koyun· I, 387
  6150. tişelmek: bilenmek, di;enmek· II, 128
  6151. tişemek: dişemek· III, 266, 267
  6152. tişetmek: dişetnnek, II, 307
  6153. tişi: dişi, her hayvanın dişisi; kadın·I, 396, 400,447, 529;II, 102; III, 6, 178, 224. 229 bkz> t ışı
  6154. tişlemek: dişlemek, dişle ısırmak· III, 294
  6155. tişlenmek: dişlenmek; dişenmek, bilenmek II, 244
  6156. titig: (yara, ağrı) acıma, acıyı;·I, 386
  6157. titik: çamur·I, 386, 506;III, 297 § oçakl ık
  6158. titik: çamur ve çamura benzer ocak yap ılacak her nesne·I, 150
  6159. titinmek: dayanmak, direnmek, dik bakmak· II, 144
  6160. títinü bakmak: dik, keskin bakmak, II, 144
  6161. titir: dişi deve·I, 361; III, 291
  6162. titişmek: ditmekte yardım ve yarış etmek; yırtılmak.II, 89 bkz> tıtışmak
  6163. titiz: tadı hel;le glbi kekremsi olan·I, 365
  6164. titizlik: kek^elik.I, 506
  6165. titmek: (yara) acımak·I, 386
  6166. titmek: direnmek, karşı koymak; dik bakmak·II, 292
  6167. titreşmek: titreşmek II, 217, 218
  6168. titrü bakmak: dik bakmak, keskin gözle bakmak, II, 292; III, 272
  6169. tiwi: deve,III, 139 bkz> deve, devey, teve, tevey, tewe, tewey, tewi, téwi
  6170. tiz: yüksek yer· II, 344; III, 123 § tarıg art tiz; Kaşgar'a yakın bir yayla· III, 123
  6171. tíz: diz,III, 123
  6172. tizgin: dizgin, I, 339, 424
  6173. tizig (tizik): sıra, saf, dizi. I, 214, 387
  6174. tizildürük: çedik ve mest gibi çeylerin ucuna tak ılan pullar·I, 529
  6175. tizilmek: dizilmek·I, 233, 331;II, 127;III, 131
  6176. tizim: dizi· I, 396
  6177. tizinmek: dizinmek. II, 146
  6178. tizişmek: dizmekte yardım ve yarış etmek·II, 100
  6179. tizlemek: dizle ezmek, çiğnemek III, 293, 294
  6180. tizletmek: dizletmek, dizle teptirmek·II, 342
  6181. tizlinmek: dizilmek·II, 243
  6182. tizme: alvarın uçkurluğu, torbanın bağı ve buna benzer nesneler·I, 433
  6183. tizmek: dizmek·II, 9, 31
  6184. to: bulamaç gibi pişirllen blr un· III, 207
  6185. todunmak: doyar gibi gõrünmek· II, 144 tod toy ku şu· III, 142 bkz> toh, toy
  6186. todgurdaçı: doyuran, doyurucu· II, 256
  6187. todgurgan: her zaman doyuran· I, 517; II, 256 bkz> todurgan
  6188. todgurçı: doyuran· II, 256 todgurguluk doyurmak hakk ı olan,II, 256
  6189. todgurmak: doyurmak, bıktırmak·I, 261; II, 76, 176, 177, 255, 324; III, 424 bkz> to ğurmak
  6190. todgurmış: doyurulmu;· II, 257
  6191. todgurtmak: doyurtmak. II, 256
  6192. todguruglı: doyuran·II, 257
  6193. todgurumsınmak: doyurur görünmek·II, 263 bkz> todgurunmak
  6194. todgurunmak: doyurur görünmek.II, 202 bkz> todgurumsınmak
  6195. todguruşmak: doyurmada yarış etmek·II, 201
  6196. todmak: doymak.I, 32;II, 324;III, 244, 439 bkz> toymak
  6197. todurgan: her zaman doyuran·I, 517;II, 256 bkz> todgurgan
  6198. todurmak: doyurmak·II, 76;III, 68 bkz> todgurmak
  6199. tog: at ayaklarının kazdıgı çukurlardan çıkan toz, toz,III, 127
  6200. toga: hastalık, iç ağırlIğı. III, 224
  6201. togmak: doğmak, meydana çıkmak, belirmek; yükselmek, havalanmak, gö ğe ağmak· I, 65, 96, 301, 332, 340, 429, 456;II, 14, 80, 128; III, 183,194, 247, 282, 333, 378 § kün togs ıg dogu·I, 463
  6202. togradaçı: dograyan, dograyıcı. III, 314 bkz> tograguçı
  6203. togragan: daima dograyan·III, 314
  6204. togragı: doğrama· III, 317
  6205. tograglı: doğramayı düşünen. III, 315
  6206. tograglık: dogramak hakkı olan·III, 315 bkz; tograksık
  6207. togragsak: dogramak isteyen,III, 314
  6208. togragsık: dogramak hakkı olan·III, 315 bkz> tograglık
  6209. togragu: doğranacak· III, 317
  6210. tograguçı: dograyan, dograyıcı.III, 314 bkz> togradaçı
  6211. tograk: kavak agacı· I, 468
  6212. togralmak: doğranmak, parçalanmak, (ayakta ve dokumada) yar ıklar peyda olmak· II, 230
  6213. tograma: dograına. III, 311
  6214. togramadaçı: doğramayıcı. III, 316
  6215. togramaglı: dograyan. III, 316
  6216. togramak: dogramak· I, 125; II, 278; III, 277, 278, 311, 312, 313, 316
  6217. togramış: doğranmış,III, 316
  6218. togranmak: dograr görünmek. II, 240
  6219. tograşmak: doğramakta yardım etmek, parçalanmak ve yarılmak.II, 211, 212
  6220. togratmak: dogratmak,II, 330
  6221. togrıl: yırtıcı ku;lardan bir kuş, bin kaz öldürür, bir tanesini yer; erkek ad ı da olur· I, 482;III, 381
  6222. togrıl: et ve baharatla doldurulan ba ğırsak, bumbar dolması,I, 482
  6223. togrumak: doğrulmak, yönelmek.II, 80
  6224. togruşmak: yola duruşmak, yürümekte yariş etmek,II, 212
  6225. togturmak: dogurtmak· II, 173 bkz> togurtturmak
  6226. togurmak: doğurmak· II, 80
  6227. togurtturmak: doğurtmak·II, 173 bkz> togturmak
  6228. toh: toy kuşu, III, 142 bkz> tod, toy
  6229. tok: tok, aç olmayan; saçsız insan; boynuzsuz hayvan,I, 79, 332, 358, 387;III, 239 § tok er; başında Türkler gibi saçı olmayan, Türkler gibi saç bırakmayan·I, 332, 358 § tok yılkı; boynuzsuz hayvan·I, 332
  6230. tokılmak: dövülmek, dokunmak, adam dövülmek I, 21; II, 129 bkz> tokulmak
  6231. tokımak: (insan) dövmek, (demir) dövmek, vurmak, çarpmak; dokumak; dokunmak; götürmek ve batirmak· I, 12. 21; III, 268
  6232. tokımak: tokmak, çamaşır tokmaêı·III, 177
  6233. tokınmak: (insan) dövülmek; çarpmak; dövülerek sertle ştirmek; dokunmak·II, 147; III, 12
  6234. tokış: savaş, cenk· I, 367; III, 172 bkz> tokuş
  6235. tokışmak: çarpışmak, harp etmek,I, 359; II, 103; III, 183 bkz> tokuşmak
  6236. tokıtmak: vurdurmak, dövdürmek; dokutmak, II, 308
  6237. toklı: toklu, altı aylık kuzu· I, 106, 431
  6238. tokluk: tokluk; insanın ba;ı saçsız ve hayvanın başı boynuzsuz olması·I, 469
  6239. toksun: sayıda doksan·I, 437 bkz> tokuz on
  6240. tok tok bolmak: arada geçimsizlik olmak· I, 333
  6241. tok tok étmek: taşın taşa vurmasından çıkan ses gibl ses çıkarmak·I, 332
  6242. toku: toka, kemer tokası,III, 226
  6243. tokuç: çörek·I, 358
  6244. tokulamak: toka yapmak,III, 325, 326
  6245. tokulmak: dövülmek, dokunmak; adam dövülmek,II, 129 bkz> tok ılmak
  6246. tokum: boğazlanacak, kesilecek hayvan; bo ğazlanan, kesilen hayvan ın derisi. I, 396, 472; II, 147 bkz> tugum
  6247. tokunmak: hayvan kesmek, boğazlanmak·II, 147
  6248. tokurka: ibrik ve benzeri şeylerin emzigi· I, 489 bkz> tütek
  6249. tokuş: savaş, II, 83 bkz> tokış
  6250. tokuşgan: her zaman çarpışan, kavgacı· I, 519
  6251. tokuşmak: vuruşmak, ;arpı;mak, harp etmek· I, 170, 183; 11. 103 bkz> tok ışmak
  6252. tokuşmak: yayılmak, bulaşmak·III, 74 bkz>yukuşmak
  6253. tokuz: sayıda dokuz·III, 127
  6254. tokuz on: sayıda doksan· I, 437 bkz> toksun
  6255. tolarsuk: ayak ökçesi I, 502
  6256. tolgag: kadın küpesi·II, 288
  6257. tolgag: sıkıntı, kulunç ve iç ağrısı·II, 288
  6258. tolgamak: takınmak, dolamak; ağrı tutmak, iç bulanmak, burulmak.II, 288;III, 289
  6259. tolganmak: dolanmak, kendine dolamak, içi bulan ıp kusma gelmek·II, 241
  6260. tolgaşmak: dolaşmak, dolamakta ve bükmek-te yan ş etmek, burulmak· II, 220, 221
  6261. tolı: gökten yağan dolu·I, 139, 354; III, 233
  6262. tolmak: 811-010^I, 431
  6263. tolturmak: 00^1-1113^II, 175
  6264. tolu: dolu, boş olmayan· I, 100; III, 232, 357
  6265. tolum: silah·I, 183, 215, 359, 397;II, 30
  6266. tolumlanmak: silahlanmak II, 266
  6267. tolumlug: silahlı I, 498
  6268. tolun: ayın on dördü, dolun·I, 82, 288, 402; III, 33 § tolun ay; ay ın on dördü.I, 402
  6269. tomrum yıgaç: ağaçtonnruğu üzerinde pabuçla-rın sahtiyan ve gön gibi şeyleri kesilen ağaç kütük·I, 485
  6270. tomruşmak: tomruk yapmakta yardım ve yarış etmek·II, 213
  6271. tomşuk: kuş gagası·I, 469
  6272. tomurmak: tomruk yapmak, kesmek·II, 85; III, 69 bkz> yamurmak, yemilrmek
  6273. ton: elbise·I, 19, 37, 41, 45, 48, 118, 129, 152, 181, 204, 213, 228 ,231, 261, 268, 271, 273, 294, 305, 320,323,338,341,358,383,449,495, 509, 524; 11. 4, 20, 23, 24, 76, 77, 88, 89, 93, 96,106,107,113,117,119, 120, 122, 125,134, 136,138,154,161,163,165,171,17
  6274. tonatmak: giydirmek, donatmak, II, 312 bkz> tonıdmak
  6275. tonığmak: elbise göndermek, donatmak,II, 312 bkz> tonatmak
  6276. tonluk: elbiselik· II, 11
  6277. toñ: içi boş olmayan, sonn olan, III, 356
  6278. toñ: (soğuktan) donmuş, don· III, 356
  6279. toña: bebür, kaplan cinsinden bir hayvan; ki şi adı· III, 368
  6280. toñalamak: yiğit ve kuvvetlilerin yapt ığı işi yapmak· III, 405
  6281. toñ kamış: halfa, kandıra otu· III, 356
  6282. toñmak: soğuktan donmak· III, 390, 391
  6283. toñ tuñ étmek: katı blr şey sert blr şey üzerine düşerek ses vermek· ·III, 353
  6284. toñuşmak: gözlerini dikerek bir şeye saldırmak; bir işi kabulden çekinmek; emreden ki şiye, gözlerlni dikerek, iğrenerek, bakmak· III, 394 bkz> töñüşmek
  6285. toñuz: domuz·I, 304, 346;II, 343;III, 363, 394 § toñuz merdegi; domuz yavrusu·I, 480
  6286. toñuz yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri.I, 346; 363
  6287. top: buğday su ile kaynatılır, arpa hamuru ile yoğrularak bir keçeye sarılır, sıcak bir yere bırakılır, eridikten sonra yenir.I, 318
  6288. top: top· I, 318;III, 119 bkz> topık
  6289. topık: topuk; top, çevgenle vurulan top, topaç· I, 190, 318, 380; 11. 22, 88, 113; III, 61, 74, 80, 96, 112, 119, 306 bkz> top
  6290. topık süñük: topuk kemiğinden yapılan yemek, paça·I, 380
  6291. toprak: toprak,I, 15, 185, 198, 267, 278, 467, 514;II, 305; III, 19, 22, 80, 183, 434 §ag ız toprak
  6292. topramak: kurumak- III, 277
  6293. topraşmak: kuruyup tozlaşmık, toz olayazmak· II, 206
  6294. topratmak: (hayvan) yeri kurutasıya dek otunu yemek· II, 330 bkz> töpretmek
  6295. topulgak: kulunç· I, 502
  6296. topulgak: yaraya konulan bir ot, topalak otu, Cyperus· I, 502
  6297. topurgan: ayak basıldıgında tozıyan yumuşak toprak· I, 516 § topurgan yér; ayak bas ıldığında tozıyan yumuşak toprak·I, 516
  6298. topuz yük: üzerinde durulamayan, üstüne binilemeyen hayvan yükü· I, 365
  6299. tor: tuzak, ağ· III, 39, 57, 121
  6300. torıg at: doru renkli at· I, 374 bkz> torug
  6301. torku: ipek kumaş· I, 18, 427; III, 72, 380 bkz> turku
  6302. torug: at rengi, doru renk·I, 373 bkz> torıg § tüm torug at; düz, tamamlyle doru at· I, 338
  6303. torum: torum, deve yavrusu,I, 396 § tışı torum; dişi torum·I, 396
  6304. torumlug: torumlu,I, 498
  6305. tosun: haşarı (atlar içın), tosun tay·II, 30;III, 429
  6306. toşgurmak: taşarak doldurmak·II, 178;III, 32
  6307. tovıl: davul, avda doğan kuşu íçin çalınan davul, III, 165
  6308. toy: ordu kuragı, I, 522; III, 141
  6309. toy: ilâç yapılan bir ot·III, 141
  6310. toy: çanak yapılan çamur.III, 141 § toy eşiç; toprak tencere·III, 142
  6311. toy: toy kuşu,III, 142 bkz> tod ,toh
  6312. toyın: toyın, (islâm olmayan Türkler'de) Buda dininin, din ulusu·I, 274;III, 84, 169, 377
  6313. toymak: doymak, III, 244 bkz> todmak
  6314. toz: toz· I, 296; III, 123, 186 bkz> tör
  6315. toz: yaylara sarıtan sırım.III, 123
  6316. tozarmak: tozacmak, toz yükselmek. III, 186 bkz> tozmak
  6317. tozgırmak: tozarmak, toz kalkar gibi olmak· II, 178
  6318. tozıtgan: çok tozutan,I, 514
  6319. tozıtmak: tozutmak· II, 305
  6320. tozlug: tozlu, III, 16
  6321. tozmak: tozarmak, toz ynkselmek. III, 186 bkz> tozarmak
  6322. tögi: darının kabuğu çıkarıldıktan sonra kalan oz, III, 229
  6323. tögmek: döğmek, dövmek, inceltmek III, 184
  6324. tögün: dağ, dağlama, dögün.I, 414 bkz> tükün
  6325. tögüşmek: döğmekte yardım ve yarış etmek· II, 106 bkz> töküşmek
  6326. tökleşmek: dökülüp akmak, II, 207
  6327. töklünmek: dökülmek, II, 244
  6328. tökmek: dökmek·II, 19
  6329. töktürmek: döktürmek, II, 174
  6330. töküglüg: dökölmüş. I, 509 bkz> töküklüg
  6331. töküklüg: dökülmüş.I, 509 bkz> töküglüg
  6332. tökülmek: dökülmek.II, 129
  6333. töküşmek: döğmekte ve dökmekte yardım ve yarış etmek, II, 106, 107 bkz> tögüşmek
  6334. töl: yavrulama zamanı, yavru, döl.III, 133
  6335. tölek: dölek, gönlıi sakin kişi·I, 387
  6336. tölemek: döllenmek, kuzulamak,III, 271 bkz> tülemek
  6337. tönmek: dönmek. III, 184
  6338. töñdermek: döndermek, altını üstüne getirmek, III, 397
  6339. töñülmek: ümidini kesmek, vaz geçmek,I, 74;III, 395
  6340. töñüşmek: gözlerini dikerek bir şeye saldırmak; işi kabulden çekinmek; emreden ki şiye, gözlerini dikerek, igrenerek bakmak,III, 394 bkz> toñu şmak
  6341. töpretmek: (hayvan) yeri kurutasıya dek otunu yemek,II, 330 bkz> topratmak
  6342. tör: evin veya odanın en lyi, en önemli yeri, sediri·III, 121 bkz> töre
  6343. tör: toz·I, 301, 456 bkz> toz
  6344. töre: evin önemli yeri ve sediri III, 221 bkz> tör
  6345. törpig: törpü, keser·I, 476 bkz> törplgü
  6346. törpigü: agaç yontacak keser,I, 476, 491 bkz> törpig
  6347. törpimek: yontmak, törpülemek· III, 275
  6348. törpitmek: törpülettirmek. II, 327
  6349. törpülmek: yontulmak, törpülenmek· II, 229
  6350. törpüşmek: törpülemekte yardım ve yarış etmek· II, 204
  6351. tört: sayıda döıt·I, 132, 341; III, 449
  6352. törtgül (törtgil): dört köşeli, murabba· III, 417
  6353. törtünç: sayıda dördüncü·I, 132; III, 449
  6354. törü: düzen, nizam, görenek, âdet· I, 106;II, 18, 25;III, 120, 121
  6355. törümek: yaratılmak·III, 262
  6356. törütmek: yaratmak; bir şey takdlr veya ıslah edilmek·II, 303 bkz> türütmek
  6357. töş: döş, göğsün başı,III, 125, 346
  6358. töşek: döşek. I, 387, 511; II, 128, 147, 162, 307; III, 49, 50, 70, 93, 266, 305
  6359. töşeklig: döşeli, döşennıi;·I, 511
  6360. töşeklig: döşekli, döşek sahibi.I, 509
  6361. töşeklik: döşeklik, döşek ve benzeri şeyleri yapmak üzere hazırlanıp ayrılmış olan·I, 509, 511 § töşeklik barçın
  6362. töşelmek:
  6363. töşemek: döşemek·III, 266
  6364. töşenmek: döşenmek, kendi kendine döşemek. II, 147
  6365. töşetmek: döşetmek· II, 307
  6366. töşlemek: döşe, göğse vurmak. III, 346
  6367. töşletmek: döşüne vurdurmak, II, 342
  6368. tözmek: soğuktan acıkmak· III, 182
  6369. tublu: mezar· I, 430, 431 bkz> tuplu
  6370. tubulgan: her zaman yarıp yırtan, delen·I, 519 § kök tubulgan; bir ku ş adı, I, 519
  6371. tubulmak:
  6372. tubun: yemekte bulunan çör çöp parçalar ı; bugday kesmigi.I, 400, 405 bkz> tupun,tübün tubunlug
  6373. tarıg: kesmikli buğday, 1. 499 bkz> tupunlug tarıg
  6374. tuç: tunç·II, 353;III, 120
  6375. tudrıç: fışkı· I, 453
  6376. tudun: kõyün büyüğü, tanınmışı, köylülere kaynaktan Içme su/u da ğıtan adam, su beyi·I. 400;III, 171
  6377. tug: hakan yanında çalınan kös ve davul, nöbet davulu; tuğ; bayrak, sancak· I, 194; III, 127 tug herhangi bir nesnenin tıkacı, kapağı; su bendi, büvet, germeç III, 127
  6378. tugaklık: süzgeç yapılacak ağaç· I, 503 bkz> tukaklık
  6379. tuglamak: suyun gedigini, yarığını kapatmak, III, 294
  6380. tuglug: bayraklı, sancaklı· III, 127
  6381. tugrag: tuğra·I, 462
  6382. tugrag: dõnüşte geri alınmak üzere savaş zamanında askerin binmesi için hakan taraf ından verilen at·I, 462 bkz> tugzag
  6383. tugraglanmak: alay ve biniş günlerinde han tarafından sonra alınmak üzere at verilmek, atlandırmak; tuğra ile mühürlenmek II, 272, 273 bkz> tugzaglanmak
  6384. tugru: parazvana, kılıç, bıçak, hançer gibi şeylerin saplarının içlerlne geçirilen ince demir· I, 421
  6385. tugsak: dul kadın, I, 468 bkz> tul
  6386. tugum: kesilecek hayvan· III, 59 bkz> tokum
  6387. tugzag: dönüşte geri alınmak üzere savaş za-manında askerin binmesi için hakan taraf ından verilen at·I, 462 bkz> tugrag
  6388. tugzaglanmak: alay ve biniş günlerinde han tarafından sonra geri alınmak üzere at veril-mek, atlandırmak; tuğra ile mühürlenmek· II, 272, 273 bkz> tugraglanmak
  6389. tukaklık: süzgeç yapılacak ağaç, süzeklik·I, 505 bkz> tugaklık§ tukaklık yıgaç; süzek yapmak içln ayrılmış ağaç·I, 505
  6390. tul: dul,III,133 bkz> tugsak § tul tugsak; dul kad ın·I, 468
  6391. tuldramak: herhangi bir şey her yanından dağılmak·III, 447
  6392. tuldurmak: çarpmak,II, 175
  6393. tulkuk: tulum, örülmüş ve şişirilmiş tuluk· II, 289
  6394. tulkuklanmak: tulum gibi şişmek, II, 351
  6395. tulmak: topa vurmak, II, 22, 23
  6396. tulun: kulakla ağız arasındaki kemlk; gemin iki yan ında bulunan parçalar, I, 401 bkz>
  6397. tuluñ tuluñ: dulun, kulak altı; gemde kulak altında bulunan bir halka· III, 371 bkz> tulun tuluñlamak duluna, kulak altına vurmak· III, 409
  6398. tum: soğuk· I, 338, 463 bkz> tumlıg, tumlug
  6399. tuma buhsun: küpte bulunan darı şarabının köpüren, fışkıran kısmı·III, 234
  6400. tumagu: nezle, ingi, dumağı·I, 447
  6401. tumak: kapatmak, tıkamak·III, 247
  6402. tuman: duman, sis·I, 139, 236, 414;II, 6
  6403. tumlıg: soğuk·I, 463;II, 8, 217, 221 bkz> tum, tumlug
  6404. tumlımak: soğumak.III, 294, 295
  6405. tumlıtmak: akarları soğutmak·II, 344 bkz> tumlutmak;
  6406. tumlug: soğuk, soğuk nesne·I, 119, 211, 338, 463; II, 54, 301, 302, 305, 350;III, 107,182, 302, 400, 439 bkz> tum, tumlıg
  6407. tumluglanmak: soğuk bulmak; soğuk davranmak, surat asnnak· II, 273
  6408. tumlutmak: sogutmak, II, 344 bkz> tumlıtmak
  6409. tun: dinlenme, dölenme· III, 137
  6410. tun: kadının ilk çocuğu; kadının ilk kocası· III, 137
  6411. tunçımak: kokmak, bozulmak. II, 281 bkz> tançamak, tançgamak, tanç ımak, tınçamak, tınçımak
  6412. tunçu: tıkım, lokma .I, 417 bkz> tànçu
  6413. tunçukmak: kaygıdan soluyamaz olmak; hayvan kış için inlne girip bahara dek çıkamamak.II, 227, 228
  6414. tunmak: kapanmak, tıkanmak; bulutlanmak.II, 27
  6415. tunturmak: kapatmak, örtmek·II, 176
  6416. tungra: bedendeki kir· III, 378
  6417. tuñra tüşmek: yüz üstü düşmek, III, 378 bkz> uñra yatmak tuñu sa ğır· III, 368
  6418. tuplu: mezar· I, 430, 431 bkz> tublu
  6419. tuplunmak: delinmek. II, 242 bkz> tubulmak, tupulmak
  6420. tupulgan: her zaman yarıp yırtan, delen· I, 519 § kök
  6421. tupulgan: blr kuş adı· I, 519
  6422. tupulmak: delinmek· I, 520 bkz> tubulmak, tuplunmak
  6423. tupun: buğday kesmiği. I, 499 bkz> tubun, tübün
  6424. tupunlug tarıg: buğdaylı· I,499 bkz> tubunlug tarıg
  6425. tura: kalkan, siper; düşmandan gizlenmek için kullan ılan şey· II, 356; III, 106, 221
  6426. turag: sığnak·II, 152
  6427. turası: duracak· I, 33; II, 68 § turası yér; duracak yer,I, 33
  6428. turbı: yardımcı, yaver, uyuntu; tosun·I, 415
  6429. turbınlamak: araştirmak, kıyas etmek, ölçümlemek· I, 435 bkz> turbunlanmak
  6430. turbun: araştırma, ölçme, kıyas etme·I, 435
  6431. turbunlanmak: bir şeş hakkında araştirmalarda bulunmak·II, 278 bkz> turbınlamak
  6432. turdaçı: durucu, duran·II, 32, 48, 49 bkz> turguçı
  6433. turdukı: durduğu, kalktıgı· Jl, 42 § turdukı turmadukı bir; kalktığı, kalkmadıgı bir· II, 42
  6434. turgu: duracak·I, 16. 33, 420;II, 68;III, 211 § turgu ogur; duracak zaman· II, 33
  6435. turguçı: durucu, duran· II, 49 bkz> turdaçı
  6436. turguluk: durmak hakkı olan,durmayı dileyen· II, 56 bkz> turıgsak
  6437. turgurmak: durdurmak; kaldırmak, dikmek, yapmak, inşa etmek; zayıflatmak, yordurmak, durgunlaştırmak· I, 486; II, 177, 178, 198; III, 295, 355
  6438. turıga: turga kuşu, bir çeşit serçe· III, 174
  6439. turıgsak: durmayı seven, durınak dileğinde olan, II, 55 bkz> turguluk
  6440. turk: bir cismin uzunluğu, boyu, I, 349
  6441. turkıglanmak: üstelemekten çekinmek, gocunmak, sayg ı göstermek· II, 272 bkz> turkuglanmak
  6442. turkınmak: utanmak, sıkılmak, çekinnıek·II, 241 bkz> turkunmak
  6443. turklamak: ölçmek III, 445
  6444. turku: ipek kumaş·I, 18, 427; III, 72, 380 bkz>torku
  6445. turkug: hayâ, utatnma. I, 462
  6446. turkug bolmak: utanır olmak, I, 462
  6447. turkuglanmak: üstelemekten çekinmek, gocunmak, sayg ı göstermek. II, 272 bkz> turkıglanmak
  6448. turkun: durgun, I, 440
  6449. turkunmak: utanmak; duraklamak· II, 255 bkz> turkınmak
  6450. turlak: zayıf, her hayvanın arığı, insanın ihtiyarlayışında zayıflıgı· I, 467
  6451. turma: turp, I, 366, 431
  6452. turmak: toplanmak· I, 139 bkz> türümek
  6453. turmak: durmak; çıkmak, yükselmek; ayakta durmak, kalkmak, kalk ımak; zayıflamak· I, 20, 73, 139,
  6454. : 149, 214, 236, 334, 335, 361,455, 494;II, 6, 7, 31, 32, 35, 36, 38, 42, 43, , 49, 55, 58, 61, 64, 65, 67, 170,198, 206, 297; III, 26, 180, 181, 219, 230, 231, 233, 25
  6455. turmuz: bir çeşit hıyar· I, 343 bkz> tarmaz
  6456. turna: durna, turna kuşu· III, 239
  6457. turplamak: örnegini yapmak, ölçümlemek III, 443
  6458. turşu turşu: eşegi durdurınak için söylenen kelimeler·III, 224 bkz> tu şu tuşu
  6459. turuçı: durucu, durmayı iş edlnen,II, 52
  6460. turugı: durıuşu,II, 52
  6461. turug: dağlarda sığınılacak yer·I, 373
  6462. turuglag: durulan, durulacak yer·I, 496, 500
  6463. turuglı: durmayı düşünen, tasarlayan·II, 57
  6464. turugsak: durmayı seven, durmak dileğinde olan·II, 57
  6465. turugsamak: durmak istemek·III, 333, 334
  6466. turuk: zayıf,I, 380
  6467. turuklamak: durgunlaştırmak, arık saymak· III, 337
  6468. turuklanmak: durgun, argın saymak.II, 265, 266
  6469. turukluk: durgunluk, cılızlık I, 503, 505
  6470. turııkmak: durmak; toplanmak·I, 192; II, 115
  6471. turulmak: usanmak, bıkmak· II, 126
  6472. turum: durum, birinin boyu kadarınca olan uzunluk· I, 396
  6473. turumlamak: suyun derinliğini boyu lle ölçmek· III, 341
  6474. turumsınmak: kalkar görünmek· II, 260
  6475. turumtay: yırtıcı bir ku;; erkek adı· II, 110; III, 243
  6476. turunmak: dayatmak, durup direnmek; arıklaşmak; duruklamak.II, 145, 146
  6477. turur: -dır, mazisi ve mastarı olmayan bir fiil. III, 180, 181, 316
  6478. turuşgan: daima karşı koyan·I, 182, 518;II, 95 turuşmak ayaga kalkışmak, duru;mak, karşı durmak,I, 20;II, 95
  6479. tus tus: keçe ve elbise gibi her yumu;ak şeye vurmaktan çıkan ses·I, 329;III, 124
  6480. tus tus urmak: tıp tıp vurmak.I, 329
  6481. tusu: menfaat; ;ifa·III, 224
  6482. tusu bolmak: yaramak, fayda vermek·II, 127 bkz> tusulmak
  6483. tusukmak: iyi gelmek, faydası olmak, yaraşmak, II, 116
  6484. tusulmak: yaramak, fayda Yermek· II, 127 bkz> tusu bolmak
  6485. tuş: denk, öğür, benzer·III, 125
  6486. tuş: karşı, bir şeyin kar;ısı, III, 125
  6487. tuş: kemer kayışları ucuna takılan altın veya gümüş toka,III, 125
  6488. tuşag: köstek, at ayagına vurulan bukagı·I, 411 bkz> tuşagu
  6489. tuşagu: köstek·I, 446 bkz> tuşag
  6490. tuşalmak: dolaşmak, , kösteklenmek·II, 146 bkz> tuşanmak
  6491. tuşanmak: dolaşmak, kõsteklenmek·II, 146, 147 bkz> tuşalmak
  6492. tuşgurmak: kavuşturmak·II, 178 bkz> tuşmak, tuşurmak
  6493. tuşgutlanmak: çırak, çömez sahibi olmak· II, 270 bkz> bu şgutlanmak
  6494. tuşiamak: hizasına, karşısına durmak
  6495. tuş kılmak: kavuşmak, inmek· III, 17 bkz> tüş kılmak, tüşlenmek
  6496. tuşlanmak: yönelmek, karşılaşmak· II, 243, 344
  6497. tuşlatmak: karşısına gelecek surette durdurmak, II, 342, 343
  6498. tuşmak: kavuşmak, rastlamak, yetişmek· I, 26; II, 12, 13 bkz> tuşgurmak, tuşurmak
  6499. tuşnamak: karşılaşmak, harekete geçmek, I, 236
  6500. tuşurmak: kavuşturmak· II, 78, 178 bkz> tuşgurmak, tuşmak
  6501. tuşu tuşu: eşeği durdurmak için söylenen kelimeler· III, 224 bkz> tur şu turşu
  6502. tut: kılıç ve benzeri şeylerin üzerine çöken pas, II, 281 bkz> tat
  6503. tutaşı: yakın, komşu; her zaman, daima, muttasıl, I, 423 bkz> tutçı, tutşı
  6504. tutçı: daima, her vakit, durmadan; komşu, yakın· I, 159, 376, 423, 515, 518, 520, 521, 523, 524; III, 53, 54, 55, 378 bkz> tuta şı,tutşı
  6505. tutgak: geceleyin düşmanın gözcülerini ve ileri karakollar ını yakalamak için çıkanlan atlı bölük·I, 467
  6506. tutgan: daima tııtan·II, 296
  6507. tutguç: kahvaltı, bir parça yemek·I, 453
  6508. tutguçı: tutucu,II, 296 bkz> tuttacı
  6509. tutguluk: tutmak hakkı, isteği olan·II, 297
  6510. tutgun: tutgun, yakalanan, esir, tutsak·I, 194, 205, 438; II, 219
  6511. tutma aç: tutmaç I, 453 bkz> tutmaç
  6512. tutmaç: herkesçe bilinen bir Türk yeme ği.I, 452;II, 233, 349;III, 119, 289 bkz> tutma aç
  6513. tutmak: tutmak, yakalamak· I, 37, 45, 63, 68, 81, 93, 125, 133, 195, 230, 325, 333, 336, 341, 372, 376, 399, 421, 428, 452, 504;II, 12, 24, 28. 33, 68, 74, 97, 118, 172, 289, 291, 292, 296; III,11, 12, 15, 39, 71, 118, 133, 134, 156, 359, 412, 429
  6514. tutrug: vasiyet·I, 79 bkz> tutsug
  6515. tutsug: vasiyet·I, 462 bkz> tutrug
  6516. tutsukmak: tutulmak, yakalanmak·II, 227
  6517. tutşı: yakın, komşu·I, 423 bkz> tutaşı, tutçı
  6518. tuttacı: tutucu·II, 296 bkz> tutguçı
  6519. tutturmak: tutturmak, yakalatmak·II, 174
  6520. tutug: efsun, büyü tutması· I, 373
  6521. tutug: rehin, tutu· I, 373; III, 63
  6522. tutuglı: tutmaya azmeden· II, 297
  6523. tutuglug yér: tekln olmayan yer, cin çarpan yer, I, 496
  6524. tutugsak: tutmak isteyen· II, 296, 297
  6525. tutuk: enenmlş, iğdi; edllmiş·I, 380
  6526. tutuklamak: enemek, enenmişliğe nispet etmek,III, 337
  6527. tutuklanmak: hadım köle sahibi olmak·II, 265
  6528. tutukmak: paslanmak,II, 116, 281 bkz> tatıkmak
  6529. tutulmak: tutulmak, yakalanma'<· II, 120
  6530. tutunçu ogul: evlâtlığa alınmış çocuk· III, 375
  6531. tutunmak: tutulmak, edinmek, tutmak, yalnız başına tutmak, tutuşnìak· II, 23, 143, ,144 bkz> tütünmek
  6532. tuturgu: buyrulması ve tutulması haklı olan şey,I, 489
  6533. tuturkan: pirinç, döğü·I, 521
  6534. tutuş: çıkışma, çekişme· I, 367
  6535. tutuşmak: tutuşmak·I,170; II, 88 bkz> tütüşmek
  6536. tutuzmak: emretmek· I, 462; II, 86
  6537. tuwırmak: kulak dikmek, kulak kabartmak· II, 73 bkz> tuwurmak
  6538. tuwramak: davranmak; büyümek, kuvvetlenmek I, 103; III, 279 bkz> tawramak
  6539. tuwurmak: kulak dlkmek, kulak kabartmnak. II, 73, 162 bkz> tuw ırmak
  6540. tuwuz: büyük, iri III, 279
  6541. tuy: halk·III, 447
  6542. tuyag: at tırnağı, hayvan tırnagı, tuynak·II, 96;III, 165
  6543. tuyaglı: tırnaklı III, 178
  6544. tuyın: pinti; sıkıntılı III, 169
  6545. tuymak: duymak. I, 44; III, 244
  6546. tuysukmak: duyar gibi olmak· III, 195
  6547. tuyturmak: duyurmak; anlatmak, III, 192
  6548. tuyuk: sisli, puslu, kapalı; canı sıkılmış III, 166, 167
  6549. tuz: tuz· II, 18, 104, 106. 299; III, 31, 123, 184. 359
  6550. tuz: güzellik. I, 296
  6551. tuzak: tuzak· I, 380
  6552. tuzak: sevgili, sevgi için söylenen sö ı· I, 380 bkz> tuzakı
  6553. tuzakı: sevgili. I, 380 bkz> tuzak
  6554. tuzamak: tuzlamak, I, 206, 358, 380, 425; II, 234; III, 304 bkz> tuzlamak
  6555. tuzgu: yoldan geçen hısımlara veya tanıdıklara armağan olarak çıkarılan yemek·I, 424
  6556. tuzgulanmak: yemek hediye etmek·III, 201
  6557. tuzgun: armağan·I, 419
  6558. tuzkıya: sevgili, güzel III, 359
  6559. tuzlamak: tuzlamak· III, 263, 293 bkz> tuzamak
  6560. tuzlanmak: tuzlanmak· II, 243
  6561. tuzlatmak: tuzlatmak. II, 342
  6562. tuzlug: tuzlu· I, 209
  6563. : tüy, kıl, saç; renk, at tonu· I, 406; II, 24; III, 207
  6564. tüb: dip, asıl, kõk· I, 52, 73 bkz> tüp
  6565. tüblüg: asaletli III, 40
  6566. tübiln: yemekte bulunan çör çöp parçalar ı; buğday kesmiği· I, 400, 405 bkz> tubun, tupun
  6567. Tübütlemek: Tibet'li saymak, Tibet'e nispet etmek, III, 330
  6568. Tübütlenmek: Tibet'li kılığına girmek, II, 265
  6569. tüdeş: birbirine benzeyen, aynı renkte olan, I, 406, 407; III, 207
  6570. tüge: düğe, iki yaşına girmiş olan buzağı, III, 229
  6571. tüglünmek: düğümlenmek, düğülmek II, 244
  6572. tüglüşmek: birbiriyle düğümlenmek II, 207
  6573. tügme: düğme .I, 433
  6574. tügmek: düğmek, düğümlemek, bağlamak·I, 472;II, 20, 243
  6575. tügmelenmek: düğmelenmek, ilikleri ilikle mek·III, 202, 203
  6576. tügsin: dört köşeli düğümlenen bir çeşit düğüm .I, 436, 437;II, 285
  6577. tüğülgen: her zaman duğülen, her zaman can sıkıntısından kaşıgözü düğülen, çatılan·I, 524
  6578. tügülmek: düğülmek, dügümlenmek; yemek boğazda kalmak.I, 198, 437; II, 130, 162, 285; III, 215
  6579. tügün: düğüm· I, 400, 437, 524, 525;II, 20,106, 124, 130, 134, 142, 143, 162, 180, 184, 187, 210, 285, 293, 307; III, 59, 73, 78, 95, 105, 110,III, 112, 266, 267, 270
  6580. tügünmek: kendi başına düğüm yapmak, II, 143
  6581. tügüşmek: düğüm düğmekte yardım ve yanş etmek· II, 106
  6582. tükek: halka, yük yükletilirken yükü s ıkıştırmaya yarayan ve Ipe takılan halka· II, 287
  6583. tükel: tamamen, büsbütün· I, 60, 214, 456; II, 24, 223, 228;III, 147
  6584. tükemek: tükenmek, bitmek; yetmek, kifâyet etmek, III, 270
  6585. tüketmek: tüketmek, bitirmek II, 309
  6586. tüklüg: kör·I, 477
  6587. tüknemek: yara dağlamak·III, 301
  6588. tüksin: halktan olup handan üç kat aşağı bulunan kişi,I, 437
  6589. tükün: dağlama, dağ döğün·I, 414 bkz> tögün
  6590. tükü tükü: kõpek enlğlni çağırmak için kullanılan kelime, III, 229
  6591. tüküz: atın alnındaki akıtma· I, 367 bkz> teküz § tilküz at; aln ında bir parça beyaz olan at· I, 365
  6592. tülek(g): dört ayaklı hayvanların tüylerlnl atıp dõktükleri sıra, koyun kırkımı I, 387 § tülek yılkı; tüliyen, kış tüyünü dõken hayvan, I, 412
  6593. tülemek: tüyünü dökmek· III, 270, 271
  6594. tülemek: döllemek, kuzulamak·III, 271 bkz> tölemek
  6595. tületmek: kuzulatmak, doğurtmak· II, 310
  6596. tülfir: kumaştan ve ipekten yapılan örtü ve perde, I, 457 bkz> tülwir
  6597. tülüg: tüylü· I, 406; III, 207 § tülüg yad ım; tüylü yaygı, halı· III, 19
  6598. tülüg erük: feftali·I, 69, 318;II, 282
  6599. tülüg yadım: tüylü yaygı, halı,III, 19
  6600. tülwir: gelin odası tülleri .III, 100 bkz> tülfir
  6601. tüm: at tonlannda düz renk· I, 338
  6602. tümen: tümen tümen, pek çok· I, 233, 402 § tilmen mi ıíg; bin kere bin, I, 402
  6603. tümen: büyük iğne· III, 367 bkz> temen
  6604. tümilemek: timbildemek, sekerek koşmak· III, 326, 327, 330 bkz> tümilenmek
  6605. tümilenmek: timbildemek, sekerek koşmak· III, 327 bkz> tümilemek
  6606. tümrük: dümrük, def, I, 478
  6607. tümse: minber· I, 423
  6608. tün: gece· I, 82, 100, 245, 331, 339, 423; 11. 77, 97, 232, 303;III, 247, 258, 288, 377
  6609. tünek: hapishane, zından,I, 408
  6610. tünemek: gecelemek.III, 273
  6611. tünermek: karanlık olmak, kararmak, gece olmak-II, 86
  6612. tünerik: karanlık; mezar,I, 488
  6613. tünetmek: geceletmek·II, 312
  6614. tünle: geceleyin.I, 251, 339, 434; II, 5; 111. 87
  6615. tüñitmek: eğmek·II, 326 bkz> tüñütmek,
  6616. tüñitmek: yukarıya doğru yükseltmek·II, 326 bkz; teñitmek
  6617. tüñlük: pencere, ocak, baca gibi evdekl delikler,II, 18;III, 120, 127, 383
  6618. tüñşü: şamdan. III, 378
  6619. tüñür: dünür, karının hısımları· II, 110;III, 362, 372
  6620. tüñürlemek: birinl· kendlne dünür saymak, dünürlü ğe nispet etmek,III, 408
  6621. tüñürlenmek: kendini birine dünür salmak· III, 407
  6622. tüñüşmek: baş eğmek-III, 393, 394 bkz>tüñütmek, tüñütmek
  6623. tüñütmek: eğmek-III, 396 bkz> tüñitmek, tüñüşmek
  6624. tüp: asıl, kök, dip, temel, herhangi bir şeyin aslı, kõkü, insanın aslı·I, 52, 73;II, 280;III, 119, 123 bkz> tüb
  6625. tüpçil: tipisi çok olan yer, III, 56
  6626. tüpi: tipi· I, 219;II, 4, 71; III, 57, 97, 216, 217, 324
  6627. tüpirmek: rüzgâr eserek toprağı savurtnnak· II, 71 bkz> tüpürmek
  6628. tüpkermek: araştırmak, izine düşmek. II, 179
  6629. tüplemek: diplemek, kökten aramak, III, 293
  6630. tüplenmek: kökleşmek; zenginle;mek· II, 242
  6631. tüpleşmek: aslını araştırmak· II, 206
  6632. tüpletmek: aratmak, II, 342
  6633. tüplüg: asaletli III, 40, 119 § tüplüg yıldızlıg; asaletli, köklü· III, 40
  6634. tüpü: tepe, insanın başının üst tarafı· I, 309; II, 79; III, 216
  6635. tüpülemek: tepelemek, tepesine vurmak·III, 322, 323, 327
  6636. tüpürmek: rüzgâr eserek toprağı savurtmak. II, 71 bkz> tüpirmek
  6637. türçimek: başlamak. III, 275, 276
  6638. türçitmek: başlatmak. II, 329
  6639. türgek: bohça- II, 289 bkz> türkek
  6640. türi: tadı kekre olan; huyu sert olan·I, 47; III, 220 bkz> türü
  6641. türk: "vakit" anlamına gelen bir kelime·I, 353 § türk kuya ş ödi; gün ortası·I, 353 § türk üzüm ödi; üzümün olgunluk vakti· I, 353 § türk yigit; gençlik ça ğının ortasında olan genç·I, 353
  6642. türkek:
  6643. türkeklenmek: dürülmek, bohçaya sarılmak·II, 351
  6644. Türklemek: Türkler'den saymak (Araplar'a gôre) Acem, yani Arap'tan ba şka, saymak· III, 446 türkün oymakların, hısımlann toplandığı yer; ana baba evi·I, 441, 442; II, 209
  6645. türkünlenmek: kendini bir yerden saymak ve o yerì kendinin say ıp oturmak· II, 278
  6646. türlüg: türlü.I, 119, 296, 402, 476, 477;II, 122
  6647. türlünmek: dürülmek, bükülmek· II, 243
  6648. türmek: dürmek· II, 7, 39
  6649. türmek: kadınbudu denllen yemek, dürüm. I, 396, 477; II, 106
  6650. türmeklenmek: dürüm yapılmak· II, 276
  6651. türtmek: sürtmek, sıvamak, çalmak· III, 425, 426
  6652. türtülmek: sürulmek· I, 486; II, 229
  6653. türtünmek: (yag) sürünrnek, sürünür görünmek, II, 240
  6654. türtüşmek: (yağ) sürmekte yanş etmek·II, 205
  6655. türü: tadı kekre olan, buruşturan·I, 47 bkz>türi
  6656. türülmek: dürülmek.II, 127
  6657. türümek: toplanmak·I, 139 bkz> turmak
  6658. türünmek: kendi başına dürmek. II, 145
  6659. türüşmek: dürmekte yardım ve yarış etmek,II, 95
  6660. türütmek: yaratmak; blr ;ey takdir veya ıslah edilmek,II, 303 bkz> törütmek
  6661. tüş: eğlek, durak, yolculukta dinlenilecek yer ve konulacak zaman,I, 330
  6662. tüş: düş, rüya, düş azması, ihtilam,III, 18, 125, 266
  6663. tüşemek: düş görmek, ihtilam olmak, düşü azmak- III, 266
  6664. tüş kılmak: inmek, toplanmak .III, 17 bkz> tuş kılmak, tilşlenmek
  6665. tüşkün: dikenli kitre ağaçcığı·I, 443 bkz> tüşürkün
  6666. tüşkünlenmek: dağda kitre ağacı çoğalmakII, 278
  6667. tüşlenmek: inmek, toplanmak,I, 222;II, 242 bkz> tuş kılmak, tüş kılmak
  6668. tüşlük: konulacak yer·I, 477
  6669. tüşlük ödi: dinlenmek için yolcular ın gece yarısından sonraki konak vakltleri·I, 477
  6670. tüşmek: düşmek; inmek I, 320, 456;II, 13, 81, 137; III, 5, 14, 65, 122, 129, 132, 378, 439
  6671. tüş ödi: konulacak zaman, kuşluk vakti· I, 330; III, 125
  6672. tüşrüm: eğrilmlş ip yumağı·I, 485 bkz> teşrüm
  6673. tüşük: işten güçten kalan, haylaz, dü şkün.I, 387
  6674. tüşürgü: çayın ırmağa karışan agzı, degirmenin blr ırmağa olan savağı·I, 490
  6675. tüşürkün: kitre ağaçcığı·I, 522 bkz> tüşkün
  6676. tüşürmek: düşürmek, indirmek·II, 78, 79, 316
  6677. tütek: ibrik ve benzeri şeylerin emziği I, 386 bkz> tokurga
  6678. tütetmek: tütütmek·II, 299 bkz> tütitmek
  6679. tütitmek: tütütmek·II, 299 bkz> tütetmek
  6680. tütkürmek: saldııtmak, kışkırtmak·II, 73 bkz> tütürmek
  6681. tütsük: kinci .I, 476 § tütsük ki şi; kinci adam, yaman düşman·I, 476
  6682. tütü: türlü·I, 179; II, 283
  6683. tütün: duman I, 400;II, 72, 299; III. 16
  6684. tüt(ü)nmek: duman tütmek, II, 23 bkz> tutunmak
  6685. tütürmek: saldırtmak, kışkırtmak II, 73 bkz> tütkürmek
  6686. tütüşmek: kavga etmek, tutuşmak, çekişmek, avı yakalamağa yardım ve yarış etmek,II, 71, 88, 89 bkz> tutuşmak
  6687. tüwek: patlangıç·I, 388
  6688. tüweklik: patlangıç için oyulan ağaç dalı·I, 508
  6689. tüwişmek: şişe et dizmekte yardım ve yarış etmek·II, 102 bkz> tewişmek
  6690. tüwşemek: ter, tane tane olmal<· III, 286
  6691. tüz: halk, reayâ· III, 123
  6692. tüz: asıl, kök, soy sop, III, 123
  6693. tüz: düz· I, 60, 121, 325, 376, 433; III, 123
  6694. tüzermek: düzelmek· II, 77
  6695. tüzeşmek: düzlemekte yardım ve yariş etmek· II, 99, 100 bkz> tüzüşmek
  6696. tüzgermek: armağan vermek, II, 179 bkz> tüzgürmek
  6697. tüzgürmek: amnağan vermek·II, 179 bkz> tilzgermek
  6698. tüzlinmek: düzelmek, rnüsavileşmek· I, 349 bkz> tüzlünmek, tüzülmek
  6699. tüzlünmek: düzeltmek· II, 243 bkz> tüzlinmek, tüzülmek
  6700. tüzmek: düzmek, düzeltmek· II, 9
  6701. tüzülmek: düzelmek, tertip ve tanzim edilmek.II, 71, 127, 243;III, 131 bkz> tüzlinmek, tüzlünmek
  6702. tilzün: yumuşak huylu·I, 221, 414
  6703. tüzünlüg: yumuşaklık.III, 188 bkz> tüzünlük
  6704. tüzünlük: yumuşaklık II, 250 bkz> tüzünlüg
  6705. tüzüşmek: düzlemekte yardım ve yarış etmek· II, 99 bkz> tüzeşmek
  6706. u: uyku·III, 247 bkz> ud, udu
  6707. ubanmak: gizlenmek·I, 198
  6708. : Türkler'in kalem yaptıkları bir ağaç· I, 35
  6709. : bir nesnenin tükenmesi, bitmesi; uç, kenar· I, 44, 319; III, 426 § uç él; s ınır, sınırdaki il·I, 44
  6710. uça: sırt, arka, uca· I, 87
  6711. uçan: iki yelkenli gemi· I, 122
  6712. uçguk: uçuk, ingi, dumagu· I, 98
  6713. uçlanmak: uç peyda etmek, I, 257
  6714. uçmak: uçmak, cennet· I, 118, 119; III, 374
  6715. uçmak: uçmak· I, 163, 164, 483; II, 45, 324; III, 240
  6716. uçruşmak: uçurmakta yardım ve yarış etmek I, 233, 529;III, 178
  6717. uçukmak: sonuna varmak·I, 191
  6718. uçun: sebep bildiren bir edat, için· I, 76, 86; II, 290; III, 358
  6719. uçurgan: çok uçuran· I, 156
  6720. uçurmak: uçurmak; düşürmek I, 176; II, 199, 324
  6721. uçursamak: uçurmak istemek· I, 280; III, 247
  6722. uçuz: ucuz, hor ve alçak, değersiz· I, 54
  6723. uçuzlamak: hor ve alçak görmek, hakaret etmek·I, 54, 301
  6724. uçuzlanmak: ucuz bulmak, ucuz saymak· I, 292
  6725. uçuzluk: değersizlik, küçüklük, ucuzluk· I, 149
  6726. ud: sığır, öküz·I, 45, 346 bkz> öd, ud
  6727. udukluk: insanın bir ;eyden gafleti ve dalg ınlığı,I, 149 bkz> udugluk
  6728. ud yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri· I, 45, 346
  6729. ud: uyku, I, 46, 200 bkz> u, udu
  6730. ud: sığır, öküz· II, 358
  6731. udgarmak: uyandırmak, uyarmak·I, 46 bkz> udgurmak, uygurmak
  6732. udgırmı: uyanmış·II, 257
  6733. udgurgan: daima uyandıran·II, 256
  6734. udgurguçı: uyandıran·II, 50
  6735. udgurmak: uyandırmak, uyarmak·I, 46, 225, 260;II, 44, 193, 255 bkz> udgarmak, uygurmak
  6736. udık er: uyuklayan kişi·I, 65
  6737. udıklamak: uyuklamak·III, 349 bkz> uduklamak
  6738. udım: arkası sıra, ard, arka, müteaklp·III, 401 bkz> udu
  6739. udımak: uyumak I, 39;III, 259, 260 bkz> udumak
  6740. udınmak: sönmek,III, 26 bkz> odunmak, udunmak
  6741. udışmak: uyumakta yarış etmek; uyuşmak, katılaşmak,-pıhtılaşmak.I, 181, 182 bkz> uduşmak
  6742. udıtgan: çok uyutan, hep uyutan·I, 154
  6743. udıtma: yaş peynir, taze peynir,I, 143
  6744. udıtmak: uyutmak; katilaştirmak, peynlr yapmak; sõndürmnek. I, 207, 208
  6745. udlaşmak: birbiri ardınca yürümek·I, 239 bkz> üdle şmek
  6746. udlatmak: uydurmak, arkasına düşürmek I, 264, 265
  6747. udluk: sığır glbl hayvanların ahırda yattığı yer, I, 98
  6748. udmak: uyan, çırak, şâkirt; uşak, ırgat·I, 99
  6749. udmaklanmak: uşak ve ırgat sahlbl olmak·I, 313
  6750. udu: uyku· I, 39; II, 193; III, 247 bkz> u, ud
  6751. udu: art, arka, arkası sıra, müteaklp, arkasında; yüzünden, dolayı· I, 87, 110, 167, 272, 399; II, 17, 303; III, 80, 231, 309. 401 bkz> ud ım
  6752. udu: tepe, I, 87 § kum
  6753. udu: kum yığını· I, 87
  6754. udug: uyanık, I, 63 § udug köñüllilg er;uyan ık gõnüllü, anlayışlı adam· I, 63
  6755. udugluk: işlere karşı (^111^1^I, 149 bkz> udukluk
  6756. uduklamak: uyuklamak, III, 339 bkz> udıklamak
  6757. udukmak: ardına dü;mek, kovalatmak· III, 231
  6758. udulamak: uymak· I, 308
  6759. udumak: uyumak· I, 39 bkz> udımak
  6760. udunmak: uyanmak. I, 200; III, 194
  6761. udunmak: uyanmak I, 200 bkz> odunmak, ud ınmak
  6762. udurmak: seçip ayırmak·I, 370;III, 228 bkz> adırmak, edirmek, ödürmek, ödürmek, üdürmek
  6763. uduşmak: uyumakta yarış etmek; uyuşmak, katılaçmak, pıhtila;mak·I,181 bkz> udışmak
  6764. uduz: uyuş I, 54, 55;II, 300; 111. 5, 63, 74
  6765. uduzlamak: uyuzuna ilâç yapmak·I, 301
  6766. uduzlug: uyuzlu·I, 146
  6767. ufut: hayâ, utanma, ut· I, 309 bkz> uvut, uwut
  6768. ufut bolmak: utanmak, I, 309; III, 208 ,231
  6769. ug: çadırın üst yanındaki köşelerden her biri I, 48
  6770. ugan: her şeye gıicü yeten, kadir, I, 77 § ugan Teñri; gücü yeten Tanr ı· I, 77
  6771. ugança: gücü yetinceye kadar· I, 44
  6772. ugarat: alnındaakı olanat· I, 53
  6773. uglı: Kaşgar'da yetişen ve yenen beyaz ve tatlı bir havuç· I, 129
  6774. Ugraklanmak: Ograk kılığına girmek, I, 313 bkz> Ograklanmak
  6775. ugut: içki yapılan bir çeşit hamur· I, 50
  6776. uxak: kaysı, erik gibi meyvelarin sıkılmış suyu· I, 122
  6777. ujlañ: kaya keleri, I, 116
  6778. ukımak: kusmak, III, 254
  6779. ukmak: anlamak .I, 168; II, 228; III, 20, 46
  6780. ukruk: kement· I, 100; III, 215
  6781. uksamak: anlamak istemek· I, 277
  6782. ukturmak: anlatmak I, 223
  6783. ukulmak: bilinmek, anlaşılmak ,I, 197
  6784. uku: anlayı;· I, 62
  6785. ukuşlug: anlayı;lı· I, 62, 147
  6786. ukuşmak: anlamak· I, 186 ul duvar temeli· I, 48
  6787. ula: kırda belge, alâmet· I, 92
  6788. ulag: ulak, beyin emriyle koşa koşa giden postacının başka bir ata erişip bininceye değin bindiği at· I, 122
  6789. ulag: yama, elbise yaması· I, 122
  6790. ulaga: savaş atı, III, 172
  6791. ulagu: neriğ kendisiyle bir şey ulanan nesne·I, 136
  6792. ulamak: ulamak, eklemek; ulaşmak ve buluşmak III, 255
  6793. ulanmak: ulanmak, vasıta olmak,I, 64, 204
  6794. ular: erkek keklik·I, 122; II, 213
  6795. ularlıg: kekliği çok olan· I, 148
  6796. ulas köz: süzgün ve yakışıklı göz· I, 59, 60
  6797. ulaşmak: ulaşmak, bitişmek· I, 189
  6798. ulatmak: ulatmak· I, 213
  6799. ulatu: burun temizlemek için koyunda ta şınan ipek kumaş parçası· I, 136
  6800. uldañ: pabuç altı, tabanı, mestin alt yanı,I, 116 bkz> oldañ
  6801. uldımak: yalın ayak, nalsız kalmak; ayağı ya-ralanmak, ayağı aşınmak·I, 104, 273
  6802. ulduk: nalsız, yalın ayak· I, 101 bkz> olduk
  6803. ulgadmak: büyümek, ulu olmak, I, 263, 505; II, 268; III, 87 bkz> ulgatmak
  6804. ulgatmak: büyümek· I, 263; II, 366 bkz> ulgadmak
  6805. ulıç: erkek çocuklara sevgi bildirmek içln söylenen bir kelime I, 52; II, 250
  6806. ulıgu: uluyacak zaman· I, 136
  6807. ulımak: ulumak·III, 255
  6808. ulınç yol: kıvrımlı yol, iğri, büğrü, büküntülü yol, düz olmayan yol·I, 133;III, 450
  6809. ulınmak: usanmak, bıkmak; kıvrılmak, dolanmak,I, 204, 205;II, 241 bkz> ulunmak
  6810. ulışmak: ulaşmak I, 189
  6811. ulıtgan: çok ulutan·I, 156
  6812. ulıtmak: ulutmak·I, 213
  6813. ulıtmak: eğdirmek, büktürmek·I, 213
  6814. ulma: testi, çanak çömlek·I, 130, 371; II, 234; III, 182 bkz> olma
  6815. ulmak: erpimek, eriyecek ve dağılacak halegelmek, eskiyerek y ıpranıp yırtılmak. I, 169
  6816. ulnatmak: altını üstüne getirerek düzelttirmek, çevirtmek.I, 267
  6817. ulturmak: erpitmek, yıpratmak·I, 223, 224
  6818. ulug: ulu, büyük, yüce, büyüklük, ululuk·I, 51,64, 301, 304, 324, 347, 348, 367; 11. 19, 28, 40. 54. 95, 328; III, 69, 70, 175
  6819. ulug ay: senenin "ulug oglak ay"dan sonra gelen parças ı, yaz ortası·I, 348
  6820. uluglamak: yüceltmek·I, 304
  6821. ulugluk: büyükluk, ululuk, Irilik; ya şça kocalık·I, 64, 150, 352, 505; II, 91
  6822. ulug oglak ay: senenin "oglak ay"dan sonra gelen ve o ğlakların büyüduğü parçası·I, 347 bkz> oglak ay
  6823. ulugsamak: bir şeyin büyüğünü istemek,I, 302, 303
  6824. uluk: atın onnuzbaşı·I, 68
  6825. uluk (ton): eskimiş, yıpranmış (elblse)·I, 67 ulun temrensiz ok,I, 78 ulunlug (er) temrensiz, yeleksiz okları bulunan (kişi)·I, 148
  6826. ulunmak: usanmak, bıkmak; kıvrılmak, dolanmak· I, 204 bkz> ul ınmak
  6827. uluş: köy, şehir, I, 62
  6828. ulyan: kokulu bir bitklnin köküdür ki yenllir·I, 121
  6829. um: karın şişkinliği, kursak bozukluğu, I, 49
  6830. uma: ana· I, 92
  6831. uma: eve gelen konuk· I, 92, 93, 106; II, 316
  6832. umak: geciktirmek,I, 93
  6833. umak: kudreti olmak, gücü yetmek·I,44, 77
  6834. umay: son, kadın doğurduktan sonra karnından çıkan sonu·I, 123
  6835. um bolmak: kursak bozulmak, çok yemekten kursak bozulmak, bulanmak· I, 49
  6836. umdu: istek, dilek; tamah· I, 125
  6837. umduçı: dilençi. I, 125, 141
  6838. umdurmak: umdurmak· II, 54
  6839. ummak: ummak· I, 169
  6840. umunç: umma, umut etme· I, 133; III, 450
  6841. umunçlug: umulan, umutlu· I, 155
  6842. umunmak: umunmak, umutlanmak, unnmak·I, 206; III, 429
  6843. un: un, I, 49, 174, 238, 250, 255, 264, 268, 269,284, 286;II, 15, 16, 71, 81, 102, 129, 174;III, 40, 102, 107, 340, 436
  6844. unamak: razı olmak, kabul etmek, I, 215; III, 256
  6845. unaşmak: uyuşmak, kabullenmek· I, 190 bkz>ona şmak
  6846. unatmak: razı etmek, I, 125
  6847. unıtgan: çok unutan· I, 156, 525
  6848. unıtmak: unutmak, I, 215; II, 325 bkz> unutmak
  6849. unutmak: unutmak·I, 215 bkz> unıtmak
  6850. unutmış: unutulmuş· I, 228
  6851. uñamuk (er): solak (adam)· I, 162
  6852. uñra yatmak: sırt üstü yatmak·III, 378 bkz> tuñra tüşmek
  6853. uragan: daima uran·I, 33 bkz> uran
  6854. uragun: Hindistan'dan gelir bir ilaç·I, 138
  6855. uragut: kadın, avrat· I, 138, 153, 178, 180, 201,250, 253, 255, 257, 259, 275, 302, 306, 308,311, 314, 401, 509;II, 9, 22, 56, 80, 107, 121,126, 141, 142, 146, 151, 153, 155, 156, 233,239, 254, 265, 278, 302, 304, 307, 309, 317,330, 355; III, 36, 50, 58, 64, 85,
  6856. uran: daima uran· I, 33 bkz> uragan
  6857. urdı tokıdı: vurdu, dövdü· III, 268
  6858. urdutal: hamamotu· I, 124 bkz> ardutal, ordutal
  6859. urga: büyük ağaç· I, 128
  6860. urgu: kendisiyle bir şeye vurulacak nesne veya ayg ıt. I, 13; II, 69
  6861. urı: ses, gürültü· I, 87, 88
  6862. urı: erkek evlât· I, 88, 251 § ur ı oglan; erkek çocuk· I, 88
  6863. urı: dere, yol, III, 370 § teriñ urı; geniş dere ve yol· III, 370
  6864. urı kıkı: gürültü, haykırı;· III, 227 bkz> kıkı
  6865. urılamak: bağırmak, sesini ynkseltmek. I, 309 bkz> or ılaşmak, orlaşmak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  6866. urılamak: kendini õvmek, kendini övmekte ileri gitmek I, 309
  6867. urılaşmak: bağrışmak, çağrışmak·I, 239 bkz>orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlaşmak, yurlamak
  6868. urışmak: vuruşmak·I, 367 bkz> uruşmak
  6869. urk: ip, urgan,I, 42, 258 bkz> uruk
  6870. urlamak: bağırmak, ulumak·I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlaşmak, yurlamak urlaşmak bağrışmak, çağrışmak· I, 239 bkz>orılaşmak, orlaşmak, urılaşmak, urlamak, yurlamak
  6871. urmak: urmak, vurmak, dövmek; koymak, yapmak; takmak, I, 12, 13. 20, 27, 93, 164,165, 177, 213. 242, 320, 329, 333, 334, 348,386, 407, 483;II, 54, 61, 138, 152, 174, 191,358; III, 120, 124, 127, 145, 260 bkz> ürimek
  6872. urra: erkeklerde olan kasık yarıklığı, kavlıç· I, 39
  6873. ursamak: vurmak istemek, I, 276
  6874. ursukmak: dövmede, dövüşte yenilmek, dövülmek. I, 242, 243
  6875. urt: ìğne deüği, iğne yurdu· I, 42
  6876. urug: tane, tohum, evin· I, 53, 64, 449
  6877. urug: dövüş, vuruş· I, 27, 386
  6878. uruglamak: çekirdeğini çıkarmak, çekirdekten ayırmak· I, 303, 304; III, 346
  6879. uruglanmak: tane tutmak· I, 293
  6880. uruglug (altun): para olarak kesilmiş, urulmuş (altın)· I, 147
  6881. urugluk (buğday): tohumluk için saklanmış (buğday)· I, 146
  6882. urug turıg: hısımlar·I, 64
  6883. uruk: ip, urgan·I, 42, 66, 209, 221; II, 136, 205; III, 110, 330 bkz> urk
  6884. uruklug (kova): ipli (kova)· I, 147
  6885. urukluk (yüñ): ip yapmak için hazırlanmış(yün)· I, 150
  6886. urulmak: vurulmak, dövülmek; kurulmak· I, 194, 195; II, 138
  6887. urulmak: (ip ve benzeri) örülmek I, 195
  6888. urumday: kendisiyle ağının zararı giderilen bir taş· I, 159
  6889. urunç: rüşvet, gevik, I, 132, 354; III, 217, 449 bkz> orunç
  6890. urunmak: pişman olup vurunmak, dövünmek;sar ınmak, örtünmek I, 201
  6891. urunmak: dikilmek, kalkmak· I, 201
  6892. uruş: urma, sava;, vuruş, vuruşma·I, 61, 221, 414; II, 83
  6893. uruşmak: vuru;mak· I, 20, 182;II, 89 bkz>uru şmak
  6894. uruş tokuş: uğraşma ve savaşma·I, 12
  6895. urut: kuru (geçen yıldan kalma ot için). II, 79 bkz> ar ııt
  6896. uru yazmak: vurayazmak, döveyazmak· III,59
  6897. us: hayır ve şerri ayırt ediş, I, 36
  6898. us: kerkes kuşu, I, 36, 228; III, 46
  6899. usal kişi: gafil, iş bilmeyen·I, 122
  6900. usayuk (er): gafil (adam)· I, 160
  6901. usıtgan: çok susatan, I, 155
  6902. usıtmak: susatmak· I, 209
  6903. uslamak: anlamak, hayrı şerden ayırt etmek·I, 286
  6904. uslayu: kerkes kuşu gibi, II, 17
  6905. usmak: susamak; sanmak· I, 166; II, 165
  6906. usnatmak: benzetmek, I, 267 bkz> üsnemek
  6907. usrık: uyuklayan adam. I, 99
  6908. usukmak: susamak· I, 191; II, 165
  6909. usuz: uykusuz, I, 122
  6910. : şimdi, işte, §161.I, 36;II, 45, 128
  6911. : agaç, dal, boynuz gibi şeylerin özü· I, 36 §müñüz uşı; boynuz özü·I, 36
  6912. uşak: küçük, ufak,I, 67;III, 279 § uşak oglan; küçük çocuk·I, 67 § uşak otuñ
  6913. uşak: koğuculuk, koğu, dedikodu, kogucu· I,122; II, 20 § uşak söz; kogu olarak söylenen söz· I, 122
  6914. uşaklamak: koğlamak· I, 305
  6915. uşaklık: işte gösterilen çocukluk·I, 150
  6916. uşalmak: ufalanmak· I, 197 bkz> uşatmak, uwşatmak, üşelmek, üşetmek
  6917. uşatmak: ufalatmak· I, 211, 262 bkz> uşalmak, uwşatmak, üşelmek, üşetmek
  6918. uşgun: ekşi bir çeşit ot, poy otu·I, 440 bkz>ku şgun
  6919. uşun: omuz başı, çigin başı·I, 77
  6920. uş uş: öküzü suvarmak için söylenen 502.I, 36
  6921. utamak: yapraklarını, başağını kesrnek, ekin biçilmek, budamak·III, 250, 251
  6922. utanç: (ış) utanılacak (1;).III, 448 bkz> utunç
  6923. utanmak: utanmak,I, 199, 291 bkz> uwutlanmak
  6924. utmak: oyunda yutmak, oyunda ütmek I,170, 200; II, 103
  6925. utru: önce; karşı, orta I, 68, 494; II, 145; III, 40 bkz> ortu, otra, otru
  6926. utrulanmak: yüz ytize gelmek· I, 296, 297 bkz> otrulanmak
  6927. utrulmak: kesilmek, kırkılmak, kısaltılmak.I, 246, 247
  6928. utrunmak: dayatmak ve karşı koymak istemek; yönelmek. I, 251 bkz> otrunmak
  6929. utruşmak: karşı koymak, kaı·şi gelmek, karşılaşmak.I, 232 bkz> otruşmak
  6930. utruşmak: makasla kesmekte yardım etmek· I, 233
  6931. utsukmak: oyunda yutulmak·I, 242
  6932. utulmak: (ekini bozan bitkiler) kesilmek, ba şı vurulmak I, 193 bkz> otulmak
  6933. utun: degersiz, alçak, küstah· I, 123, 414
  6934. utunç: (ış) utanılacak (iş)· I, 131; III, 448 bkz>utanç
  6935. uturmak: (saç ve elbise) kesmek· I, 176
  6936. utuşmak: oyunda yutu;mak· I, 180
  6937. uva: çagıran kişiye cevap için "ne buyuruyorsun?" anlam ında bir edat· I, 40
  6938. uva: içine şeker ufalanan bir çeşit yemek· I,II bkz> uwa
  6939. uvmak: ufalamak, I, 11 bkz> öwmek, uwmak
  6940. uvut: ut, hayâ, ar· I, 83 bkz> ufut, uwut
  6941. uwa: soğukluk olarak yenen bir çe şit şekerli pirinç yem'egi· I, 90 bkz> uva
  6942. uwmak: ufalamak·I, 166 bkz> öwmek, uvmak
  6943. uwşatmak: ufalatmak· I, 262 bkz> uşalmak,uşatmak, üşelmek, üşetmek
  6944. uwulmak: ufalanmak, ezilmek· I, 197;II, 6
  6945. uwunmak: kendi kendine ufalamak,I, 202
  6946. uwunmak: ovuşturmak.I, 202;II, 147 bkz>owunmak
  6947. uwurgarmak: utandırmak· I, 290
  6948. uwuş: ufalanmış nesne· I, 61
  6949. uwuş etmek: ufalanmış ekmek·I, 61
  6950. uwuşmak: ufalamakta yardım ve yariş etmek,I, 185
  6951. uwut: utanma, hayâ, ut, ar· I, 51, 83, 116, 131,469 bkz> ufut, uvut
  6952. uwut: yemege veya beyin yanına çağırma, davet·I, 51
  6953. uwutlanmak: utahmak· I, 291 bkz> utanmak
  6954. uwutlug: utanan, utangaç· I, 146
  6955. uya: kuş yuvası, I, 85
  6956. uya: hısım, kardeş, I, 85, 86
  6957. uyadsılık: utanan, utangaç· I, 160
  6958. uyadmak: utanmak· I, 55, 216 bkz> uyatmak
  6959. uyalamak: yuva yapmak,III, 328
  6960. uyalmak: çekinmek, utanmak·I, 269
  6961. uyatmak: utanmak·I, 216 bkz> uyadmak
  6962. uygurmak: uyarmak,I, 269, 270 bkz> udgarmak, udgurmak
  6963. uymak: uymak, birine bağlı olmak·III, 146
  6964. uyuglug: kemerli. III, 50
  6965. uz: usta, mahir·I, 46 § uz kişi; eli uz, eli işe yaraşıklı, udumlu kişi I, 46
  6966. uza: geçmiş zaman,I, 88, 89, 385
  6967. uzak: uzun; eski, uzak·I, 66, 380 § uzak ış;uzayan bitmeyen iş·I, 66
  6968. uzaklık: işte ağırlık.I, 150
  6969. uzatmak: uzatmak; geciktirmek I, 209;II, 234 bkz> uzutmak
  6970. uzlanmak: ustalaşmak·I, 297
  6971. uzluk: sanat·I, 253
  6972. uzmak: başkasından ileri geçmek·I, 88 bkz> ozmak
  6973. uzsamak: koparmak istemek,I, 276, 277 bkz> üzsemek
  6974. uzun: uzun,I, 77, 448;II,'11, 78; III, 36, 89,121
  6975. uzutgan: her zaman uzatan· I, 155
  6976. uzutmak: uzatmak·I, 155 bkz> uzatmak
  6977. übgük: ibibik kuşu·I, 78, 110 bkz> übüp
  6978. übüp: ibibik kuşu, I, 78 bkz> übgük ,
  6979. üç: sayıda üç·I, 35;II, 283
  6980. üçgil: müselles, üçgen, üç köşeli şe/·I, 105
  6981. üçgül: müselles, üçgen, üç köşeli şey,I, 105
  6982. üçlenmek: üç olmak, üçlenmek·I, 256
  6983. üçlüç: başları bir demirle birleştirilerek üç çubukla yap ılan tavşan tuzağı·I, 95
  6984. üçükmek: sesi, soluğu, nefesi kesilmek·I, 192; II, 118
  6985. üçünç: sayıda üçüncü· I, 131; III, 448
  6986. üçürgen: çok söndüren, I, 522
  6987. üçürmek: söndürmek· I, 176, 177 bkz> öçürmek
  6988. üdürmek: seçmek, üstün tutmak, III, 11 bkz> a ğırmak, edirmek, ödürmek, ödürmek, udurmak
  6989. üdermek: uymak, izince gitmek· I, 178
  6990. üdik: aşk ve sevgi coşması, sevda, hasret· I, 69, 212; II, 144, 188, 311; III, 258 bkz> ödik
  6991. üdlenmek: kösnemek, erkek istemek· I, 257
  6992. üdleşmek: birbiri ardınca yürü;mek· I, 239 bkz> udla şmäk
  6993. üdrek: artan, az iken artan şey,I, 103
  6994. üdremek: üremek, çoğalmak ,I, 273
  6995. üdreşmek: artmak·I, 232
  6996. üdretmek: üretmek, çoğaltmak·I, 261
  6997. ügi: baykuş· I, 9, 161;III, 118, 238 bkz> ühi, yabakülak
  6998. ügimek: öğütmek· III, 254
  6999. ügit: buğday ve benzeri şeyleri öğütme. I, 51
  7000. ügitçi: un öğüten kimse· I, 51
  7001. ügitmek: öğüttürmek· I, 213
  7002. ügitsemek: öğütmek istemek·I, 302
  7003. ügre: tutmaca benzer ve ondan daha sulu şehriye çorbası, erişte.I, 127; III, 173
  7004. ügrilmek: sallanmak· I, 248
  7005. ügrimek: sallanmak, kımıldatmak; birisine karşı yaltaklanarak hilesini saklamak, I, 275, 354
  7006. ügrişmek: sallamakta yardınn etmek, I, 236
  7007. ügritmek: sallatmak, I, 261
  7008. ügrük: çocugun beşigini sallama·I, 105
  7009. ügür: darı.I, 54;II,121; III, 9 bkz> yügür § yag ügüri; susam· I, 54
  7010. ügürlüg: darı sahibi olan· I, 152
  7011. ügürlük: dan konulan yer·I, 152
  7012. ügürmek: deve üzerine iki taraflı yükletilerek içerisine binilen sepet ve benzeri ;ey· I, 507 bkz> tegirmek
  7013. ügüşmek: öğütmekte yardım ve yarış etmek· I, 187
  7014. ühi: baykuş ,I, 9, 161; III, 118, 238 bkz> ügi, yabakulak
  7015. üjme: dut ağacı· I, 130
  7016. üjük: hece, harf, I, 71, 72
  7017. üjüklemek: hecelemek, I, 71
  7018. üjümlenmek: dutlanmak, dut vermek,I, 297
  7019. ükek: tabut, sandık·I, 78
  7020. ükek: şehrin etrafında savaş için hazırlanmış olan burç·I, 78
  7021. ükeklemek: burç yapmak; sandık yapmak·I, 307
  7022. ükeklig tam: burçları bulunan kale·I, 153
  7023. ükeklik: sandık yapmak için ayrılan ağaç· I, 153
  7024. ülemek: dağıtmak, yaymak, üleştirmek· I, 51;III, 255
  7025. üleşmek: paylaşmak, üleşmek I, 189
  7026. ületmek: paylaştırmak, dagıtmak, I, 214
  7027. ülike: ökse otu·I, 137
  7028. Ülker: Ülker yıldızı, Süreyya yıldızı.I, 95; III, 40
  7029. ülker çerig: harp usulünde bir hile tarzı·I, 95 ,
  7030. ülkü: ahit, peyman.I, 129
  7031. ülüg: pay, nasip, hlsse,I, 62, 72 bkz> ülük, ülü ş
  7032. ülüglüg: üleştirilmiş, pay edilmiş, dağıtılmı;· I, 511
  7033. ülük: pay, naslp, hisse· I, 62, 72 bkz> ülüg, ülü ş
  7034. ülü: pay, halk arasında taksim, hisse· I, 62 bkz> ülüg, ülük
  7035. üm: şalvar, don· I, 38, 117, 203
  7036. ümglik: imik, çocukların tepesinde bulunan yumuşak yer I, 110
  7037. ümleşmek: şalvarını ortaya koyarak kumar oynamak· I, 242
  7038. ünlüg: şalvarlı,I, 224
  7039. ün: ses; ün, san·I, 38, 49. 219;II, 294;III, 194, 240, 402
  7040. ündemek: ünlemek, çagırmak.I, 273;III, 69
  7041. ündeşmek: çağırı;mak·I, 231
  7042. üñmek: delmek· I, 174 bkz> öñmek
  7043. üñtürmek: deldirmek I, 290
  7044. üñüjin: çölde insanı öidüren umacı, gulyabani·I, 145
  7045. üñülmek: oyulmak III, 395
  7046. üñür: in, mağara·I, 94
  7047. üp: renkte pekitme edatı·I, 34 § üpürüng; apak·I, 34
  7048. üplelmek: yağma edilmek·I, 295
  7049. üplemek: yağma etmek·I, 284
  7050. üplenmek: yağmalanmak·I, 255;III, 90
  7051. üpleşmek: yağma edişmek, yağmalaşmak.I,238
  7052. üpletmek: yağma edilmek I, 264
  7053. ürimek: takmak, urmak,III, 120 bkz> urmak
  7054. ürimek: içten çürümek III, 252, 253 bkz> örimek
  7055. ürkmek: ürkmek,III, 420
  7056. ürkülmek: ürkülmek·I, 250
  7057. ürkünç: ürküntü, kargaşalık,I, 250 bkz> ürkünmek
  7058. ürkünçe: üfleyeceğine,I, 337
  7059. ürkünmek: düşman yüzünden ulus arasına düşen ürküntü, telâşla kalelere ve sığınaklara kaşışma·I, 108 bkz> ürkünç
  7060. ürküşmek: ürküşmek,I, 155
  7061. ürkütmek: ürkütmek I, 263, 264
  7062. ürmek: üflemek; ürmek,'havlamak·I, 55, 164, 337; III, 5
  7063. ürñek: kireç· I, 121
  7064. ürñermek: ağarmak· I, 289
  7065. ürpek: tüyleri ürpermiş insan ve hayvan·I,103
  7066. ürpekmek: (tüy) ürpermek. I, 229, 230 bkz> orpatmak, örpe şmek, ürpermek, ürpeşmek ürpermek (tüy) ürpermek I, 217 bkz> orpatmak, örpe şmek, ürpekmek, ürpeşmek ürpeşmek birbirine karşı kabarmak, I, 229, 230 bkz> orpatmak, örpe şmek, ürpekmek, ürpermek
  7067. ürülgen: her zaman şişen, kabaran· I, 158
  7068. ürülmek: şişmek, kabarmak, üflenmek, şişirilmek I, 195
  7069. ürüñ: ak olan nesne, ak, beyaz, gençlerin t ırnakları üzerinde bulunan aklık· I, 134, 330,382;II, 12 bkz> ak, örüñ § tırñgak ürüñ; tırnak beyazlığı. I, 134
  7070. ürüñ karak: göz akı, I, 382
  7071. ürüñ kuş: akdoğan· I, 331
  7072. ürüşmek: üflemekte yardım ve yarış etmek I, 183
  7073. üske(n-t)eç: kuru üzüm· I, 159
  7074. üsnemek: benzemek· I, 288; II, 223; III, 147 bkz> usnatmak
  7075. üstek: üstelik, ziyadelik.I, 120
  7076. üstelmek: artmak, çoğalmak, artırılmak.I, 246
  7077. üstem: eğerlere, kemerin başına, tokalara işlenen altın ve gümüş·I, 107 bkz> saxt
  7078. üstermek: üstün gelmek için yarış etmek; inkâr etmek I, 221
  7079. üstün: üstün· I, 108 § andan üstün; ondan üstün·I, 108
  7080. üsüglemek: hile ile kilit açmak.I, 306 bkz>osuglamak
  7081. üşelmek: arannìak· I, 197
  7082. üşelmek: ufalanmak, II, 235 bkz> uşalmak, uşatmak, uwşatmak, üşetmek
  7083. üşemek: yer ve benzeri şeyleri aramak üzere eşmek III, 253
  7084. üşerig (taş): düz (kaya), I, 135 bkz> yüşeırg
  7085. üşetmek: araştırmak.I, 211 bkz> eşltmek
  7086. üşetmek: ufalatmak·I, 211 bkz> uşalmak, uşatmak, uwşatmak, üşelmek
  7087. üşgürmek: üşürmek, kışkırtmak; ıslık çalmak· I, 228 bkz> üşkürmek
  7088. üşik: yemişleri kavurarak büyümekten al ıkoyan soğuk·I, 72
  7089. üşiklemek: üşümüşken yakalamak·I, 306, 307
  7090. üşimek: soğuktan üşümek II, 137; III, 254 bkz> üşümek
  7091. üşkürmek: üşürnnek, kışkırtmak; ıslık çalmak· I, 228 bkz> üşgürmek
  7092. üşkürmek: hatırlamak· I, 228, 229
  7093. üşkürtmek: hatırlatmak.I, 229 bkz> üşkürtürmek
  7094. üşkürtürmek: hatırlatmak.I, 229 bkz> üşkürtmek
  7095. üşmek: üşmek, üşüşmek, toplanmak; delgiç ile delmek,I, 166
  7096. üştürmek: deldirmek, delik delmeyi emretmek, dar deli ği genişletmek·I, 222
  7097. üşümek: üşümek,I, 463 bkz> üşimek
  7098. üşütmek: üşütmek, soğutmak için soğuğa koymak·I, 211
  7099. ütimek: (kıl) ütülemek· III, 252
  7100. ütmek: (kıl) yakmak, ütmek·I, 171
  7101. ütrük: hileci, ütücü adam,I, 101
  7102. ütüg: kusma,I, 68 bkz> ütük
  7103. ütük: ütü,I, 68
  7104. ütük: kusma·I, 68 bkz> ütüg
  7105. ütülmek: yanmak, (kıl) ütülenmek,I, 193
  7106. ütüş: bir çeşit çocuk oyunu; bu oyunda utme, yutma·I, 60, 61 bkz> ötü ş
  7107. üy: ev, I, 81 bkz> ef, ev, ew, öw, üw
  7108. üw: ev·I, 81 bkz> ef, ev, ew, öw, üv
  7109. üyük: tepe gibi yüksek olan yerler·I, 85
  7110. üyük (yér): sulu ve buna benzer yerlerde ayak bas ıldığı zaman kaybolan ve ayağı çıkarması güç olan kumluk (yer)·I, 85
  7111. üyükmek: (ayak) gömülmek, incinmek, burkulmak·I, 268
  7112. üz: sağır·I, 45 bkz> öz § üz kişi; sağır adam· I, 45
  7113. üze: üstünde, üzerinde, üzere, üzerine, üzerindeki .I, 44, 66, 149, 197, 219, 237, 241, 244, 258, 331, 343. 456, 461, 468, 469;II, 23, 72, 192, 249, 288, 303, 328, 331, 356; III, 131, 161 üzelmek yorulmak, sıkılmak, ögüç işe düşmek·I, 196, 233
  7114. üzitmek: çok söylemekten kulak sa ğır (ağır) olmak; sirke küpten ekşiliğinden dolayı sızmak· I, 209
  7115. üzlenmek: yemekte yağ üste çıkmak, kabarmak· I, 258
  7116. üzlünmek: (ip) üzülmek, kopmak· I, 258
  7117. üzlüşmek: üzüşmek, kopmak; (kan, koca) ayrılmak; alacaklı borçludan ilişilgi kesmek, I, 240 üzmek (ip ve benzeri şeyleri) kesmek· I, 165, 522
  7118. üznemek: kar;ı koymak, söz dinlememek·I, 288
  7119. üzsemek: koparmak 1510^6^I, 276, 277 bkz>uzsamak
  7120. üztürmek: üzdürmek, kopartmak·I, 220
  7121. üzüklük: kesilme·I, 152
  7122. üzülgen: daima üzülen·I, 158
  7123. üzülmek: üzülmek, kesilmek·I, 196
  7124. üzüm: üzüm. I, 75, 88, 180, 184, 282, 289. 353.360, 514;II, 16, 18, 104, 125. 186, 265;III, 8, 119, 201, 265, 331, 410
  7125. üzümlenmek: üzümlenmek.I, 295
  7126. üzüşmek: üzüm toplamakta yardım ve yarı; etmek; ip ve beñzeri şeyleri kesmekte ve üzmekte yard ım ve yarış etmek·I, 184
  7127. üzütlemek: birini pinti görnıek·I, 299
  7128. üzütlük: bir şeyde pintilik·I, 150
  7129. va: "vay" anlamına söz söyleyen veya emreden kimsenin emrini inkâr yerine bir söz,III, 215 bkz> ya
  7130. ya: "va" edatı gibi "vay" anlamına inkâr edatı III, 215 bkz> va
  7131. ya: ok, yay· I, 280, 496, 500, 501;II, 7, 37, 5059, 61, 65, 66, 67, 68, 97, 98, 114, 134, 138,190, 198, 205; III, 16, 50, 59, 73, 78, 215, 219, 239, 318, 331, 370, 407, 409 § ya bagr ı; yayın orta yeri· I, 360,
  7132. yaba: yaş ve ıslak olan herhangi bir ;ey· III, 24
  7133. yabaku: yün ve yapağı yoluntusu· III, 36
  7134. yabaku bolmak: baştaki saç keçelenmek· III,36
  7135. yabakulak: baykuş· III, 56 bkz> ügí, ühi
  7136. yabı: eğerin üstüne ve altına konan keçe, eğer yastığı· III, 24
  7137. yabıtak: çıplak, egersiz· III, 48, 177 bkz> yap ıtak
  7138. yaçanmak: utanmak, ocunmak, sıkılmak· III, 83
  7139. yadag: yayan, yaya· III, 28 bkz> yadag
  7140. yadıñ: yere yayılmış olan az şey· III, 372
  7141. yadag: yaya, yayan· I, 381 bkz> yadag
  7142. yadaglık: yayalık, yaya yürüyüş· III, 51
  7143. yadıglıg: yayılı, yayılmış· III, 49, 50
  7144. yadılmak: yayılmak, dağılmak, ayrılmak·I, 442;III, 77, 148, 159, 192 bkz> yay ılmak
  7145. yadım: döşek, yaygı, sergi. I, 15, 119; III, 19
  7146. yadınmak: yayılmak. III, 83
  7147. yadışmak: yaymakta yardım ve yarı; etmek· III, 70
  7148. yadlışmak: dağılışmak, yayılı;mak· III, 104, 105
  7149. yadmak: döşemek, yaymak, sermek· I, 15, 45; II, 313, 314; III, 434 bkz> yatmak
  7150. yadsamak: yaymak ve dağıtmak istemek· III, 305
  7151. yadturmak: yaydırmak, III, 93 bkz> yaturmak
  7152. yadturmak: bir şeyi bohça veya benzeri içinde saklatmak· III, 94 bkz> yatturmak, yittürmek
  7153. yafa: kolgan dikeni· III, 24 bkz> yava, yawa
  7154. yafa: sıcak, kuytu (yer)· III, 24, 27 bkz> yava,yawa
  7155. yafaş: yavaş, yumuşak huylu· III, 12 bkz> yawa ş
  7156. yafgu: halktan olup hakandan iki derece aşağı bulunan kişiye verilen ungun· III, 32
  7157. yafışgu: "kızılcık" veya "güren" denen da ğ yemi;l· III, 48 bkz> yumuşga
  7158. yafuz: her şeyin kötüsü, fenası· III, 10 bkz> yawuz
  7159. yag: yağ, iç yagı·I,182, 208, 227, 326;II, 9, 89. 123, 149, 154. 188, 189. 190, 197, 198, 205. 210, 229, 231, 240, 245. 293, 305, 354; III, 63, 77, 119, 157,182. 223, 252, 307, 319, 392, 425, 426, 435 § kara yag
  7160. yagak: ceviz.I, 90, 267, 417;III, 8, 29
  7161. yagaklıg: cevizli·III, 50
  7162. yagaklık: cevizlik, ceviz biten yer·III, 51
  7163. yagan: fil· III, 29 bkz> yañan, § Yagan Tégin
  7164. yaganlık: filli olan, filci· III, 50
  7165. yagı: düşmün I, 41, 88. 168, 205, 206, 215, 234, 251, 273, 305. 336. 397, 441, 456, 496, 516, 517, 520, 522;II, 6, 10, 29, 74. 83, 116, 165, 204, 227, 228, 329; III, 24, 44, 134, 237, 271, 272. 301. 322, 328, 339, 395, 400, 420
  7166. yagıkmak: düşmanlaşmak· III, 76
  7167. yagılamak: düşmanlık etmek, düşmanla savaşmak, çarpişmak· III, 325, 328 bkz'
  7168. yagılmak: yağdırılmak.III, 79
  7169. yag(ı)r: at, katır ve eçek gibi hayvanlar ın sır-tında semer, eger ve yük vurmasından meydana gelen yara, yagır·I, 58, 370;III, 9
  7170. yagırlamak: yağırı sağaltmak, iyi etmek·III, 342
  7171. yagırlanmak: yağırlanmak, yağırı çoğalmak, yağırdan kaşınmak·III, 113, 114
  7172. yagırlıg: yağırlı, sırtı yaralı·II, 9;III, 9, 49
  7173. yagış: putlara kesilen kurban·III, 10
  7174. yagıtgan: her zaıpan yağdıran·III, 53
  7175. yagıtgan: her zaman dü;manlık eden·III, 53
  7176. yagıtmak: yağdırmak·II, 316
  7177. yagıtmak: düşmanlık etmek, III, 53 bkz> yagılamak, yaguşmak
  7178. yagız: yağız, kızıl ile kara arası renk· III, 10
  7179. yagku: yağmurluk· III, 25, 227 bkz> yaku
  7180. yaglamak: yağlamak· III, 308, 319
  7181. yaglanmak: yağlanmak· III, 111
  7182. yaglatmak: yağlatmak· II, 355
  7183. yaglıg: yağlı· I, 70; II, 309; III, 121, 156, 306. 392
  7184. yagmak: yağmak,I, 139, 376, 457, 494;II,122; III, 60, 61
  7185. Yagmalanmak: Yağma kılığına girmek, onların huyu ile huylanmak· III, 203
  7186. yagmur: yağmur. I, 16, 272, 354; Il, 28, 122,175, 316, 352; III, 38, 39, 53, 79, 93, 95, 380, 436 bkz> yamgur
  7187. yagmurçıl: yağmuru çok olan (yer)· III, 56
  7188. yagrımak: yağır olmak, I, 104 yagrınlamak yarnına, sırta, vurmak· III, 343 bkz> yarınlamak yagrıtmak
  7189. yagru: çevre, yakı^lık. III, 13 bkz> yakru
  7190. yagsamak: yağ istemek. III, 305, 306 bkz> yags ımak
  7191. yagsımak: yağ tadını almak, III, 305, 306 bkz> yagsamak
  7192. yagturmak: yağdırmak· III, 95
  7193. yaguk: yakın, 1113101.I, 433;III, 23, 29, 76, 255 § yak yaguk; (115101^1-.III, 29 § yaguk yér; yak ın yer·III, 29
  7194. yagumak: yaklaşmak·II, 148; III, 89 bkz> yaguşmak
  7195. yaguşmak: düşmanlık etmek· II, 90 bkz> yagılamak, yagıtmak
  7196. yaguşmak: birbirine yakla;mak· III, 73 bkz> yagumak
  7197. yagutgan: daima yaklaştıran· III, 52
  7198. yagutmak: yaklaştırn-ıak. II, 316
  7199. yag ügüri: susam· I, 54
  7200. yah: "evet, peki" anlamına bir kelime· III, 118 bkz> yeh
  7201. yaxsınmak: kollarını yenlerine sokmadan, belini iliklemeden, elbiseyi e ğinine (sırtına) almak, III, 109
  7202. yahşı: iyi; güzel, her şeyin güzeli I, 64; III, 32
  7203. yak: çanak ve kap bulaşığı· III, 4 bkz> yak yuk, yok, yok yak, yuk, yuk yak
  7204. yaka: yaka, elbise yakası·I, 189, 253; III, 24, 307
  7205. yakıg: (şişkinlik ve benzeri şeylere yakılan) yakı· I, 407;III, 13, 62, 74, 96
  7206. yakılmak: dokunulmak, yaklaşılmak· III, 81
  7207. yakın: yakın. III, 22, 23
  7208. yakışmak: yaklaşmak, dokunmak, yakına gelmek; yakı yakmakta yardım etmek I, 170, 383; II, 103; III, 74
  7209. yakı yukı (er): alçak gönüllü ve yaltaklan ıcı (adam)· III, 25
  7210. yakmak: yaklaşmak, dokunmak; yakmak·I, 456;II, 69;III, 22, 62, 63
  7211. yakrı: yağ, iç yağı, yağlı· 11.105; III, 31, 32, 204; 306
  7212. yakrıkan: fındık büyüklüğünde kırmızı meyvesi olan bir bitki·III, 56
  7213. yakrıkan: buz yağı·III, 56
  7214. yakrılanmak: yağlanmak·III, 203, 204
  7215. yakru: çevre, yakınltk.III, 31 bkz> yagru
  7216. yakturmak: dokundurmak; (yakı) yaktırmak; (ateş) yaktırmak· ÌII, 96
  7217. yaku: yağmurluk. III, 25, 226 bkz> yagku
  7218. yakurmak: yaklaştirmak· III, 68
  7219. yakurmak: sık sık solumak, yüksek bir solumaya tutulmak, III, 68
  7220. yak yuk: kaptaki 611^. III, 143, 160 bkz> yak, yok, yok yak, yuk, yuk yok
  7221. yal: at yelesi·III, 13, 160 bkz> yal ıg, yıl
  7222. yala: töhmet, itham, birl hakkında kötü sanıda bulunma. III, 25, 82
  7223. yalaçı: insanı her şeyde çarçabuk suçlu gibi gören, itham eden, III, 36
  7224. yalaçı (yuga): bir çeşit ince katmerli (ekmek, yufka)· III, 25, 35
  7225. yalafar: insanlar arasında elçi, hakanın gönderdiği elçi II, 288; III. 47
  7226. yalalmak: tõhmetlenmek, itham edilmek,III,82
  7227. yalamak: töhmetlennek·III, 89
  7228. yalavaç: elçi, peygamber·I, 66, 83, 97;III, 47, 266, 438 bkz> yalawaç
  7229. yalawaç: elçi, peygamber·I, 83;III, 47 bkz>yalavaç
  7230. yalbı: yassı, enli, derinliğl olmayan·III, 30
  7231. yaldramak: az ışımak, az parlamak·III, 437 bkz> yaldr ımak
  7232. yaldrımak: az ışımak, az parlamak·III, 437 bkz> yaldramak
  7233. yaldr(ı-u)k: cilâlı, parlak, süslü·III, 432 bkz> yoldruk, yuldruk
  7234. yalfatmak: yalatmak·II, 354 bkz> yalgatmak
  7235. yalgamak: yalamak.I, 253;III, 306, 307 bkz> yalwamak
  7236. yalgan: yalan·III, 37
  7237. yalgandurmak: yalanlamak·III, 116
  7238. yalganmak: yalanmak· III, 109, 110
  7239. yalgaşmak: yalaşmak· III, 103
  7240. yalgatmak: yalatmak ve yutturmak. II, 354 bkz> yalfatmak
  7241. yalgıl: yelesi ak, ak yeleli· III, 228
  7242. yalgu: ahmak, beyinslz adam· III, 33
  7243. yalıg: at yelesi; ibik; eğer kaşı, II, 327; III, 13, 14 bkz> yal, yıl
  7244. yalıglanmak: horoz ıbiklenmek; at yelelenmek· III, 114
  7245. yalım: sarp, dik, yalçın, III, 19, 20
  7246. yalıman: dağınık şekilde yapılan çapul·III, 38 bkz> yélimen
  7247. yalın: alev·III, 23
  7248. yalınçga: (aş) tadı, tuzu, yağı olmayan yemek, III, 433 bkz> yılınçga
  7249. yalındak: çıplak,III, 51
  7250. yalınmak: soyunmak III, 85
  7251. yalıñ: çıplak, kından çıkmış veya kınından çıkarılmış III, 373
  7252. yalıñuk: insan I, 44, 195, 230, 395;II, 303, 315, 335; III, 65, 141, 222, 262, 384, 385 bkz> yalñuk
  7253. yalıñulamak: iple, salıncakla, oynamak, III, 411 bkz> yalñu
  7254. yalışmak: töhmetlemek, itham etmek· III, 75 bkz> yılışmak
  7255. yalkmak: kanmak, bıkmak, yağlı yemekten bıkmak· III, 435, 447
  7256. yalma: kaftan, kalın kaftan, yağmurluk. III, 34
  7257. yalmak: yalınmak, alevlenmek; (yara) iltihaplanmak; güne ş yüzü yalıyarak çalıp karartmak- III, 63
  7258. yalmak: yanmak· III, 65 bkz> yandurmak, yanmak, yundurmak, yunmak
  7259. yalñu: cariyelerin oynadığı bir oyun, salıncak oyunu· III, 380 bkz> yalñulamak
  7260. yalñuk: insan kişi, insanlara verilen genel ad, âdem; Âdem atam ız·I, 44, 195, 230, 395; II, 303, 315, 335;III, 65, 141, 222, 262, 384, 385 bkz> yal ıñuk
  7261. yalñuk: cariye· III, 385
  7262. yalñus: yalnız, kimsesiz. I, 333; II, 133, 384
  7263. yalpatmak: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yelpetmek, yélpetmek
  7264. yalratmak: parlatmak, yalabıtmak. II, 353 bkz> yalrıtmak, yolratmak, yolrıtmak
  7265. yalrıtmak: parlatmak, yalabıtmak· II, 353 bkz> yalratmak, yolratmak, yolr ıtmak
  7266. yalt: yalçın, sert· III, 7
  7267. yaltga: bir şeyle alay etme· III, 432 bkz> yoltga, yultga
  7268. yaltga kılmak: alay etmek, maskanaya almak, III, 432
  7269. yalturmak: ateşi alevlendirmek· III, 97
  7270. yalu: tayları bağlamak için kullanılan ip, örk, III, 26
  7271. yalwamak: yalamak, III, 307 bkz> yalgamak
  7272. yalwanmak: dilini çıkarmak, dili ağız içinde dolaştırmak. III, 110
  7273. yalwarmak: yalvarmak, dileğinin yapılmasını istemek I. 494, 498;III, 99, 100
  7274. yalwı: büyü, sihir. III, 33, 359 bkz> yelwi
  7275. yalwıçı: büyücü, sihirbaz· III, 33
  7276. yalwırmak: yelpimek, III, 100 bkz> yélvirmek
  7277. yam: çör çöp, pislik, çapak, göze ve ba;ka yere kaçan çör çöp· III, 5, 160
  7278. yamag: yama· II, 21; III, 28
  7279. yamaglıg: yamalı, yaması olan· III, 49
  7280. yamaglık: yamalık, yama olmak üzere hazılanmış .III, 51
  7281. yamagu: yamanması gerekli· III, 36
  7282. yamalmak: yamanmak. III, 82
  7283. yamamak: yanıannak·III, 91
  7284. yaman: kötü, her şeyin kötüsü·III, 30 § yamanig; yaman hastallk, miskinlik hastal ığı·III, 30
  7285. yamanmak: kendi kendine yamamak·III, 85
  7286. yamaşmak: yamamakta yardım ve yarış etmek, III, 75
  7287. yamaşmak: tembelliğinden yere yapı;ıp kalmak, buyurulan işi yapmaktan çekinmek· III, 189 bkz> mayışmak
  7288. yamata: yağlı tavuk veya yağlı et kızartılacağı zaman yağın dışarı sızmaması içln içine sarılan kadayıf hamuru gibi ince bir hamur· I, 445
  7289. yamdu: kasık· III, 31
  7290. yamgur: yağmur, III, 38 bkz> yagmur
  7291. yamız: kasığın iki tarafı, kalçanın ıç yandan uçları.III, 10
  7292. yamlamak: silmek, süpürmek· III, 84, 310
  7293. yamlan: bir çeşit sıçan, geme,III, 37
  7294. yamlaşmak: süpürmekte yardım etmek,III, 105
  7295. yamlatmak: sıipürtmek. II, 356
  7296. yamlıg (·köz): içerisine çör çöp kaçmış olan (göz)· III, 42
  7297. yamraşmak: kuzular anaları ile karışmak. III, 102, 103
  7298. yamu: fiilin anlamında pekitme yapan bir edat, III, 236 bkz> yanu
  7299. yamurgan: her zaman damlayan, kanayan· I, 524 bkz> tamurgan
  7300. yamurmak: damlamak; kanamak. II, 85 bkz> tamurmak
  7301. yamurmak: tomruk yapmak, kesrnek, III, 69 bkz> tomurmak, yemürmek
  7302. yan: yan· II, 19
  7303. yan: uca kemiği, uca kemlğinin başı· III, 160
  7304. yana: gene, yine, tekrar, ikinci defa olarak; geri dönme bildiren edat·I, 60, 119, 144, 441, 472, 508;II, 285;III, 6, 26, 170
  7305. yançık: torba, kese,II, 250 bkz> yançuk
  7306. yançılmak: incinmek, ezilmek·I, 188;II, 287; III,107
  7307. yançuk: torba, kese (para-tütün). II, 6; III, 45 bkz> yanç ık
  7308. yandak çeker: havadan çiğ gibi yagan kudret helvas ı· III, 44
  7309. yandak: tiken geven dikeni· III, 44
  7310. yandık: soysuz, III, 44
  7311. yandru: tekrar, III, 406
  7312. yandrumak: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yanmak, yundurmak, yunmak
  7313. yanıg: kusma; korkutma, tehdit· III, 14
  7314. yanlık: çoban çantası· III, 45
  7315. yanmak: dönmek, döndürmek; korkutmak,tehdit etmek; kusmak; yanrnak· III, 14, 64, 65, 98 bkz> yalmak, yandurmak, yundurmak, yunmak
  7316. yanu: fiilin sonuna gelip anlamında pekitme yapan bir edat· III, 236 bkz> yamu
  7317. yanulmak: ele sürtülerek bilenmek· III, 82
  7318. yanumak: bilemek, el üzerlnde kılağılamak· III, 91
  7319. yanut: karşılık, bedel, ıvaz, cevap· III, 8, 28
  7320. yanutmak: biIetmek, bilemeği veya el üzerlnde kılağılamayı emretmek, II, 317 bkz>yıtıtmak
  7321. yañ: bir şeyin merkezi; kalıbı. III, 361
  7322. yaña: herhangi bir ırmağın, bir yanı, geçesi.III, 369
  7323. yañak: yan, taraf· I, 241, 434
  7324. yañak: ağzın iki yanında dişlerin oturduğu kemik; kapı söğesi; her şeyin yanı, III, 376
  7325. yañalduruk: kukuleta, başlık, kepenek arkasına dikilen blr keçe parças ı, III, 389
  7326. yañan: alaca karga, yalnız başı ak olan karga·III, 240, 376
  7327. yañan: fiL II, 210; III, 295, 376 bkz> yagan,
  7328. yañı: yeni· I, 376; III, 369 bkz> yengi
  7329. yañıla: yeniden, tekrar, ikinci defa· III, 381
  7330. yañılamak: yenilemek. III, 407
  7331. yañılgan: her zaman yanılan, unutan· III, 388
  7332. yañılmak: yanılmak· III, 59, 380
  7333. yañku: sesin geri gelmesi, yank ı, aksi savt, aksi seda· III, 379, 380
  7334. yañkulamak: ses vermek, yankılamak, ses gelmek, III, 410, 411
  7335. yañkurmak: ses duymuş gibi sağına soluna bakmak, III, 400
  7336. yañluk: işte, sözde ve benzeri şeylerde ve yerlerde yapılan yanlışlık· III, 385
  7337. yañrak: dağ kıvrımı ve büküntüsü·III, 384
  7338. yañramak: saklanması gerekenl açığa vurmak, söylemek·III, 404 bkz> yañzatmak
  7339. yañşak: yanşak, geveze·I, 467;III, 384
  7340. yañşatmak: bir klmsenin ba;ını çok sözle, yanşaklıkla ağrıtmak·II, 359
  7341. yañzatmak: saklanması gerekeni söyletmek, ikrar ettirmek·II, 359 bkz> yañramak
  7342. yap: değirmi olan herhangi bir şey·III, 3 § yap yarmak; değirmi para, sağ para,III, 3
  7343. yap: yapağı·III, 3 § yung yap; yün yapa ğı·III, 3
  7344. yap: hile, al·III, 142, 159 bkz> al, yup
  7345. yapçan: yavşan otu· III, 37 bkz> yawçan
  7346. yapçınmak: yapıştırılmak· III, 108 bkz> yapçunmak, yapçurmak, yap şunmak, yapşurmak, yawçunmak, yawçurmak
  7347. yapçunmak: yapı;tırılmak,III, 108 bkz> yapçınmak, yapçurmak, yapşunmak, yapşurmak, yawçunmak, yawçurmak
  7348. yapçurmak: yapıştırmak·III, 97, 98 bkz>yapçınmak, yapçunmak, yapşunmak, yapşurmak, yawçunmak, yawçurmak
  7349. yapgak: kuş avlanan blr çeşit tuzak·III, 42
  7350. yapguç: eşek ve benzeri hayvanları sürmekte kullanılan değnek,III, 39
  7351. yapgut: yün veya kıl d!dintilerl doldurulmuş minder ve benzerl şeyler·III, 38
  7352. yapıglık: kapalı, kapanmı;·III, 49
  7353. yapınmak: örtünmek, kendl başına kapamak·III, 82, 83
  7354. yapışmak: yapişmak· IH, 70 bkz> yapuşmak
  7355. yapıtak: çıplak, eğersiz·III, 177 bkz> yabıtak
  7356. yapmak: örtmek, kapamak; kurmak, yapmak, I, 348, 374; III, 33, 57
  7357. yapratmak: at, blr ;eyden korktuğu veya bir çeye tekme ataca ğı zaman kulağını dikmek·II, 352
  7358. yaprı: düz ve enli (yer); sarkık (kulak), III, 31
  7359. yaprulmak: yapışmak; yıpranmak· III, 107
  7360. yapruşmak: yer düzlennekte yardım etmek, III, 101
  7361. yapsamak: (örtmek, kapamak, yapmak) istemek· I, 463; II, 172; III, 304
  7362. yapşunmak: yapı;tirılmak· III, 109 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yap şurmak, yawçunmak, yawçurmak
  7363. yapşurmak: yapıştırmak· III, 99 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yap şunmak, yawçunmak, yawçurmak
  7364. yaptaç: yağmur ve karda çobanların giydiği küçük bir kepenek, kebe· III, 38 yapturmak kapatmak; yaptırmak· III, 93 yapulmak kapanmak, örtulmek· III, 76
  7365. yapurgak: yaprak (agaç, bjtki, kltap)·III, 51
  7366. yapurgan: daima gizleyen, saklayan·III, 53 yapurmak parlatmak, süpürtmek; gizlemek·III, 67 yapurtmak
  7367. yapuşgak: dikenli bir ot, pitrak; her söylenen i şe karışan kimse· 1)1, 51 bkz> koru
  7368. yapuşgan: daima yapışan, yapışkan·III, 53
  7369. yapuşmak: yapışmak·III, 53 bkz> yapışmak
  7370. yap yup: hile, al ("yup" kelimesi yaln ız kullanılmaz, her zaman "yap" ile birlikte gelir)·III, 142, 159, 328
  7371. yap yup kılmak: hile kılmak, al etmek·III, 159 bkz> yub ılamak, yuplamak
  7372. yar: yar, suların açtığı uçurum· I, 375; III, 34, 142, 152, 355
  7373. yar: salya·II, 81; III, 3
  7374. yarag: yarık, gedik·III, 294
  7375. yarag: fırsat, imkân, tav·I, 300;II, 90, 234; III, 13,28, 355
  7376. yaraglıg: mümkün .III, 49
  7377. yaraglıg: zırhlı, cebeli·III, 49
  7378. yaramak: yaramak, uygun gelmek, yaraşmak· III, 38, 87 § yol yarasın
  7379. yaramak: yarmak·II, 356
  7380. yaramak: karşı koymak, uzaklaşmak·III, 422 bkz> yıramak
  7381. yaramsınmak: dalkavukluk etmek,II, 263
  7382. yaranmak: yaranmak, yaltaklık etmek; koşakta koşturularak alıştırılmak,I, 394;III, 20, 83
  7383. yaraşmak: uyuşmak, anlaşmak, yaraşmak·II, 105;III, 11. 71, 72
  7384. yaratgan: yaratan· III, 52
  7385. yaratmak: yaratmak, oranlamak, oranlayıp yapmak, kendinden uydurmak· I, 330; II, 315
  7386. yarıgsamak: yarlıganmak istemek· III, 333
  7387. yarık: oylukların çenetlere bitiştiği yer, oyluk kemikleri ba şı· III, 15
  7388. yarık: zırh, zırh ve kalkana verilen genel ad, III, 15,158, 217 § say yar ık; demirgögüslük. III, 15,
  7389. : 158
  7390. yarıklanmak: zırhlanmak· III, 114, 115
  7391. yarıklaşmak: zırh õndül koyarak bahse girmek, II, 258
  7392. yarılmak: yarılmak, yirilmek, açılmak·I, 119; III, 15, 77, 78
  7393. yarım: yarım, bir şeyin yarısı, herhangi bir şeyin ikiye ayrılmış olan parçalardan her birisi III, 19
  7394. yarımlamak: yarılamak· III, 343
  7395. yarımlanmak: yarımlanmak. III, 115
  7396. yarın: yarın· II, 250
  7397. yarın: kürek kemigi, çigin kemlğl· III, 21
  7398. yarındak: kayı;, sırım, Türk sırımı· II, 23, 108, 175, 262; III, 51
  7399. yarınlamak: yarnına, sırta vurmak·III, 343 bkz> yagrınlamak
  7400. yarınmak: kendi kendine yarmak, yarınmak· III, 83, 84
  7401. yarısa: yarasa·III, 433 bkz> aya yersgil
  7402. yarış: yarı;, at yarişi·II, 191; III, 10
  7403. yarış: iki adam arasında mal üleşme·III, 10
  7404. yarışmak: yarışmak, yariş etmek, at yarişi yapmak; yarı yarıya üleşmek I, 367, 474; II, 226;III, 10, 72
  7405. yarlamak: tükürmek III, 308 bkz> yarsıtmak, yarsudmak
  7406. yarlıg: emir, hakanın mektubu, fermanı, buyruğu·I, 87;III, 42
  7407. yarlıg: fakir, yoksul, acınan, yarlıganmış.I, 93;III, 42
  7408. yarma: uzunlamasına yarılan herhangi bir ;ey· III, 34
  7409. yarmak: yarmak, bir şeyl keserek zorla yarmak, parçalamak; yere s ınır çizmek,I, 399, 437;III, 33, 57. 58
  7410. yarmak: para·I, 20. 22. 35, 75, 130, 131, 142,143, 168, 175, 180, 214, 219, 223, 242, 281, 297, 298, 303, 321, 322, 334. 341. 377. 397,398, 402;II, 22, 39, 41, 44, 51, 62, 66, 67, 78, 92. 122, 127, 131, 103, 229, 237. 249, 250, 260;III, 3. 43. 67. 80, 84. 94, 121
  7411. yarmakan: armağan·I, 140 bkz> amuç, armagan
  7412. yarmaklanmak: para sahibi olmak· II, 279;III, 116
  7413. yarmanmak: tırmanmak.III, 111
  7414. yarmaş: iri ögüdülmüş bulgur ve buna benzer şeyler·III, 40 § yarmaş un; ince un,III, 40
  7415. yarma (yuga): blr çeşit katmer·III, 34
  7416. yarp: sağlam·III, 6
  7417. yarp: insan sevinince yüzüne gelen parlakl ık, yalabıklık·III, 6
  7418. yarpadmak: iyileşmek, ayağa kalkmak, serpilip büyümek·II, 351 bkz> yarpatmak
  7419. yarpatmak: iyileşmek, ayağa kalkmak; serpilip büyümek,II, 351 bkz> yarpadmak
  7420. yarpuz: güzel kokulu b!r ot, kır nanesl, Majoran,III, 39
  7421. yarpuz: yılan yiyen bir hayvan, firavun s ıçanı,ichneumon·III, 39, 40
  7422. yarsgag: dagda ve başka yerde ayağın kayabilecegl yer·III, 433
  7423. yarsıkmak: birbirinden ayrı dü;mek,III, 105. 106
  7424. yarsımak: murdar bulmak ve iğrenmek, III,305
  7425. yarsınçıg: murdar, pis iğrenç· III, 56
  7426. yarsıtmak: tiksindirmek II, 353 bkz> yorlamak, yars ğumak
  7427. yarsudmak: tiksindiği şey yüzünden tükürmek· II, 353 bkz> yarlamak, yars ıtmak
  7428. yarşı: bir şeyi yarıya bõlen kimse; bir ;eyin yar ısı, yarı yarıya ortak·III, 32
  7429. yarşım: bir yarışlık yer·III, 47
  7430. yart: su içilen bardak,I, 341 bkz> bart
  7431. yartım: ayrılmiş· III, 46
  7432. yartmak: para· III, 432 bkz> yarmak
  7433. yartu: yonga, talaş, III, 30
  7434. yartu: üzerine bir şey yazılan levha, tahta· III, 30
  7435. yarturmak: yardırmak· III, 94, 95
  7436. yart yurt tutmak: ansızın her yandan yakalanmak· I, 341 bkz> bart burt tutmak
  7437. yaruk: yerde, duvarda, dağda, sırçada ve benzer şeylerde yarık· III, 15
  7438. yaruk: ışık, aydınlık, parlak·I, 46, 96;III, 15, 194 § yapyaruk; çok ayd ınlık. III, 15
  7439. yarukluk: nur, ışık, aydınlık; rahatlık· II, 316; III, 51. 194
  7440. yaruk yélim: balık tutkalı· III, 20 bkz> yaru yélim
  7441. yaruk yulduzı: tan yıldızı· I, 96
  7442. yarumak: ışımak· I, 96; III, 86, 87, 89
  7443. yarumak yaşumak: keyiflenmek. sevinmek· III, 89
  7444. yarutgan: her zaman aydınlatan· III, 52
  7445. yarutmak: aydınlatmak· III, 52
  7446. yaru yélim: balık tutkalı· III, 24 bkz> yaruk yélim
  7447. yas: zarar, 2iyan· III, 159
  7448. yas: ölüm, helâk· III, 159
  7449. yasgaç: yastıgaç, hamur tahtası· III, 38 bkz> yası yıgaç
  7450. yasgaşmak: tokatlaşmak ve bunda yardım ve yarış etmek· II, 220 bkz> tasgamak, tasgaşmak
  7451. yası: yassı, enli· III, 24 bkz> yasul
  7452. yasıç: yassı ve uzun temren, III, 8
  7453. yasıglıg: gedeleçli· III, 50
  7454. yasık: gedeleç· III, 16 bkz> kurman
  7455. yasılamak: yassılamak, yaymak; sözü açık,geniş ve kinayesiz söylemek· III, 328
  7456. yasılmak: dağılmak; terk olunmak, bırakılmak· III, 78, 79
  7457. yasıman: su boşaltilırken boğazı "gır gır" eden testi, III, 38
  7458. yası yıgaç: yastıgaç, hamur tahtası· III, 38 bkz> yasgaş
  7459. yasmak: dağıtıp yaymak, çõzmek· III, 59, 60
  7460. yastalmak: dayanmış olmak; amacın bir yanına ilmek· III, 107
  7461. yastamak: yastık dayamak, yaslanmak; söz dokundurmak· III, 302, 303, 320
  7462. yastuk: yastık, III, 43, 107, 302, 320
  7463. yasul: yassı, yayvan, yassı ve engln olan her yer· III, 18, 19 bkz> yas ı
  7464. yaş: yaş, taze nesne, zerzevat, sebze, ye şillik; yaş (gözden gelen); yaş (insanın yaşadığı).I, 316; II, 109, 172. 228, 232; III, 4, 47, 83, 84,159,433 §ya şot
  7465. yaşagu: yaşamağa haklı· III, 36
  7466. yaşamak: yaşamak· III, 89
  7467. yaşañurmak: (göz) yaşarmak, yaşlı olmak·III, 407
  7468. yaşarmak: yeşermek· II, 79; III, 18, 68
  7469. yaşartmak: ye;ertmek· III, 436
  7470. yaşıkmak: (göz) yaçlanmak, kamaşmak·III, 76
  7471. yaşıl: yeşil. I, 41, 330, 394, 395; III, 19. 20,143, 162 § yapya şıl
  7472. yaşıl yuşul: yeşil meşil· III, 19
  7473. yaşın: şimşek,I, 236;II, 356;III, 22, 310, 319
  7474. yaşınlıg: şimşekli· III, 50
  7475. yaşlamak: yaş ot yemek· III, 308
  7476. yaşlıg: yaşlı, genç olmayan· III, 42
  7477. yaşlıg: yaşlı, yaşı olan (gõz)· III, 42
  7478. yaşmak: gizlemek, saklamak· I, 425; III, 60, 208
  7479. yaşnamak: şimşek çakmak, parlamak· I, 236; III, 310, 319
  7480. yaşnatmak: şimçek çaktırmak, parlatmak·II, 356
  7481. yaşru: gizli·III, 31
  7482. yaşruşmak: gizlemekte birlefmek· III, 101
  7483. yaşsamak: gizlemek istemek·III, 305
  7484. yaşuk: demir başlık, tulga·I, 67 bkz> aşuk,yışıklıg
  7485. yaşumak: keylflenmek, sevinmek,III, 89
  7486. yaşurgan: her zaman gizleyen·III, 53
  7487. yaşurmak: örtmek, örtülmek, gizIemek.II,79;III, 68
  7488. yaşut: gizli·II, 228;III, 8 bkz> beküt
  7489. yat: yabancı-I,433;III, 43, 148, 159 bkz> baz
  7490. yat: taşlarla yagmur ve rüzgâr için yap ılan kamlık, yadataşı ile yapılan bir türlü kamlık, kâhinlik. III, 3, 159
  7491. yat baz: yabancı· III, 148, 159
  7492. yatçı: ;aman· III, 307
  7493. yatgak: hakanın ve ülkenin koruyucusu, muhaf ızı· III, 42
  7494. yatgaşmak: yatışmak, birlikte yatmak. III, 103
  7495. yatgaşuk: bir yerde başkası ile yatan· III, 55
  7496. yatgaşuk ogrı: yatsı, yatma 2amanı. III, 55
  7497. yatgurmak: yatırmak, uyutmak· III, 99
  7498. yatıg: uyku; yatılacak yer· III, 12 bkz> yat ık
  7499. yatık: uyku; yatacak yer· III, 15 bkz> yat ıg
  7500. yatıkmak: yabancılaşmak, yadlaşmak·III, 76
  7501. yatlamak: yada taşı ile afsun yapmak; yabanc ı saymak·III, 307, 308
  7502. yatlatmak: yada taşı ile okutmak·II, 355
  7503. yatmak: yatmak·I, 36, 233, 243, 386;II, 313; III, 42, 378
  7504. yatmak: yaymak, sermek, II, 313 bkz> yadmak
  7505. yatsamak: yatmak veyä uyumak istemek III,304
  7506. yatturmak: yaydırmak·III, 93, 94 bkz> yadturmak, yittürmek
  7507. yatuk: atılan, unutulan her şey; tembel; şehirlerden· çıkmayan bir kısım Oğuzlar·III,14
  7508. yatuk: iki cins iplikten (eri şi yünden, argacı pamuktan) dokunan bir dokuma· III, 14
  7509. yaturmak: yaydırmak, III, 93 bkz> yadturmak
  7510. yava: kolgan dikeni; hint ayvas ı; suyu tutmaca renk veren bir bitki I, 84;III, 26 bkz> yafa, yawa
  7511. yava: sıcak, kuytu (yer)·III, 27 bkz> yafa, yawa
  7512. yawa: kolgan dikeni; hint ayvas ı; suyu tutmaca renk veren bir bitki I, 84;III, 27 bkz> yafa, yava
  7513. yawa: sıcak, kuytu (yer),III, 27 bkz> yafa, yava
  7514. yawalmak: yavaşlamak,I, 397
  7515. yawa: ; yavaş, yumuşak huylu·III, 10, 11 bkz> yafa ş
  7516. yawaşlanmak: yavaşlanmak, dölekleşmek, yumuşak huylu olmak· III, 114
  7517. yawçan: yavşan 0111.III, 37 bkz> yapçan
  7518. yawçunmak: yapıştırılmak·III, 109 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yap şunmak, yapşurmak, yawçurmak
  7519. yawçurmak: yapıştımak. III, 98 bkz> yapçınmak, yapçunmak, yapçurmak, yap şunmak, yapşıırmak, yawçurmak
  7520. yawgan: yavan. III, 37
  7521. yawganlanmak: yavan bulmak· III, 116, 117
  7522. yawlak: kötü, fena, değersiz, yavuz, dü;kün, her şeyin kötüsü· I, 177, 432, 516, 519;II, 74, 204;III, 43, 44, 133 § yawlak kişi
  7523. yawramak: digrek, sert, kati olmak, III, 278 bkz> t ıgdamak, tıgramak
  7524. yawrımak: hali kötüleşmek, yoksulluk veya hastal ık yüzünden arıklamak· III, 304
  7525. yawrıtmak: kõtületmek, zayıflatmak, arıklatmak, I, 139; II, 352, 353
  7526. yawsamak: gönül almak istemek, III, 306 bkz> yüwsemek
  7527. yawug: sel suyunun yüksekten yuvarlad ığı kaya parçası· III, 13
  7528. yawuz: kötü, fena·I, 84, 85, 103, 227, 248. 439, 483 bkz> yafuz
  7529. yawuzlamak: kötü bulmak·III, 342
  7530. yawuzlanmak: kötü bulmak·III, 114
  7531. yay: ilkbahar, yaz, I, 13. 82, 96, 170, 463; II, 97; III, 160, 161, 188
  7532. yaya: insanın kuyruk sokumu bölgesl, kıçı (yalnız insanlarda)· III, 26, 170
  7533. yaygaru: yaza doğru, III, 278
  7534. yayguk: kısrağın meme uçları, III, 27 bkz> yazguk
  7535. yayıg: huyu dönek· III, 23 bkz> yay ık
  7536. yayık: huyu dönek· III, 23 bkz> yay ıg
  7537. yayıkmak: yaz olmak, baharla;mak· III, 191
  7538. yayılgan: yayılan, durmayan· III, 55 § yayılgan kişi; bir kararda durmayan, bir işte sebat etmeyen kimse· III, 55
  7539. yayılmak: ırgalanmak, yayılmak, salınmak· I, 412; III, 108, 191,192bkz>yad ılmak,yazılmak
  7540. yayınmak: kendi kendıne yaymak· III, 86
  7541. yaykalmak: çalkanrnak; her ;eye gönlü meyil göstermek· III, 108
  7542. yaylag: yayla, yaylak, yazlanan yer, I, 13, 214; II, 355; III, 47, 265
  7543. yaylamak: yaylamak· III, 311
  7544. yaylatmak: yaylatmak. II, 357
  7545. yaymak: çalkamak, kımıldatmak, sallamak, meyletmek, meylettirmek III, 245, 246, 247
  7546. yaysamak: haset etmek, çekememek,I, 155
  7547. yayturmak: çırptırmak, kımıldatmak.III, 100
  7548. yaz: ilk yaz, yaz· II, 172, 285; III, 159, 285
  7549. yazak: otlak,III, 16
  7550. yazamak: yazlamak, yazı geçirmek· III, 88
  7551. yazguk: kısrağın meme uçlan· III, 28 bkz> yayguk
  7552. yazı: kır, ova, yazı, boş ve açık yer, boşluk,açıklık, alan·I, 94, 135, 329, 447; III,II, 24,255 yaz ıkçı yazıcı, hısımlar arasında mektup getirip götüren elçi· III, 55
  7553. yazıglıg: çözülmüş, bağından çözülmüş· III,49, 50 bkz> yazuk
  7554. yazıkmak: yaz olmak III, 76 bkz> yayıkmak
  7555. yazılmak: açılmak, yayılmak; yalabımak, güzelleşmek; çözülmek·I, 195, 233, 409; II, 285; III, 6, 78,112 bkz> yadılmak, yayılmak
  7556. yazınmak: kendi kendine çõzmek, çözünmek, çözülmek III. 84, 112
  7557. yazışmak: (çözmekte ve yaydan kirlşi çıkarmakta) yardım ve yarış etmek, III, 73
  7558. yazlatmak: yazlatmak, yazı geçirtmek, yaylatmak·II, 355
  7559. yazlınmak: çôzülmek·III, 110, 112, 228
  7560. yazlışmak: çözülmek III, 105
  7561. yazmak: şaşmak, yanılmak; çözmek; yazmak· I, 92; II, 20; IIl, 59, 111
  7562. yazmas: şaşmayan, yanılmayan· III, 59, 379
  7563. yazok et: pastırma· III, 16,
  7564. yazsamak: çözmek istemek, III, 305
  7565. yazturmak: çõzdürmek; yanıltmak· III, 95
  7566. yazuk: boşanmış, bağından çözülmü;· III, 16bkz> yazıglıg
  7567. yazuk: günah, suç· I, 16, 203, 220, 521; II, 75,135, 143, 169, 222, 261; III, 16
  7568. yazuklamak: suçu yüzünden yakalamak·III, 342, 343
  7569. yazuklug: günahlı,III, 50
  7570. yazuksuz: günahsız·I, 400;III, 16
  7571. yebeñ: kumlu, batak· III, 372
  7572. yeh: evet· III, 26, 118 bkz> yah
  7573. yeh mü: "tamam mı" anlamına bir kelime·III,26 bkz> ye mü?
  7574. yek: şeytan·I, 267;II, 236, 338;III, 156, 160
  7575. yel: cin; cin çarpması· III, 144, 163
  7576. yelim: tutkal, kendisiyle tüy ve tüye benzer şeyler yapıştırılan tutkal· III, 20, 70, 99, 108bkz> yélim,
  7577. yilim: yelimlenmek tutkallanmak· III, 115 bkz> yélimlenmek
  7578. yelkin: yelici, koşucu; misafir, yolcu, konuk·I· 31; III, 33, 37, 288, 309 bkz> elkin, yélkin
  7579. yelnemek: memesi dolup sarkmak· III, 310, 319 bkz> yélnemek
  7580. yelpetmek: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yalpatmak, yélpetmek
  7581. yelpetmek: yelpazeletmek· II, 352 bkz> yélpetmek
  7582. yelpirmek: rüzgâr esmek, cin tutmuş gibi sağa sola sallanmak; nemlenmek, yeri ıslatmak·III, 93
  7583. yelwi: büyü, sihir, III, 33, 359 bkz> yalw ı
  7584. yelwlçi: büyücü, sihirbaz III, 33
  7585. yem: baharat· Itl, 5 ("yem" kellmesl yaln ız kullanılmaz, "ot" ile birlikte gelir)·
  7586. yeme: hep, bütün, tamamiyle; yine, dahi, I, 47,106,144, 459; II, 75,118; III, 41, 278. 366. 435 yemeçük buğday taşınan küçük çuval· III,48
  7587. yemek: yemek, yeylp telef etmek,I, 55, 66, 79, 88, 116, 318, 323, 342, 343, 504;II, 69,70. 311; III, 9, 16, 31, 67, 146, 159, 220, 222, 249
  7588. yemet: evet· I, 51;III, 8 bkz> emet, evet,ewet
  7589. yemiş: meyve,I, 251, 263 bkz> yémiş
  7590. yemrü: ;mek ağaç sökmekte yardım etmek· III, 103
  7591. ye mü: "bu sôzü kabul ettin mi? söyledi ğimi yapmak için kafana koydun mu?" anlam ına bir kelime.III, 26 bkz> yehmü?
  7592. yemürgen: dalma söken, koparan,III, 54
  7593. yemürmek: kesmek·III, 54 bkz> tomurmak,
  7594. yamurmak: yençimek ısırmak, kötüleîmek·III, 303 bkz> tençmek, yençmek, yunç ımak
  7595. yençmek: ısırmak, yere vurup ayağıyle ezmek, dişle ısırarak parçaları birbirine katmak, kõtüleşmek·III, 303. 435 bkz> tençmek,yençimek, yunç ımak
  7596. yenig: yeğni, hafif·III, 92 bkz> yénik
  7597. yenigü: doğurmak üzere olan,III, 36
  7598. yenimek: doğurmak (yalnız kadın için),III,91, 92
  7599. yenitmek: doğurtrnak· II, 317
  7600. yeñeç: yengeç· III, 384
  7601. yeñek: heybe, bohça· III, 70 bkz> yetgek
  7602. yeñge: yenge, büyük kardeşin karısı· III, 380
  7603. yeñi: yenl· I, 376;III, 369 bkz> yangi
  7604. yeñmek: yenmek, alt etmek·III, 391
  7605. yeñşürmek: sıcağa soğuk karı;tirarak ılıştırmak, III, 400 bkz> yiñşürmek
  7606. yerçü: sın, mezar· III, 30
  7607. yerde: hemşeri. I, 407; III, 40
  7608. yer kırtışı: yeryüzü· I, 461
  7609. yerküç: tahtadan yapılmış kılıç gibi uzunca,enli bir ağaç parçasıdır, fırındaki ekmeği çevirmek için kullanılır·I, 452
  7610. yermek: yirmek, yaf bir şeyi demirle kesmeksizin uzunlamas ına yirmek, kolayca yarmak·III, 58 bkz> yırmak, yirmek
  7611. yer sagrısı: yeryüzü; yer yaygısı·I, 422
  7612. yertürmek: yirdirmek.III, 95
  7613. yerük: yirilmiş, uzunlamasına yirilmiş ve güzelligi gitmiş olan her şey, yirik, gedik· III, 18 bkz> yirük
  7614. yeten: ok atılan tahta yay; atımcı yayı, hallaç yayı·III, 21 bkz> yeteñ
  7615. yeteñ: yün atılıp kabartılan atımcı yayı· III, 372 bkz> yeten
  7616. yetgek: heybe, bohça· III, 70, 77, 344 bkz> yerigek
  7617. yetigen: "yedi kardeşler" adı verilen yıldız, III, 37, 40, 247 bkz> yetiken
  7618. yetiken: "yedi kardeşler" adı verilen yıldız, III, 247 bkz> yetigen
  7619. yetilmek: güdülmek, yedilmek. I, 106 bkz> yétilmek
  7620. yet(i)şmek: yetişmek, erişmek. III, 183 bkz·
  7621. yetiz: enli, enine geniş şey· III, 10
  7622. yetizlik: genişlik, bir şeyin eni· III, 52
  7623. yetmek: yetişmek, erişmek II, 314 bkz> çétmek, yétmek
  7624. yetmek: yetmek, yedeğinde götürmek· II, 314
  7625. yetmiş: kapanmış, iyileşmiş (yara)· I, 245 bkz>bütmiş
  7626. yetrülmek: eriştirilmek; ilhak edilmek.III,107 bkz> yétrülmek
  7627. yetrüm: bırakılmış, salınmış·III, 47
  7628. yetrüm saç: bırakılmış, salınmış saç·III, 47 bkz> yetüt saç
  7629. yetrüşmek: birbirine erişmekte yardım etmek III, 101 bkz> yétrüşmek
  7630. yetti: sayıda yedi· III, 27 bkz> yéti
  7631. yetüt: askere imdat .II, 287
  7632. yetüt saç: sonradan bırakılan saç,II, 287 bkz> yetrüm saç
  7633. yewtilmek: erişmek; olgı^nlaşmak.III, 81, 356 bkz> yıgılmak, yuwulmak
  7634. yezek: asker öncüsü, III, 88 bkz> yizek
  7635. yezemek: aramak üzere dolaşmak, III, 88, 89
  7636. yezne: büyük kız kardeşin kocası· III, 35
  7637. yédişmek: kenar dikmekte yardım etmek·III, 70, 71 bkz> yédilmek, yédmek, yidmek
  7638. yédilmek: dikilmek ve içine eşya konulmak· III, 77 bkz> yédi şmek, yédmek, yidmek
  7639. yédmek: bohça veya heybeyi toparlamak, uçlar ını birleştirmek III, 434 bkz> yédişmek, yédilmek, yidmek
  7640. yég: yeğ, üst, üstün, daha lyl, lyl, hay ırlı·I, 59, 337, 384;III, 43, 133, 144, 160
  7641. yél: yel, rüzgâr, esinti· I, 95, 251. 319, 354;II, 4,154.192,229, 298; III, 93, 98, 108,144,161, 226, 247. 268, 360
  7642. yéldirmek: estirmek, ësmek·III, 98
  7643. yélim: tutkal, kendlsiyle tüy ve tüye benzer şeyler yapı;tırılan tutkal, ökse·III, 20, 70, 99, 108 bkz> yelim, yilim
  7644. yélimen: dağınık şeklide yapılan çapul·III, 38 bkz> yal ıman
  7645. yélimlemek: yelek yapıştırmak; yolu araştırmak III, 343
  7646. yélimlenmek: tutkallanmak,III, 115 bkz> yelimlenmek
  7647. yélin: kısrak memesi, tırnaklı hayvan memesi·III, 23
  7648. yéliñ: yeli çok olan, III, 373
  7649. yélkin: yelic!, ko;ucu; müafir, 'yolcu, konuk·I, 31;III, 33, 37, 288, 309 bkz> elkin, yikin
  7650. yélmek: koşmak,III, 64
  7651. yélmek: (aş, yemek) yenmek, yenilmek·III, 64, 185
  7652. yélnemek: memesi dolup sarkmak· III, 310, 319 bkz> yelnemek
  7653. yélpetmek: (ot, saman ve yem) ıslatmak, II, 351, 352 bkz> yalpatmak, yelpetmek
  7654. yélpetmek: yelpazeletmek· II, 352 bkz> yelpetmek
  7655. yélpik: cin ve yel çarpması· III, 46
  7656. yélpinmek: yele, cine çarpılmak, yel çarpmak, cin çarpmak; yelpazelenmek· III, 108, 144
  7657. yélpişmek: nem çekmek, nem almak, taneler yaşlıktan yapışmak; yelpazelemekte yardım etmek· III, 100, 101
  7658. yélwirmek: yelpimek· III, 100 bkz> yalwırmak
  7659. yém: azık, yemek, taam· I, 468, 480; III, 144
  7660. yémiş: meyve·I, 251, 263;II, 12, 95, 146, 254; III, 12 bkz> yemi ş
  7661. yémişlenmek: yemi;lenmek, yemiş, meyve vermek, meyvelenmek.II, 269;III, 114, 197
  7662. yémsinmek: yenneksizin yer gibl göri ınınek. III, 109
  7663. yémşen: Kıpçak ülkeslnde blten blr kır yemişi· III, 37
  7664. yénik: yeğni, hafif·III, 18 bkz> yenig
  7665. yén: giyen, elbise; yenì.II, 109, 187, 233; III, 362
  7666. yér: yer, yeryüzü, toprak· I, 15, 16, 33, 75, 97,107, 119, 139, 146, 147, 150, 164, 219. 234, 247, 265, 268,287.288,292,296.301,309,313,325. 361, 364. 416. 422, 423, 429, 438, 439,461, 465, 466, 468. 469, 488. 489, 494, 495, 496, 498, 509, 510, 517. 523, 525;I
  7667. yér: kumaşın veya ağacın bir yüzü. III, 142
  7668. yére: yöre, çevre· III, 24 bkz> yöre, yüre
  7669. yéretmek: yerinmek, tembellik etmek· II, 315, 316
  7670. yérgü: hakir, yerilmiş.II, 29
  7671. yérmek: yermek, beğenmemek, iğrenmek,zemmetmek, hakir görmek·I, 149, 419;III, 185
  7672. yérsinmek: bir yeri yurt 001111110^III, 109
  7673. yéti: sayıda yedi· III, 227 bkz> yetti
  7674. yétik: işlerinde becerikII, güç işleri başaran·III, 18
  7675. yétilmek: erişilmek, yetişilmek III, 77
  7676. yétilmek: güdülmek, yedilmek·I, 106 bkz>yetilmek
  7677. yét(i)şmek: yetişmek, erişmek .III, 183 bkz> yet(i)şmek
  7678. yétmek: yetişmek, erişmek· I, 192, 421, 424; II, 274, 314; III, 406 bkz> çétmek, yetmek
  7679. yétrülmek: eriştirilmek; ihkak edilmek III, 107 bkz> yetrülmek
  7680. yétrüşmek: birbirine érişmekte yardım etmek III, 101 bkz> yetrüşmek
  7681. yétsemek: yetişeyazmak· III, 304
  7682. yétsikmek: erişilmek; ya;lanmak, kocalıp düşkünle;mek· I, 21; III, 106
  7683. yéysemek: yemek istemek· I, 20; III, 304
  7684. yıdışmak: bir şeyin parçaları birbiri içinde çürüşmek, yıpraşmak. III, 70
  7685. yıd: koku· III, 48 bkz> yid
  7686. yıdıg: kötü kokan her şey, III, 12
  7687. yıdıglık: kokmuşluk, yıpranmışlık· III, 51
  7688. yıdıg ot: üzerlik otu, III, 12 bkz> eldrük, ilrük, yüzerük
  7689. yıdımak: kötü, fena kokmak, bozulmak· III, 86, 260
  7690. yıdlamak: koklamak, III, 308
  7691. yıdlanmak: kokmak, bozulmak· III, 110
  7692. yıdlaşmak: koklaşmak· III, 104
  7693. yıgaç: ağaç, ağaç parçası; erkegin erkeklik ayg ıtı; fersah (eskl bir yer ölçüsü)· I, 14, 18, 152, 174, 198, 219, 244, 249, 251, 254, 260, 263, 271, 283, 290, 294, 297, 312, 319, 439, 485, 502, 503, 505, 511; 11.II, 20, 24, 29, 37, 69, 70, 80, 85, 91, 101, 122, 1
  7694. yıgaçlanmak: ağaçlanmak· III, 113
  7695. yıgaçlık: ağaçlık, ağaçlı olan yer, kereste bulunan yer, III, 51
  7696. yıgdaçı: yığan, toplayan; engel· olan, al ıkoyan· III, 106
  7697. yıgılgan: daima yığılan· III, 54
  7698. yıgılmak: toplanmak; çeklnmek, kaçınnìak· III, 79, 80
  7699. yıgılmak: erişmek, olgunlaşmak· III, 81 bkz>yewülmek, yuwulmak
  7700. yıgım: yığılmı;· III, 19 bkz> yıgın
  7701. yıgın: yığın, küme, yığılmış·I, 15; III, 19, 22 bkz> yıgım
  7702. yıgınmak: kendi kendine yığınmak· III, 84
  7703. yıgışmak: yığışmak, yığmakta yardım ve yarış etmek· III, 73
  7704. yıglamak: ağlamak I, 272, 504;II, 232;III, 258, 309, 321 bkz> ıglamak
  7705. yıglaşmak: ağlaşmak· III, 322 bkz> ıglaşmak
  7706. yıglatmak: ağlatmak· II, 355
  7707. yıglışmak: toplaşmak· III, 105
  7708. yıgmak: yığmak, toplamak; bir şeye engel olmak, alıkoymak. I, 15, 399, 504; III, 61
  7709. yıgrılmak: kötüleşmek, büzülmek, titremek I, 248;III, 107, 108
  7710. yıgturmak: yıgdırmak; bir şeyden alıkoydurmak· III, 95, 96
  7711. yıkılgan: daima yıkılan, yıkılgan· III, 54
  7712. yıkılmak: yıkılmak·I, 348;III, 81, 82
  7713. yıkışmak: yıkmakta yardım etmek· III, 74
  7714. yıkmak: yıkmak, yıkılmak· I, 85, 343, 384;III, 20, 63
  7715. yıksamak: yıkmak istennek· III, 306
  7716. yıkturmak: yıktırmak· III, 97
  7717. yıl: yıl, sene· I, 345, 346, 349, 447, 513; II, 118, 331; III, 5, 7, 69,76, 131, 162
  7718. yıl: at yelesi· III, 13 bkz> yal, yal ıg
  7719. yılan: yılan· I. 17, 228;II, 18; 20, 275, 279;III,29, 39, 367 § nek y ılan; ejderha·III, 155 § ok yılan; kendini insan ve başka şeyler üzerine atan bir yılan·I, 37;III, 29 § sogan yılan; tulum gibi iri bir yılan·I, 409
  7720. yılan yılı: Türkler'in on ikili yıllarından biri ,I, 346;III, 30
  7721. yıldız: ağacın kökü, damarı,III, 40
  7722. yıldızlanmak: köklenmek, bir yere yerleşmek, soylanmak·III, 116
  7723. yıldızlıg: köklü· III, 40 § tüplilg
  7724. yıldızlıg: asaletli, köklü, III, 40
  7725. yılgın: ılgın, ılgın ağacı, Tamariska· III, 37
  7726. yılgınlanmak: ılgın ağacına sahip olmak, III, 117
  7727. yılıg: ılık, sıcakla soğuk arası, I, 31, 64; III, 14, 51 bkz> ılıg
  7728. yılımak: ılımak· III, 91
  7729. yılınçga (aş): tadı, tuzu, yağı olmayan yemek, III, 433 bkz> yal ınçga
  7730. yılırmak: ılımak, az ışınmak·I, 179; II, 283
  7731. yılışmak: ılıçmak, ılıklaşmak· III, 74, 75
  7732. yılışmak: birbirini töhmetlemek, itham etmek· III, 75 bkz> yal ışmak
  7733. yılıtmak: sıtma tutmak, sıtınadan vücudu ısınmak; ılıtmak, II, 316, 317
  7734. yılkı: hayvan, yılkı, hayvan sürüsü, dört ayakl ı hayvanlara verilen genel ad· I, 21, 91, 241, 257, 285, 330, 332, 412, 461, 481, 482;II, 96; III, 34, 76, 90, 104, 131, 178, 292, 300
  7735. yımırtga: damarsız olan her türlü yeşillik; hıyar gibi gevşek olan her nesne· III, 433
  7736. yın: in· III, 6 bkz> in, yin
  7737. yınçge: ince· III, 380 bkz> yinçge
  7738. yıp: ip, tel kendisiyle at ba ğlanan uzun örk· I,158, 165, 178, 185, 213, 220, 236, 253, 302,414, 523, 524;II, 8, 9, 98, 120, 132, 180, 189,194, 207, 227, 236, 244, 330, 334, 354, 362; III, 3, 104, 255, 286, 388, 426, 428, 444
  7739. yıpar: misk I, 327;II, 4, 6, 122; III, 7, 28, 48, 96. 180, 308 bkz> yipar
  7740. yıparlıg: misk kokan, miski, anberi olan· III, 48, 50
  7741. yıplamak: ip üzerinde oynamak, cambazlık etmek, III, 308
  7742. yıplamak: iple kıl aldırmak· III, 307
  7743. yıplaşmak: iple birbirinden kıl yolu;mak· III, 104
  7744. yıplatmak: ipletmek, iple kıl yoldurmak· II, 355
  7745. yır: koşma, türkü, hava, ır, musikide ırlama, gazel· II, 14, 135;III, 3, 131, 143
  7746. yıragu: çalgıcı, şarkıcı, çağırıcı· III, 36
  7747. yırak: uzak, ırak· I, 97, 309, 456; III, 28, 29
  7748. yıraklanmak: uzak bulmak· III, 115
  7749. yıraklık: uzaklık, ıraklık· III, 51
  7750. yıramak: uzakla;mak, ırak olnnak·III, 88, 366, 422 bkz> yaramak
  7751. yıratmak: uzaklaştirmak·II, 315
  7752. yırlamak: şarkı, gazel söylemek, ırlamak III, 3, 308
  7753. yırmak: yirmek·III, 58 bkz> yermek, yirmek
  7754. yırtılmak: yırtılmak.I, 41; III, 106, 107
  7755. yırtınmak: yırtar görünmek.III, 108
  7756. yırtışmak: yırtmakta yardım etmek,III, 101
  7757. yırtmak: yırtmak·I, 323, 341; III, 435
  7758. yiş: sıkışma· III, 4 bkz> yuş
  7759. yış: iniş, yokuş· III, 4, 143 § art
  7760. yış: yokuş iniş· III, 4
  7761. yış bolmak: sıkı;mak· III, 4
  7762. yışıg: ip; kayıştan örülmüş bağ; boyundurukkayışı·I, 126, 158, 165, 183, 196, 209, 276,427;II, 123, 216, 349; III. 13
  7763. yışıglıg: ipli, ipi olan· III, 49
  7764. yışıklıg: tulgalı, tulga giymi;· III, 50 bkz> aşuk,yaşuk
  7765. yıtıtmak: biletmek· II, 317 bkz> yanutmak
  7766. yi: sık ve birbirine girmiş; elbisenin yivi, diki şi, dikiş, pabuç diki;l; dağ yivi; diş ve ağaçların birbirine girınesi.III, 25, 216, 229, 283 bkz> cigi, yigi
  7767. yiçi: terziII, 3;III, 216
  7768. yid: koku,III, 48 bkz> yıd
  7769. yidmek: bohça veya heybeyi toparlamak, uçlar ını birleştirmek III,443 bkz> yédişmek, yédilmek, yédmek
  7770. yig: iğ,I, 48, 85 bkz> ig, ik, yik
  7771. yig: gemin damağa gelen parçası·III, 144
  7772. yig: çiğ, pişmemiş. I, 338; III, 144 bkz> yik
  7773. yigde: iğde· I, 31; III, 31, 147 bkz> yikte
  7774. yigi: sık, birbirine girmiş, sıralanrnış, (dikişte)sağlam. III, 25, 216, 229 bkz> cigi, yi
  7775. yigirme: sayıda yirmi. III, 48 bkz> yigirmi
  7776. yigirmi: sayıda yirmi· III, 48 bkz> yigirme
  7777. yigirminç: sayıda yirminci. I, 132;III, 449
  7778. yigit: yiğit, genç, her şeyln genci·I, 25, 263, 400;II, 113; III, 8, 16, 917, 356, 386. 420
  7779. yigitlik: yiğitlik, gençlik,I, 143, 511; III, 51
  7780. yigne: ìgne,II, 3, 120, 150;III, 35
  7781. yigrenmek: tüyü ürperrnek, iğrenmek III, 109
  7782. yigtürmek: bir şeyle iyilik etmek, III, 96 bkz> yiktürmek, yüftürmek, yüwmek
  7783. yigtürmek: incitmek III, 97
  7784. yik: iğ·III, 144 bkz> ig, ik, yig
  7785. yik: çiğ, pişmemiş·I, 338 bkz> yig
  7786. yiken: hasır yapılan kovalak otu·III, 23
  7787. yiklemek: çiğnemek·III, 309, 310 bkz> egle şmek, iklemek, ikleşmek
  7788. yikte: iğde, I, 31 bkz> yigde
  7789. yiktürmek: bir şeyle iyilik etmek·III, 96 bkz>yigtürmek, yüftürmek, yüwmek
  7790. yilik: ilik·I, 72, 119 bkz> ilik
  7791. yiliklig: ilikli, iliği olan, III, 52
  7792. yilim: tutkal II, 20, 70, 99, 108 bkz> yelim,yélim
  7793. yilmirmek: ılımak, ılır gibi olmak·III, 100
  7794. yimlemek: gözle işaret etmek, III, 310 bkz>imlemek
  7795. yin: beden, vücut, insan bedeni· I, 179, 261, 275; II, 151; III,92, 145, 154, 278
  7796. yin: tüy, £101-1.I, 167, 217, 315; III, 109
  7797. yin: koyun pisliği, davar tersi, hayvan pisli ği· I, 49; III, 5 bkz> in § koy yini; koyun 101-51. III, 5
  7798. yin: in, hayvan ini·I, 49;III, 5 bkz> in, y ın
  7799. yincü: inci·I, 31 bkz> cinçü, yinçü, yünçü
  7800. yinçge: ince·III, 380 bkz> yınçge § yinçge turku; ince ipek kunìa ş·III, 380
  7801. yinçge kız: odalık kız·III, 380 bkz> yinçke kız
  7802. yinçge kişi: Tanrı'ya ibadet eden, tapan·III, 380
  7803. yinçgelemek: ince saymak, inceltilek III, 411
  7804. yinçgelenmek: alçak gönüllülük etmek; odal ık edinmek; Tanrı'ya karşı küçüklük göstermek, tapmak, ibadet etmek· III, 450
  7805. yinçke kız: yatağa alınacak, yetişkin cariye ve kız, kız oğlan kız· I, 326 bkz> yinçge kız
  7806. yinçü: inci; cariye· I, 31, 273, 387, 390. 396,419;II, 9, 31, 79, 100, 122, 127, 146, 154, 243, 288; III, 30, 229, 289 bkz> cincü, yincü, yünçü
  7807. yindmek: aramak, sormak· III, 66· bkz> yinmek
  7808. yindürmek: kayıbı arattırmak. III, 99
  7809. yinedmek: sağalmak; yeğnilmek· II, 317 bkz>yinetmek
  7810. yinetmek: sağalmak; yeğnilınek· II, 317 bkz>yinedmek
  7811. yinmek: arannak, sormak- III, 66 bkz> yindmèk
  7812. yiñ: sümük· II, 326; III, 362
  7813. yiñ atmak: sümkürmek· II, 326 bkz> yiñitmek
  7814. yiñdegü: sümüklü (çocuklara bununla sövülür)· III, 387
  7815. yiñitmek: sümkürmek II, 326 bkz> yiñ atmak
  7816. yiñşürmek: sıcağa soğuk karı;tırarak ıliştırmak, III, 400 bkz> yeñşürmek
  7817. yipar: misk·I, 327; 11; 4. 6, 122;III, 7, 28.48, 96, 180, 308 bkz> y ıpar
  7818. yipin: koyu kırmızı, kızıl·III, 21 bkz> bayın, yipkil, yipkin
  7819. yipkil: erguvan renginde olan· III, 46, 47 bkz> bay ın, yipin, yipkln,
  7820. yipkin: menekşe rengi, erguvan renginde olan, konur, koyu k ırmızı·I, 395;III, 37, 47 bkz> bayın, yipln, yipkil
  7821. yirilgen: daima çatlayan, yarılan, yirilen.III, 55
  7822. yirişmek: yirişmek, ylrilmek, ayrılmak; gülümsemek; kuvvetsizle şmek·III, 72, 73
  7823. yirmek: yirmek,III, 58 bkz> yermek, yırmak
  7824. yirük: yirilmiş, uzunlamasına ylrilmiş ve güzelliği gitmiş olan her ;ey, yirik, gedik·III,18 bkz> yerük
  7825. yişilmek: eli işe yatışmak, udumlaşmak· III 79 bkz> işilmek, yuşılmak, yuşulmak,yüşilmek, yüşülmek
  7826. yişim: soğukta dizlere giyilen nesne, bir çe şit çakşır·III, 19
  7827. yişimlenmek: yişim giynnek, tozluk giymek·III, 115
  7828. yitik: keskin, bilenmiş·I, 384;III, 18
  7829. yitik: yitik şey,kaybolan şey, II, 182 bkz> tiyül, yitük
  7830. yİtiklemek: kaybolanı aramak, III, 343
  7831. yitim: keten tohumıı· III, 24
  7832. yitmek: kaybolmak, yitmek. I, 467; II, 314
  7833. yittilrmek: kaybettirmek,' bìr şeyi bohça ve bohçaya benzer şeylerde saklatmak· III, 94 bkz> yağturmak, yatturmak ;
  7834. yitük: kaybolan şey, yıtik. II, 115, 182;III, 18, 181 bkz> yitík
  7835. yitüklig: bir şey yitiren, kaybeden,III, 18
  7836. yitürmek: kaybetmek, yitirmek. III, 67
  7837. yiz: sele otu, çiğ otu, sele sazı, Artemlsìa abrotonon (kamı;tan daha ince ve yumuşak olup göçebelerce çadır örtüsü yapılır)·III, 135, 143
  7838. yizek: askerin önde giden bölü ğü, öncül· III, 18 bkz> yezek
  7839. yodluşmak: silinmek III, 105
  7840. yoğmak: silmek, bozmak, mahvetnnek· III, 434
  7841. yoğsamak: silmek Istemek· III, 305
  7842. yodturmak: sildirmek III, 94 bkz> yutturmak
  7843. yodulmak: silinmek, yok edilmek·III, 77
  7844. yodunmak: sllinmek·III, 83
  7845. yoduşmak: (leke, kitapta yanlı; vb.) silmek ve gidermek işinde yardım etmek,III, 70
  7846. yog: matem, yas, ölü gömülmesinden sonra üç veya yedi güne kadar verilen yemek.III, 143
  7847. yog basan: ölü gömüldükten sonra verilen yemek·I, 399
  7848. yogdu: devenin çenesi altındaki uzun tüyler III, 30 bkz> cugdu, yogru, yogruy, yugdu
  7849. yoglamak: ölü için yemek vermek.III, 309
  7850. yogrı: çanak,III, 31, 32
  7851. yogru: deve tüyünün uzunları .III, 31 bkz> cugdu, yogdu, yogruy, yugdu
  7852. yogrulmak: yogrulmak. I, 248; III, 107
  7853. yogrum: bir defada yoğrulacak kadar olan· III, 47
  7854. yogruşmak: yogruşmak, yoğrulmak, yoğurmakta yardım etmek·II, 122;III, 102
  7855. yogruy: deve tüyünün uzun olanlar ı .III, 31 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yugdu
  7856. yogun: yogun, şişkin, kalın·III, 29
  7857. yogurguç: şehriye ve benzeri şeylerin açılmasında kullanılan oklağı·I, 493
  7858. yogurkan: yorgan·I, 197, 210;II, 137, 141; III, 54, 110, 253
  7859. yogurmak: yogurmak·II, 102
  7860. yogurt: yogurt, I, 182, 208;II, 189, 295;III, 164, 190
  7861. yogurtmak: yogurtmak·III, 436
  7862. yok: çanak bulaşıgı,III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok yak, yuk, yuk yak
  7863. yok: yok·I, 68, 70, 323, 360, 368, 420;II, 28; III, 3, 143, 147, 151, 154, 239
  7864. yokadmak: yok olmak,III, 384
  7865. yokar: yukarı·I, 142, 320 bkz> yokaru, yukaru
  7866. yokaru: yukarı· II, 4, 6, 35, 81, 198, 260;III, 285 bkz> yokar, yukaru
  7867. yoklamak: yükselmek, çıkmak·III, 212, 221
  7868. yoklatmak: yükseltmek, dağa çıkartmak·II, 355
  7869. yok yak: çanak bulaşıgı·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yuk, yuk yak
  7870. yok yér: yokuş yer·III, 4
  7871. yol: yol, sefer, ani yola çıkma·I, 53, 63, 66, 92,155, 173, 196, 204, 208. 247, 292, 332, 342, 458;II, 8, 29, 98, 176, 197, 212, 214, 232; III, 64, 87, 144, 187, 288, 292, 343, 387, 423, 450
  7872. yolak: çay· I, 222; III, 17 bkz> yul, yulak
  7873. yolak: çıgır, çılga, kırlardaki küçük yol; yol yol çizgili olan her ;ey· III, 17 § yolak barç ın; yol yol çizgileri bulunan ipek kuma ş· III, 17
  7874. yoldramak: (maden ve cevher) parlamak· III, 437 bkz> yoldr ımak yoldrımak (maden ve cevher) parlamak· III, 437 bkz> yöldramak
  7875. yoldruga: kılıç gibi uzunca bir bitki, III, 433 bkz> yoldurga
  7876. yoldruk: cilâlı, parlak, süslü, III, 432 bkz> yaldruk, yuldruk
  7877. yoldurga: kılıç glbi uzunca blr bltki· III, 433 bkz> yoldruga
  7878. yolgırmak: yolda rastlamak· II, 193
  7879. yolıç: keçi kıllarrnın diplerinde bulunan yumuşak ince yün·III, 27 bkz> yovl ıç, yulıç
  7880. yolıtmak: yagma ettirmek·II, 316 bkz> yolu şmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak,yuluşmak, yulutmak yolkaşmak
  7881. yolkmak: sıyırmak; çatlatmak; yolmak, bir şeyden herhangi bir şeyi çıkarmak, soymak; faydalanmak, elde etmek,III, 435, 436
  7882. yolkunmak: sıyrılmak,III, 110
  7883. yolkuşmak: birbirinden kâr veya fayda elde etmek,III, 103, 10
  7884. yolmak: yolmak, yolmak için kaynar suya bırakmak; kurtarmak, bırakmak, salıvermek; istinsah etmek,II, 24;III, 63, 64
  7885. yolratmak: parlatmak·II, 353 bkz> yalratmak, yalr ıtmak, yolrıtmak
  7886. yolrıtmak: alevlernek, parlatmak·II, 353 bkz> yalratmak, yalr ıtmak, yolratmak
  7887. yolsuz: yolunu azıtan kimse·III, 40
  7888. yoltga: bir ;eyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yultga
  7889. yoltga: kılmak alay etmek, maskaraya almak· III, 432
  7890. yolturmak: para verdirèrek köleyi azat ettirmek; yoldurmak.III, 97
  7891. yolug: fidye, feda, kurban·I, 210, 243, 399; III, 13, 333
  7892. yoluglug: fidyeli, fidyesi verilmiî olan· III, 49
  7893. yolunmak: yolunmak; azat edllmek, bırakılmak, bo;anmak·III, 85
  7894. yoluşmak: yağnıala{mak·III, 75 bkz> yolıtmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak yuluşmak, yulutmak
  7895. yolutmak: yağma ettirrnek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  7896. yonak: hayvanların sennerleri altına konan şey,çul çuval parçası III, 29
  7897. yonındı: yonuntu, talaş,III, 30
  7898. yonınmak: yonar göstermek,III, 86 bkz> yo-nunmak
  7899. yonulmak: yonulmak,III, 82
  7900. yonumak: yonmak I, 384
  7901. yonunmak: yonar göstermek·III, 86 bkz> yon ınmak
  7902. yonuş: yontmakta yardım ve yarış etmek· III, 75
  7903. yoñag: beye birini geçme, gammazlık etme·III, 376
  7904. yoñamak: beye birini geçmek, gammazlık etmek, yanılmak, şikâyet etmek III, 397
  7905. yoñatmak: koğulamak,II, 326, 327
  7906. yorçı: usta kılavuz,III, 30
  7907. yorıdaçı: hısımlar, dünürler arasında gelip giden adam·II, 51
  7908. yorıga: yorga yürüyen (at için)· III, 174
  7909. yorıgçı: hısımlar, dunürler arasında gelip giden adam· II, 51
  7910. yorıglı: yürümeyi düşünen· I, 326
  7911. yorıgu: yürünecek yer ve zarnan· III, 36
  7912. yorık: akma, yürüme, gidiş, huy· I, 378; II, 40; III, 15 bkz> bor ık, yoruk
  7913. yorık: tabir (rüya vb.) sözün gidişi, anlaşılışı III, 18 bkz> yormak, yörük
  7914. yorık: uz dilli· III, 15
  7915. yorık tıl: fasih dil III, 15
  7916. yorımak: yürümek, gitmek, varmak; ismi varıp yayılmak; yürüyüp yorulmak· I, 167; II, 41; III, 31, 87, 219, 375 bkz> yormak
  7917. yorınça: yonca·III, 375 bkz> yorınçga
  7918. yorınçga: yonca·I, 431; III, 433 bkz> yor ınça
  7919. yorışmak: yürüşmek; yol yol olmak, yıpramak· III, 72
  7920. yorıtmak: yürütmek, (ilâç) içini sürdürmek I, 115; III, 315
  7921. yormak: tabir etmek, yorrnak· III, 125 bkz> yor ık, yör(ik
  7922. yormak: yürümek. I, 456; III, 87 bkz> yor ımak
  7923. yortmak: dört nala koşturmak, bir işe başlamak üzere yürümek, III, 356, 435
  7924. yortug: savaş gününde veya bir yere giderken hakan ın yanında bulunan kimseler· III, 42
  7925. yortuşmak: at yürütmekte yarış etmek· III, 101
  7926. yoruk: gidiş, huy,I, 27 bkz> borık, yorık
  7927. yorulmak: çözülmek.III, 78 bkz> yörmek
  7928. yorutgan: çok osuran, osurgan·III, 52
  7929. yorutmak: osurmak,III, 52
  7930. yotturmak: sildirmek·III, 94 bkz> yoddurmak
  7931. yovlıç: keçl kıllarının diplerindeki yumuşak ince yün·III, 27 bkz> yol ıç, yulıç
  7932. yozamak: (kısraktan başka hayvan) kısır kalmak·III, 88 bkz> kısır bolmak
  7933. yozmak: çok aknnak·I, 192 bkz> yilzmek
  7934. yök: kuş tüyü, kuş yeleği, ok yelegi. 111. 143 bkz> yüg, yük, yüñ
  7935. yökletmek: oka yelek taktırmak.II, 356 bkz> yükletmek
  7936. yöre: yöre, çevre, bir ;eyin etraf ı·III, 24 bkz> yére, yüre
  7937. yörgek: örtü·II, 289
  7938. yörgek bolmak: örtülmek, gök kara dumanla örtülmek II, 289
  7939. yörgemeç: işkembe ve bağırsağın incecik kıyılarak bağırsak içinde kızartılması veya pişirilmesi suretiyle yapılan yemek·III, 55
  7940. yörgemek: sarmak,III, 307
  7941. yörgenç: dağ dönemed, dağ büklümü, buküntülü, kıvrık·III, 387 bkz> tezginç
  7942. yörgenç: ağaçlara sarılıp onları kurutan bir çeşit bitki, sarmaşık·III, 387
  7943. yörgençü: sargı, dolak·II, 346; 111. 296
  7944. yörgenmek: örtülmek, sarılmak.I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörkenmek, yürgenmek
  7945. yörgeşmek: sarılmak, birbirlne girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437;II, 285;III, 104 bkz> yörke şmek, yürgeşmek ;
  7946. yörgetmek: sardırmak· II, 354
  7947. yörgeyek: ulanmış, I, 135
  7948. yörkenmek: örtülmek, sarılmak. I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörgenmek, yürgenmek
  7949. yörkeşmek: sarılmak, birbirine girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437;II, 285;III, 104 bkz> yörge şmek, yürgeşmek ;
  7950. yörmek: çözmek III, 58,185 bkz> yorulmak
  7951. yörük: tabir (rüya vb.) sözün gıdişi, anlaşılışı· III, 18 bkz> yorık, yormak
  7952. yu: kadınların bir şeyden utandıkları zaman söyledikleri bir kelime· III, 215
  7953. yubagu: üzerinde durulmayan, yapılmaması gereken, III, 36
  7954. yubakulak: sıtmadan titreme· III, 56
  7955. yubalmak: ihmal edilmek, yüzüstü bırakılmak, üzerinde durulnnamak· III, 76
  7956. yubalmak: karışmak· III, 76 bkz> burbàşmak, yubanmak
  7957. yubamak: ihmal etmek, yüzüstü bırakmak, üstüne düşmemek. III, 86 bkz> burbamak, buybamak
  7958. yubanmak: karışnnak· III, 83 bkz> burbaşmak, yubalmak
  7959. yubanmak: çekinmek, bırakmak· III, 83
  7960. yubatmak: savsaklatmak, savsaklamay ı emretmek· Asıl anlamı burbatmak, yap yup kılmak, yubılamak, yuplamak,
  7961. yubılamak: aldatmak, hile yapmak, al etmek., II, 315; III, 327, 328 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak, yubatmak, yuplamak
  7962. yudkı: karanlık, ekşi· II, 250
  7963. yudruklanmak: elini yumruk yapmak· III, 116
  7964. yudruk: yumruk.III, 42, 43
  7965. yudug: başkasının suçu yüzünden kendine sötgelen kimse-III, 12
  7966. yudug: çocuklara sövülen bir kelime· III, 13bkz> yud ııt
  7967. yudurmak: almak, yükleırıek· I, 371 bkz> yüdürmek
  7968. yudut: hayırsız, kendine hayrı olmayan; bir çeşit küfür (sövme)·III, 8, 13 bkz> yud ııg
  7969. yudutmak: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> budutmak
  7970. yufga: ogulluk, oğulluğa alınmış· lll; 32
  7971. yufgadmak: yozlaşmak, dik ba;lı olmak· II, 354 bkz> yufgatmak, yuwgalanmak
  7972. yufgatmak: yozlaşmak, dik başlı olmak II, 354 bkz> yufgadmak, yuwgalanmak
  7973. yufka: ince, yufka, ucuz, II, 294, 350; III, 34, 204, 302 bkz> yupka, yuwga
  7974. yufkalanmak: yaltaklanmak, yavuncımak· III, 203, 204
  7975. yufluşmak: yuvarlanmak. III, 105 bkz> yuwlu şmak
  7976. yufuşmak: yardımlaşmak, birbiriyle dost olmak,III, 73 bkz> yüfü şmek
  7977. yuga: katmer, yuka, yufka·III, 27, 34, 35 bkz> yuvga § katma yuga; ya ğda pişirilen ufalanmış ekmek I, 433
  7978. yugaç: bir dere veya ırmagın karşı tarafı·III, 8, 9 bkz> yuguç
  7979. yugak: su kuşu·I, 222;III, 17
  7980. yugçı: yuyucu, yıkayıcı· II, 171
  7981. yugdu: devenin uzamış olan tüyleri .I, 31;III, 30 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yogruy
  7982. yugruş: Türkler'ce halktan vezirlik derecesine ç ıkan adann, hakandan bir derece aşağıdır,yalnız Türkler'e özgedir·III, 41
  7983. yuguç: ırmak ve derenin arkası· I, 18 bkz> yugaç
  7984. yuk: çanak bulaşığı, kaptaki bulaşık· III, 4, 143 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk yak yukaru yukarı· III, 180 bkz> yokar, yokaru
  7985. yukmak: bulaşmak, sıvanmak, sirayet etmek· III, 63
  7986. yukturmak: sürdürmek, bulaştırmak,III, 96
  7987. yukulmak: bulaşmak, sıvanmak·III, 81
  7988. yukuşmak: bulaşmak, yayılmak·III, 24, 74 bkz> tokuşmak
  7989. yuk yak: çanak bulaşiğı, kaptaki bulaşık·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk
  7990. yul: kaynak, çay, pınar, su pınarı, kaynağı, gözü·111, 4, 144 bkz> yolak, yulak § yul yulakî küçük küçük bir çok su pınarları. III, 17
  7991. yula: kandil· I, 200; III, 25, 26
  7992. yulak: küçük küçük birçok su pınarları. III, 17 bkz> yolak, yul
  7993. yulaklanmak: pınarlanmak, pınarlar çogalmak, III, 115
  7994. yular: at yuları. III, 9, 28 yularlamak yularlarnak, baglamak. III, 9
  7995. yularlanmak: yularlanmak, yular takılmak. III, 114
  7996. yularlıg: yularlı, yularlanmış· III, 49
  7997. yuldruk: cilâlı, parlak, süslü· III, 432 bkz> yaldruk, yoldruk
  7998. yulduz: yıldız, yıldızların genel adı· I, 96; II, 303; III, 40, 149, 378
  7999. yulıç: keçi kıllarının diplerlnde bulunan yumuşak ince yün· III, 27 bkz> yol ıç, yovlıç
  8000. yulıtmak: yagma ettirmek II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  8001. yulkunmak: sıyrılmak·III, 110 bkz> yolkunmak
  8002. yultga: bir şeyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yoltga
  8003. yultga kılmak: alay etmek, maskaraya almak. III, 432
  8004. yulumak: birine yardım etmek; birini yağma etmek,III, 90, 91 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yuluşmak,yulutmak
  8005. yulun: murdar ilik, kokar ilik ,III, 23
  8006. yuluşmak: yağmalaşmak·III, 75 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yulutmak
  8007. yulutmak: yağma ettirmek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak
  8008. yul yulak: küçük küçük birçok su pınarlan III, 17
  8009. yumak: yıkamak.III, 45, 66, 157, 249
  8010. yumdarmak: toplamak· III, 98
  8011. yumgak: yumak, yuvarlanan ve yuvarlak olan her şey, III, 44 § yumgak tene; yuvarlak tane, ki şniş. III, 44
  8012. yumgaklanmak: yumak, yuvarlak yapılmak· III, 116
  8013. yumgı: toplu, çok,III, 35
  8014. yumgın: toplu olarak, toptan, hep birden,bütün·II, 294;III, 240
  8015. yumınmak: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumunmak
  8016. yumıtgan: daima toplanan·III, 53
  8017. yumıtmak: toplanmak·I, 69;II, 312, 317 bkz> yumutmak
  8018. yumız (er): etli, tiknaz (adam), III, 10 bkz> yumuz er
  8019. yumluşmak: yumulmak· III, 105
  8020. yummak: yummak· III, 64 bkz> yümmek
  8021. yumşak: yumuşak· II, 74, 295; III, 44, 276, 320
  8022. yumşaklanmak: yumıışamak, yaltaklannnak· III, 116
  8023. yumşamak: yumuşamak, I, 110, 441; III, 306, 320
  8024. yumşatmak: sepiletmek, yumuşatmak, sözü veya kitabı çabuk çabuk söylemek ve okumak· II, 354
  8025. yumulgan: daima yumulan, III, 55
  8026. yumulmak: yumulmak· III, 55 bkz> yümülmek
  8027. yumunmak: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yum ınmak
  8028. yumur: hayvanların göden bağırsağı.III, 9
  8029. yumurlamak: yumru yapmak, toplarrıak·I, 389
  8030. yumurlanmak: toplanmak,II, 270;III, 114
  8031. yumurtga: yumurta, bütün kuşların yumurtaları, insanların ve hayvanların taşakları. II, 313; III, 433
  8032. yumuş: hizmet, vazife, elçilik, iki ve ikiden art ık kimse arasında elçilik I, 484;III, 12
  8033. yumuşçı: melek, III, 12
  8034. yumuşga: "kızılcık" veya "güren" denilen dag yemi şi· III, 48 bkz> yafışgu
  8035. yumutmak: toplanmak· I, 214 bkz> yumıtmak
  8036. yumuz (er): etli, tıknaz (adam)· III, 10 bkz> yumız er
  8037. yunçıg: kederlenmiş, bitap, düşkün, kötü, zayıf, cılız, arık, hali fena çürüklüğünden ele alınamayan.I, 93
  8038. yunçımak: kötüleşmek, yoksullaşmak, yoksulluktan kötüleşmek; ısırmak·II, 281; III, 303 bkz> tençmek, yençimek, yençmek
  8039. yunçırmak: kötülemek· III, 98
  8040. yunçıtmak: incitmek. II, 352 bkz> yunçutmak, yünçitmek, yilnçiltmek
  8041. yunçutmak: incitmek· II, 352 bkz> yunç ıtmak, yünçitmek, yünçütmek
  8042. yund: at (cins adı), atlar, at sürüsü .I, 235, 292, 389;II, 153; III, 7, 9, 223
  8043. yundak: at fışkısı, at gübresi, III, 44, 168
  8044. yundı: yemek yendikten sonra kab ın yıkantısı· III, 31
  8045. yundurmak: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yandurmak,yanmak, yunmak
  8046. yund yılı: Türkler'in on ikili yıllarından birì· I, 346; III, 7
  8047. yungak: çögen, kôkü sabun gibi köpüren bir bitki· III, 44, 45
  8048. yun kuş: tavus kuşu· III, 144
  8049. yunmak: yunmak, yıkanmak· II, 314; IIII, 66 bkz> çunmak
  8050. yunmak: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98 bkz>yandurmak, yanmak, yundurmak yuñ yün, yün sümeği I, 150, 284, 507;II, 89, 147, 220. 221, 236, 241;III, 3, 248, 289, 361, 362 bkz> yüñ yuñ ciğere bitişik bezli bir et (yalnız kadınlar yer)· III, 361
  8051. yuñlamak: yün kırpmak· III, 404
  8052. yuñlatmak: yünletmek, yün kırktırmak· II,359, 360
  8053. yuñ yap: yün yapağı, III, 3
  8054. yup: hile, al· III, 142,159 bkz> al, yap
  8055. yupka: yufka· III, 34 bkz> yufka, yuwga
  8056. yuplamak: hile yapmak, al etmek· III, 142 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak,yubatmak, yubılamak
  8057. yurbag: sürünceme, lşl uzatma, i;i yarına bırakma, I, 461 bkz> burbag
  8058. yurbaş (ış): neresinden çıkılacağı belli olmayan karişik (iş)· I, 459
  8059. yurç: karının küçük erkek kardeşl, küçuk kayın· III, 7
  8060. yurlamak: haykırmak· I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlamak, urlaşmak
  8061. yurt: delik· I, 93
  8062. yurt: yurt; eski izerler, ören· III, 7, 258
  8063. yurun: ipek kuma; parçası· III, 22 § yurun
  8064. yuka (yaka): ipek yaka· III, 22
  8065. yurunlug: ipek kumaş parçası olan· III, 50
  8066. yuş: yeşillik, III, 4, 143
  8067. yuş: sıkışma,III, 4 bkz> yış
  8068. yuş bolmak: sıkışmak·III, 4
  8069. yuşılmak: udumlaşmak, eli işe yatışmak; emzikten akıtilmak·III, 79 bkz> işilmek, yişllmek, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  8070. yuşmak: emzikten akıtmak·III, 60 bkz> yüşmek
  8071. yuşul: yeşil·III, 19 § yaşıl yu;ul; yeşil mişil·III, 19
  8072. yuşulgan: daima akan·III, 53
  8073. yuşulmak: eli işe yatkın olmak,III, 53
  8074. yuşulmak: akıp dökülmek, fışkırmak·II, 128; III, 79, 102 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yüşilmek, yüşıilmek
  8075. yut: kışın soğukta hayvanları öldüren felâket· III, 142
  8076. yutıkmak: yutamak, soguktan hayvan telef olmak· III, 76 bkz> yutukmak
  8077. yutmak: yutmak. II, 313
  8078. yutturmak: sildirmek III, 94 bkz> yodturmak
  8079. yutukmak: kuraklıktan arıklamak, ölüm haline gelmek,I, 21 bkz> yut ıkmak
  8080. yuvga: katmer, yuka, III, 27 bkz> yuga
  8081. yuvmak: yuvarlamak III, 393 bkz> yuwmak
  8082. yuvug: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları.III, 164 bkz> yuwug
  8083. yuwalmak: yuvarlanmak· I, 397 bkz> yuwulmak
  8084. yuwga: zayıf, ince, yufka, âciz· II, 6; III, 80, 156 bkz> yufka, yupka
  8085. yuwgalanmak: yaramazlaşmak.III, 203 bkz>yufgadmak, yufgatmak
  8086. yuwılmak: yumşamak.I, 441 bkz> yuwulmak
  8087. yuwka: her şeyin incesi, yuka, III, 33
  8088. yuwlunmak: yuvarlanmak, kendi kendine yuvarlanmak. III,111, 112, 113
  8089. yuwluşmak: yuvarlanmak III, 105 bkz> yırfluşmak
  8090. yuwmak: koşmak· III, 62
  8091. yuwmak: yuvarlamak· III, 61, 112, 113 bkz>yuvmak
  8092. yuwsamak: yuvarlamak istemek III, 306
  8093. yuwturmak: yuvarlatmak.III, 96
  8094. yuwug: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları,III, 164 bkz> yuvug
  8095. yuwulmak: uslandırılmak; akıtılmak; yuvarlanmak; toplanmak·I, 397;III, 80, 112, 113 bkz> yuwalft ıak
  8096. yuwulmak: erişmek, olgunlaşmak,III, 81, 356 bkz> yewülmek, yıgılmak
  8097. yuwuşmak: yuvarlaşmak· III, 74
  8098. yüdrük: yüklük, üzerine eşya ve elbise konan şey, dolap, masa ve benzerı şeyler·· III, 45
  8099. yüd: yüz, II, 250 bkz> yüz
  8100. yüdmek: yüklemek, yüklenmek· I, 404; III, 434
  8101. yüdürmek: yüklemek.I, 371; III, 67, 68 bkz>yudurmak
  8102. yüdüşmek: yükleşmek, yüklemekte yardım ve yarış etmek· III, 71
  8103. yüftürmek: bir şeyle iyilik etmek- III, 96 bkz>yigtürmek, yiktürmek, yüwmek
  8104. yüfüş: hısımların (çok kere gerdeğe konulan gelini çeyiz sahibi etmek üzere) elbise veya mal ile yardımlaşması. III, 11
  8105. yüfüflüg: armağanlı. III, 12
  8106. yüfüfmek: yardımlaşmak; birbiriyle dost olmak· III, 73 bkz> yufu şmak
  8107. yüg: ok yeleği III, 45, 70. 97, 143 bkz> yök, yük, yüñ
  8108. yubanmak: karışnnak· III, 83 bkz> burbaşmak, yubalmak
  8109. yubanmak: çekinmek, bırakmak· III, 83
  8110. yubatmak: savsaklatmak, savsaklamay ı emretmek· Asıl anlamı burbatmak, yap yup kılmak, yubılamak, yuplamak,
  8111. yubılamak: aldatmak, hile yapmak, al etmek., II, 315; III, 327, 328 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak, yubatmak, yuplamak
  8112. yudkı: karanlık, ekşi· II, 250
  8113. yudruklanmak: elini yumruk yapmak· III, 116
  8114. yudruk: yumruk.III, 42, 43
  8115. yudug: başkasının suçu yüzünden kendine sötgelen kimse-III, 12
  8116. yudug: çocuklara sövülen bir kelime· III, 13bkz> yud ııt
  8117. yudurmak: almak, yükleırıek· I, 371 bkz> yüdürmek
  8118. yudut: hayırsız, kendine hayrı olmayan; bir çeşit küfür (sövme)·III, 8, 13 bkz> yud ııg
  8119. yudutmak: soğukta dondurarak öldürmek· II, 302 bkz> budutmak
  8120. yufga: ogulluk, oğulluğa alınmış· lll; 32
  8121. yufgadmak: yozlaşmak, dik ba;lı olmak· II, 354 bkz> yufgatmak, yuwgalanmak
  8122. yufgatmak: yozlaşmak, dik başlı olmak II, 354 bkz> yufgadmak, yuwgalanmak
  8123. yufka: ince, yufka, ucuz, II, 294, 350; III, 34, 204, 302 bkz> yupka, yuwga
  8124. yufkalanmak: yaltaklanmak, yavuncımak· III, 203, 204
  8125. yufluşmak: yuvarlanmak. III, 105 bkz> yuwlu şmak
  8126. yufuşmak: yardımlaşmak, birbiriyle dost olmak,III, 73 bkz> yüfü şmek
  8127. yuga: katmer, yuka, yufka·III, 27, 34, 35 bkz> yuvga § katma yuga; ya ğda pişirilen ufalanmış ekmek I, 433
  8128. yugaç: bir dere veya ırmagın karşı tarafı·III, 8, 9 bkz> yuguç
  8129. yugak: su kuşu·I, 222;III, 17
  8130. yugçı: yuyucu, yıkayıcı· II, 171
  8131. yugdu: devenin uzamış olan tüyleri .I, 31;III, 30 bkz> cugdu, yogdu, yogru, yogruy
  8132. yugruş: Türkler'ce halktan vezirlik derecesine ç ıkan adann, hakandan bir derece aşağıdır,yalnız Türkler'e özgedir·III, 41
  8133. yuguç: ırmak ve derenin arkası· I, 18 bkz> yugaç
  8134. yuk: çanak bulaşığı, kaptaki bulaşık· III, 4, 143 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk yak yukaru yukarı· III, 180 bkz> yokar, yokaru
  8135. yukmak: bulaşmak, sıvanmak, sirayet etmek· III, 63
  8136. yukturmak: sürdürmek, bulaştırmak,III, 96
  8137. yukulmak: bulaşmak, sıvanmak·III, 81
  8138. yukuşmak: bulaşmak, yayılmak·III, 24, 74 bkz> tokuşmak
  8139. yuk yak: çanak bulaşiğı, kaptaki bulaşık·III, 4 bkz> yak, yak yuk, yok, yok yak, yuk
  8140. yul: kaynak, çay, pınar, su pınarı, kaynağı, gözü·111, 4, 144 bkz> yolak, yulak § yul yulakî küçük küçük bir çok su pınarları. III, 17
  8141. yula: kandil· I, 200; III, 25, 26
  8142. yulak: küçük küçük birçok su pınarları. III, 17 bkz> yolak, yul
  8143. yulaklanmak: pınarlanmak, pınarlar çogalmak, III, 115
  8144. yular: at yuları. III, 9, 28 yularlamak yularlarnak, baglamak. III, 9
  8145. yularlanmak: yularlanmak, yular takılmak. III, 114
  8146. yularlıg: yularlı, yularlanmış· III, 49
  8147. yuldruk: cilâlı, parlak, süslü· III, 432 bkz> yaldruk, yoldruk
  8148. yulduz: yıldız, yıldızların genel adı· I, 96; II, 303; III, 40, 149, 378
  8149. yulıç: keçi kıllarının diplerlnde bulunan yumuşak ince yün· III, 27 bkz> yol ıç, yovlıç
  8150. yulıtmak: yagma ettirmek II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulumak, yuluşmak, yulutmak
  8151. yulkunmak: sıyrılmak·III, 110 bkz> yolkunmak
  8152. yultga: bir şeyle alay etme·III, 432 bkz> yaltga, yoltga
  8153. yultga kılmak: alay etmek, maskaraya almak. III, 432
  8154. yulumak: birine yardım etmek; birini yağma etmek,III, 90, 91 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yuluşmak,yulutmak
  8155. yulun: murdar ilik, kokar ilik ,III, 23
  8156. yuluşmak: yağmalaşmak·III, 75 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yulutmak
  8157. yulutmak: yağma ettirmek·II, 316 bkz> yolıtmak, yoluşmak, yolutmak, yulıtmak, yulumak, yuluşmak
  8158. yul yulak: küçük küçük birçok su pınarlan III, 17
  8159. yumak: yıkamak.III, 45, 66, 157, 249
  8160. yumdarmak: toplamak· III, 98
  8161. yumgak: yumak, yuvarlanan ve yuvarlak olan her şey, III, 44 § yumgak tene; yuvarlak tane, ki şniş. III, 44
  8162. yumgaklanmak: yumak, yuvarlak yapılmak· III, 116
  8163. yumgı: toplu, çok,III, 35
  8164. yumgın: toplu olarak, toptan, hep birden,bütün·II, 294;III, 240
  8165. yumınmak: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yumunmak
  8166. yumıtgan: daima toplanan·III, 53
  8167. yumıtmak: toplanmak·I, 69;II, 312, 317 bkz> yumutmak
  8168. yumız (er): etli, tiknaz (adam), III, 10 bkz> yumuz er
  8169. yumluşmak: yumulmak· III, 105
  8170. yummak: yummak· III, 64 bkz> yümmek
  8171. yumşak: yumuşak· II, 74, 295; III, 44, 276, 320
  8172. yumşaklanmak: yumıışamak, yaltaklannnak· III, 116
  8173. yumşamak: yumuşamak, I, 110, 441; III, 306, 320
  8174. yumşatmak: sepiletmek, yumuşatmak, sözü veya kitabı çabuk çabuk söylemek ve okumak· II, 354
  8175. yumulgan: daima yumulan, III, 55
  8176. yumulmak: yumulmak· III, 55 bkz> yümülmek
  8177. yumunmak: yumar gibi görünmek III, 86 bkz> yum ınmak
  8178. yumur: hayvanların göden bağırsağı.III, 9
  8179. yumurlamak: yumru yapmak, toplarrıak·I, 389
  8180. yumurlanmak: toplanmak,II, 270;III, 114
  8181. yumurtga: yumurta, bütün kuşların yumurtaları, insanların ve hayvanların taşakları. II, 313; III, 433
  8182. yumuş: hizmet, vazife, elçilik, iki ve ikiden art ık kimse arasında elçilik I, 484;III, 12
  8183. yumuşçı: melek, III, 12
  8184. yumuşga: "kızılcık" veya "güren" denilen dag yemi şi· III, 48 bkz> yafışgu
  8185. yumutmak: toplanmak· I, 214 bkz> yumıtmak
  8186. yumuz (er): etli, tıknaz (adam)· III, 10 bkz> yumız er
  8187. yunçıg: kederlenmiş, bitap, düşkün, kötü, zayıf, cılız, arık, hali fena çürüklüğünden ele alınamayan.I, 93
  8188. yunçımak: kötüleşmek, yoksullaşmak, yoksulluktan kötüleşmek; ısırmak·II, 281; III, 303 bkz> tençmek, yençimek, yençmek
  8189. yunçırmak: kötülemek· III, 98
  8190. yunçıtmak: incitmek. II, 352 bkz> yunçutmak, yünçitmek, yilnçiltmek
  8191. yunçutmak: incitmek· II, 352 bkz> yunç ıtmak, yünçitmek, yünçütmek
  8192. yund: at (cins adı), atlar, at sürüsü .I, 235, 292, 389;II, 153; III, 7, 9, 223
  8193. yundak: at fışkısı, at gübresi, III, 44, 168
  8194. yundı: yemek yendikten sonra kab ın yıkantısı· III, 31
  8195. yundurmak: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98, 99 bkz> yalmak, yandurmak,yanmak, yunmak
  8196. yund yılı: Türkler'in on ikili yıllarından birì· I, 346; III, 7
  8197. yungak: çögen, kôkü sabun gibi köpüren bir bitki· III, 44, 45
  8198. yun kuş: tavus kuşu· III, 144
  8199. yunmak: yunmak, yıkanmak· II, 314; IIII, 66 bkz> çunmak
  8200. yunmak: döndürmek; kusmak; korkutmak· III, 98 bkz>yandurmak, yanmak, yundurmak yuñ yün, yün sümeği I, 150, 284, 507;II, 89, 147, 220. 221, 236, 241;III, 3, 248, 289, 361, 362 bkz> yüñ yuñ ciğere bitişik bezli bir et (yalnız kadınlar yer)· III, 361
  8201. yuñlamak: yün kırpmak· III, 404
  8202. yuñlatmak: yünletmek, yün kırktırmak· II,359, 360
  8203. yuñ yap: yün yapağı, III, 3
  8204. yup: hile, al· III, 142,159 bkz> al, yap
  8205. yupka: yufka· III, 34 bkz> yufka, yuwga
  8206. yuplamak: hile yapmak, al etmek· III, 142 bkz> burbatmak, yap yup k ılmak,yubatmak, yubılamak
  8207. yurbag: sürünceme, lşl uzatma, i;i yarına bırakma, I, 461 bkz> burbag
  8208. yurbaş (ış): neresinden çıkılacağı belli olmayan karişik (iş)· I, 459
  8209. yurç: karının küçük erkek kardeşl, küçuk kayın· III, 7
  8210. yurlamak: haykırmak· I, 189 bkz> orılaşmak, orlaşmak, urılamak, urlamak, urlaşmak
  8211. yurt: delik· I, 93
  8212. yurt: yurt; eski izerler, ören· III, 7, 258
  8213. yurun: ipek kuma; parçası· III, 22 § yurun
  8214. yuka (yaka): ipek yaka· III, 22
  8215. yurunlug: ipek kumaş parçası olan· III, 50
  8216. yuş: yeşillik, III, 4, 143
  8217. yuş: sıkışma,III, 4 bkz> yış
  8218. yuş bolmak: sıkışmak·III, 4
  8219. yuşılmak: udumlaşmak, eli işe yatışmak; emzikten akıtilmak·III, 79 bkz> işilmek, yişllmek, yuşulmak, yüşilmek, yüşülmek
  8220. yuşmak: emzikten akıtmak·III, 60 bkz> yüşmek
  8221. yuşul: yeşil·III, 19 § yaşıl yu;ul; yeşil mişil·III, 19
  8222. yuşulgan: daima akan·III, 53
  8223. yuşulmak: eli işe yatkın olmak,III, 53
  8224. yuşulmak: akıp dökülmek, fışkırmak·II, 128; III, 79, 102 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yüşilmek, yüşıilmek
  8225. yut: kışın soğukta hayvanları öldüren felâket· III, 142
  8226. yutıkmak: yutamak, soguktan hayvan telef olmak· III, 76 bkz> yutukmak
  8227. yutmak: yutmak. II, 313
  8228. yutturmak: sildirmek III, 94 bkz> yodturmak
  8229. yutukmak: kuraklıktan arıklamak, ölüm haline gelmek,I, 21 bkz> yut ıkmak
  8230. yuvga: katmer, yuka, III, 27 bkz> yuga
  8231. yuvmak: yuvarlamak III, 393 bkz> yuwmak
  8232. yuvug: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları.III, 164 bkz> yuwug
  8233. yuwalmak: yuvarlanmak· I, 397 bkz> yuwulmak
  8234. yuwga: zayıf, ince, yufka, âciz· II, 6; III, 80, 156 bkz> yufka, yupka
  8235. yuwgalanmak: yaramazlaşmak.III, 203 bkz>yufgadmak, yufgatmak
  8236. yuwılmak: yumşamak.I, 441 bkz> yuwulmak
  8237. yuwka: her şeyin incesi, yuka, III, 33
  8238. yuwlunmak: yuvarlanmak, kendi kendine yuvarlanmak. III,111, 112, 113
  8239. yuwluşmak: yuvarlanmak III, 105 bkz> yırfluşmak
  8240. yuwmak: koşmak· III, 62
  8241. yuwmak: yuvarlamak· III, 61, 112, 113 bkz>yuvmak
  8242. yuwsamak: yuvarlamak istemek III, 306
  8243. yuwturmak: yuvarlatmak.III, 96
  8244. yuwug: sellerin dağdan yuvarladıgı kaya parçaları,III, 164 bkz> yuvug
  8245. yuwulmak: uslandırılmak; akıtılmak; yuvarlanmak; toplanmak·I, 397;III, 80, 112, 113 bkz> yuwalft ıak
  8246. yuwulmak: erişmek, olgunlaşmak,III, 81, 356 bkz> yewülmek, yıgılmak
  8247. yuwuşmak: yuvarlaşmak· III, 74
  8248. yüdrük: yüklük, üzerine eşya ve elbise konan şey, dolap, masa ve benzerı şeyler·· III, 45
  8249. yüd: yüz, II, 250 bkz> yüz
  8250. yüdmek: yüklemek, yüklenmek· I, 404; III, 434
  8251. yüdürmek: yüklemek.I, 371; III, 67, 68 bkz>yudurmak
  8252. yüdüşmek: yükleşmek, yüklemekte yardım ve yarış etmek· III, 71
  8253. yüftürmek: bir şeyle iyilik etmek- III, 96 bkz>yigtürmek, yiktürmek, yüwmek
  8254. yüfüş: hısımların (çok kere gerdeğe konulan gelini çeyiz sahibi etmek üzere) elbise veya mal ile yardımlaşması. III, 11
  8255. yüfüflüg: armağanlı. III, 12
  8256. yüfüfmek: yardımlaşmak; birbiriyle dost olmak· III, 73 bkz> yufu şmak
  8257. yüg: ok yeleği III, 45, 70. 97, 143 bkz> yök, yük, yüñ
  8258. yüglüg ok: yelekli ok,III, 217
  8259. yügmek: toplamk· II, 243
  8260. yügrük: koşucu, geçici, yüğrük· I, 110;III, 45, 175
  8261. yügrük: bilge bilgin akıllı, erdemIi, udumlu kişi .III, 45
  8262. yügrüm: bir koşuluk yer·III, 47
  8263. yügrüşmek: koşuşmak· III. 102, 367
  8264. yügün: gem,III,144, 366. 371 § küvüç yügün; küçük yular, çilbir· III, 163
  8265. yügür: darı, III, 9 bkz> ügür
  8266. yügürgen: Çin'den İslam diyarín·gelen kervan ın müjdecisi; her zaman koşan, koşucu·II, 15;III, 54
  8267. yügürgen: (at) koşucu yüğrük at· III, 54
  8268. yügürgün: darı gibi kırmızı taneli bir bitki· III, 54
  8269. yüg(ü)rmek: (at) koşmak, yüğrükçe koşmak, geçmek, seğirtmek; beze erlş yïpmak.I, 360;II, 13, 133, 137;III, 68. 69
  8270. yügürtmek: koşturmak,II, 274;III, 437
  8271. yük yük: bohça·I, 75, 138. 210, 237, 247, 280, 365, 521;II, 44, 75, 149, 166, 180, 222, 225,230, 246. 339, 355;III, 4. 67, 309. 314, 316, 322, 434
  8272. yük: kuş tüyü, kuş yeleği, ok yeleğl,III, 45, 70, 97. 143 bkz> yük, yüg, yürig
  8273. yüklegsek: yüklemek isteyen· III, 314
  8274. yüklemedeçi: yüklemeyici, yüklemeyen·III, 316
  8275. yüklemegli: yüklemek dileğinde, azminde olan·III, 316
  8276. yüklemek: yüklemek, III, 309
  8277. yüklemsinmek: yükler görünmek·III, 322
  8278. yükletmek: yükletmek, yüklettirmek·II, 355, 356
  8279. yükletmek: oka yelek taktırmak·II, 356 bkz>yökletmek
  8280. yüklüg ok: yelekli ok·III, 217
  8281. yüksek: yüksek· II, 294; III, 45, 46
  8282. yüksek: terzi yüksüğü·III, 46 bkz> yüksük
  8283. yüksemek: yükselmek, uzamak,I, 320;III, 306
  8284. yüksetmek: yükseltmek·II, 354
  8285. yüksük: terzi yüksüğü·III, 46 bkz> yüksek
  8286. yükünç: namaz, ibadet; baş eğme·I, 171;II, 25;III, 375
  8287. yükündeçi: ibadet eden, baş eğen,II, 168
  8288. yüküngen: her zaman yükünen·II, 168
  8289. yüküngüçi: ibadet eden, baş eğen· II, 168
  8290. yükünmek: secde etmek, ibadet etmek, namaz kılmak, büyük önünde eğilmek, ba; eğmek· II, 167; III, 84, 167, 375
  8291. yülegü: destek, dayak,III, 36
  8292. yüleklig: dayanmış, söykenmiş .III, 52
  8293. yülelmek: direk dikilmek,III, 82
  8294. yülemek: desteklemek, destek vurmak; güvenmek·III, 89, 90
  8295. yilligü: saç tıraş eden ustura·III, 174 bkz> kerey
  8296. yülilmek: yolunmak·III, 82
  8297. yülimek: yülümek, tıraş etmek·III, 90
  8298. yülitmek: yülütmek, tıraş ettirmek·II, 316bkz> yülütmek
  8299. yüliltmek: yülütmek, tıraş ettirmek II, 316 bkz> yülitmek
  8300. yümmek: (göz) yummak· III, 64 bkz> yummak
  8301. yümtilrmek: yumdurmak· III, 97
  8302. yümülgen: dalma yumulan· III, 55
  8303. yümülmek: yumulmak· III, 55 bkz> yumulmak
  8304. yünçitmek: incitmek·II, 352 bkz> yunç ıtmak,yunçutmak, yünçütmek
  8305. yünçü: inci III, 279 bkz> cincü, yincü, yinçü
  8306. yünçütmek: incitmek·II, 352 bkz> yunç ıtmak, yunçutmak, yünçitmek
  8307. yüñ: yün, yün sümeği; pamuk·I, 150, 284, 507; II, 89, 147, 220, 221, 236, 241; III, 248, 289, 361, 362 bkz> yurig yüñ kuş yeleği, III, 97 bkz> yök, yüg, yük
  8308. yüre: çevre, muhit· II, 45 bkz> yére, yöre
  8309. yürek(g): yürek, I, 41, 325;II, 144;III, 18, 33
  8310. yüreklenmek: cesaret göstermek, yiğitlenmek- III, 115
  8311. yüreklig: yüreği pek, yiğit, cesur, yıirekll. III, 18, 51
  8312. yürgenmek: örtülmek, sarılmak· I, 331; II, 303; III, 110 bkz> yörgenmek, yörkenmek yürge şmek sarılmak, birbirine girmek, dolaşmak, karışmak.I, 395, 437; 11. 285; III 104 bkz> yörgeşmek, yörkeşmek
  8313. yürgeyek: ulaşmış·I, 135
  8314. yüşeñ: (taş) düz cilalı.I, 135;III, 372 bkz>üşeng
  8315. yüşilmek: eli işe yatişmak, udumlaşmak; em zikten akıtılmak. 111. 79 bkz> işilmek, yişilmek, yu;ılmak, yuşulmak, yüşülmek
  8316. yüşmek: akitmak,III, 60 bkz> yuşmak
  8317. yüşülmek: eli işe yatişmak, udumlaşmak; emzikten akıtılmak.III, 79 bkz> işilmek, yişilmek, yuşılmak, yuşulmak, yüşilmek
  8318. yüwmek: blr şeyle yardım etmek·III, 172 bkz> yigtürmek, yiktürmek, yüftürmek
  8319. yüwsemek: gönül almak istemek· III, 306 bkz>yawsamak
  8320. yüz: yüz, çehre, veçhe· I, 47, 60, 69, 102, 150,173, 216, 226, 243, 250, 256, 366, 422, 463, 486; II, 8, 81, 96, 144.171.183 ,188,194, 230,253, 295, 304, 339. 349, 353, 355, 363; III,33.43, 63, 104, 132, 143, 307, 308, 327. 394, 434, 439 bkz> yü ğ
  8321. yüz: sayıda yüz· I, 80
  8322. yüzer1ik: üzerlik otu, Peganum harnnala·III, 12 bkz> eldrük, ilrük, y ıdıg ot
  8323. yüzkeşmek: yüze çıkmak, I, 395
  8324. yüzlenmek: yüzünü dönmek; saygı sahlbi olmak; halktan hizmet istemek III, 110, 111
  8325. yüzlüg: yüzlü, I, 426; III, 45
  8326. yüzmek: yüzmek, soymak; yayılmak ve dağılmak, çok akmak· I, 472; III, 59 bkz> yozmak
  8327. yüztürmek: yüzdürmek, III, 95
  8328. yüzük: yüzük (parmağa takılan)· III, 18
  8329. zak zak: koçları tos yapmağa kışkırtmak Için kullanılan bir söz·I, 333
  8330. zanbı: gece öten çekirgeye benzer bir böcek,orak ku şu· III, 441
  8331. zap zap: çabuk çabuk yürümede çıkan ses· I, 319
  8332. zap zap barmak: zıp zıp koşmak, çabuk gitmek·I, 319-
  8333. zargunçmud: bir çeşit güzel kokulu ot, fesleğen·I, 17, 530
  8334. zerenze: "yaban mersini" veya "durdabak" denilen bir ot·I, 449 §
  8335. zerenze urugı: bu bitkinin tohumu· I, 449
  8336. zünküm: bir çeşit Çin ipekllisi·I, 485